<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 14:01:56 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Asma nedir</title>
		<link>http://www.odevde.com/asma-nedir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/asma-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2008 21:45:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Asmagiller familyasından, dalları çardak üzerinde yayılan bitkilere genel olarak verilen ad. 200 kadar çeşidi vardır. Devamlı güneş gören yerlerde kurulan çardaklarda, gölge vermek için yetiştirilirler. Bir süs bitkisi özelliği taşımakla beraber, üzüm yetiştirmek için de istifade edilir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Asmagiller familyasından, dalları çardak üzerinde yayılan bitkilere genel olarak verilen ad. 200 kadar çeşidi vardır. Devamlı güneş gören yerlerde kurulan çardaklarda, gölge vermek için yetiştirilirler. Bir süs bitkisi özelliği taşımakla beraber, üzüm yetiştirmek için de istifade edilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/asma-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ispanak nedir</title>
		<link>http://www.odevde.com/ispanak-nedir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/ispanak-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 11:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Ispanak Nedir?
Ispanakgillerden bir bitki. Kış sebzesi olarak yetiştirilir. Çeşitli vitaminler bakımından zengindir. Hafif ve sindirimi kolay bir sebzedir. Çeşitli yemekleri yapılmaktadır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ispanak Nedir?<br />
Ispanakgillerden bir bitki. Kış sebzesi olarak yetiştirilir. Çeşitli vitaminler bakımından zengindir. Hafif ve sindirimi kolay bir sebzedir. Çeşitli yemekleri yapılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/ispanak-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kerim Tekin</title>
		<link>http://www.odevde.com/kerim-tekin.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/kerim-tekin.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 11:40:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=367</guid>
		<description><![CDATA[18 Nisan 1975te İstanbulda doğan Kerim Tekin, Eskişehir Maden Fakültesine devam etti. Şan dersleri aldı ve profesyonel müzik hayatına barlarda şarkı söyleyerek başladı. İlk albümü olan &#8220;Kara Gözlüm &#8220;de kendi beste veya sözlerine yer vermedi. Sanatçı, erken sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılarak sevenlerini üzüntüye boğdu.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18 Nisan 1975te İstanbulda doğan Kerim Tekin, Eskişehir Maden Fakültesine devam etti. Şan dersleri aldı ve profesyonel müzik hayatına barlarda şarkı söyleyerek başladı. İlk albümü olan &#8220;Kara Gözlüm &#8220;de kendi beste veya sözlerine yer vermedi. Sanatçı, erken sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılarak sevenlerini üzüntüye boğdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/kerim-tekin.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlicanin Devreleri</title>
		<link>http://www.odevde.com/osmanlicanin-devreleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/osmanlicanin-devreleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:32:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turkce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=308</guid>
		<description><![CDATA[Yabancı unsurların durumu bakımından  Osmanlıca içinde üç devre vardır.  Osmanlıca’nın 15. asrın sonu ile 16. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devresi Eski Anadolu  Türkçe’sinde  yazı diline sokulmağa başlayan  Arapça ve  Farsça unsurların  Türkçe’yi istilâ işinin çok sür’atlendiği devredir. Bu devre, Osmanlıların İstanbul’a yerleşmesinden sonra kurulan saray [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yabancı unsurların durumu bakımından  Osmanlıca içinde üç devre vardır.  Osmanlıca’nın 15. asrın sonu ile 16. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devresi Eski Anadolu  Türkçe’sinde  yazı diline sokulmağa başlayan  Arapça ve  Farsça unsurların  Türkçe’yi istilâ işinin çok sür’atlendiği devredir. Bu devre, Osmanlıların İstanbul’a yerleşmesinden sonra kurulan saray hayatı ile başlamış, bu saray etrafında gelişen edebiyat ve kültür hayatının Arap ve Fars kültür ve edebiyatının nüfuzu altına girmesi  Türk  yazı diline bambaşka bir istikamet vermiştir.</p>
<p>Bu devrede Türkçe Eski Anadolu devresindeki duruluğunu kaybetmiş, yabancı unsurların kesafeti iyiden iyiye artmıştır. Fakat daha sonraki asırlara göre henüz nisbî bir sadelik göze çarpar gibidir. Yabancı kelime ve terkiplerin sayısı ve çeşitleri çok artmakla beraber terkip zincirleri henüz son haddine varmış değildir. Fakat iyice karışık dil yolunda çok sür’atli bir gidiş, çok kesif bir hazırlık vardır. Öyle ki devrenin sonu, yani 16. asrın sonları artık koyu Osmanlıca’nın tam bir başlangıcı hâline gelmiştir. Böylelikle ilk devir sona ermiş ve Osmanlıca’nın yeni bir devri gelip çatmıştır.</p>
<p>Bu devre Osmanlıca’nın ikinci devresi olup 16. asrın sonundan 19. asrın ortalarına kadar süren devredir ki başlıca 16. asrın sonu ile 17. ve 18. asırları içine alır. Bu devrede karışık dil, koyuluğunun son haddine varmış, yapısı güç halle Türkçe’ye benzeyen yazı dilinde Arapça ve Farsça unsurlar arasında Türkçe unsurlar âdeta görünmez olmuştur. Osmanlıca böylece Türkçelikten çıkmış bir hâle geldikten sonra nihayet üçüzlü sun’î dilin en yüksek noktasından aşağıya doğru dönmeğe başlamış ve üçüncü devresine girmiştir.</p>
<p>Osmanlıca’nın ayni zamanda son devresi olan bu üçüncü devre, 19. asrın ortalarından başlayıp 20. asrın başlarına kadar gelen, yani Tanzimattan 1908 meşrutiyetine kadar olan devri içine alır. Bu devrenin son örnekleri 1908’den sonra da Cumhuriyete kadar, sür’atle ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında, gittikçe zayıflayarak bir nıüddet daha devam etmiştir. Bu üçüncü devre karışık dilin koyuluğunu yavaş yavaş kaybettiği devredir. Osmanlıca bu devirde zaman zaman çok sun’î bir koyuluk göstermekle beraber umumî olarak bir çözülme yoluna girmiş durumdadır. Bu çözülme nihayet 20. asrın başlarında tamamlanarak Osmanlıca’nın hayatı sona ermiş ve Türkiye Türkçe’sine geçilmiştir.</p>
<p>Osmanlıca’nın bu son devrini eskisinden ayıran mühim bir fark da batıdan gelen yeni mefhumlar dolayısıyla yeni yeni Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin yazı diline sokulması ve uydurulmasıdır. Bu hususta bazen çok sun’î hareketler olmuş, lügat kitaplarına bakarak yazı yazanlar bile çıkmıştır. Fakat umumiyetle terkipsiz Türkçe’ye gidiş temayülleri artmıştır. Eski devirde de koyu Osmanlıca’nın yanında görülen oldukça sade dil örnekleri bu son devrede umumî yazı dilinin yanı sıra sayılarını çok arttırmışlardır.</p>
<p>Bu devrenin sonları ise Türkçe’nin aydınlığa çıkışının açık müjdeleri ile doludur. Öyle ki bu devir eserlerinin bir eli Osmanlıca’da, bir eli Türkiye Türkçe’sindedir. Değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı, daha doğrusu meyvelerini verdiği için, artık dili bazen Osmanlıca, bazen Türkiye Türkçe’si, veya önce Osmanlıca, sonra Türkiye Türkçe’si olan şahıslar görülür. Hülâsa Osmanlıca’nın sonlarında yazı dili yabancı unsurlar ve terkiplerden sür’atle temizlenmiş, böylece 20. asrın başlarında terkipli karışık dil tarihe karışarak yerini Türkiye Türkçe’sine bırakmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/osmanlicanin-devreleri.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sanayi Devrimi</title>
		<link>http://www.odevde.com/sanayi-devrimi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/sanayi-devrimi.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 19:21:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>

