<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 May 2012 20:23:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Manevi Degerlerimiz</title>
		<link>http://www.odevde.com/manevi-degerlerimiz.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/manevi-degerlerimiz.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 20:23:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[manevi]]></category>
		<category><![CDATA[manevi degerler]]></category>
		<category><![CDATA[manevi degerlerimiz nelerdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=735</guid>
		<description><![CDATA[Temel Manevi Değerlerimiz İman, ihlâs, takva, tevekkül, hayâ gibi manevi değerlerimizin temelini dinimiz İslam oluşturur. İslâm Dini, iman, ahlâk ve ibadetle insanın toplum içindeki yerini ve görevlerini tayin etmiştir.(1) Allah’a güven ve ahirete iman, insanın büyük hedefler ve amaçlar gütmesini sağlar. Peşin olan dünya başarısı ve ahirette erişilecek güzellikleri ümit etme, çalışmanın ve yorgunluğun ödülü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/manevi-degerlerimiz.php/odev" rel="attachment wp-att-736"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/odev-150x150.jpg" alt="" title="odev" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-736" /></a></p>
<p><strong>Temel Manevi Değerlerimiz</p>
<p>İman, ihlâs, takva, tevekkül, hayâ gibi manevi değerlerimizin temelini dinimiz İslam oluşturur. İslâm Dini, iman, ahlâk ve ibadetle insanın toplum içindeki yerini ve görevlerini tayin etmiştir.(1) Allah’a güven ve ahirete iman, insanın büyük hedefler ve amaçlar gütmesini sağlar. Peşin olan dünya başarısı ve ahirette erişilecek güzellikleri ümit etme, çalışmanın ve yorgunluğun ödülü olarak daima mü’mini canlı tutar. Büyük işler, sadece güç kullanarak değil aynı zamanda sabır ve sebatla başarılır. İbadet ve davranışa dönüşmeyen iman, pratikte kişiye fazla bir şey kazandırmaz.</strong></p>
<p>Müslümanlığın güzelliği; ihsân, ihlâs ve takva kavramlarının hayata aksettirildiği nispette ortaya çıkmaktadır. Güzel davranış, ibadet ve itaatin sahih ve kabul olması da ihlâsa bağlıdır. Uzun vadeli düşünmek, proje üretmek ve salih amel işlemek, ihlâs sahibi müminin vazgeçemediği bir davranış biçimi olmalıdır.</p>
<p>Tevekkül, insanın gerçekleştirmek istediği bir iş için gereken her şeyi yapıp, sonucu Allah’tan beklemesi halidir. “Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir.” (2) Kanaat, insanın içinde bulunduğu durumun, sahip olduğu nimet ve imkânların kadrini bilmesidir. Bu anlayış, insanı gücü yettiğince çalışmaya, helâlinden kazanmaya sevk eden sonunda da elde edilenle yetinilmesini ve başkalarının malına, mevkiine göz dikilmemesini sağlayan dinî/ahlâkî bir değerdir. Bu değerden yoksun olunduğunda, hırs ve ihtiraslar şahlanır ve insan sonunu tahmin bile edemeyeceği günahlara sürüklenir.<br />
<span id="more-735"></span><br />
Haya, insandaki ahlâk duygusunun kaynağı durumundadır ve onu ahlâkî bir varlık kılan, utanma duygusudur. Allah’a karşı duyulan utanma duygusu, insanlardan utanmanın da temeli durumundadır.(3) Haya duygusu, insanları kötülüklerden alı koyar ve iyiliklere yöneltir. “Haya dinin tamamıdır. Şüphesiz haya, haramdan kaçınmak, diline sahip olmak ve iffet imandandır.”(4)</p>
<p>Namus kavramı, insanın doğasında var olan, temiz karakterin dışa yansımasıdır.(5) Namus, daha çok cinsel ahlâkla ilgilidir. Cinsel ahlâk, Müslüman-Türk toplumunun en fazla önem verdiği ve en çok düzenlemeye ihtiyaç gördüğü bir sahadır. Namus kavramının yanında bir de iffet kavramı vardır. İffetlilik, daha çok duygusal tarafı ağır basan bir tutumdur, bilhassa çocuklardaki utangaçlık ve çekingenlik, onlardaki bozulmamış fıtrattan kaynaklanan iffet duygusunun eseridir. Yaptıkları davranışa göre insanlar, iffetli veya iffetsiz sıfatını alırlar.</p>
<p>Medineli Müslümanların, bütün varlıklarını, ailelerini, çocuklarını, Mekke’de bırakarak Allah yolunda hicret eden Mekkeli muhacir kardeşlerine karşı yaptıkları fedakârlıklar, müslim, gayri müslim tüm insanlık âleminin ibret alacağı, alması gerektiği çok büyük âbidevî bir ibret levhasıdır. Bindörtyüz yıl sonra bugün bizler mü’minler olarak yaşıyor isek, o gün o zor şartlarda sıdkın, mertliğin, ahde vefanın, sorumluluk duygusunun, ihlasın zirvesini bulmuş o güzel insanların tartışmasız bir hissesi var. Peki ya bizler, bu ‘teğet geçen,’ ‘iki tarafı da idare eden,’ ‘risk almayan’, ahde vefasız hayatlarımızla, bu söylem-eylem tutarsızlığımızla nereye varacağımızı sanıyoruz?</p>
<p>İslâm ahlâkının güzel olarak gördüğü her şey, Kur’an’ın insanlardan yapmalarını istediği eylemlerdir. Yine İslâm ahlâkının kötü gördüğü her şey, Kur’an’ın insanlardan kaçınmasını istediği eylemlerdir.</p>
