<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>GSS Gelir Testi Başvurusu</title>
		<link>http://www.odevde.com/gss-gelir-testi-basvurusu.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/gss-gelir-testi-basvurusu.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Gelir Testi Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[gelir testi başvurusu]]></category>
		<category><![CDATA[genel sağlık sigortası başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil kart gelir testi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=690</guid>
		<description><![CDATA[Genel Sağlık Sigortası kapsamında gelir testi yaptırmak isteyenlere başvuru için gerekli olan talep formu örneği haberi. Yılbaşından sonra ( 1 Ocak 2012 ) itibari ile yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası ( GSS ) Uygulaması ile yeşil kart uygulaması iptal ediliyor ve yerine gelir testi ile belirlenecek oln genel sigorta formülü getiriliyor. Aile ve Sosyal Politikalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Genel Sağlık Sigortası kapsamında gelir testi yaptırmak isteyenlere başvuru için gerekli olan talep formu örneği haberi.</strong></p>
<p>Yılbaşından sonra ( 1 Ocak 2012 ) itibari ile yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası ( GSS ) Uygulaması ile yeşil kart uygulaması iptal ediliyor ve yerine gelir testi ile belirlenecek oln genel sigorta formülü getiriliyor.</p>
<p>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü tarafınca yürütülen uygulama hakkında kısa bilgi şu şekildedir. Ek olarak belirtmek de fayda görüyorum başvuru talebinizi en yakın sosyal dayanışma ve yardımlaşma vakfına / derneğine iletmeniz gerekmektedir.</p>
<p>Amaç: Ailelerin Genel Sağlık Sigortası primlerinin kim tarafından ödeneceğini ve ne kadar olacağını belirlemek.<br />
<span id="more-690"></span><br />
Yöntem: SOYBİS ve sosyal incelemeler yolu ile ailelerin toplam gelirlerinin aylık ortalaması tespit edilip ailedeki kişi sayısına bölünür. Vakıfların gelir testi sonucunda belirleyeceği kişi başına düşen ortalama aylık gelire göre aşağıdaki tablodaki prim ödeme yükümlüleri ve prim miktarları belirlenir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/gss-gelir-testi-basvurusu.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nukleer Enerjinin Zararlari</title>
		<link>http://www.odevde.com/nukleer-enerjinin-zararlari.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/nukleer-enerjinin-zararlari.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 14:25:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nekleer enerjinin zararlari]]></category>
		<category><![CDATA[nukleer]]></category>
		<category><![CDATA[nukleer enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=681</guid>
		<description><![CDATA[Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji, ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da yardımcı olmaktadır. Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/nukleer-enerji.jpg"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/nukleer-enerji-150x150.jpg" alt="" title="nukleer-enerji" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-682" /></a><br />
Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji, ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da yardımcı olmaktadır.<br />
Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden öte, çok daha hassas ölçümler gerektiren birim zamandaki değişim oranları da ancak gelişen teknoloji sayesinde gerçekleştirilebilmektedir.<br />
Temel prensip olarak doğada her aktivitenin çevreyi etkilediği kabul edilmekle birlikte bu etkilenmenin zararları bakış açısına göre değişmektedir. Doğayı canlıları ve yaşam koşullarını değiştirmeyen etkilerin en azından zararsız olduğu kabul edilmektedir. Buna karşı olarak geliştirilen bir başka görüş ise; etkilenme oranının zaten doğal ortamda mevcut olan değişim sınırları içerisinde kaldığı sürece doğal ortam tarafından kabul edilebilir veya izole edilebilir olacağıdır. Bu tartışmayı nükleer santral ile ilgili tartışma zeminine taşırsak ;<br />
Doğal ortamda mevcut olan radyoaktivite;</p>
<p>    Hava şartlarına bağlı olarak ( alçak basınç alanlarında havadaki radyoaktivitenin azalması veya yüksek basınç şartlarında doğal radyoaktivitenin artması gibi),<br />
    Coğrafi bölgeye bağlı olarak ( dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, toprak yapısı gibi)</p>
<p>    Konut cinslerine göre ( toprak, betonarme,tahta yapılar gibi)<br />
    Kozmik ışınlamaya göre değişmektedir.<br />
<span id="more-681"></span><br />
Ayrıca insanlar yaptıkları aktiviteler ve aldıkları bazı tıbbi tedaviler sonucunda da bir miktar radyoaktif ışınlamaya maruz kalmaktadır. Şayet nükleer santrallardan zaman ve mekana göre çıkan atıklar çevreyi ve çevrede bu atıkların doğal olarak mevcut değişim bandı içinde kalıyor ise, çevrenin ve bu çevrede yaşayan canlıların nükleer santraldan örneğin radyoaktivite nedeniyle etkilenmeleri doğal değişimlerin ötesinde olmayacaktır.<br />
Almanya’da yapılan bir çalışma; bir insanın yılda ortalama olarak maruz kaldığı doğal radyoaktif ışınlama etkisinin 2.4 mSv ( 4 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında 0.02 mSv, göğüs röntgen filmi çektirmek suretiyle 0.5 mSv ve benzer faaliyetler sonucunda ortalama 1.58mSv), olduğunu ortaya koymaktadır.<br />
Yaşam sırasında bir insanın maruz kaldığı ışınlama etkisi şu tablo ile gösterilebilir;<br />
Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da vesile olmaktadır.<br />
Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden öte, çok daha hassas ölçümler gerektiren birim zamandaki değişim oranları da teknoloji sayesinde gerçekleştirilebilmektedir.<br />