		<category><![CDATA[Sanayi inkilabi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/sanayi-devrimi.php</guid>
		<description><![CDATA[18. yüzyılın ikinci yarısıyla 19. yüzyılın ilk yılları arasında bir seri buluşun, enerji, tekstil, demir, çelik ve ulaştırma üretimlerini etkilemek yoluyla İngiltere&#8217;nin üretim karakterinde meydana getirdiği yapısal değişmedir. Kesin tarih vermek mümkün olmamakla beraber 1760 ile 1829 arasındaki dönemi kapsadığı kabul edilmektedir.
1769 tarihine kadar olan dönemde, ekonomik faaliyet, iki ana akım üzerinde toplanmış bulunmaktaydı: Tarım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18. yüzyılın ikinci yarısıyla 19. yüzyılın ilk yılları arasında bir seri buluşun, enerji, tekstil, demir, çelik ve ulaştırma üretimlerini etkilemek yoluyla İngiltere&#8217;nin üretim karakterinde meydana getirdiği yapısal değişmedir. Kesin tarih vermek mümkün olmamakla beraber 1760 ile 1829 arasındaki dönemi kapsadığı kabul edilmektedir.</p>
<p>1769 tarihine kadar olan dönemde, ekonomik faaliyet, iki ana akım üzerinde toplanmış bulunmaktaydı: Tarım ve ticaret. Bu tarihe kadar iktisadi hayatın ana faktörleri, köylü, tüccar, lonca mensubu gibi kimselerdi. Fabrika işçisi yoktu. Sanayi kapitalisti de iktisat sahnesine çıkmış değildi. Zenginlerin çoğu servetini bir şey imal etmekle değil, ticaret, nakliyat ya da borç para vermekle yapmışlardı.</p>
<p>Sanayi Devrimi&#8217;nin Kara Avrupası&#8217;nda değil de İngiltere&#8217;de başlamasının nedenlerini anlayabilmek için İngiltere&#8217;yi Avrupa&#8217;nın birçok ülkesinden ayıran farkları incelemeliyiz. Bunlardan birincisi, İngiltere&#8217;nin bu ülkelere göre daha zengin oluşudur. Bir yüzyıl süren keşifler, esir ticareti, korsanlık, ticaret ve savaşlar, İngiltere&#8217;yi dünyanın en zengin devleti haline getirmiştir. İngiltere&#8217;deki zenginlik, yalnız asillerin elinde değildi; ortanın üstünde geniş bir ticaret burjuvazisine yayılmış bulunmaktaydı.</p>
<p>İkincisi, İngiltere, feodal toplumdan ticari topluma başarılı bir geçişe sahne oldu. Toprağa dayanan eski kuvvetle, paraya dayanan yeni kuvvet arasında çıkar çatışmaları olmasına karşılık, İngiltere&#8217;yi yönetenler, piyasa ekonomisine karşı çıkmak yerine, oradan gelen taleplere uyma yolunu seçmişlerdi.</p>
<p>Üçüncüsü, İngiltere&#8217;nin fen ve mühendislik alanındaki çalışmaların en büyük destek ve teşvik bulduğu yer olmasıdır. Bunlardan başka, kömür ve demir yataklarının zenginliği, icatları tespit eden ve koruyan milli bir patent sisteminin kurulmuş olması gibi nedenler de sayılabilir. Ancak bütün bu faktörleri harekete geçiren, bir grup yeni insanın iktisat sahnesine çıkmasıydı. Yeni insanlar her şeyden önce müteşebbisti.</p>
<p>Sanayi Devrimi&#8217;nin etkileri, üretimi arttırması ve uzun dönemde iktisadi refahı geliştirmesidir. Sanayi Devrimi, fiziki sermayenin genişlemesine ve emek verimliliğinin geniş çapta artmasına yol açan bir süreçti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/sanayi-devrimi.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cografi Terimler Sozlugu</title>
		<link>http://www.odevde.com/cografi-terimler-sozlugu.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/cografi-terimler-sozlugu.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 19:47:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/cografi-terimler-sozlugu.php</guid>
		<description><![CDATA[K
Kalker (Kireçtaşı) : Deniz ve okyanus havzalarında, erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan taştır.
Kant-Laplace teorisi : Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir. Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>K<br />
Kalker (Kireçtaşı) : Deniz ve okyanus havzalarında, erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan taştır.<br />
Kant-Laplace teorisi : Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir. Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluşan çekim merkezinde Güneş oluşmuştur. Gazlardan hafif olanları Güneş tarafından çekilmiş, çekim etkisi dışındakiler uzay boşluğuna dağılmış ağır olanlar da Güneş’ten farklı uzaklıklarda soğuyarak gezegenleri oluşturmuşlardır.<br />
Kapalı Havza : Sularını denize ulaştıramayan havzalara kapalı havza denir.<br />
Karaların Ortalama Yüksekliği : Karaların ortalama yüksekliği 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir.<br />
Karayel : Türkiye’ye kuzeybatıdan esen soğuk rüzgarlardır. Kışın kar yağışlarına, yazın sağanak yağışlara neden olur.<br />
Karstik Göller : Eriyebilen kayaçların bulunduğu yerlerde oluşan göllerdir.<br />
Kaynak : Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Türkiye’de kaynaklara pınar, eşme, bulak ve göze gibi adlar da verilir.<br />
Kenar Deniz : Okyanus kıyılarında, okyanuslardan adalarla ayrılan denizlere denir. Örnek : Japon Denizi, Çin Denizi (Sarı Deniz), Umman Denizi, Kuzey Buz Denizi, Antiler, Tasman Denizi, Mercan Denizi, Bering Denizi, Karayip Denizi<br />
Kesir Ölçek : Haritalardaki küçültme oranını basit kesirle ifade eden ölçek türüdür.</p>
<p>1 / 25.000 , 1 / 500.000, 1 / 1.000.000 birer kesir ölçektir.</p>
<p>Kesir ölçekte, pay ile paydanın birimleri aynıdır. Uzunluk birimi olarak santimetre (cm) kullanılır.</p>
<p>Örneğin : 1 / 1.000.000 ölçeğinde, arazi üzerindeki 1.000.000 cm (10 km)&#8217;lik uzunluk harita üzerinde 1 cm gösterilmiştir.</p>
<p>Kırağı : Soğuyan zeminler üzerindeki yoğunlaşmanın buz kristalleri şeklinde olmasıdır. Kırağının oluşabilmesi için de havanın açık ve durgun olması gerekir.</p>
<p>Kırç : Aşırı soğumuş su taneciklerinden oluşan bir sis uzun süre yerde kaldığında, su taneciklerinin soğuk cisimlere çarparak buz haline geçmesidir.</p>
<p>Kırgıbayır : Yarı kurak iklim bölgelerinde sel yarıntılarıyla dolu yamaçlara kırgıbayır (badlans) denir.<br />
Kıta : Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir.<br />
Kıta Platformu : Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür.<br />
Kıta Sahanlığı : Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır.<br />
Kıta Yamacı : Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür.<br />
Kiltaşı (Şist) : Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.<br />
Kom : Ekonomik faaliyetin büyük ölçüde hayvancılığa dayalı olduğu aileler veya kişiler tarafından oluşturulan geçici yerleşmelerdir.<br />
Konveksiyonel Yağış : Isınan havanın yükselerek soğuması ile oluşan yağışlardır.<br />
Kömür : Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü, C miktarı % 94 ise antrasit adını alır.<br />
Kör (Çıkmaz) Vadi : Karstik yörelerdeki akarsular bir düdende kaybolarak akışını yeraltında sürdürür. Bu akarsuların yeryüzünde süreklilik göstermeyen vadilerine kör (çıkmaz) vadi denir.<br />
Krater : Yanardağların püskürmesi sırasında mağmanın izlediği yola volkan bacası ve bunun ağzına krater denir.<br />