<p>İslâm’ın insanlara yüklediği görevlerin başında gelen ‘iyilikleri sunmak ve teşvik etmek, kötülüklerden sakındırmak’ prensibi, İslâm’ın ahlâka verdiği önemi gözler önüne sermektedir. “İçinizden (insanları) hayra çağıran, iyiliği buyurup kötülükten sakındıran bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Âl-i İmrân, 3/104).</p>
<p>Toplumun Islahı ve Değerlere Dönüş</p>
<p>Prensiplerde ciddi, insanî münasebetlerde olabildiğince yumuşaklık verimliliğin ve olumlu etkinin sırrıdır. Sözünde duran, tutarlı davranan, hatalarını kabul eden ve herkese adil davranan bir insan er veya geç her yerde ve her zaman başarılı olur. Manevi değerlerdeki yozlaşma ve toplumsal dokudaki çözülüş, insanların hatalı tutumlar geliştirmesine yol açacak, dine ve ahlaka karşı soğuk ve uzun mesafede olmasına sebep olacaktır.</p>
<p>Devlet, halka hizmet aracı olarak vazife görmelidir. Vatandaş haklarını bilmeli ve bunun takipçisi olmalıdır. Oyun kurallarına göre oynanmazsa kazanılmaz. Hukuk sistemi bütün inanç, düşünce ve ideolojilere söz hakkı ve hürriyeti tanıyabilir, tanımalıdır da. Ancak devlet eğitim, medya ve başka yollarla yurttaşlarına milli ve manevi değerlere bağlılık duygularını aşılamak durumundadır.</p>
<p>Şiddet ve terörün arkasında birçok sosyal, ekonomik, etnik ve politik etkinin bulunduğu açıktır. Refahın dağılımındaki haksızlık, işsizlik, eğitimsizlik, politik baskı, demokrasinin ve ifade özgürlüğünün olmaması, ayrımcılık, milleti yıldırma ve tehdit, gelecekle ilgili karamsarlık, umutsuzluk, yabancılaşma duygusu, şiddet ve terörün gerçek nedenleridir. Manevi ve ahlaki değerlerin kaybı, şiddet ve teröre sebebiyet verir.</p>
<p>Tarihi mirasın, kültürel değerlerin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının güvence altına alınması için toplumsal bilinç geliştirilmelidir. Manevi değerlere saygı, güzel bir haslet olup kişinin ruhî özelliklerinin dejenere olmadığını gösterir. Eğer kişi Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahipse; onun davranışlarında nefsinin değil kalbinin işaretlerini görmek mümkündür.</p>
<p>Dayanışma ve tesanüt, bir bütünü meydana getiren öğelerin birbirini kollayıp gözetmeleri, toplumun mükemmel yapıya kavuşmasının vazgeçilmez unsurlarıdır. Aile dayanışması, meslek dayanışması, içtimaî dayanışma ve toplumsal bağlılık özelliklerine sahip olan cemiyetler dış güçlere yem olmazlar.</p>
<p>Bozulma fertten başladığı gibi düzelme de fertten başlar. Herkes kendisini ve sorumluluğu altındakilere örnek olur ve eğitirse mesele çözülür. Manevi değerlerin hızla erozyona uğradığı toplumlarda aile, eğitim, toplum ve devlete birçok görev düşmektedir.</p>
<p>Dr. Hüseyin Emin Sert &#8211; alintidir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/manevi-degerlerimiz.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakteriler</title>
		<link>http://www.odevde.com/bakteriler-2.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/bakteriler-2.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Apr 2012 11:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri odevi]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri resmi]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteriler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=729</guid>
		<description><![CDATA[BAKTERİLER Bakteriler, tek hücreli prokaryotik mikroorganizmalardır. Büyüklükleri 0.1 &#8211; 10 µm arasında değişir. 3500 milyon yıldan daha uzun bir süredir dünyada var oldukları bilinmektedir. Hava, toprak, su ile canlı dokularında yaşarlar ve biyolojik olarak hayatın devam etmesi için çok önemlidirler. Siyanobakteriler (cyanobacteria) fotosentez yapabilirler ve dünyada bilinen ilk yaşam formunu oluşturmuşlardır Bazı bakteri türleri hastalıklara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BAKTERİLER</p>
<p>Bakteriler, tek hücreli prokaryotik mikroorganizmalardır. Büyüklükleri 0.1 &#8211; 10 µm arasında değişir. 3500 milyon yıldan daha uzun bir süredir dünyada var oldukları bilinmektedir. Hava, toprak, su ile canlı dokularında yaşarlar ve biyolojik olarak hayatın devam etmesi için çok önemlidirler. Siyanobakteriler (cyanobacteria) fotosentez yapabilirler ve dünyada bilinen ilk yaşam formunu oluşturmuşlardır Bazı bakteri türleri hastalıklara neden olabilirler.</strong><br />
<a href="http://www.odevde.com/bakteriler-2.php/bakteri" rel="attachment wp-att-730"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/bakteri-150x150.jpg" alt="" title="bakteri" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-730" /></a><br />
Bakteri kelimesi Yunanca bakteria &#8216;çubuk, kamış&#8217; kökünden gelir. Bunun nedeni bulunan ilk bakteri türlerinin çubuk şeklinde olmalarıdır.</p>