Temel prensip olarak doğada her aktivitenin çevreyi etkilediği kabul edilmekle birlikte bu etkilenmenin zararları bakış açısına göre değişmektedir. Doğayı canlıları ve yaşam koşullarını değiştirmeyen etkilerin en azından zararsız olduğu kabul edilmektedir. Buna karşı olarak geliştirilen bir başka görüş ise; etkilenme oranının zaten doğal ortamda mevcut olan değişim sınırları içerisinde kaldığı sürece doğal ortam tarafından kabul edilebilir veya izole edilebilir olacağıdır. Bu tartışmayı nükleer santral ile ilgili tartışma zeminine taşırsak ;<br />
Doğal ortamda mevcut olan radyoaktivite;</p>
<p>    Hava şartlarına bağlı olarak ( alçak basınç alanlarında havadaki radyoaktivitenin azalması veya yüksek basınç şartlarında doğal radyoaktivitenin artması gibi),<br />
    Coğrafi bölgeye bağlı olarak ( dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, toprak yapısı gibi)</p>
<p>    Konut cinslerine göre ( toprak, betonarme,tahta yapılar gibi)<br />
    Kozmik ışınlamaya göre değişmektedir.</p>
<p>Ayrıca insanlar yaptıkları aktiviteler ve aldıkları bazı tıbbi tedaviler sonucunda da bir miktar radyoaktif ışınlamaya maruz kalmaktadır. Şayet nükleer santrallardan zaman ve mekana göre çıkan atıklar çevreyi ve çevrede bu atıkların doğal olarak mevcut değişim bandı içinde kalıyor ise, çevrenin ve bu çevrede yaşayan canlıların nükleer santraldan örneğin radyoaktivite nedeniyle etkilenmeleri doğal değişimlerin ötesinde olmayacaktır.<br />
Almanya’da yapılan bir çalışma; bir insanın yılda ortalama olarak maruz kaldığı doğal radyoaktif ışınlama etkisinin 2.4 mSv ( 4 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında 0.02 mSv, göğüs röntgen filmi çektirmek suretiyle 0.5 mSv ve benzer faaliyetler sonucunda ortalama 1.58mSv), olduğunu ortaya koymaktadır.<br />
Endüstriyel bir tesisin çevre etkileri üç aşamada irdelenir:<br />
-Tesisin yapımı sırasında,<br />
-Tesisin işletilmesi sırasında,<br />
-Tesis hizmet dışı kaldığında ,<br />
Bu şıklara ilave olarak ekonomik, sosyo-politik faktörler de göz önüne alınarak projede optimum şartlar sağlanır.<br />
Ancak tesisin çevre etkileri incelenirken izlenen metotların getirdiği kıyaslama ve değerlendirme parametreleri göz önüne alınmadan bir tesisin diğer alternatifleri ile karşılaştırması veya yer seçiminin yapılması imkansızdır. Dolayısıyla tesis ile ilgili güvenlik raporlarının hazırlanmasında belli bir hesaplama yöntemi ve verileri mevcut olmalıdır. Uluslararası Atom Enerji Ajansı ve belli başlı gelişmiş ülkeler bu yöntemleri hazırlamışlardır. Ülkemizde bu konu ile sorumlu olan kuruluş ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ( TAEK) dir.<br />
Burada düşünülen üçlü karar yöntemini kısaca şöyle açıklamak mümkündür; Tesisin yapımı için işletici dolayısıyla yatırımcı kuruluş hazırladığı raporla önce inşaat, daha sonra işletme izni için gerekli resmi kuruluşlara başvurur. Bu raporlar bilirkişiler tarafından incelenir ve bu sayede bağımsız kontrol mekanizması tesis edilmiş olur. Bu arada tesisin yapımından etkilenecek olan kişilerin tesisin yapımı ile itiraz hakkı bulunmaktadır.<br />
Bu nedenle kimin haklı kimin haksız olduğuna karar verecek bir organa ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır. Bu organ ülkelere göre farklılıklar gösterebilir. Örneğin Almanya’da bu organ mahkemelerdir. Bu mahkemelerde bilirkişiler, itiraz sahipleri ve proje sahipleri dinlenir. Hakim geçerli olan kanun, yönetmenlik ve yöntemlere uygun olarak karar verir.<br />
Farklı kişilerin farklı değerlendirmeleri olabileceği için karara bir üst mahkemede itiraz edilebilir. Sonuçta halk-mahkeme-işletici üçlü karar mekanizması kurulmuş olur. Yerel yönetimler alınan kararları uygulamakla yükümlüdür.<br />
Almanya&#8217;da Mülheim-Kahrlich nükleer santralı zemin problemlerinin ortaya çıkması üzerine soğutma kulesinin 20 metre kadar ötelenmesi gerekmiş ve inşaat ve yeni projeye göre tamamlamıştır. Ancak projenin değiştirildiği öne sürülerek mahkemeye yapılan itiraz ile santralın izni iptal edilmiştir. Söz konusu santral halen işletmeye geçememiştir.<br />
Görüldüğü gibi hukuki konular ön plana geçmekte ve karar süreci yıllarca uzayabilmektedir. Kararsız ortamlar daima yatırım maliyetini ve riskleri arttırır. Bu nedenle Almanya&#8217;da nükleer elektrik santrallarına olan yatırımlar cazibesini kaybetmiştir. Ülkemizde ise tahkim yasası ile bu riskin sıfırlanması beklenmektedir.</p>
<p>Kaynak</p>
<p>Temel Brittanica Cilt 13<br />
Gelişim Hachette Cilt 4<br />
Grolier International Americana Cilt 5<br />
Grolier International Americana Cilt 10<br />
Resimler ve Ek yazılar : İnternet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/nukleer-enerjinin-zararlari.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer Enerji Nedir</title>
		<link>http://www.odevde.com/nukleer-enerji-nedir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/nukleer-enerji-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 14:21:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=679</guid>
		<description><![CDATA[Atom Çekirdeklerinin fisyonu yada kaynaşması sırasında açığa çıkan enerjiye nükleer enerji denir. Einstein, belli miktarda bir madde ile belli miktarda enerji arasında eşdeğerlik bulunduğunu göstermiştir. Daha açık bir deyişle m kütleli bir madde yok olursa e=mc2 büyüklüğünde bir enerji açığa çıkar. Bu formüldeki c ışık hızı, çok büyük bir sayıdır, dolayısıyla da çok küçük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atom Çekirdeklerinin fisyonu yada kaynaşması sırasında açığa çıkan enerjiye nükleer enerji denir. Einstein, belli miktarda bir madde ile belli miktarda enerji arasında eşdeğerlik bulunduğunu göstermiştir. Daha açık bir deyişle m kütleli bir madde yok olursa e=mc2 büyüklüğünde bir enerji açığa çıkar. Bu formüldeki c ışık hızı, çok büyük bir sayıdır, dolayısıyla da çok küçük bir madde kütlesinin yok olması, çok büyük bir miktarda enerjinin açığa çıkmasına yol açar.<br />