Krivetz: Romanya’nın iç kesimlerinden Karadeniz kıyılarına doğru esen soğuk rüzgarlardır.<br />
Kroki : Bir yerin kuşbakışı görünümünün ölçeksiz olarak düzleme aktarılmasıdır.<br />
Kuaterner Zaman : Bakınız : Dördüncü Zaman.<br />
Kumsal : Kıyılarda dalga ve akıntıların taşıdıkları maddeleri biriktirmesi ile oluşan alanlara kumsal denir. Girintili-çıkıntılı bir kıyıda dalgalar, denize çıkıntı yapan dik burunlarda aşındırma, buradan kopardıkları maddeleri koy içlerine taşıyarak kumsalların oluşmasını sağlar. Bu nedenle kumsallar genellikle koy içlerinde yer alır ve bir şerit halinde uzanır.<br />
Kumtaşı (Gre) : Kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.<br />
Kumullar : Rüzgarların taşıdığı kumların çökelmesiyle kumullar oluşur. Gevşek yapıya sahip olan kumullar sürekli yer değiştirmektedirler. Orta Asya çöllerinde oluşan hilal biçimli kumullara ise barkan adı verilir.<br />
Kuraklık Sınırı : Bir bölgenin sıcaklık ve nem koşulları tarım ürünlerini, sulamaya duyulan gereksinimi etkilemektedir.Yaz kuraklığının belirgin olduğu bir yerde sulamaya duyulan gereksinim fazladır. Buna kuraklık sınırı denir.<br />
Kuyu suları : Kuyular açılarak yeraltından çıkarılan sulara kuyu suları denir.</p>
<p>L<br />
Lapya : Kalkerli yamaçlarda yağmur ve kar sularının yüzeyi eriterek açtıkları küçük oluklardır. Oluşan çukurluklar keskin sırtlarda yan yana sıralandığından yüzey pürüzlüdür. Büyüklükleri birkaç cm ile birkaç metre arasında değişir.<br />
Lav : Volkanlardan çıkarak yeryüzüne kadar ulaşan eriyik haldeki malzemeye lav denir.<br />
Lejant : Bakınız : Harita Anahtarı.<br />
Litosfer : Bakınız : Taşküre.</p>
<p>M</p>
<p>Mağara : Kalkerli arazilerde çatlaklar boyunca yeraltına sızan suların oluşturduğu büyük boşluklara mağara denir. Damlataş, Narlıkuyu, Düden, İnsuyu, Kızılin mağaraları en ünlüleridir.<br />
Mağma : Yer kabuğunun altında bulunan sıcak ve sıvı katmana mağma denir.<br />
Maki : Her mevsim yeşil kalan kısa boylu çalı ve ağaçlardan oluşan bitki örtüsüdür.<br />
Maksimum Nem (Doyma Miktarı) : 1m3 havanın belli bir sıcaklıkta taşıyabileceği nemin gram olarak ağırlığıdır. Hava kütleleri ısındıkça genleşip hacimleri artar. Bu nedenle nem alma ve taşıma kapasiteleri de artar. Eğer hava taşıyabileceği kadar nem alırsa doyma noktasına ulaşır ve doymuş hava adını alır.</p>
<p>Örneğin : 20°C sıcaklığa sahip bir hava kütlesinin taşıyabileceği nem miktarı 17,32 gr/m3’tür. Bu hava kütlesinin sıcaklığı 30°C’ ye yükseldiğinde havanın hacmi genişleyeceği için taşıyabileceği nem miktarı da artar ve doyma noktası 30,4 ge/m3’e yükselir. Bu nedenle hava kütlesinin doyması için aradaki fark (13.08 gr) kadar nem yüklenmesi gerekir.<br />
Manto : Dünya&#8217;nın Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür.<br />
Matematik Konum : Dünya üzerinde bir nokta veya alanın yerinin belirlenmesi için, o noktanın Ekvator&#8217;a ve başlangıç meridyenine olan uzaklığının bilinmesi gerekir. Bunun için enlem ve boylam kavramlarından yararlanılır.</p>
<p>Örnek : Türkiye 36° - 42° Kuzey enlemleri,</p>
<p>26° - 45° Doğu boylamları arasında yer alır.<br />
Mercan Kalkeri : Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir.<br />
Menderes : Akarsu yatak eğiminin azalması, akarsuyun akış hızının ve aşındırma gücünün azalmasına neden olur. Akarsu büklümler yaparak akar. Akarsuyun geniş vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı büklümlere menderes denir. Menderesler yapan akarsuyun, uzunluğu artar ancak akımı azalır.Taban seviyesinin alçalması nedeniyle menderesler yapan bir akarsuyun, yatağına gömülmesiyle oluşan şekle gömük menderes denir.<br />
Mermer : Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması, yani metamorfize olması sonucu oluşur.<br />
Meteoroloji : Atmosferin özelliklerini inceleyen bilim dalına meteoroloji denir.<br />
Mezozoik Zaman : Bakınız : İkinci Zaman.<br />
Mezra : bazı ailelerin tarım alanlarının az olması, kan davaları gibi nedenlerle bulundukları sürekli yerleşmelerden ayrılıp daha uzak bir yere yerleşmesiyle oluşmuş yerleşmelerdir. Tarımsal faaliyetler hayvancılığa göre ön plandadır. Bir kaç ev ve eklentilerden oluşan mezralar zamanla sürekli yerleşme haline gelebilir. Örneğin Elazığ, Harput’un bir mezrası iken zamanla büyüyerek kent haline gelmiştir.<br />
Mistral : Fransa’nın iç kesimlerinden Rhone Vadisi’ni izleyerek Akdeniz kıyılarına doğru kışın esen soğuk rüzgarlardır.<br />
Muson Ormanları :Yağışın fazla olduğu yerlerde, kış aylarında yapraklarını döken yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.<br />
Mutlak Nem (Varolan Nem) : 1m3 havanın içindeki su buharının gram olarak ağırlığına mutlak nem denir. Mutlak nem, sıcaklığa bağlı olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru, denizlerden karalara doğru ve yükseklere çıkıldıkça azalır.<br />
N<br />
Narenciye : Bakınız : Turunçgiller.<br />
Nebula Teorisi : Bakınız : Kant-Laplace teorisi.<br />
Nefometre : Bulutluluk gökyüzünü kaplayan bulutların miktarı 10 ya da 8 eşit parçaya bölünmüş ve nefometre adı verilen bir araç ile ölçülür. Nefometre ufku kaplayacak şekilde tutularak bulutla kaplı pencereler sayılır. Bulutla kaplı pencere sayısının tüm pencere sayısına oranı da bulutluluğu verir.<br />
Nehir : Büyük ırmaklara nehir denir.<br />
Nem : Yeryüzündeki su kütlelerinden buharlaşan su, atmosferin nemlenmesine yol açar. Atmosferdeki su buharına hava nemliliği de denir. Önemli bir sıcaklık etmeni olan atmosferdeki su buharının miktarı, yere ve zamana göre değişir.<br />
Neozoik Zaman : Bakınız : Üçüncü Zaman.<br />
Normal Hava Basıncı : 45° enlemlerinde, deniz seviyesinde ve 15°C sıcaklıkta ölçülen basınca normal hava basıncı denir.<br />
Nüfus :Sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısına nüfus denir.<br />
Nüfus Artış Hızı : Bir yıl içinde, doğum ve ölüm sayısına bağlı nüfus artışına doğal nüfus artış hızı ya da doğurganlık hızı denir.<br />
Nüfus Haritaları : Dünya&#8217;nın bütününde ya da bir bölümündeki nüfusun dağılışı ve özellikleri hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalarda nüfus dağılışı noktalama ile gösterilir. Nüfus yoğunluğu haritaları ise renklendirilir.<br />
Nüfus Yoğunluğu : Belli bir alanda yaşayan nüfusun, o alana oranıdır. Ülkenin genişliği ve toplam nüfus hakkında bilgi verir. Kişi/km2 olarak gösterilir.</p>
<p>Oba : Daha çok göçebe hayvancılık yapan toplulukların geçici olarak yerleşip, çadır kurdukları yerleşmelerdir.</p>
<p>Obruk : Baca veya kuyu şeklinde, keskin köşeli, derin çukurluklara obruk denir. Derinliği 250-300 m’yi bulabilen obrukların bazılarının tabanında göl bulunur. Türkiye’de İç Anadolu’nun güneyinde ve Toroslar’da yaygın olarak obruklar görülür. İçel’deki Cennet-Cehennem mağaraları ve Konya’daki Kızören obruğu ülkemizdeki en güzel örneklerdir.</p>