<p>Her gün yeni bir bakteri türü keşfedilirken, bilinen bakterilerin sınıflandırılması gittikçe zorlaşmaktadır. Bakterilerin taksonomik tasnifi konusu fazlasıyla ihtilaflıdır. Yine de Woese tarafından 1977&#8242;de yapılan ve 16S rRNA dizilimini temel alan sistematiğe göre, bakterilerden oluşan prokaryotlar iki ana gruba ayrılır: Arkeabakteri (archaebacteria) ve öbakteri (eubacteria).</p>
<p>1990&#8242;da gelen yeni yapılanma ise tüm canlıları üç gruba ayırmıştır: Arkeabakteriler (arkealar), bakteriler ve ökaryotlar (eucaryote). Bu sınıflandırmaya göre bakteriler ve arkeabakteriler haricindeki tüm canlı organizmalar ökaryottur. Çoğu biyolog ikiye bölünüşü kabul ederken, birçok moleküler biyolog üçe bölünüşü uygun görür.<br />
Konu başlıkları<br />
<span id="more-729"></span><br />
* 1 Arkeabakteriler<br />
* 2 Öbakteriler<br />
* 3 Bakterilerin isimlendirilmesi<br />
o 3.1 Şekillerine göre<br />
o 3.2 Boyanmalarına göre<br />
o 3.3 Beslenmelerine göre<br />
o 3.4 Solunumlarına göre<br />
* 4 Referanslar</p>
<p>Arkeabakteriler:</p>
<p>1970&#8242;lerin sonunda keşfedilen arkeabakteriler birçok biyoloğu fazlasıyla şaşırtmıştı, zira bu bakteriler çok ekstrem ortamlarda yaşayabilmekteydiler. Örnek olarak; Metanojenik arkeabakteri (methanogenic archaebacteria), anaerobik ortamlarda yaşar ve metabolizmasının sonucu olarak metan üretir. Büyük baş hayvanların karınlarında yaşayabilir, zaten bu tür hayvanların ürettiği bağırsak gazlarından da sorumlu olan bu bakteri türüdür. Ekstrem derecede Halofilik arkeabakteriler (Halophilic archaebacteria) ise tuz seviyesi çok yüksek ortamlarda yaşayabilir. Halo Yunanca &#8216;tuz&#8217; anlamına gelmektedir. Termoasidofilik arkeabakteriler ise yüksek sıcaklıklara sahip asit gölcüklerinde yaşayabilir ki bu tür ortamlarda sıcaklık 100°C&#8217;un üzerinde, pH ise 2 seviyesinde olabilir.</p>
<p>Arkeabakterilerin, ekstrem ortamlara tolere edebildikleri için, hem öbakterilerin (eubacteria) hem de ökaryotların atası oldukları öne sürülmüştür.</p>
<p>Öbakteriler:</p>
<p>Yunanca &#8220;eu&#8221;, iyi &#8211; doğru ve &#8220;bakterion&#8221;, yaniçubuk kelimelerinden türetilmiştir. Dünyada çok ekstrem ortamlar hariç düşünebileceğimiz her yerde mevcutturlar.</p>
<p>Bakterilerin isimlendirilmesi:</p>
<p>Bakterilerin bilimsel isimleri iki kelimeden oluşur. İlk kelime cinsini gösterir. İkinci kelime ise, türünü gösterir. Bakteriler, şekilleri, kamçı durumları, beslenmeleri ve boyanmaları gibi çeşitli özelliklerine göre gruplandırılırlar.</p>
<p>Şekillerine göre:</p>
<p>Çubuk şeklinde olanlar (Bacillus)</p>
<p>Çubuk biçimdeki bakteriler silindirik veya buna yakın bir görünüme sahip olduklarından boyları enlerinden daha uzundur. Ancak, bu formları cins ve türlere göre değişebileceği gibi, aynı tür mikroorganizma kültürünün çeşitli üreme fazlarında da farklılıklar meydana gelebilir. Örn, E. coli &#8216;nin logaritmik üreme döneminde, genellikle, morfolojik yönden bir örneklik fazla görülmesine karşın, üremenin durma veya mikroorganizmaların ölme döneminde flamentöz formlara ve/veya değişik bireysel şekillere (involusyon formları) rastlamak mümkündür. Besi yerinin bileşiminin ve diğer çevresel koşulların da bakterilerin morfolojilleri üzerine etkileri vardır.</p>
<p>Yuvarlak olanlar (Coccus)</p>
<p>Bunlar, çomak veya spiral formda olanlara oranla, morfolojik olarak, cins veya tür içinde daha fazla homojenite gösterirler. Çapları, ortalama, 0.8-1.0 mikrometre (µm) arasında değişmesine karşın, daha küçük (0.4-0.8 mm) veya daha büyük (1.2-2.0 µm) olanları da bulunmaktadır. Genel bir kaide olmamakla beraber, hastalık oluşturan türlerin çapları 0.8-1.5 µm. arasında yer almaktadır. Koklar, her ne kadar, yuvarlak biçimlerde olmalarına karşın bazı türlerde morfolojik değişikliklere rastlanılmaktadır.</p>
<p>Coccus bakterileri kendi aralarında gruplara ayrılırlar:</p>
<p>* Monokok Bakteriler (Coccus): Grup halinde olmayan coccus bakterilerini içerir.<br />
* Diplokok Bakteriler (Diplococci): İki coccus bakterisinin oluşturduğu grupları içerir. Örnek olarak bel soğukluğu hastalığına neden olan Neisseria gonorrhoeae türünü verebiliriz.<br />
* Stafilakok Bakteriler (Staphylococci): Coccus bakterilerinin üzüm salkımı şeklinde dizilmeleri sonucu oluşan grupları içerir. Bu bakteriler parmakta dolama, göz kapağı iltihaplanması gibi hastalıklara sebebiyet verirler.<br />
* Streptekok Bakteriler (Streptococci): Tıpkı bir zincir şeklinde dizilen coccus bakteri gruplarını içerir.</p>
<p>Spiral olanlar (Spirullum)</p>
<p>Uzun bir eksen etrafında helezoni tarzda sarılmış bir vücuda sahip, bükülebilir (fleksible) ve uzun eksen etrafında dönerek hareket edebilirler. Uzunluk, sarmal sayısı ve sarmal yüksekliği türler arasında farklar gösterir. Örnek olarak frengi hastalığına neden olan Treponema pallidum türünü verebiliriz.</p>