Uranyum ya da plütonyum gibi bazı atomların çekirdekleri, nötron bombardımanına tutulduklarında patlamakta ve bu çekirdeklerden çok daha küçük kütleli, sayılamayacak kadar çok tanecik vererek parçalanmaktadır. Patlama öncesi ve sonrasındaki taneciklerin kütleleri arasındaki fark, atom çekirdeklerinin parçalanması sırasında yiten yeni enerjiye dönüşen madde miktarıdır. Bu olaya fisyon (zincirleme tepkime) denir. Eğer bu olay çok sayıda çekirdekte aynı anda doğarsa, bir bomba elde edilir. Bu enerjiyi kullanılabilir duruma getirmek için, nükleer reaktörlerde tepkime yavaşlatılır. Böylece elde edilen büyük enerjiyle bir sıvı ısıtılarak, elektrik enerjisi üretiminde kullanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/nukleer-enerji-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nanoteknoloji</title>
		<link>http://www.odevde.com/nanoteknoloji.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/nanoteknoloji.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 14:19:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[nan]]></category>
		<category><![CDATA[nano]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=675</guid>
		<description><![CDATA[Nanoteknoloji,ölçeğindeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayların anlaşılması kontrolü ve üretimi amacıyla, fonksiyonel materyallerin, cihazların ve sistemlerin geliştirilmesidir. Nano ölçekteki olayların manipulasyonu ile bilim ve teknolojide yeni ufuklar açılmaya başlanmıştır. Nanoteknolojinin Amaçları Nanometre ölçekli yapıların analizi, Nanometre boyutunda yapıların fiziksel özelliklerinin anlaşılması, Nanometre ölçekli yapıların imalatı, Nano hassasiyetli cihazların geliştirilmesi, Nano ölçekli cihazların geliştirilmesi, Uygun yöntemler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/teknoloji_clip.jpg"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/teknoloji_clip-150x150.jpg" alt="" title="teknoloji_clip" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-677" /></a><br />
<strong>Nanoteknoloji,ölçeğindeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayların anlaşılması kontrolü ve üretimi amacıyla, fonksiyonel materyallerin, cihazların ve sistemlerin geliştirilmesidir. Nano ölçekteki olayların manipulasyonu ile bilim ve teknolojide yeni ufuklar açılmaya başlanmıştır.</strong></p>
<p><strong>Nanoteknolojinin Amaçları</strong></p>
<p>Nanometre ölçekli yapıların analizi,<br />
Nanometre boyutunda yapıların fiziksel özelliklerinin anlaşılması,<br />
Nanometre ölçekli yapıların imalatı,<br />
Nano hassasiyetli cihazların geliştirilmesi,<br />
Nano ölçekli cihazların geliştirilmesi,<br />
Uygun yöntemler bulunarak nanoskopik ve makroskopik dünya arasındaki bağın kurulmasıdır.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de Nanoteknoloji</strong><br />
<span id="more-675"></span><br />
Yeni gelişmekte olan Nanoteknolojinin 2025 yılı itibariyle hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye de şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için uygun adımlar atmaya başlamıştır. En önemli gelişme Ulusal Nanoteknoloji Merkezi&#8217;nin kurulmasıdır. Bu merkezin amacını Prof. Dr. şöyle ifade etmektedir:<br />
&#8220;Geçen yüzyılın son çeyreğinde bilişim ve iletişim teknolojilerinde başlayan hızlı gelişmeler nanoteknolojiye yönelişi tetiklemiştir. Dünya ülkeleri Nanoteknoloji araştırmalarına üniversite ve sanayi sektöründe büyük yatırımlar yaparken ülkemizde de nanobilim ve nanoteknoloji de bir mükemmeliyet merkezi oluşturmak fikri Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından benimsenmiş ve Bilkent Üniversitesinde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezinin (UNAM) kurulmasına karar verilmiştir. Proje, Fizik, Kimya, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümlerinden ve Elektronik Mühendisliği Bölümünden çok değerli araştırmacılar tarafından yürütülmektedir. Bu araştırmacılarımızdan bazıları yıllardır nanobilimin gelişmesine katkılar yapmış ve Avrupada nanoteknoloji programlarının şekillenmesine yardımcı olmuştur. Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Laboratuvarı tamamlandıktan sonra Türkiye&#8217;deki bütün araştırmacılara ve bilim adamlarına açık olacaktır. Belli zamanlarda araştırma konuları ilan edilecek ve bu araştırmalara ilgi duyan araştırıcılar projeleri ile başvuracaklar; kabul edilecek projeleri çerçevesinde laboratuvar olanaklarını yeni nanoteknoloji ürünlerini geliştirmek üzere kullabileceklerdir. Bu araştırmalarda yurt dışında çalışan bilim adamlarımızın da aktif bir şekilde yer almasını bekliyoruz. Merkez, araştırma-geliştirme işlevleri yanında ülkemizde nanobilim ve nanoteknoloji konusunda uzman yetişmesinde aktif bir rol üstlenecektir. Projede en önemli araştırma-geliştirme çalışmaları nanotekstil, fiber, nanofotonik- nanoelektronik ve spintronik aygıtlar, fiber lazerler, spektroskopi, nanodetektörler ve nanoölçeklerde ölçüm aletlerinin geliştirilmesi üzerine yoğunlaşacaktır. Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezinde yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin kısa zamanda ürüne dönüşmesi ve öğrencilerimizin kendi işletmelerini kurarak uluslararası nanoteknoloji pazarına girmesi en büyük arzumuzdur. Bu şekilde çok değerli beyinlerimiz dışarıya ihraç edilmek yerine ülkemizin refahına katkıda bulunacaktır, ülkemiz modern teknolojide mesafe kaydedecektir.&#8221; UNAM binasının inşaatı devam etmektedir. Temmuz 2007&#8242;de çalışmalara başlanacağı düşünülmektedir.<br />
Nanoteknolojinin Kullanım alanları</p>
<p>Endüstriyel Alandan<br />
Mikrosensörlerin, mikromakinaların, optoelektronik elemanların imalatı ve uygun şekilde bir araya getirilmesi.<br />
Medikal Alanda: Mikro cerrahide (göz, beyin vb.), Diagnostik kitlerde, Bilimsel Araştırmalarda, Yüzey karakteriasyonu ve modifikasyonu, →taşınması, salınım sistemleri, modifikasyonu vb.<br />