<p>Obsidyen (Volkan Camı) : Siyah, kahverengi, yeşil renkli ve parlak dış püskürük bir taştır. Magmanın yer yüzüne çıktığında aniden soğuması ile oluşur. Bu nedenle camsı görünüme sahiptir.</p>
<p>Okyanus : Kıtaları birbirinden ayıran geni su kütlelerine okyanus denir. Örnek : Atlas Okyanusu, Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu), Hint Okyanusu</p>
<p>Orman : Büyüklü küçüklü çeşitli özellikteki ağaçların oluşturduğu bitki örtüsüdür.</p>
<p>Ormanaltı Florası : Orman örtüsü altında loş ortamda yetişen, çoğunlukla ot ve sarmaşık türlerinin oluşturduğu bitki topluluğudur.</p>
<p>Orojenez (Dağ Oluşumu) : Jeosenklinallerde biriken tortul tabakaların kıvrılma ve kırılma hareketleriyle yükselmesi olayına dağ oluşumu ya da orojenez denir.</p>
<p>Orografik Yağışlar : Nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır.</p>
<p>Otlak : Büyük ve küçükbaş hayvancılığın yapıldığı yerlerde hayvanların otlatıldığı alanlara otlak denir.</p>
<p>Ova : Çevresine göre çukurda kalmış geniş düzlüklere ova denir.</p>
<p>Ö</p>
<p>Ölçek : Gerçek ölçülerin kaç defa küçültüldüğünü gösteren küçültme oranına ölçek denir.</p>
<p>Örtü buzulu : Çok geniş alanlara yayılan, kilometrelerce alan kaplayan buzul türüdür.</p>
<p>Özel Konum : Dünya üzerindeki bir yerin çevresine, denizlere, yer şekillerine, anayollara, geçitlere ve komşularına göre konumudur.<br />
Özel Konum; İklim koşullarını, Doğal bitki örtüsünü, Tarımsal etkinlikleri, Nüfus ve yerleşme biçimini, Ekonomik etkinlikleri, Ulaşım olanaklarını, Siyasal ve kültürel yapıyı etkiler.</p>
<p>P</p>
<p>Paleontoloji : Fosilleri inceleyen bilim dalına paleontoloji denir.</p>
<p>Paleozoik Zaman : Bakınız : Birinci Zaman.</p>
<p>Peribacası : Özellikle volkan tüflerinin yaygın olarak bulunduğu vadi ve platoların yamaçlarında sel sularının aşındırması ile oluşan özel yeryüzü şekillerine peribacası denir. Bazı peribacalarının üzerinde şapkaya benzer, aşınmadan arta kalan sert volkanik taşlar bulunur. Bunlar volkanik faaliyet sırasında bölgeye yayılmış andezit ya da bazalt kütleridir. Peribacalarının en güzel örnekleri ülkemizde Nevşehir, Ürgüp ve Göreme çevresinde görülür.</p>
<p>Plan : Bir yerin kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılmasıdır. Plan bir tür büyük ölçekli haritadır.</p>
<p>Plato : Akarsu vadileriyle derince yarılmış düz ve geniş düzlüklerdir.</p>
<p>Peneplen : Geniş arazi bölümlerinin, akarsu aşınım faaliyetlerinin son döneminde deniz seviyesine yakın hale indirilmesiyle oluşmuş, az engebeli şekle peneplen (yontukdüz) denir.</p>
<p>Perihel : Bakınız : Günberi.</p>
<p>Polye : Karstik yörelerdeki genişliği birkaç kilometre olan, uzunluğu 20-30 kilometreyi bulan, hatta geçebilen ova görünümlü büyük karstik çukurlara polye denir. Türkiye’de özellikle Toroslar’da polyeler yaygındır. Örneğin; Akdeniz Bölgesi’ndeki Ketsel, Elmalı ve Akseki ovası birer polyedir.</p>
<p>Poyraz : Türkiye’nin hemen her yerinde esen rüzgarlardır. Yaz poyrazı serinletici etki yapar. Kışın ise kuru soğuklara neden olur.</p>
<p>Projeksiyon : Dünya&#8217;nın küreselliği nedeniyle, haritalarda ortaya çıkan hataları en aza indirmek için çeşitli yöntemler kullanılır. Bunun için yerkürenin paralel ve meridyen ağının belirli kurallara göre düz bir kağıda geçirilmesi gerekir. Bu sisteme projeksiyon denir.</p>
<p>R</p>
<p>Rüzgar : Hava kütlelerinin yatay yöndeki hareketlerine rüzgar denir.</p>
<p>Rüzgar Erozyonu : Bitki örtüsünün olmadığı ya da cılız olduğu yerlerde toprağın rüzgarlarla yerinden kopartılarak taşınmasına rüzgar erozyonu denir.</p>
<p>Rüzgarın Frekansı (Esme Sıklığı) : Rüzgarın yıl içinde belirli bir yönden esme sıklığına rüzgar frekansı denir. Esme sıklığı rüzgar frekans gülleri ile gösterilir. Bir bölgede belirli bir sürede rüzgarların en sık estiği yöne egemen rüzgar yönü denir. Örneğin Ankara Meteoroloji İstasyonu verilerine göre, Ankara’ya ait yıllık ortalama rüzgar frekans gülüne bakıldığında, yıl içinde kuzeydoğudan esen rüzgarların toplam 5000 esme sayısı ile en fazla olduğu görülür. Yani egemen rüzgar yönü kuzeydoğudur.</p>
<p>S</p>
<p>Samanyolu : Çok sayıda yıldızlardan ve Güneş’ten oluşan galaksiye Samanyolu denir.</p>
<p>Sanayi : Ham maddelerin işlenerek mamül madde haline getirilmesine sanayi denir.</p>
<p>Sarkıt-Dikit : Kalsiyum karbonatça zengin suların mağara tavanından sızarak içindeki kirecin tavanda birikmesi ile sarkıtlar, damlayarak tabanında birikmesi ile dikitler oluşur. Karstik alanlardaki mağaralarda görülen bu şekillerin en güzel örnekleri Damlataş Mağarası’nda bulunmaktadır.</p>
<p>Seki (Taraça) : Yatağına alüvyonlarını yaymış olan akarsuyun yeniden canlanarak yatağını kazması ve derinleştirmesi sonucunda oluşan basamaklardır. Taban seviyesinin alçalması nedeniyle, tabanlı bir vadide akan akarsuyun aşındırma gücü artar. Yatağını derine doğru kazan akarsu vadi tabanına gömülür. Eski vadi tabanlarının yüksekte kalması ile oluşan basamaklara seki ya da taraça denir.</p>
<p>Sel : Sağanak yağış ve hızlı kar erimeleri sonucu çok miktarda suyun akışa geçmesi ile meydana gelen duruma sel denir.</p>
<p>Sıcaklık : Sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde havanın nem alma kapasitesi de yüksek olduğu için buharlaşma artar, düşük olduğu yerlerde ise buharlaşma azalır.</p>
<p>Sırt : İki akarsu vadisini birbirinden ayıran ve birbirine ters yönde eğimli yüzeyleri birleştiren yeryüzü şeklidir. Sırtların üzeri düz olabileceği gibi keskin de olabilir.</p>
<p>Sirk buzulu : Dağların tepesindeki ve yüksek yamaçlardaki küçük çanaklarda yeni oluşmaya başlayan buz türüdür.</p>
<p>Sismograf : Depremin süresi ve şiddetini ölçen alete sismograf denir.</p>
<p>Siyasi ve İdari Haritalar : Yeryüzünde veya bir kıtada bulunan ülkeleri, bir ülkenin idari bölünüşünü, yerleşim merkezlerini gösteren haritalardır. Bu haritalardan uzunluk ve alan bulmada yararlanılır. Ancak yer şekilleri hakkında bilgi edinilemez.</p>
<p>Siyenit : Yeşilimsi, pembemsi renkli iç püskürük bir taştır. Adını Mısır’daki Syene (Asuvan) kentinden almıştır. Siyenit dağılınca kil oluşur.</p>
<p>Step : Bakınız : Bozkır.</p>
<p>Stratosfer : Troposferin üstündeki atmosfer katmandır.</p>
<p>Sürekli Rüzgarlar : Genel Hava dolaşımına bağlı, sürekli basınç kuşakları arasında yıl boyunca yön değiştirmeden esen rüzgarlardır.</p>
<p>Ş</p>
<p>Şemosfer : Atmosferin stratosfer ile İyonosfer arasındaki katmanıdır.</p>
<p>T</p>
<p>Takke buzulu : Dağların bütün yamaçlarını kuşatan buzul türüdür.</p>
<p>Taraça : Bakınız : Seki.</p>
<p>Tarım : Toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla çeşitli ürünler elde etme işine tarım denir.</p>
<p>Taşküre (Litosfer) : Dünya&#8217;nın manto katmanının üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmanıdır. Kalınlığı ortalama 100 km’dir. Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir.</p>