<p>Virgül şeklinde olanlar (Vibrio)</p>
<p>Flagella(kamçı) ları ile birlikte virgül şeklini anımsatırlar.</p>
<p>Boyanmalarına göre ,</p>
<p>Gram boyası ile boyandığında mavi-mor renk veren bakterilere gram (+), kırmızı-turuncu renk veren bakterilere ise gram (-) bakteriler denir. Farklı renklerin ortaya çıkması, hücre çeperinin özelliklerinden kaynaklanır. Gram (+) bakteriler kalın, peptidoglikandan oluşmuş tek katmanlı bir çepere sahipken, gram (-) bakterilerde iki ince katmanlı (İlk tabaka karbonhidrat ve proteinlerden, ikinci tabaka ise yine peptidoglikandan oluşmak üzere) hücre çeperi bulunmaktadır.</p>
<p>Beslenmelerine göre [değiştir]</p>
<p>Bazı bakteriler ototrof olup, fotosentez veya kemosentez yaparlar. Örnek olarak siyanobakterileri verebiliriz. Çoğunluğu ise heterotrof olup, saprofit veya parazit yaşarlar.</p>
<p>* Heterotrof Bakteriler</p>
<p>1. Saprofit Bakteriler: Bakterilerin çoğunluğunu oluşturur. Besinlerini bulundukları ortamlardan hazır sıvılar olarak alırlar. Nemli, ıslak ve çürükler üzerinde yaşarlar. En çok amino asit, glikoz ve vitamin gibi besinleri ortamdan alırlar. Bu tür bakteriler dış ortama salgıladıkları enzimlerle bitki ve hayvan ölülerini daha basit organik maddelere parçalayarak onların çürümesini sağlarlar. Böylece hem toprağın humusunu artırırlar, hem de kendilerine besin sağlarlar. çürütme sonucu çeşitli kokular meydana gelir. Bu yüzden bu olaya kokuşma denir. Bazı saprofit bakteriler, sütün yoğurt ve peynir olarak mayalanmasını sağlarlar. Saprofitler, dünyada madde devrinin tamamlanmasında önemli rol oynadıklarından hayat için mutlaka gereklidir.<br />
2. Parazit Bakteriler: Besinlerini cansız ortamdan değil de üzerinde yaşadıkları canlılardan temin ederler. Çünkü sindirim enzimleri yoktur. Bunların bazıları konak canlıya fazla zarar vermeden yaşayabilirler. Sadece onun besinlerine ortak olurlar. Kalın bağırsağımızdaki Escherichia coli bunun en iyi örneğidir. Bazı parazit bakteriler ise konak canlının ölümüne bile sebep olabilen hastalıklara yol açarlar. Bunlara Patojen Bakteriler denir. Patojenler ya toksin çıkararak ya da konak canlının enzim ve besinlerini kullanarak zarar verirler. toksinler ya dışarı atılır (Ekzotoksin), ya da Bakterinin içinde kalır (Endotoksin). İçinde kalan toksinler bakteriler ölünce zararlı hale geçerler. Ekzotoksinler kadar zararlı değillerdir. Canlıların patojen bakterilere ve toksinlerine karşı oluşturdukları savunmaya &#8220;Bağışıklık&#8221; denir. Parazit bakterilerinin üremeleri oldukça hızlıdır.</p>
<p>* Ototrof Bakteriler</p>
<p>1. Fotosentetik Bakteriler (Fotoototroflar): Sitoplazmalarında serbest klorofil taşırlar. Fotosentezlerinde elektron kaynağı olarak H2O yerine H2S ve H2 kullanırlar. Fotosentez yaparlar fakat açığa oksijen çıkmaz.<br />
2. Kemosentetik Bakteriler (Kemoototroflar): En önemlileri Nitrifikasyon Bakterileri, Denitrifikasyon Bakterileri (Güherçile Bozanlar) olmak üzere Demir Bakterileri, Kükürt Bakterileri gibi grupları içerir. Bu bakteriler de madde döngüsünde -özellikle Azot (=Nitrifikasyon) döngüsünde- çok önemlidirler. Amonyak, nitrit, nitrat, demir, kükürt gibi inorganik maddeleri oksitleyerek zararsız hale getirirler. Oluşan maddeler ise bitkilerce genellikle Azotlu Tuz (Güherçile) (KNO3 , NaNO3 vb.) olarak kullanılır. Bu oksitleme sonucunda açığa kimyasal enerji çıkar.(Substrat Düzeyinde Fosforilasyon) Bu enerjiyle de CO2 indirgemesi yaparak -yıkarak metabolik reaksiyonlarda enerji eldesi için kullanacakları- besinlerini sentezlerler. Bu besinleri sentezleyebilmek için Işık ve klorofil gerekli değildir. Oksijen kullanılır. Kemosentetik bakteriler en çok azotlu, kükürtlü, demirli maddeleri oksitlerler. Kemosentez sonucu:<br />
* Bazı zararlı maddeler ortadan kaldırılmış,<br />
* Bitkilerin alabileceği tuzlar oluşturulmuş,<br />
* Kimyasal enerji kazanılmış<br />
* Organik besin sentezlenmiş olmaktadır.</p>
<p>Solunumlarına göRE:</p>
<p>1. Anaerob Bakteriler: Bakteriler organik besinleri parçalayarak enerjilerini elde ederken genellikle oksijen kullanmazlar. Bunlar havasız yerlerde de yaşayarak çoğalırlar. ( Konservelerde olduğu gibi) Bunlardan bazıları oksijenin olduğu yerde hiç gelişemezler. Örnek: Clastrodium tetani (Tetanos bakterisi)<br />
2. Aerob Bakteriler: Bazı bakteri grupları (Escherichia coli, Zatürree ve Yoğurt Bakterisi gibi) ancak oksijenli ortamda yaşayabilir. Bunlarda mitokondri olmadığı için solunum hücre zarının iç kısmındaki kıvrımlarda (mezozom) gerçekleştirilir. Örnek: Azot Bakterileri.<br />