Hava Temizleme cihazları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/nanoteknoloji.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Firewall Güvenlik Sistemleri Nedir</title>
		<link>http://www.odevde.com/firewall-guvenlik-sistemleri-nedir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/firewall-guvenlik-sistemleri-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 14:14:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[firewall]]></category>
		<category><![CDATA[guvenlik sistemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=673</guid>
		<description><![CDATA[Firewall (Internet Güvenlik Sistemi), internet üzerinden bağlanan kişilerin, bir sisteme girişini kısıtlayan/yasaklayan ve genellikle bir internet gateway servisi (ana internet bağlantısını sağlayan servis) olarak çalışan bir bilgisayar ve üzerindeki yazılıma verilen genel addır. Firewall sistemleri, bu engelleme işini, sadece daha önceden kendisinde tanımlanmış bazı domainlere erişim yetkisi (telnet,ftp, http vb) vererek yaparlar. Günümüzde, Internet Servisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Firewall (Internet Güvenlik Sistemi), internet üzerinden bağlanan kişilerin, bir sisteme girişini kısıtlayan/yasaklayan ve genellikle bir internet gateway servisi (ana internet bağlantısını sağlayan servis) olarak çalışan bir bilgisayar ve üzerindeki yazılıma verilen genel addır.</strong></p>
<p>Firewall sistemleri, bu engelleme işini, sadece daha önceden kendisinde tanımlanmış bazı domainlere erişim yetkisi (telnet,ftp, http vb) vererek yaparlar. Günümüzde, Internet Servisi veren makinalar oldukça sofistike Firewall sistemleri ile donanmıştırlar. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/firewall-guvenlik-sistemleri-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sitenize Sohbet Chat Odasi Ekleme</title>
		<link>http://www.odevde.com/sitenize-sohbet-chat-odasi-ekleme.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/sitenize-sohbet-chat-odasi-ekleme.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 14:12:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Chat]]></category>
		<category><![CDATA[mIRC]]></category>
		<category><![CDATA[muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[chat ekle]]></category>
		<category><![CDATA[muhabbet ekle]]></category>
		<category><![CDATA[sitene chat ekle]]></category>
		<category><![CDATA[sitene chat odasi]]></category>
		<category><![CDATA[sitene sohbet ekle]]></category>
		<category><![CDATA[sitene sohbet odasi]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet ekle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=671</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba web sitenize bedava chat-sohbet odası eklemek ister mi siniz? Bu şekilde web sayfanızda dinamik bir içerik kazandırabilirsiniz. Yapılması gerekenler 1) Eğer hazır sayfanız varsa aşağıdaki kodları arasına ekleyin. Değiştirmeniz gereken tek yer #Sohbet yazan yere kendi odanızın ismini yazmak. ve son olarakta Domain yazan yerlere kendi sitenizin adını yazmak. Sohbet Odası Ekleme Kodu &#60;!-- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Merhaba web sitenize bedava chat-sohbet odası eklemek ister mi siniz? Bu şekilde web sayfanızda dinamik bir içerik kazandırabilirsiniz. Yapılması gerekenler</strong></p>
<p>1) Eğer hazır sayfanız varsa aşağıdaki kodları arasına ekleyin. Değiştirmeniz gereken tek yer #Sohbet yazan yere kendi odanızın ismini yazmak. ve son olarakta Domain yazan yerlere kendi sitenizin adını yazmak.</p>
<p>Sohbet Odası Ekleme Kodu<br />
<span id="more-671"></span></p>
<pre id="line18">&lt;!-- Siteye Sohbet kodu baslangici --&gt;
&lt;applet name     ="esChat"
code     ="esChat.class"
archive  ="http://www.sohbetekle.com/esChat.jar"
codeBase ="http://www.sohbetekle.com/"
width    ="650"
height   ="400"&gt;
&lt;param name="CABBASE" value="http://www.sohbetekle.com/esChat.cab"&gt;
&lt;param name="Channel1" value="#radyo,#oyun,#muhabbet"&gt;
&lt;param name="fullname" value="Chat-Sohbet Odalari" /&gt;
&lt;/applet&gt;
&lt;!-- Sitene Sohbet kodu sonu --&gt;</pre>
<p>Bu kodları olduğu gibi sitenize eklerseniz esChat sorunsuz çalışacaktır. Fakat Kanal adlarini degistirip kendi kanalınızın yada kanallarinizin adini yazabilirsiniz… Ayrıntılı bilgi ve sohbet.html dosyasi için Buradan yardım dosyasını indirebilirsiniz..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;<br />
Ornek Gorunum<br />
<a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/sitene_sohbet_ekle.gif"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/sitene_sohbet_ekle-300x217.gif" alt="" title="sitene_sohbet_ekle" width="300" height="217" class="alignnone size-medium wp-image-668" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/sitenize-sohbet-chat-odasi-ekleme.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Java Nedir Hakkinda Bilgi</title>
		<link>http://www.odevde.com/java-nedir-hakkinda-bilgi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/java-nedir-hakkinda-bilgi.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 14:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar terimleri]]></category>
		<category><![CDATA[java]]></category>
		<category><![CDATA[java nedir]]></category>
		<category><![CDATA[jawa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=662</guid>
		<description><![CDATA[Java Sun Microsystems firması tarafından geliştirilmiş olan üst seviye bir programlama dilidir. İlk adı OAK olan Java aslında bilgisayarlar değil, set üstü araçlar (WebTV gibi) veya avuç içi cihazlar (PDA&#8221;ler gibi) için hazırlanmıştı. OAK 1995 yılında başarısız olunca Sun firması bu programlama dilinin adını Java olaak değiştirdi ve Internet üzerinde popüler bir programlama dili haline [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/jawa.gif"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/jawa-300x300.gif" alt="" title="jawa" width="300" height="300" class="alignnone size-medium wp-image-663" /></a><br />