<p>Tebeşir : Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf, yumuşak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için suyu kolay geçirir.</p>
<p>Tektonik Göller : Yerkabuğunun tektonik hareketleri sırasında oluşan çanaklardaki göllerdir.</p>
<p>Tepe : Bir doruk noktası ve onu çevreleyen yamaçlardan oluşmaktadır.</p>
<p>Termik Basınç : Dünya&#8217;nın küreselliği nedeniyle ısınma ve soğumaya bağlı oluşan basınçlardır.</p>
<p>Termik Ekvator : Meridyenlerin en sıcak noktalarını birleştiren eğriye termik ekvator denir.</p>
<p>Ters Alizeler (Üst Alizeler) : Ekvator’dan (TAB), 30° enlemlerine (DYB) doğru esen üst rüzgarlardır. Her yerde ve her zaman görülmezler. Yeteri kadar sürekli ve güçlü değillerdir. 30° enlemleri çevresinde aşağıya doğru alçaldığından yağış oluşumunu engellerler.</p>
<p>Ticaret : Para kazanmak için yapılan alım satım işlerine ticaret denir.</p>
<p>Topoğrafya Haritaları : İzohips (eş yükselti) eğrisi yöntemi ile yapılır. Araziyi ölçekleri oranında ayrıntıları ile gösterirler. Ölçekleri 1 / 20.000 ile 1 / 500.000 arasında değişir. 1 / 20.000&#8242;den büyük ölçekli olanlar kadastro işlerinde ve askeri amaçlarla kullanılır. Bu haritalardan ölçek, uzunluk alan ve eğim hesaplamada yararlanılır.</p>
<p>Toprak Haritaları : Bir bölgenin toprak özellikleri ve dağılışları hakkında bilgi veren haritalardır. Bu haritalardan, yetiştirilecek ürünlerin belirlenmesi, buna bağlı olarak topraklardan daha iyi verim alınabilmesi gibi bir çok konuda yararlanılır.</p>
<p>Traverten : Kalsiyum biokarbonatlı yer altı sularının mağara boşluklarında veya yeryüzüne çıktıkları yerlerde içlerindeki kalsiyum karbonatın çökelmesi sonucu oluşan kimyasal tortul bir taştır.</p>
<p>Traverten : Genellikle sıcak su kaynaklarının yakınında ve kalsiyum karbonatlı suların yayılarak aktığı alanlarda, kirecin çökelmesi ile oluşan basamaklardır. En güzel örnekleri Denizli-Pamukkale’dedir.</p>
<p>Troposfer : Atmosferin, yeryüzüne temas eden, alt bölümüdür.</p>
<p>Tundra : Düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardır. Bu bitki örtüsüne tundra adı verilir.</p>
<p>Turizm : İnsanların görme, tanıma, dinlenme, eğitim, spor, tedavi ve kutsal yerleri ziyaret etmek amacıyla yaptıkları gezilere turizm denir.</p>
<p>Turunçgiller (Narenciye) : Portakal, mandalina, greyfurt, turunç ve limon bitkilerine genel olarak turunçgil denir.</p>
<p>Tsunami : Bakınız : Dalgalar.</p>
<p>Türkiye’nin Matematiksel Konumu : Türkiye 36° - 42° Kuzey enlemleri, 26°-45° Doğu boylamları arasında yer alır.</p>
<p>U</p>
<p>Uvala : Genişleyip, derinleşen dolinlerin birleşmesiyle oluşan, dolinlerden daha büyük çukurluklardır. Uvaların düzensiz şekle sahip olması ve tabanlarındaki erimeden geriye kalan kalker çıkıntıları dolinlerden kolayca ayırtedilmesini sağlar.</p>
<p>Ü</p>
<p>Üçüncü Zaman (Neozoik) : Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.<br />
Zamanın önemli olayları : Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması. Linyit havzalarının oluşumu. Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması. Alp kıvrım sisteminin gelişmesi. Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı. Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.</p>
<p>V</p>
<p>Vadi : Akarsuyun içinde aktığı, kaynaktan ağıza doğru sürekli inişi bulunan, uzun çukurluklardır.</p>
<p>Vadi buzulu : Sürekli beslenerek sirkten taşan ve vadi boyunca aşağı hareket eden buzul türüdür.</p>
<p>Volkan Bacası : Mağmanın yeryüzüne ulaşıncaya kadar geçtiği yola volkan bacası denir.</p>
<p>Volkanik Göller : Volkanik patlamalar ile oluşan çanaklardaki göllerdir. Krater gölü, kaldera gölü ya da maar gölü gibi çeşitleri vardır.</p>
<p>Volkanik Tüf : Volkanlardan çıkan kül ve irili ufaklı parçaların üst üste yığılarak yapışması ile oluşan taşlara volkan tüfü denir.</p>
<p>Volkanizma : Yerin derinliklerinde bulunan magmanın patlama ve püskürme biçiminde yeryüzüne çıkmasına volkanizma denir.</p>
<p>Volkan Konisi : Lav, kül, volkan bombası gibi volkanik maddelerin üst üste yığılması ile oluşan koni biçimli yükseltiye volkan konisi, koni üzerinde oluşan çukurluğa krater denir.</p>
<p>Y</p>
<p>Yağış : Havadaki nemin doyma noktasını aşıp, su damlacıkları, buz kristalleri veya buz parçacıkları şeklinde yoğunlaşmasına yağış denir.</p>
<p>Yamaç : Yeryüzündeki eğimli yüzeylerdir.</p>
<p>Yanardağ : Mağmadan gelen ve yer kabuğundaki çatlaklardan püsküren lavların yığılması sonucunda o bölgede dağlar oluşur. Bunlara yanardağ ya da volkan adı verilir.</p>
<p>Yarma Vadi (Boğaz) : Akarsuyun, iki düzlük arasında bulunan sert kütleyi derinlemesine aşındırması sonucunda oluşur. Vadi yamaçları dik, tabanı dardır. Akarsuyun yukarı bölümlerinde görülür.</p>
<p>Yayla : Yaz aylarında hayvan otlatmak veya tarımsal faaliyette bulunmak amacıyla gidilen geçici yerleşmelerdir. Yaylalar dinlenmek amacıyla gidilen yazlık sayfiye yerleri de olabilir.</p>
<p>Yerel Saat : Bir noktada Güneş&#8217;in gökyüzündeki konumuna göre belirlenen saate yerel saat denir. Aynı boylam üzerindeki noktalarda yerel saat aynıdır. Herhangi bir meridyenin Güneşin tam karşısına geldiği an, meridyen üzerindeki tüm noktalarda yerel saat 12.00&#8242;dir.<br />
Güneş, doğudaki bir noktada batıdaki yerlere göre daha önce doğar ve daha önce batar; bu nedenle yerel saat doğudaki yerlerde daha ileridir.</p>
<p>Yıldız : Türkiye’ye kuzeyden esen soğuk rüzgarlardır. Karadeniz kıyılarına yağış bırakırlar. Kar yağışına neden olurlar. Karayel ile karışık estiğinde kar fırtınaları görülür.</p>
<p>Yıldız : Güneş gibi, kendiliğinden ısı ve ışık veren gök cisimlerine yıldız adı verilir.</p>
<p>Yoğunlaşma : Atmosferdeki su buharının gaz halden sıvı ya da katı hale geçmesine yoğunlaşma denir. Yoğunlaşmanın temel nedeni sıcaklığın düşmesidir.</p>
<p>Yöre : Bölüm içerisinde farklı özelliklere sahip, bölümden daha küçük birimlerdir. Iğdır Yöresi, Göller Yöresi, Menteşe Yöresi gibi.</p>
<p>Yörünge Düzlemi : Bakınız : Ekliptik.</p>
<p>Yükseklik : Ağır bir gaz olan su buharı, yerçekiminin etkisiyle fazla yükselemez. Yoğunlaşma sonucu yağış tekrar yeryüzüne düşer. Yükseldikçe hava soğuyacağından havanın su buharı taşıma kapasitesi dolayısıyla buharlaşma azalır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/cografi-terimler-sozlugu.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>2009 ÖSS Sınavına Girecek Öğrencilere Müjde</title>
		<link>http://www.odevde.com/2009-oss-sinavina-girecek-ogrencilere-mujde.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/2009-oss-sinavina-girecek-ogrencilere-mujde.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 21:35:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Egitim]]></category>