3. Geçici Aerob veya Geçici Anaerob Olanlar: Asıl solunumları oksijensiz olduğu halde kısa süre için aerob olanlara &#8220;Geçici Aerob&#8221; denir. Normal solunum şekli aerob olanlar ise havasız kalınca fermantasyona başvururlar. Bunlara &#8220;Geçici Anaerob&#8221; denir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/bakteriler-2.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akce hakkinda Bilgi</title>
		<link>http://www.odevde.com/akce-hakkinda-bilgi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/akce-hakkinda-bilgi.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 03:18:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Devleti&#8217;nin ilk zamanların, dan 1687 yılma kadar kullanılan para ölçüsü. İlk Osmanlı akçesi, 1327 yılında Orhan Gazi zamanında ve Alâeddin Paşa tarafından kestirilmiştir. İlk zamanlan doksan ayar gümüşten kesilmiştir. Bir tarafında dört halifenin adlan, öbür tarafında hükümdarın adı bulunurdu. İlk zamanlan, net olarak 1.152 gram ağırlığında bulunan akçelerin, zamanla kıymetleri düşmüş, on yedinci yüzyılda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Osmanlı Devleti&#8217;nin ilk zamanların, dan 1687 yılma kadar kullanılan para ölçüsü.</strong></p>
<p>İlk Osmanlı akçesi, 1327 yılında Orhan Gazi zamanında ve Alâeddin Paşa tarafından kestirilmiştir. İlk zamanlan doksan ayar gümüşten kesilmiştir. Bir tarafında dört halifenin adlan, öbür tarafında hükümdarın adı bulunurdu.</p>
<p>İlk zamanlan, net olarak 1.152 gram ağırlığında bulunan akçelerin, zamanla kıymetleri düşmüş, on yedinci yüzyılda büsbütün bozulmuş, kıymetinin düşmesi çeşitli iç kavgalara sebep olmuş, nihayet 1687 yılında kaldırılmıştır.<br />
<span id="more-726"></span><br />
nedirkimdir.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/akce-hakkinda-bilgi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepatit B Hakkinda bilgi</title>
		<link>http://www.odevde.com/hepatit-b-hakkinda-bilgi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/hepatit-b-hakkinda-bilgi.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Apr 2012 17:31:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglik]]></category>
		<category><![CDATA[Hebatit B Nedir Nasıl Korunulur]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit b]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit b belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit b korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit b nedir]]></category>
		<category><![CDATA[hipatit b]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=722</guid>
		<description><![CDATA[Hepatit b ve korunma yolları Hepatit B enfeksiyonu nasıl bulaşır ? Hepatit B enfeksiyonu kişiden kişiye kan, kan ürünleri ve vücut sıvıları (seksüel temas) ile bulaşabileceği gibi doğumda anneden bebeğine bulaşabilmektedir. Hastalığın ve taşıyıcılığın yaygın olduğu ülkelerde en önemli geçiş yolu doğum sırasında anneden bebeğe geçiştir. Gelişmiş batı ülkelerinde en önemli bulaşma yolu ise damar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hepatit b ve korunma yolları</p>
<p>Hepatit B enfeksiyonu nasıl bulaşır ?</strong><br />
<a href="http://www.odevde.com/hepatit-b-hakkinda-bilgi.php/hepatit-b" rel="attachment wp-att-723"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/hepatit-b-150x150.jpg" alt="" title="hepatit-b" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-723" /></a><br />
Hepatit B enfeksiyonu kişiden kişiye kan, kan ürünleri ve vücut sıvıları (seksüel temas) ile bulaşabileceği gibi doğumda anneden bebeğine bulaşabilmektedir. Hastalığın ve taşıyıcılığın yaygın olduğu ülkelerde en önemli geçiş yolu doğum sırasında anneden bebeğe geçiştir.</p>
<p>Gelişmiş batı ülkelerinde en önemli bulaşma yolu ise damar içine ilaç kullanımı ve cinsel temastır.</p>
<p>Hepatit B enfeksiyonu riski yüksek olan gruplar kimlerdir ?</p>
<p>Öncelikle sağlıkla uğraşan doktor, diş hekimi, hemşireler, sağlık personeli risk altındadırlar.</p>
<p>Hemodiyaliz hastaları risk altındadırlar<br />
<span id="more-722"></span><br />
Damar içine ilaç kullananlar, eş cinseller önlem almazlarsa risk altındadırlar.</p>
<p>Hastalığın kısa dönemli sonuçları sonuçları nelerdir ?</p>
<p>Hepatit B virusu akut ve kronik hepatite neden olur. Enfeksiyon gelişen yenidoğanların %90’nında, çocukların %50’sinde hastalık kronikleşme eğilimindedir. Erişkinlerin %5-10’ununda hepatit B virus enfeksiyonu kronikleşir.</p>
<p>Akut hepatit hafif seyredebileceği gibi karaciğer yetmezliği sonucu ölümle sonuçlanabilir. Enfeksiyonu akut geçiren bazı hastalarda iştahsızlık, bulantı, kusma, ateş, karın ağrısı ve sarılık gibi şikayetler görülür.</p>
<p>Ağır seyreden, karaciğer yetmezliği gelişen hastalarda karaciğer nakli hayatı kurtarabilir. Yine hastalığı akut geçiren erişkinlerin %5-10’unda kronikleşme izlenebilir.</p>