Java Sun Microsystems firması tarafından geliştirilmiş olan üst seviye bir programlama dilidir. İlk adı OAK olan Java aslında bilgisayarlar değil, set üstü araçlar (WebTV gibi) veya avuç içi cihazlar (PDA&#8221;ler gibi) için hazırlanmıştı. OAK 1995 yılında başarısız olunca Sun firması bu programlama dilinin adını Java olaak değiştirdi ve Internet üzerinde popüler bir programlama dili haline getirmeye çalıştı.<br />
Java, C++ dili gibi nesne yönelimli bir programlama dilidir ancak bu dile göre çok daha sadeleştirilmiştir. Soyadı .java olan Java programlarının çalışıtırılabilir hale getirildiğinde soyadları .class olur ve Java desteği olan herhangi bir web tarayıcısı ile çalıştırılabilirler. Java programları çalıştırıldığı işletim sisteminden hemen hemen bağımsızdır çünkü bu programlar için gerekli destek hemen hemen tüm platformlarda (UNIX, Macintosh OS ve Windows gibi) verilmektedir.<br />
<span id="more-662"></span><br />
Java özellikle World Wide Web üzerine uygulama geliştirmek isteyenlerce çok ercih edilmektedir. Java applet adı verilen küçük Java uygulamaları Java-uyumlu Web tarayıcıları (örneğin Netscape Navigator veya Microsoft Internet Explorer) ile ekranda izlenebilir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/java-nedir-hakkinda-bilgi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balkan Savaslari</title>
		<link>http://www.odevde.com/balkan-savaslari.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/balkan-savaslari.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 13:57:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[balkan savasi]]></category>
		<category><![CDATA[balkan savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[balkan tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=659</guid>
		<description><![CDATA[Balkan Savaşları Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki dört devlete karşı yaptığı savaşlar. Birinci Balkan Savaşı 1789 Fransız İhtilâlinin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde, imparatorluklar dahilinde bulunan milletler, bağımsızlık için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl, bu tür ayaklanmalar dönemidir. Balkan Yarımadasında çok çeşitli milletler yaşadığı için, milliyetçi ayaklanmalar, en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/balkansavasi.jpg"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/balkansavasi-300x192.jpg" alt="" title="balkansavasi" width="300" height="192" class="alignnone size-medium wp-image-660" /></a><br />
   <strong>Balkan Savaşları</strong></p>
<p>    Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki dört devlete karşı yaptığı savaşlar.</p>
<p>    <strong>Birinci Balkan Savaşı</strong></p>
<p>    1789 Fransız İhtilâlinin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde, imparatorluklar dahilinde bulunan milletler, bağımsızlık için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl, bu tür ayaklanmalar dönemidir. Balkan Yarımadasında çok çeşitli milletler yaşadığı için, milliyetçi ayaklanmalar, en fazla burada görüldü.</p>
<p>    Balkanlarda çıkan ayaklanmaları, daha çok 17. yüzyılda gelişmeye başlayan ve en büyük gayesi, Baltık Denizine ve özellikle Akdeniz’e çıkmak olan Rusya kışkırtıyordu. Akdeniz’e inmek için önce Karadeniz’i, sonra İstanbul ve Çanakkale boğazlarını ele geçirmesi gerekiyordu. İşte Rusya, bu gayeye ulaşmak için her yola başvurmaktan geri kalmamıştır. Bu yollardan biri de ırk ve din bakımından akraba olduğu Balkan prensliklerini alet olarak kullanıp, bu genç devletleri Osmanlı Devleti&#8221;nin varlığını sona erdirmeleri için kışkırtmaktı. Osmanlılar, Trablusgarp’ta savaşırlarken, Sırbistan’ın başkenti Belgrat’taki Rus elçisi harekete geçerek, Balkanlarda Osmanlı Devletinin elinde kalan son toprak parçalarının Sırbistan ile Bulgaristan arasında paylaşılması için teşebbüste bulundu. Buna karşılık Sırbistan, Bulgaristan’ı bir tarafa iterek kendi menfaatlerini temin için Babıali ile anlaşmaya uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından gafil olan zamanın İttihat ve Terakki hükümeti, Sırbistan’ın bu çok müsait teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik, İkinci Abdülhamid Han&#8221;ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için tahrik ettiği kilise ihtilafı, çıkarılan ittihad-ı anasır kanunuyla halledildi. Bu durum ise, Bulgaristan ve Yunanistan’ın arasındaki ihtilafı çözdüğü için, şimdi her ikisi için de ortak düşman, Osmanlı Devleti olmuştu. Neticede kısa bir müddet için önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan ittifaka Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı Devletine karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu.<br />
<span id="more-659"></span><br />
    Bu sırada Türk ordusu subayları iki partiye ayrılmış durumdaydı. Hükümet ise, Rusların Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki yalan teminatına inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden hariciye nazırı olan Asım Bey, 15 Temmuz’da, Meclis-i Mebusan&#8221;da; “Balkanlardan imanım kadar eminim!” tarihi cümlesini ihtiva eden bir nutuk söyleyerek, harp ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişti. Ayrıca Asım Beyin yerine gelen yeni Hariciye Nazırı Ermeni Gabriel Noradingiyan da Rusya’nın teminatının kesin olduğunu hükümete bildirmişti. Bu inandırıcı teminatlar neticesinde Rumeli’ndeki en iyi 120 tabur asker terhis edilmişti.</p>
<p>    Balkan devletleri ittifaktan sonra Osmanlı Devletine isteklerini bildirdiler. Bu ittifaktan haberi olmayan İttihatçılar, savaş için yüksek öğrenim talebesini kışkırtarak, Babıali önünde “Harb” diye bağırtmış ve hükümet aleyhinde nümayiş yaptırmışlardı. Harbin kolay geçeceğini zannediyorlardı. Halbuki müttefikler, Türkiye’ye karşı uygulayacakları savaşı ve taksim projelerini en ince teferruatına kadar tespit etmişlerdi.</p>