		<category><![CDATA[2009 oss]]></category>

		<category><![CDATA[2009 oss haberleri]]></category>

		<category><![CDATA[2009 oss kac kisi girecek]]></category>

		<category><![CDATA[2009 osym sinavi]]></category>

		<category><![CDATA[bu sene oss kac kişi giriyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) ile meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş için bu yıl 1 milyon 450 bin civarında aday başvurdu. ÖSS’ye geçen yıl 1 milyon 644 bin 73 aday başvurmuştu.
2009-ÖSS ile meslek yüksekokullarına sınavsız geçişe başvuran aday sayısı geçen yıla göre yaklaşık 195 bin kişi (yüzde 11.85) azaldı.
ÖSS’ye geçen yıl 1 milyon 644 bin 73 aday [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) ile meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş için bu yıl 1 milyon 450 bin civarında aday başvurdu. ÖSS’ye geçen yıl 1 milyon 644 bin 73 aday başvurmuştu.</p>
<p>2009-ÖSS ile meslek yüksekokullarına sınavsız geçişe başvuran aday sayısı geçen yıla göre yaklaşık 195 bin kişi (yüzde 11.85) azaldı.</p>
<p>ÖSS’ye geçen yıl 1 milyon 644 bin 73 aday başvurmuştu.</p>
<p>ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, başvuru sayısındaki azalmanın iki nedenden kaynaklandığını belirtti.</p>
<p>Lise son sınıflardan geçen yıl birkaç okul türü dışında mezun verilmediğine işaret eden Yarımağan, bu nedenle eski mezunlardan ÖSS’ye başvuruların ve üniversiteye yerleşenlerin sayısının arttığını kaydetti.</p>
<p>Bunun yanı sıra geçen yıl üniversitelerin kontenjanlarının artırıldığını anımsatan Yarımağan, buna bağlı olarak üniversiteye yerleşen sayısının da yükseldiğini ifade etti.</p>
<p>Yarımağan, bu nedenlerden dolayı ÖSS’ye başvuru sayısında düşüş tahmin ettiklerini, azalmanın sürpriz olmadığını dile getirdi.</p>
<p>Liselerde eğitim-öğretim süresi 4 yıla çıktığı için geçen yıl ÖSS’ye lise son sınıflardan “beklemeli” durumdaki 59 bin 925 bin aday başvuru yapmış, son sınıflardan başvuru sayısı bir önceki yıla göre 513 bin 649 azalmıştı.</p>
<p>ÖSS’ye geçen yıl başvuran eski mezun sayısı da 381 bin 279 artışla 1 milyon 356 bin 490′a yükselmişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/2009-oss-sinavina-girecek-ogrencilere-mujde.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Turkiye Turkcesi</title>
		<link>http://www.odevde.com/turkiye-turkcesi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/turkiye-turkcesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:38:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Turkce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=312</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye  Türkçe’si Batı  Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 meşrutiyetinden sonra başlar. Bu yeni devrenin 1908 meşrutiyetinden sonra başlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhası Türkiye  Türkçesinin başlangıç devri mahiyetindedir bu kısa devirde çok süratli bir şekilde ortaya çıkan yeni  yazı dilinin yanında  Osmanlıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye  Türkçe’si Batı  Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 meşrutiyetinden sonra başlar. Bu yeni devrenin 1908 meşrutiyetinden sonra başlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhası Türkiye  Türkçesinin başlangıç devri mahiyetindedir bu kısa devirde çok süratli bir şekilde ortaya çıkan yeni  yazı dilinin yanında  Osmanlıca henüz tamamıyla sahneden çekilmiş değildir. Fakat lam manasıyla son günlerini yaşamakta ve umumi dil olmaktan çıkarak muayyen kalemler tarafından tutulmağa çalışılan hususî bir dil durumuna düşmüş bulunmaktadır.</p>
<p>Hâsılı bu devir. Osmanlıca’nın son örnekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduğu devirdir, Osmanlıca’nın bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokulduğu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazı Osmanlıca unsurlar, eskimiş bazı kelimeler, bazı terkipler görülmektedir. Yukarıda da söylediğimiz gibi değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı için Osmanlıca’dan yeni dilin ilk örneklerine bu şekilde ufak tefek taşmalar olmuştur. Fakat yeni dil bu küçük taşmalardan bu ilk devre içinde kendisini süratle kurtarmış, temiz Türkçe’nin sayısız örneklerini vererek Osmanlıca’yı kısa zamanda gerilerde bırakmıştır Öyle ki Cumhuriyet deri başlarken Osmanlıca artık çoktan ölü bir dil hâline gelmiş ve yazı dilinin bütün ufukları Türkiye Türkçe’sine açılmış bulunuyordu.</p>
<p>Türkiye Türkçesini Osmanlıca’dan ayıran başlıca hususiyet onun yabancı unsurlar karşısındaki durumudur, Dilin iç yapısı, yani Türkçe bakımından Batı Türkçesinin bu iki devresi arasında bir devre farkı olmadığını, bu iki devrenin yabancı unsurlar bakımından ayrı devreler teşkil ettiğini yukarıda da açıklamıştık. Yabancı unsurlar bakımından bu iki devre arasında gerçekten çok büyük bir fark vardır. Bu farkın en ehemmiyetli tarafı terkipler bakımından olan ayrılıktır. Türkiye Türkçe’si terkipsiz Türkçe’dir.</p>
<p>Türkiye Türkçesinin en belirli vasfı budur. Bu bakımdan Türkiye Türkçe’si Bütün Türkçe’nin en temiz devridir, Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçe’sinde yabancı terkipler vardı. Osmanlıca tam mânâsıyla terkipli dil demektir. Türkiye Türkçe’si ise Türk yazı dilinin bu Arapça, Farsça terkiplerden kurtulmuş olduğu mesut devridir. Bir dil, yabancı bir dilin tesirinde kalabilir, Bu tesir, lügat hazinesinde. yani kelime sahasında kaldığı müddetçe ne kadar aşırı olursa olsun dil için bir tehlike teşkil etmez. Fakat kelime sahasını aşar ve kelime guruplarına, cümle sahasına el atarsa dilin yapısı tehlikeye girer. dilin gidişi çığırından çıkar.</p>
<p>Dilin, yapısını ayakta tutabilmek üzere bunlara mukavemet edebilmesi için çok sağlam bir bünyeye sahip bulunması lâzımdır. Osmanlıca’da Türkçe’ye korkunç bir nisbette karışan Arapça ve Farsça terkipler de bu şekilde kelime sahasında kalmayan, cümle sahasına giren yabancı unsurlardı. Türkçe’nin bünyesi çok sağlam olduğu için bunlara asırlarca mukavemet edebilmiş ve zamanı gelince onlardan kolaylıkla silkinerek kendi yapısı ile baş başa kalmıştır.</p>
<p>Fakat bu yabancı unsurlar onun ifade kabiliyeti için çok zararlı olmuşlar, onun gelişmesine asırlarca çelme takmışlardır. İşte Türkiye Türkçesini Osmanlıca’dan ayıran en büyük vasıf, onun bu şekilde terkipsiz Türkçe olmasıdır. Bu sebeple Osmanlıca’nın sonları ile Türkiye Türkçesinin başlarında karşımıza çıkacak örnekleri de bu kıstasa göre ayırmak icap eder. Elimizdeki örneğin dili, terkipsiz ise Osmanlıca, terkipsiz ise Türkiye Türkçe’sidir.</p>
<p>Türkiye Türkçe’si terkipler dışındaki yabancı unsurlar bakımından da Osmanlıca’dan çok farklıdır. Bir kere Türkiye Türkçe’si Osmanlıca’daki yabancı çekim edatlarından, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabancı kaidelerden de kurtulmuştur. Sonra yabancı kelime sayısı büyük ölçüde azalmış ve azalmaktadır. Fakat, bir kısmı konuşma diline de yerleşmiş olduğu için, Türkiye Türkçe’sinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardır.</p>
<p>Bu hususta Türkiye Türkçe’si Batı Türkçesinin en temiz devri değildir. Osmanlıca ile mukayese edilemeyecek kadar temiz bir durumda olmakla beraber, Eski Anadolu Türkçe’sinden daha çok yabancı kelime ihtiva etmektedir. Demek ki Türkiye Türkçe’sinde yabancı unsur olarak yalnız çok sayıda Arapça, Farsça kelimeler kalmıştır. Bu arada bazı terkipler de görülür, fakat bunlar tek kelime muamelesi gören klişeleşmiş şeyler olup, sayıları da çok azdır. Türkiye Türkçesinin diğer devrelerden bir farkı da batı dillerinden bazı yabancı kelimeler almış olmasıdır.</p>
<p>Türkiye Türkçe’sinde cümle yapısı da büyük bir aydınlığa kavuşmuştur. Bu devrede Türk cümlesi eski devrelerdeki karışık ve mânâsız uzunluğun dan kurtulmuş, kısa, derli toplu yanlışsız cümle hâline gelmiştir.</p>
<p>Osmanlıca’dan Türkiye Türkçe’sine geçiş, yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak suretiyle olmuştur. Osmanlıca, konuşma dilinden çok uzaklaşmış derece sun’î bir yazı dili idi. Türk yazı dilini daima temiz kalan konuşma diline yaklaştırınca yazı dili kolaylıkla Türkçe’yi bulmuş ve sun’i Osmanlıca tarihe karışmıştır. Esasen Türkçe’ye sokulmuş olan yabancı unsurlar Arapça, Farsça gibi gerek menşe, gerek yapı bakımından Türkçe ile hiç ilgisi bulunmayan bir Sâmi, bir Hind-Avrupa dilinden gelme idi.</p>
<p>Bu sebeple bu unsurlar Türkçe’nin bünyesi içinde daima yabancı kalmış ve büyük sun’iliğe dayanan iğreti durumlar, yazı dili konuşma dili kaynağına dönünce çabucak sarsılarak üçüzlü sun’î dil en kısa zamanda yıkılıp gitmiştir. Yazı dili konuşma diline yaklaştırılırken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakımından esasen yazı dilinin dayandığı konuşma diline sahip bulunan muhitin dili, yani İstanbul Türkçe’si esas alınmıştır. Bu sebeple bu gün Türk yazı dili yani Türkiye Türkçe’si hemen hemen İstanbul konuşma dilinin, İstanbul Türkçesinin aynidir. Yazı ve konuşma dili olarak ikisi arasındaki fark en aşağı bir derecededir.</p>
<p>Hülâsa, ana çizgileri ile başlıca vasıflarını belirttiğimiz Türkiye Türkçe’si bugün tam bir özleşme, güzelleşme gelişme hâlindedir. Batı Türkçe’si bu son devre ile çok hayırlı bir yola girmiş ve Türk yazı dilinin bütün gelişme ufukları açılmıştır. Kuvvetli bir yazı dili olmak üzere gelişme yoluna giren Türkiye Türkçesinin yürüyüş hızı devre boyunca memnunluk verici bir seyir göstermiş. 1928’de eski harflerin terk edilmesinden sonra ise büsbütün artmıştır. Bu devirde son zamanlarda bile arada sırada Osmanlıca bazı şiirler yazıldığı da görülmektedir. Fakat ölü dille yazılmış olan bu bir kaç şiir şüphesiz ancak tarihi birer hatıradan ibarettir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/turkiye-turkcesi.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gitar</title>
		<link>http://www.odevde.com/gitar.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/gitar.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 19:56:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Muzik]]></category>