<p>Hastalığın uzun dönemli sonuçları nelerdir ?</p>
<p>Hepatit B virusunu alan kişilerin hepsi hastalığın klinik ve laboratuvar bulgularını göstermezler. Bazıları virusu vücutlarında sadece taşırlar. Bu hastaların bir kısmında karaciğer biyopsisi yapıldığında hepatit bulgularını saptamak mümkündür.</p>
<p>Kronik hepatitli kişilerin bazılarında da klinik bulgu yoktur veya karaciğer biyopsisinde çok az hastalık bulgusu vardır. Bu hastaların bir kısmında zamanla siroz ve karaciğer karsinomu gibi ciddi ve ölüme neden olan hastalıklar gelişir.</p>
<p>Hepatit B virus enfeksiyonu tanısı nasıl konulur ?</p>
<p>Hepatit B enfeksiyonu tanısı bazı serolojik testlerle yapılır. Virusun alınmasından haftalar sonra serumda yapılan özel testler pozitifleşir. Bu testlerin pozitifleşmesine paralel karaciğer enzimleri kanda yükselir.</p>
<p>Hepatit B virus enfeksiyonundan korunmak mümkün mü ?</p>
<p>Hepatit B virus enfeksiyonu aşı ile korunabilen bir hastalıktır. Tüm zamanında doğan bebekler hepatit B virus enfeksiyonuna karşı aşılanmalıdır. İlk doz doğumda yapılır. İkinci doz 1-4 ay, 3.doz 6-18 ay arası yapılabilir. Şu anda önerilen aşı şeması 0, 1, 6 ay şeklindedir.</p>
<p>Anneden bebeğe enfeksiyon nasıl geçer ?</p>
<p>Her gebe kadının hepatit B virus enfeksiyonu açısından kontrol edilmesi, doğacak bebeğin belki de ömür boyu taşıyacağı bir hastalığa karşı tedbir alınmasını sağlayacaktır. Hastalığın plasenta aracılığla bebeğe bulaşması son derece nadir bir durumdur. Geçiş doğum anında annenin sekresyonları ve kanının bebeğe bulaşmasıyla olmaktadır.</p>
<p><strong>Bebeği enfeksiyondan korumak için neler yapılmalıdır ?</strong></p>
<p>Hepatit B taşıyıcısı veya kronik enfeksiyonu olan anneden doğan bebekler, doğumdan sonra hemen iyice yıkanmalıdır. Eğer kan örneği alınması gerekliyse bebek yıkandıktan sonra alınmalı ve K vitamini yapılmalıdır. Doğumu takip eden ilk 12 saat içinde hepatit B hiperimmunglobulin (HBIG) 0.5 ml bebeğin uyluk kası içine yapılmalıdır. Yapılmasında gecikme olursa ilk 48 saat içinde mutlaka uygulanmalıdır.</p>
<p>Hepatit B taşıyıcısı veya kronik enfeksiyonu olan anneden doğan bebeklere HBIG ile birlikte aşı yapılmasıyla koruyuculuk %90-95 düzeyine ulaşır. Önerilen aşı takvimi; 0, 1, 6. aylardır.</p>
<p><strong>Prematüre bebekler de aşılanmalı mı ?</strong></p>
<p>Taşıyıcı olmayan anneden doğan 2000 gramın altındaki bebeklerin aşısı bebek 2000 grama ulaşıncaya kadar beklenebilir.</p>
<p>Şayet anne Hepatit B taşıyıcısı ise bebek prematüre bile olsa ilk 12 saat içinde HBIG ve aşı yapılmalı. Bebek bir aylık olunca 0, 1, 6 ay takvimi uygulanmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/hepatit-b-hakkinda-bilgi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yasa Gore Egzersizler</title>
		<link>http://www.odevde.com/yasa-gore-egzersizler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/yasa-gore-egzersizler.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 12:33:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglik]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa göre egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşa Göre Egzersizler]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa göre yapılan egzersizler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=714</guid>
		<description><![CDATA[7-16 YAŞ ARASI Çocuklarınızı alın ve hergün 60 dakika boyunca hareket etmelerini sağlayın. Çocuklarımızın günde en az 60 dakika fiziksel aktivite yapmaları gerekmektedir. Bu aktiviteler onların vücutlarının şekillenmesini, iskelet sistemlerinin daha güçlü olmasını ve sağlıklı görünmelerini sağlar. Fiziksel aktivitesi az olan çocukların daha zayıf sosyal ilişkileri ve daha düşük akademik kariyerleri olur. Öneriler: 1- Bütün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>7-16 YAŞ ARASI</p>
<p>Çocuklarınızı alın ve hergün 60 dakika boyunca hareket etmelerini sağlayın. Çocuklarımızın günde en az 60 dakika fiziksel aktivite yapmaları gerekmektedir. Bu aktiviteler onların vücutlarının şekillenmesini, iskelet sistemlerinin daha güçlü olmasını ve sağlıklı görünmelerini sağlar. Fiziksel aktivitesi az olan çocukların daha zayıf sosyal ilişkileri ve daha düşük akademik kariyerleri olur.<br />
<a href="http://www.odevde.com/yasa-gore-egzersizler.php/egzersiz" rel="attachment wp-att-715"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/egzersiz-150x150.jpg" alt="" title="egzersiz" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-715" /></a><br />
Öneriler:</p>
<p>1- Bütün aile üyelerinin birlikte yapabileceği ve keyif alacağı sporları tercih edin.</p>
<p>2- Her hafta için bir aktivite dağılımı yaparak hangi aktiviteyi seçeceklerini belirleyin.</strong><br />