<p>    8 Ekim 1912’de Karadağ Prensliği, Osmanlı Devletine savaş açtı. Onu 18 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan takip etti.</p>
<p>    İkmal ve Levazım Teşkilatının bozulduğu Osmanlı ordusu, seferberliğini çok geç yapabildi. Terhis edilip Anadolu’ya gönderilen 120 taburu, savaşın sonunda bile yeniden silah altına alamadı.</p>
<p>    Bulgaristan’a karşı çıkacak kuvvetler 5 kolordu halinde, “Şark Ordusu” namıyla toplandı ve Birinci Ferik Abdullah Paşanın kumandasına verildi. Edirne mevkiindeki bağımsız kuvvetler Şükrü Paşa&#8221;nın emrindeydi. Yunanistan’a karşı, Selanik’te bir kolordu ve Yanya Kalesindeki kuvvetler bırakılmıştı. Karadağ’a karşı kuvvetler İşkodra Kalesinde toplanmıştı. Sırbistan’a karşı Makedonya’yı “Garb Ordusu” kumandanı müstakbel sadrazam Birinci Ferik Ali Rıza Paşa savunacaktı.</p>
<p>    Savaşı idare kabiliyetinden mahrum Nazım Paşanın hiçbir hazırlığı olmayan orduyu, hemen Bulgarlara karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları, Bulgarlara karşı bütün Trakya’yı bırakarak, Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldığı gibi, Sırbistan’a karşı Kumova&#8221;da yenilmişti. 6 Kasım’da Preveze’yi alan Yunanlılar, Veliahd Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler. Selanik’i savunmakla görevli jandarma paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün silahları ile beraber Yunanlılara teslim etti. Sultan İkinci Abdülhamid Han devrinde ihtilas (devlet malını zimmetine geçirmesi) suçu tespit edilmiş olan Tahsin Paşa, o devirde menkub (rütbe ve haysiyetten düşmüş) olduğu gerekçesiyle, Selanik kolordusunun başına getirilmişti. Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp-Karadağlılar tarafından işgal edildi.</p>
<p>    Selanik’in düşmesinden 8 gün önce, artık “Hakan-ı sabık” diye anılan Sultan İkinci Abdülhamid Han, İstanbul’a getirilmişti. Sultan Abdülhamid Hanı Selanik’ten almaya, nazırlarından Vezir Damat Germiyanoğlu, Arif Hikmet ve Damat Çavdaroğlu Mehmed Şerif paşalar gitmişlerdi. Sultan Abdülhamid Han&#8221;ın, muhafızlarının yanında, ikisi de bilgin ve değerli eserler sahibi damatlarıyla konuşması meşhurdur. Gazete okuması yasak olduğu için, kulaktan aldığı bilgi dışında, siyasi durumu etraflı bir şekilde bilmeyen “Sabık Hakan”, dört Balkan devletinin ittifakına ve bu ittifakın haber alınmamasına hayret etmiştir. Makedonya’da kiliseler meselesinin İttihatçılar aracılığıyla ortadan kaldırıldığını öğrenince, Balkanların ittifakını bununla izah etmiş, fakat ittifakın öğrenilmesi karşısında elçilerin, ataşelerin ne iş yaptıklarını sormuştur. “Allah, bu hallere sebep olanları, Kahhar ismiyle kahretsin; devleti batırdılar!” diyerek büyük bir teessürle gemiye binmiştir.</p>
<p>    Selanik’i ele geçiren Yunanlılar, daha sonra Ege adalarından Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını işgal ettiler.</p>
<p>    22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne’yi müdafaa eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğu için silah, mühimmat noksanlığı ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kaldılar.</p>
<p>    Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti, Bulgaristan’a müracaat ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912’de imza edilen ateşkes antlaşması (mütareke) ile silahlı çatışma durmuş oldu. Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında antlaşma, 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanmıştır. Bu barış antlaşması ile Osmanlı Devleti, Ege adalarının durumunun tayinini ve Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi işini büyük devletlere bırakmakta, Girit’i hukuken Yunanistan’a terk etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları da Balkan devletlerine vermekte idi. Bu antlaşma ile kendisini kahramanca savunmasına rağmen yiyecek sıkıntısından düşman eline geçen Edirne de Bulgaristan sınırları içerisinde kalıyordu. Böylece Bulgaristan, Kavala ve Dedeağaç arasındaki toprakları da alarak Ege Denizine ulaşıyordu.</p>
<p>    2500 yıllık Türk tarihinin büyük felaketlerinden biri olan Balkan Savaşında Türkler, Anadolu’dan sonra ikinci anayurt haline gelmiş olan Rumeli’ni bıraktılar. Rumeli, 550 yıldır Türk yurduydu. Birçok bölgede Türkler, ezici ekseriyet halindeydiler.</p>
<p>    93 Harbi&#8221;nde görülen göç ve göçmen felaketinin daha şiddetlisi, Balkan Harbinde cereyan etti. Yüz binlerce Türk, bütün varlıklarını bırakarak, eriye eriye, İstanbul’a eriştiler ve Anadolu’ya dağıldılar. Balkanların, bilhassa Bulgarların yaptıkları zulüm, tüyler ürpertici idi. Onbinlerce sivil Türk, kadın, ihtiyar, çocuk ve bebekler dahil olmak üzere, her türlü işkencelerle doğrandı.</p>
<p>    İkinci Balkan Savaşı</p>
<p>    Birinci Balkan Savaşında Osmanlı Devletinin ağır mağlubiyete uğrayıp Balkanlardan çekilmesi sonucunda, Balkanlarda siyasi bakımdan büyük bir boşluk ve dengesizlik meydana geldi. Ganimetin paylaşılmasında anlaşamayan Balkan devletleri, birbirine düştüler.</p>
<p>    Sırbistan askeri, hareket dolayısıyla Sırp-Bulgar ittifakının çizdiği ve kendisine ayırdığı arazi parçasından daha büyük bir bölgeyi ele geçirmişti. Sırpların bu arazi bölgelerini geri vermemesi anlaşmazlığın düğüm noktasını teşkil ediyordu. Diğer taraftan Londra Konferansı&#8221;nda en büyük payı Bulgaristan’ın alması, diğer müttefiklerin hoşnutsuzluğuna sebebiyet vermişti. Bulgarların Ege kıyısına ulaşmış olmasını, Yunanlılar, sert tepki ile karşılamışlardı. Bu husus, Yunanistan ile Sırbistan’ı birbirine yaklaştırmış ve aralarında ittifak anlaşması akdine sebep olmuştu. Sırbistan ile Yunanistan’ın birbirlerine yaklaştıklarını gören Bulgaristan, bu iki devlete tam hazırlıklarını yapmadan önce 29-30 Haziran 1913’te saldırdı. Ancak Bulgar ordusu, Yunanlılar ve Sırplar tarafından Makedonya’dan çıkarıldı. Bu sırada Bulgaristan’dan pay almak isteyen Romenler de savaşa girdiler ve kısa zamanda Bulgar Dobruca’sını ele geçirdiler. Bulgar orduları, birkaç cephede savaşmak zorunda kaldığı için yenilmeye başladı.</p>