		<category><![CDATA[Gitar]]></category>

		<category><![CDATA[Gitar Kullanimi]]></category>

		<category><![CDATA[Gitar Nasil Calinir]]></category>

		<category><![CDATA[Gitarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/gitar.php</guid>
		<description><![CDATA[gitar
Notaların Harflerle Gösterilmesi
Özellikle akorların ya da genel olarak tüm notaların gösterilmesi için bazı harfler de kullanılır. La notası temel bir sestir. Bir orkestra akordunu La notasına göre yapar. Telefonu açtığınızda duyduğunuz düdük sesi (bazı durumlarda çok küçük bir farkla olsa da) La notasıdır. Bu yüzden, notaları gösteren harfler La notasından &#8220;A&#8221; harfiyle başlar ve sırayla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>gitar<br />
Notaların Harflerle Gösterilmesi</p>
<p>Özellikle akorların ya da genel olarak tüm notaların gösterilmesi için bazı harfler de kullanılır. La notası temel bir sestir. Bir orkestra akordunu La notasına göre yapar. Telefonu açtığınızda duyduğunuz düdük sesi (bazı durumlarda çok küçük bir farkla olsa da) La notasıdır. Bu yüzden, notaları gösteren harfler La notasından &#8220;A&#8221; harfiyle başlar ve sırayla gider. Yalnızca Almanca&#8217;da Si notasını göstermek için &#8220;B&#8221; harfi yerine &#8220;H&#8221; harfi kullanılır.</p>
<p>La Si Do Re Mi Fa Sol<br />
A B C D E F G</p>
<p>Sol ve Fa Anahtarları</p>
<p>Şimdi de, notaların fa anahtarında başlayıp sol anahtarında nasıl devam ettiğini görelim. İki porte arasında hayali bir çizgi olduğunu düşünün. Bu çizgiye gelen nota Do(C) notasıdır. Çok kalın ve çok ince notaları göstermek için portenin beş çizgisi yetmez. Bunun için portenin altında ve üstünde ek çizgiler kullanılır. Oktav dediğimiz olay ise, bir notadan başlayıp, ileri ya da geri, daha doğrusu, aşağı ya da yukarı doğru, notaları sırayla sayarak geldiğimiz sekizinci nota - ki bu ilk notanın tekrarıdır - ile ilk nota arasındaki uzaklıktır. Aşağıdaki örnekte oktavlar Mi(E) notasından - Mi notasına olarak gösterilmiştir</p>
<p>Tam Ses - Yarım Ses</p>
<p>Notalar arasında belirli uzaklıklar vardır. Gitarda birbirinin peşisıra gelen iki perde düşünün (3 ve 4.perdeler gibi). Bu iki perdedeki notalar arasındaki uzaklık yarım sestir (1/2ses). Şimdi de 3 ve 5. perdelerde iki nota düşünün (hangi telde olduğu önemli değil), bunlar arasındaki uzaklık ise bir tam sestir. Şimdi de, notaları Do&#8217;dan başlayıp, sayma sayıları gibi, sırayla sayalım: Do - Re - Mi - Fa - Sol - La - Si - Do&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; Mi -Fa ve Si - Do notaları arası 1/2 sestir yani bu notalar birbirini takip eden perdelerdedir. Diğer tüm notalar arasında ise tam ses aralıklar vardır. Peki, aralarında tam ses (iki perde) uzaklık bulunan notaların arasındaki fazladan perdelere hangi notalar gelmektedir. Buralara gelen notalar diğer notaların diyez ya da bemolleri yani yarım ses inceltilmişleri ya da yarım ses kalınlaştırılmışlarıdır. Bu işlemi yapmak için arıza işaretleri kullanılır. Bunların bir listesini veriyoruz:</p>
<p>Diyez: Önüne konduğu notayı yarım ses inceltir.</p>
<p>Çift Diyez: Önüne konduğu notayı bir tam ses inceltir.</p>
<p>Bemol: Önüne konduğu notayı yarım ses kalınlaştırır.</p>
<p>Çift Bemol Önüne konduğu notayı bir tam ses kalınlaştırır.</p>
<p>Bekar (Natürel): Arıza almış notayı doğal haline çevirir.<br />
Şimdi de, Do notasından başlayıp, sırayla tüm notaları - ki bunlar 12 adet kromatik (birbirlerini yarım ses aralıkları ile takip eden) notadan ibarettir - yazalım. Not: İncelme yönünde giderken notalar diyez, kalınlaşma yönünde giderken ise bemol alır. Yani, sözünü ettiğimiz aradaki perdeye gelen nota ya bir önceki notanın diyezi ya da bir sonraki notanın bemolü olarak adlandırılır. Ya da gittiğimiz yöne bağlı olarak, bunun tam tersi olur: Do - Do diyez (ya da Re bemol) - Re - Re diyez (ya da Mi bemol) - Mi - Fa - Fa diyez (ya da Sol bemol) - Sol - Sol diyez (ya da La bemol) - La - La diyez (ya da Si bemol) - Si - Do&#8230; Soldan sağa diyez yönü, sağdan sola ise bemol yönüdür. Örneğin, Do ile Re arasındaki notayı, incelirken Do diyez, kalınlaşırken ise Re bemol olarak düşünebilirsiniz. Neticede ikisi de aynı sestir. Daha önce söyledik ama yine hatırlatalım: Mi - Fa ve Si - Do notaları arası yarım sestir yani bu notaların arasında diyez ya da bemol başka bir nota bulunmaz (Türk müziği ve bazı dünya müziklerinde daha küçük aralıklar vardır. Bunları ilgili derslerde inceleyeceğiz).<br />
Bir ölçü içinde bir nota ilk kez arıza aldığı yerden, aksi belirtilmediği takdirde, ölçü sonuna kadar arıza almaya devam eder. Belirli bir yerde nota doğal haline çevrilecekse bekar (natürel) işareti kullanılması gerekir. Sonra tekrar arıza işaretiyle arızalı duruma getirilebilir.</p>
<p>Tablatür</p>
<p>Beş çizgili porte üzerinde yazılan notaları okumak, özellikle yeni başlayanlar için, biraz zor olduğundan tablatür dediğimiz olay geliştirilmilştir. Tablatürde altı çizgi bulunur. Bunlar gitarın tellerine karşı gelir. En alttaki çizgi kalın Mi (E) telidir. Üste doğru teller sırasıyla La (A), Re (D), Sol (G), Si (B) ve (ince) Mi (E)&#8217;dir.</p>
<p>Teller üzerinde gösterilen sayılar hangi tellerde hengi perdelere basılacağını belirtir. Bu perdelere hangi parmaklarla basılacağı ise TAB&#8217;ın alt tarafındaki sayılarla gösterilir. Pena vuruşları ise üst tarafta verilir.</p>
<p>Herkes biliyordur belki ama yine de hatırlatalım, bare tek bir parmakla iki ya da daha fazla notaya basılacağı anlamına gelir. Basılan nota sayısına göre küçük bare ya da büyük bare olarak adlandırılır.</p>
<p>Gitarın Akordu</p>
<p>Herşeyden önce telefondan, diyapazondan ya da bir akord düdüğünden La sesini alıp gitarın 5 no&#8217;lu yani La telini doğru notaya akordlamamız gerekiyor. 5.Perdeden Akord<br />
1) La telinde 5.perdeye basın, buradaki ses size alttaki boş telin olması gereken sesi Re notasını verecektir,<br />
2) Re telinde 5.perdeye basın ve buna göre alttaki boş Sol telini akordlayın,<br />
3) Sol telinde 4.perdeye basın (3&#8242;lü aralığa geldik) ve buna göre alttaki boş Si telini akordlayın,<br />
4) Si telinde 5.perdeye basın (tekrar 4&#8242;lü aralık) ve buna göre alttaki boş Mi telini akordlayın,<br />
5) (Kalın) Mİ telini akordlamak için iki yolunuz var: 1) (İnce) Mi teline göre (tabi oktav farkını gözeterek) ya da 2) (kalın) Mİ telinde 5.perdeye basıp buradaki sesi alttaki boş La teline göre akordlamak,<br />
6) Son olarak, tüm boş tellerin seslerini teker teker diğer tellerde dağişik yerlerde basarak tüm sesleri karşılaştırmalı olarak kontrol edin</p>
<p>Perdeden Akord</p>
<p>1) Re telinde 7.perdeye basarak burada olması gereken La notasını üstteki boş La teline göre (tabi oktav farkına dikkat ederek) akordlayın,<br />
2) Sol telinde 7.perdeye basarak bu notayı üstteki boş Re teline göre akordlayın,<br />
3) Si telinde 8.perdeye basarak (3&#8242;lü aralığa geldik) üstteki boş Sol teline göre akordlayın,<br />
4) Mi telinde 7.perdeye basarak (tekrar 4&#8242;lü aralık) üstteki boş Si teline göre akordlayın,<br />
5) (Kalın) Mİ telini akord etmek için iki yolunuz var: 1) (İnce) Mi teline göre iki oktav aşağıdan ya da 2) La telinde 7.perdeye basarak buna göre üstteki (kalın) Mİ telini akordlamak,<br />
6) Ve tabi son olarak, tüm boş tellerin seslerini teker teker diğer tellerde değişik yerlerde basarak tüm sesleri karşılaştırmanız gerekiyor</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/gitar.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yanar Daglar</title>
		<link>http://www.odevde.com/yanar-daglar-2.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/yanar-daglar-2.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:05:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<category><![CDATA[akintilar]]></category>