3- Bisiklete binmek, ailede her üyenin ortaklaşa yapabileceği en iyi aktivitedir.<br />
<span id="more-714"></span><br />
16-25 YAŞ ARASI</p>
<p>Haftada 3-4 kez yapacagınız 1’ er saatlik farklı yoğunluktaki egzersiz çalışmaları sizin için yeterli olacaktır.</p>
<p>Seçeceğiniz alternatif sporlar; salon sporları, yüzme, tenis ya da orta tempodaki koşulardır. Bu dönemde metabolizmanız hızlı çalışmaktadır ve genellikle bu yaş aralığında kilo sorunları pek yoktur. Tabii bu ileride kilo sorunu yaşamayacağınız anlamına gelmez onun için hem daha sağlıklı olmak hem de ileriki yaşlarda sorun yasamamak için spor yapmayı ihmal etmemeliyiz.</p>
<p>25 İLE 35 YAŞ ARASI</p>
<p>Haftada 4 kez minimum 30’ ar dakika olmak üzere farklı yoğunlukta farklı aerobik egzersizleri yapmak gerekir.</p>
<p>Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; 25 yaş üzerindekiler için aerobik egzersiz kapasitesi yılda %1-2 arasında düşüş göstermektedir. Bu da demektir ki kalbiniz ve ciğeriniz günlük aktiviteleri yaparken daha fazla çalışmak zorunda kalmaktadır ( örneğin; otobüse yetişmeye çalışmak için koşmak, merdiven çıkmak vs.) .</p>
<p>30 yaşından sonra vücut daha az hormon üretip vücut dokusu kayıplara uğradığından daha fazla yağ depolamaktadır. Kilo kontrolünde kardiovasküler (kalp ile ilgili) egzersizler daha fazla enerji harcamanızı sağlar. Bu tip egzersizler kalbinizin ve ciğerlerinizin dayanıklılığını artırırken kan akış hızını değiştirerek sizi kalp hastalıklarına ve kilo alımına karşı korur. Bu nedenle en uygun egzersizler; yürüyüş, koşu olabilir. Bu egzersizler ayrıca kemik yoğunluğunun artmasını da sağlarlar.</p>
<p>Günde 40 dakikalık yürüyüşün ardından hafif ağırlıklarla yapacağınız fitnes çalışması (göğüs, sırt,omuz ,kol, bacak ve karın ) uygundur.</p>
<p>Egzersiz yapmak ve kilo kontrol durumu yıllık bir planlama ile uygulanmalı ve günlük hayatımıza entegre edilmelidir.</p>
<p>35-45 YAŞ ARASI</p>
<p>Bir egzersiz programı oluşturmadan önce fiziksel olarak ne kadar aktif olduğunuzu ölçümleyin. Size gerçekçi bir perspektif sunabilmek için yapılması gereken önce bir adım sayar edinmenizdir. Bu aleti belinize takarak bir gün boyunca attığınız adımları sayabilirsiniz. Gün boyunca attığınız adımları kaydedin ve günlük 10.000 adım atabilmek için çaba harcayın. Eğer günlük 10.000 adımı tamamlayamıyorsanız panik yapmayın. Her gün belli oranlarda artırarak 10.000 adıma ulaşmayı deneyin.</p>
<p>30’ lu yaşlarda kadınlar yılda 140-170 g/5-6 oranında kas kütlesi kaybederler ve yağ kütlesi artışı ile karşılaşabilirler. Eğer hiç aktivite ve egzersiz yapmıyorsanız 39 yaşına kadar kaybetmiş olduğunuz kas kütlesi yerine yağ kütlesi kazanmak için potansiyel gruptasınız demektir. Metabolizmanızın yavaşlaması sizin ileriki yıllarda yağ kütlesi kazanmanıza sebep olacak zemin hazırlayabilir.</p>
<p>Günlük 7.000- 10.000 arası adım atabilmek iyi bir egzersizdir ve bunu da bir takım vücut egzersizleri ile tamamlamak kemik yoğunluğunu desteklemek açısından faydalıdır.</p>
<p>Bir yerden bir yere giderken sürekli araç kullanmayın mümkün olduğunca yürümeyi tercih edin.</p>
<p>Unutmayın, sadece bir vücudunuz var ve onu koruyarak sağlıklı olmaya çalışmalısınız.</p>
<p>45- 55 YAŞ ARASI</p>
<p>Öğleden önce yapabileceğiniz bir egzersiz ve fiziksel aktivite planı hazırlayın. Yapılan araştırmalara göre öğleden önce yapılan egzersizler öğleden sonra yapılanlara oranla %75 daha olumlu sonuçlar vermiştir.</p>
<p>40’ lı yaşalar sağlık kavramının daha fazla ortaya çıktığı ve kilo alımı ile de desteklendiği yaşlardır. Metabolik sendrom, düzensizliklerin bir araya gelerek kronik hastalıklara yakalanma riskini artıran bir kavramdır. Bu düzensizlikler kandaki yağ seviyesi, HDL(iyi kollestrol), yüksek tansiyon, kandaki yüksek şeker oranı ve insulini de içermektedir. Bel çevresi genişliği bu riskler için güçlü bir göstergedir. Erkekler için 94 cm’ yi geçen bel çevresi riskin arttığının belirtisidir. Kadınlar için ise bu ölçü 80 cm’ dir.</p>
<p>Kadınlar aynı zamanda, menopoz öncesi hormon seviyelerini kontrol altında tutarak bu tecrübeyi kazanabilirler. Erkekler için de testosteron hormonu seviyesi kasları oluşturan proteinlerin yapımına yardımcı olmakla beraber 50 yaşlarından sonra %20’ sinde ciddi anlamda düşüşler kaydedilmektedir.</p>
<p>Çok fazla zorlanmadan aerobik hareketleri ile yürüyüş, joging, bisiklet çevirme ve yüzme gibi egzersizler haftanın beş günü 30’ ar dakikalık seanslar halinde yapılabilir.</p>
<p>Özellikle yüzme çok iyi kardiyovasküler çalıştırıcı ve kilo vermeye yardımcı olmakla birlikte kemik yoğunluğunda da sebep olabilmektedir. Bu sonuç bu yaşlar için önemlidir.</p>
<p>55- 65 YAŞ ARASI</p>