<p>    Osmanlı Devleti de bu fırsatı kaçırmadı ve bütün özellikleri ile bir Türk şehri olan Edirne’yi geri aldı.</p>
<p>    Bu yenilgiler üzerine Bulgarlar, bir yandan Romanya kralına başvurarak Balkan devletleriyle, bir yandan da Babıali’ye başvurarak Osmanlı Devletiyle barış yapmak istediler.</p>
<p>    İkinci Balkan Savaşı sonunda, Bulgaristan’la diğer Balkan devletlerinin imzaladıkları 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması, Romanya ile Bulgaristan’ın yeni sınırını belirliyor, Tuna’nın güneyinde kalan önemli bir arazi parçasını, Güney-Dobruca dahil, Romanya’ya bırakıyordu.</p>
<p>    Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913 tarihinde, imzalanan İstanbul Antlaşması ile Bulgaristan; Kırklareli, Dimetoka ve Edirne’yi, Osmanlı Devletine geri verdi. Antlaşmada Bulgaristan’da kalan Türklerin de durumu ele alınmakta, Türklerin mülkiyet haklarına saygı gösterileceği de belirtilmekteydi.</p>
<p>    Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalanan 14 Kasım 1913 tarihli, Atina Antlaşması ile, Girit, kesin olarak Yunanistan’a bırakıldı. Ege adalarının ne olacağı da büyük devletlerce kararlaştırılacaktı. Büyük devletler ancak 1914 Şubatında Londra’da bu adalardan İmroz, Bozcaada ve Meis bir yana, diğerlerinin Yunanistan’a ve İtalya işgalinde olanları da İtalya’ya kalmasına karar verdiler. Ancak bu karar üzerinde henüz bir anlaşmaya varılamadan, Birinci Dünya Harbi çıktı. Sırbistan’la antlaşma ise 13 Mart 1914’te İstanbul’da imza edildi. Sırbistan’la Osmanlı Devletinin artık ortak sınırı olmadığından, sadece Sırbistan’da kalan Türklerin durumları düzenlenmiştir.</p>
<p>    Böylece, Sultan İkinci Abdülhamid Hanın 1909’da tahttan indirilmesinin üzerinden henüz dört yıl geçmeden, Osmanlı İmparatorluğu, Afrika ile ilgisini kesmiş, Balkanlarda ağır toprak kaybına uğramış, Bulgaristan’dan geri aldığı Edirne ile Doğu Trakya’da kalabilmiştir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/balkan-savaslari.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ilginc tarihi bilgiler</title>
		<link>http://www.odevde.com/ilginc-tarihi-bilgiler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/ilginc-tarihi-bilgiler.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:44:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ilgin bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilginc tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihibilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=657</guid>
		<description><![CDATA[Arkeologlar tarafından İsviçre&#8217;de bulunan en eski ayak izi 5.200 yaşındadır. Tuvalet sifonları milat önce 2000 yılından beri kullanılmaktadır. Eski Mısırlıların kullandıkları yastıklar taştandı. Dünyanın en uzun savaşı Hollanda ile İngilterenin kuzeyindeki Scilly adası arasında gerçekleşmiş ve tam 335 yıl sürmüştür. 1650 yılında adadaki kraliyet yanlılarına karşı Hollandalılar tarafından açılan savaş, tek bir kişi bile yaralanmadan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arkeologlar tarafından İsviçre&#8217;de bulunan en eski ayak izi 5.200 yaşındadır.</strong></p>
<p>Tuvalet sifonları milat önce 2000 yılından beri kullanılmaktadır.</p>
<p>Eski Mısırlıların kullandıkları yastıklar taştandı.</p>
<p>Dünyanın en uzun savaşı Hollanda ile İngilterenin kuzeyindeki Scilly adası arasında gerçekleşmiş ve tam 335 yıl sürmüştür. 1650 yılında adadaki kraliyet yanlılarına karşı Hollandalılar tarafından açılan savaş, tek bir kişi bile yaralanmadan, dalgınlığın farkedildiği 1985 yılında karşılıklı olarak sona erdirilmiştir.</p>
<p>Hristiyanların yılda en az bir kez günah çıkartması XIII. yüzyılın başlarında Latran konsilinde alınan bir kararla zorunlu kılınmıştır.</p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın sayısı bilinemeyecek kadar çok eşinden toplam 880 tane çocuğu vardı.<br />
<span id="more-657"></span><br />
İlk ilkel prezervatif 1500’lü yılların başlarında kullanılmıştır.</p>
<p>1923&#8242;te Adolf Hitler&#8217;i Nazi Partisi&#8217;nin liderliğine getiren seçimde, Hitler rakibinden sadece 1 oy fazla almıştı.</p>
<p>100 Yıl savaşları 116 yıl sürmüştür.<br />
Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda Fransa, ülkedeki tüm taksileri devraldı ve askerler cepheye bu taksilerle taşındı.</p>
<p>Mısırlılar&#8217;da, tırnağı koyu kırmızı başta olmak üzere kırmızının tonlarına boyamak aseletin simgesiydi. Toplumun alt kademelerine dahil olan insanlar ise ancak soluk renkler kullanbiliyorlardı.</p>
<p>Havadan çekilen ilk fotoğraf, Amerikan İç Savaşı sırasında bir balondan çekilmiştir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk uluslararası internet bağlantısı 12 Nisan 1993 tarihinde gerçekleşmiştir.</p>
<p>İncil’de kedilerin hiç bahsi geçmemektedir.</p>
<p>7. yüzyıl Meksika yerlileri Toltecler, düşmanlarını öldürmemek için savaşa tahta kılıçlarla gitmişlerdir</p>
<p>1.Dünya Savaşı sırasında askerlere sigara karne ile dağıtılmaktaydı.</p>
<p>Günümüz ordularına benzer ilk ordu M.Ö. 289 da Atilla tarafından kuruldu.</p>
<p>Kraliçe Victoria zamanında, kadınlar göğüslerini büyütmek icin çilek banyosu yaparlardı.</p>
<p>Geçtiğimiz son 3500 yılın, sadece 230 yılı savaşsız, barış içinde yaşanmıştır.</p>
<p>Tarihteki en kısa savaş 1989 yılında Zanzibar ile İngiltere arasında meydana gelmiş ve sadece 45 dakika sürmüştür.</p>
<p>1883 yılında, Endonezya’daki Krakatoa yanardağı patladığında, ortaya çıkan ses Amerika’nın eyaleti Texas’tan duyulmuştu.</p>
<p>1. Dünya Savaşı’nın ünlü pilotu Kızıl Baron’un gerçek adı Manfred Von Richtofen’dir.</p>