		<category><![CDATA[daglar]]></category>

		<category><![CDATA[lav]]></category>

		<category><![CDATA[lav akintilari]]></category>

		<category><![CDATA[magma]]></category>

		<category><![CDATA[püskürme türleri]]></category>

		<category><![CDATA[püskürmeler]]></category>

		<category><![CDATA[yanar daglar]]></category>

		<category><![CDATA[yanardaglarin alti]]></category>

		<category><![CDATA[yayilma sirtlari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[
YANAR DAĞLAR:
Yanardağlar, yeraltındaki ergimiş kayaların ,kaya parçalarının ve gazların yerkabuğundaki açıklıklardan püskürdüğü oluşumlardır.Art arda olan püskürmeler sonucunda maddelerin üst üste yığılmasıyla ortaya çıkan yükseltiler de aynı biçimde adlandırılır.Yüzeye çıkan ergimiş durumdaki maddeler zamanla katılaşarak volkanik kayaları oluşturur .Depremler gibi yanardağların da çoğu levha sınırlarına yakın yerlerde bulunur.Öte yandan, nasıl ki, levha sınırlarına uzak yerlerde de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
YANAR DAĞLAR:</p>
<p>Yanardağlar, yeraltındaki ergimiş kayaların ,kaya parçalarının ve gazların yerkabuğundaki açıklıklardan püskürdüğü oluşumlardır.Art arda olan püskürmeler sonucunda maddelerin üst üste yığılmasıyla ortaya çıkan yükseltiler de aynı biçimde adlandırılır.Yüzeye çıkan ergimiş durumdaki maddeler zamanla katılaşarak volkanik kayaları oluşturur .Depremler gibi yanardağların da çoğu levha sınırlarına yakın yerlerde bulunur.Öte yandan, nasıl ki, levha sınırlarına uzak yerlerde de zaman zaman deprem olursa, bazı yanardağlar da levhaların iç bölümlerinde bulunur.</p>
<p>Yayılma Sırtları:<br />
Okyanus dibinde. İki levhanın birbirinden uzaklaşmakta olduğu sınırda ,okyanus ortası sırtları ya da yayılma sırtları adı verilen yanardağlardan oluşan sıra dağlar vardır.Levha birbirinden ayrıldıklarında astenosfer üzerindeki basınç azalır.Bunun sonucunda, levha sınırının altında bulunan katı durumdaki minareler tanecikleri ergiyerek magmaya dönüşür.Yükselmeye başlayan yeni magmanın çoğu levha kenarlarında katılaşıp kalır, yüzeye ulaşan bölümü ise okyanus tabanında yanardağlar oluşturur.</p>
<p>“Plastik” Kayalar:<br />
Bilim adamları, astenosferi genellikle “plastik” olarak tanımlarlar.Bunun nedeni, astenosferin büyük bir bölümün yumuşsak olmasına karşın , sıvıdan çok küçük miktarlarda magma bulunan katı mineral taneciklerinden oluştuğunu düşünüyorlar.Astenosferdeki sıcaklığın , minerallerin çoğunu ergitmeye yetecek kadar yüksek olmasına karşın ,üsteki litosfer katmanın neden olduğu yoğun basınç bunu engeller.</p>
<p>Dalma-Batma Bölgesi Yanardağları:<br />
Yanardağlar, iki levhanın çarpışması sonucu birinin diğeri altına daldığı levha sınırlarında oluşur.Dalan levha, 100-200 km derinlikte bulunan ve dalma-batma bölgesi adı verilen bölgede ergimeye başlar ve magmaya dönüşür.Bu magma, levhanın üzerinde biriken tortullar ve ergimiş durumdaki okyanusal litosferden oluşur.Magma ,tortullarla birlikte yerin derinliklerine çekilen su içerir.Oluşan yeni magma ,çatlaklardan geçerek yüzeye püskürür ve üstteki levhanın üzerinde yanardağların oluşuma yol açar.Bu çatlaklar ,levhaların hareketi sonucunda oluşur.Üstteki levhanın okyanusal litosfer levhası olması durumunda ,yanardağların su yüzeyinin üzerinde kalan bölümleri bir dizi volkanik ada oluşturur.</p>
<p>Magma:<br />
Magma, ergimiş durumdaki değişik mineraller ve bazı mineral kristallerinde oluşan lapa benzeri, yoğun bir sıvıdır.Kıvamı, su ve buz kristalleri içeren yarı erimiş durumdaki kar gibidir.Bilim adamları ,magmanın büyük çoğunluğunun astenosferde bulunmakla birlikte bir bölümünün de alt mantonun bazı bölgelerinde geldiğini düşünüyorlar.</p>
<p>Sıcak Noktalar:<br />
Birçok yanardağın oluşumunun levha sınırlarındaki hareketle bağlantılı olmasına karşın bazıları bu sınırlara uzak yerlerde ortaya çıkabilir.Bu yanardağların ”sıcak noktalar” olarak adlandırılan olağanüstü sıcak bölgelerin varlığı sonucunda oluştukları düşünülüyor.<br />
Bilim adamları, sıcak noktaların astenosfer ve alt mantoda bulunduğu varsayılıyor.Sıcak noktalarda, ısı akımlarının mantonun içinden geçerek yükseldiği tahmin ediliyor.Bu olağanüstü ısının basıncın etkisini ortadan kaldırılması sonucunda da magma oluşur.Yüzeye doğru çıkan magma, litosferden geçiş sırasında, yolunun üzerindeki kaya kütlelerini ergiterek kendisine yol açar.Magmanın yüzeye çıktığı yerlerde zamanla yanardağlar oluşur.</p>
<p>YANARDAĞ PÜSKÜRMELERİ:</p>
<p>Magmanın yerkabuğundan yükselerek yüzeye çıkmasına yanardağ püskürmesi adı verilir.Yanardağ bir kez oluştuktan sonra yeraltından magma geldiği sürece püskürmeler devam eder.İki püskürme arasında onlarca, yüzlerce, hatta binlerce yıl geçbilir.</p>
<p>Magma Yükselişi:<br />
Astenosferdeki magma, ancak yeterince büyük bir “kabarcık”oluşturacak biçimde biriktiği zaman litosfere doğru yükselir.Magmanın yükselmesine yol açan süreç, bozuk bir musluktan suyun damlamasına(ancak ters yönde) benzer.Bozuk bir muslukta su sürekli biçimde musluğun ağzında birikir fakat damla halinde düşmesi ancak yeterli ağırlığa ulaşması ile gerçekleşir.Magma da yeraltında yeterli derecede biriktiğinde ve yoğunluğu çevresindeki kaya kütlelerinden daha düşük olduğunda yukarı doğru çıkmaya başlar.Çoğu yanardağın altında (yerkabuğunun içinde ya da altında) magmanın biriktiği bir magma odası vardır.</p>
<p>Yanardağın Altı:<br />
Magma odası il yanardağın yüzeyi arasında kanal ya da baca olarak adlandırılan genişlemiş çatlaklar bulunur.Bunlar bir önceki patlamalardan arta kalan katılaşmış magma ile doludur.bazı yanardağlarda, magma odasından çıkan çok sayıda baca olmak ile birlikte bunların hepsi yüzeye ulaşmayabilir.Bir bacanın açıldığı yere ağız denir.Yanardağ ağızları yuvarlak ya da ince uzun biçimde olabilir.Bazı ağızlar, krater adı verilen derin çukurların içinde bulunur.Bir püskürme sırasında, magma, biriktiği magma odasından yüzeye çıkan bacalardan birinden geçerek,yanardağın tepesindeki ağıza ulaşır ve buradan dışarı fışkırır. Bazı durumlarda ise magma ,yanardağın yamacındaki bir ağızdan çıkar.</p>
<p>Lav:<br />
Püskürme sırasında yüzeye çıkan magma lav adını alır.Yanardağın yamaçlarından, lavdan oluşan bir nehir gibi akan lav akıntısının zaman soğuyup katılaşmasıyla volkanik kayalar oluşur.Çeşitli türlerde lav bulunmakla birlikte bunların tümü nerdeyse diğer mineral elementlerinin yanı sıra bir silisyum ve oksijen karışımı olan silisyum dioksit (SiO2) içerir. Lavın yoğunluğu ,içindeki silisyum dioksit oranına göre değişir.Yoğun olmayan lav bal kıvamındadır.Yoğun lav ise şekerlenmiş bal gibi koyu ve yapışkandır.Bir patlama sırasında yanardağdan farklı yoğunlukta lavlar püskürebilir.<br />
Bir yanardağın biçimi, büyük oranda, lavın yoğunluna bağlıdır.Yoğun olmayan lav katılaşıncaya kadar daha geniş bir çevreye yayıldığından ,bu Tür lavdan oluşan yanar dağların yamaçları yumuşak eğimli olur.Kalkan biçimli olarak tanımlanan Bu yanardağlar, çoğu zaman sıcak noktalar ve yayılma sırtlarında bulunur.Bu yanardağların lavı çoğunlukla bazalttan oluşur.Yoğun lav,yüksek oranda silisyum dioksit içerir ve genellikle dalma-batma bölgelerinin üzerindeki yanardağlardan püskürür.Çok koyu olduğu için ağızdan fazla uzaklaşmadan katılaşan bu lavın oluşturduğu yanardağlar çoğu zaman koni biçimindedir.</p>
<p>Püskürme Tipleri:<br />
Yanardağın püskürmeleri, lavın çıkış biçimine göre sınıflandırılır.Bu da lavın yoğunluğuna ve lavın içerdiği gazların ne kadar kolaylıkla kurtulabilmelerine bağlıdır.Yoğun olmayan lavdan kolayca kurtulabilen gazlar, yoğun lavdan ancak büyük patlamalarla kurtulabilirler.<br />
Magma, yüzeye yaklaştıkça üzerindeki basınç azalır ve tıpkı bir gazoz şişesinin kapağı açıldığı zaman basıncın azalması sonucu gazozun içinde hava kabarcıklarının oluşması gibi volkanik gazlar magmanın içinde küçük kabarcıklar oluşturur.</p>
<p>Farklı püskürme tipleri:<br />
*Hawaii tipi püskürmeler genellikle hafif şiddetedir.lavın çok akışkan olduğu ve içinde gazların kolayca kurtulduğu durumlarda bu tür püskürmeler olur.Kimi zaman magma, yanardağdan dışarı, bir fıskiyeden fışkıran su gibi çıkar.<br />
*Stromboli tipi püskürmeler, lavın biraz daha yoğun olması durumunda görülür.Sıkışmış gazlar, yanardağ ağzının çevresine sıvı halde lav kütlerinin fışkırmasına neden olan, küçük patlamalarla açığa çıkar.<br />
*Vulkona tipi püskürmeler, lavın daha yoğun olduğu durumlarda görülür.Sıkışmış gazlar gürültülü patlamalarla açığa çıkar ve yanardağın ağzına iri kaya parçaları ile çok miktarlarda volkanik kül püskürür.<br />
Pilinius tipi püskürmeler, lavın çok yoğun olması durumunda görülür.Sıkışmış gazlar, çok büyük patlamalarla kurtulur.Yanardağın püskürmeleri sırasında büyük miktarlarda volkanik kül gökyüzüne fırlatılır.</p>
<p>LAVAKINTILARI ,BLOKLAR VE BOMBALAR:<br />
Püsküren bir yanardağdan akan lavlar ,yolları yakıp yıkmasın karşın ,çok ender olarak ölüm yada yaralanmalara yol açar.Bunun nedeni, lav akıntısının yavaş ilerlemesi ve insanların ondan kaçma olağanı bulabilmeleridir.<br />
“Pahoehoe” ve “aa” , iki farklı lav akınsına Hawaii dilinde verilen adlardır.Bunlar birbirlerinden , volkanik gazların lavdan çıkış biçimiyle ayrılır.</p>
<p>*Pahoehoe lav akıntıları:<br />
Pahoehoe lav akıntılarının yüzeyi genellikle düz ya da hafif kırışık olur.Bu tür akıntıların koyu kıvamı değildir yani akışkandır.Lav soğumaya başladığında yüzeyinde düzgün kabuk oluşur.Lav akıntısının iç kısmı ergimiş durumda kalarak akmayı sürdürürken soğumakta olan yüzeyde zaman zaman halat benzeri kıvrımlar oluşturabilir.</p>
<p>*Aa lav akıntıları:<br />
Aa lav akıntılarında pürüzlü ve çatlaklı bir yüzeyi vardır.Bu akıntılar, daha yoğun lavdan oluşur ve pahoehoe lava kıyasla daha yavaş akar.Lav akarken ,yüzeyi iri parçalar biçiminde kırılır ve içindeki gazlar açığa çıkar.Kırılan parçalar ,sıvı durumu koruyan lav akıntısının iç kısmı ile birlikte sürüklenir.<br />
Bir aa akıntısısın kenarları ve önü tank paletlerine benzer bir biçimde ilerler:Akıntının önündeki soğumuş parçalar dönerek lavın altına girer, ilerlemekte olan lav bunların üstünden geçer.Katılaşmış aa lavının yüzeyi pürüzlüdür ve yanmış kömür yığınlarını hatırlatır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/yanar-daglar-2.php/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