<p>1.Dünya Savaşı sırasında 13.700.000 kişi yaşamını yitirmiştir.</p>
<p>Fransa Kralı 14. Louis sudan nefret ederdi ve hayatında sadece 3 kez banyo yaptı.</p>
<p>Eski Roma’da erkeklerin ifade vermeden önce yemin ederken sağ ellerini testislerine koymaları adet olmuştu. İngilizcede tanıklık anlamına gelen “testimony” sözcüğüde buradan gelmektedir.</p>
<p>İskambil Kağıtlarındaki herbir K, gerçek bir kralı simgeler. Sinek K &#8211; Kral David; Kupa K &#8211; Şarlman; Maça K &#8211; Büyük İskender; Karo K &#8211; Julius Sezar&#8221;i sembolize eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/ilginc-tarihi-bilgiler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Turkiyede Futbolun Kisa Tarihcesi</title>
		<link>http://www.odevde.com/turkiyed-futbolun-kisa-tarihcesi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/turkiyed-futbolun-kisa-tarihcesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:40:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[turkiyede futbol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=653</guid>
		<description><![CDATA[Birçok tarihsel verilere bakıldığında, futbol oyununu dünyanın bir çok yerine götürenlerin İngilizler olduğu anlaşılmaktadır. İngilizlerin çeşitli nedenlerle dünyanın her yerine yayıldığı dönemlerde, Anadolu ve Osmanlı denetimindeki ülkelerde tütün ve pamuk ticareti yapmak için liman kentlere yerleşmişler. İşte bu İngiliz aileler, gemiciler, askerler, ticaret adamları yanlarında pipo, viski gibi ticari malların yanı sıra futbolu da beraberlerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birçok tarihsel verilere bakıldığında, futbol oyununu dünyanın bir çok yerine götürenlerin İngilizler olduğu anlaşılmaktadır.</strong></p>
<p>İngilizlerin çeşitli nedenlerle dünyanın her yerine yayıldığı dönemlerde, Anadolu ve Osmanlı denetimindeki ülkelerde tütün ve pamuk ticareti yapmak için liman kentlere yerleşmişler. İşte bu İngiliz aileler, gemiciler, askerler, ticaret adamları yanlarında pipo, viski gibi ticari malların yanı sıra futbolu da beraberlerinde ülkemize ilk getirenler olmuşlardır. Bu ailelerin erkekleri kendi aralarında iddialı futbol müsabakaları oynarken, buradaki yakın dostları ve komşuları da onlara katılmışlardır. Daha sonra bunların yanına Rumlar da iştirak etmiş ve futbol oynayanların sayısında hızlı bir artış görülmüştür.</p>
<p>Araştırmalar ve eldeki belgelerden ülkemizde ilk futbol maçlarının Selanik&#8217;te 1875 yılında oynandığını göstermektedir. Yine 1877 yılında İzmir&#8217;in Bornova çayırları ilk futbolla tanışmıştır. İzmir&#8217;de hafta sonu ve akşamları Rumlarla takviyeli İngiliz takımları arasındaki bu maçların ilk izleyicileri, bu ailelere mensup kadınlar ve kızlar olarak bilinmektedir. O dönemlerde Türklere yasak olan spor yapma ve kulüp kurma izni ülkemizdeki yabancılar için serbest bırakılmıştır.<br />
<span id="more-653"></span><br />
Müslüman ve Türk gençleri bu son derece cazip oyuna karşı büyük heves duymalarına rağmen yasaklar yüzünden futbol oynamaktan uzak kalmışlardır. Bu nedenle, ilk kulüpler yabancılar ve Müslüman olmayanlar tarafından kurulmuş ve ilk futbol maçlarıda onlar tarafından oynanmıştır.</p>
<p>İlk modern futbol İstanbul&#8217;da 1890 yılında başlamış ve yine Türkiye&#8217;de ilk futbol kulübü 1902 yılında Mr. James La Fontaine ile Mr. Herace Armitage&#8217;nin katkılarıyla Kadıköy&#8217;de İngilizler ve Rumlar tarafından kurulan &#8220;Cadikeu Fuetball Club&#8221; dır. Bu kulübü Moda Football Club ve Rumların Elpis Club&#8217;ı izlemiştir.</p>
<p>Bu arada ilk futbol oynayan Türk gençleri de ecnebi isimleri altında futbol oynamışlar ve bunların ilki bir deniz subayı olan Fuat Hüsnü Kayacan&#8217;dır. Kayacan &#8220;Bobi&#8221; takma adıyla İngiliz takımlarında futbol oynayan ilk Türk futbolcusudur. Daha sonra Fuat Hüsnü Kayacan ve Reşat Danyal büyük bir gizlilik içinde sürdürdükleri faaliyetlerin sonunda ilk Türk takımı Black Stacking adıyla ortaya çıkmış ve bugünkü Fenerbahçe stadının hemen karşısındaki ( Halil Mahmudiye ) İlköğretim okulunun altındaki Hurşit Ağa Kahvehanesini lokal olarak seçen gençler papazın çayırında müsabakalarını oynamışlardır. Fakat Black Stacking Football Club istibdat devrinde gelişemeden kapatılmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk futbol ligi 1903 yılında İmojen, Moda, Kadıköy ve Elpis takımlarının iştirak etmesiyle Fenerbahçe stadının bulunduğu papazın çayırında yapılmıştır. Tamamen Türklerden kurulu ilk futbol takımı olan Galatasaray 1905 yılında kurulmuş. Bunu 1907 yılında Fenerbahçe 1908 yılında Vefa ve 1903 yılında Beşiktaş Jimnastik Kulübü kurulmuş fakat futbol branşının açılması 1911 yılında gerçekleştirilebilmiştir. 1908 yılında 2. Meşrutiyetin ilanından sonra, Türkiye&#8217;de futbolun bir Federasyon çatısı altında toplanması çalışmaları sonuçsuz kalmıştır. Ülkemiz sporu ve futbolunun kalkınması ve örgütlenmesi Cumhuriyet döneminde başlamıştır.</p>
<p>1922 yılında toplanan İstanbul kulüp temsilcileri Türkiye idman Cemiyetleri İttifakını (TİCİ) kurmuşlar ve futbol encümeni adı altında futbol federasyonunu teşkil ederek, FIFA&#8217;ya üye olmak için harekete geçmişlerdir. 21 Mayıs 1923&#8242;de Cenevre&#8217;de yapılan FIFA toplantısında Türkiye asil üyeliğe kabul edilmiştir. Futbol Federasyonu, Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (1922-1936) Türkiye Spor Kurumu (1936-1938) ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü ve takiben Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (1938&#8242;den günümüze) bu örgütlerin denetimi altında bugünlere gelmiştir.</p>
<p>Şu anda, Futbol Federasyonu Başbakanlığa bağlı özerk bir kurum olarak futbol faaliyetlerini sürdürmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/turkiyed-futbolun-kisa-tarihcesi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