<p>Bu yaşlarda günlük olarak kilo taşıma egzersizleri ile birlikte fiziksel aktiviteler yapılabilir.</p>
<p>Kadınlar için en büyük fiziksel değişim menopozla birlikte olmakta ve bunun etkileri de direkt veya endirekt olarak yaşanmaktadır. Menopozdan sonra (ortalama yaş 52) kadınlar yaklaşık olarak%66 oranında östrojen, %50-60 arası oranda testosteron ve de bunlara bağlı olarak %1-2 oranında kemik yoğunluğu kaybına uğrarlar. Östrojen seviyesinin testosterondan daha hızlı bir şekilde azalması ise kadınlarda vücut yağ oranının artmasına ve bu yağların öncelikle basen ve orta bel bölgelerinde toplanmasına sebep olmaktadır. Tüm bu değişimler ileri menopoz döneminde kadınların kardiyovasküler risklerle karşı karşıya bırakırlar.</p>
<p>Osteoporoz hem erkeklerde hem de kadınlarda kemiklerin deformasyonuna sebep olan bir kemik hastalıktır. Özellikle kalça ve bilek kemiklerinin daha kırılgan ve eğimli hale gelmesine sebep olur. 50 yaş ve üstü her iki kadından biri osteoporoz nedeniyle hayatı boyunca bir kemik kırılması ile karşı karşıyadır. Erkekler ise sadece etkilenirler. Egzersiz yapmak özellikle de ağırlık çalışmak osteoporozla savaşta etkin bir rol oynar.</p>
<p>Egzersizlerinize etki katabilmek için günde 40 kere sıçrama, küçük atlayışlar kemik yoğunluğu için olumlu etki yapar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/yasa-gore-egzersizler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deneme Nedir</title>
		<link>http://www.odevde.com/deneme-nedir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/deneme-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 12:26:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[deneme nedir]]></category>
		<category><![CDATA[denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatta deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=710</guid>
		<description><![CDATA[Deneme Nedir (Edebiyat) Deneme, bir yazarın belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı metinlere denir. Bu tür ilk yazıları 16. yüzyılda Fransız yazar Michel de Montaigne yazdı ve Essais (Denemeler) adıyla yayımladı. Bugün bir çok ülkede ilgiyle okunan edebiyat türünün de adını koymuş oldu. Deneme, yazarın belli bir konuda görüşlerini kısa biçimde anlattığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deneme Nedir (Edebiyat)</strong><br />
<a href="http://www.odevde.com/deneme-nedir.php/deneme-2" rel="attachment wp-att-711"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/deneme-150x150.jpg" alt="" title="deneme" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-711" /></a><br />
<strong>Deneme,</strong> bir yazarın belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı metinlere denir. Bu tür ilk yazıları 16. yüzyılda Fransız yazar Michel de Montaigne yazdı ve Essais (Denemeler) adıyla yayımladı. Bugün bir çok ülkede ilgiyle okunan edebiyat türünün de adını koymuş oldu.<br />
Deneme, yazarın belli bir konuda görüşlerini kısa biçimde anlattığı edebiyat türüdür. Denemelerde, edebiyat, sanat, insanlar, gelenekler, hatta gülünç olaylar gibi değişik konular ele alınabilir. Örneğin, İngiliz yazar Charles Lamb 19. yüzyılın başlarında, &quot;Domuz Rostosu Üzerine&quot; adlı bir deneme yazmıştı. Bu denemede ateşle oynamayı seven bir Çinli çocuğun rastlantı sonucu kızarmış domuz etini tadan ilk insan olduğu mizah yollu anlatılıyordu.<br />
İyi bir deneme yazmanın yollarından biri, belli bir konudaki düşünceleri önce bir kâğıda gelişigüzel not etmektir. Bundan sonra not edilen düşünceleri, anlaşılmalarını kolaylaştıracak bir düzene sokmak gerekir. Bir deneme için her zaman, okurun ilgisini çekecek ve denemeyi sonuna kadar okunmasını sağlayacak bir giriş cümlesi çok önemlidir. Deneme, aynı ölçüde dikkat çekici bir biçimde de bitirilmelidir. Denemeyi okurken yazarla birlikte düşünsel yolculuğa çıkan okurun sonunda düş kırıklığına uğramaması, demene yazarı açısından dikkat edilmesi gereken bir noktadır.<br />
<span id="more-710"></span><br />
Öte yandan, düşüncelerin paragraflara göre düzenlemesi gerekir. Öne sürülen her yeni düşünce için ayrı bir paragraf kullanılmalı ve her paragrafta bir ana düşünce işlenmelidir. Birçok deneme üç ya da daha fazla paragraftan oluşur. Denemenin paragraflara bölünmesi, söylenmek istenilenin kolay ve açık bir biçimde ortaya koyulmasını sağlar. Deneme Fransız yazar Montaigne ile başlamış olmasına karşın, daha sonraki yıllarda İngiliz yazarlar tarafından geliştirilmiştir. Ünlü İngiliz denemecileri arasında Francis Bacon, Joseph Addison ile İrlandalı Richard Steele sayılabilir. ABD&#8221;li en ünlü deneme yazarları Ralph Waldo Emerson ile Henry David Thoreau’dur. Edgar Allan Poe şiir üstüne, James Thurber de mizah türünde yazdığı denemelerle okurlarını etkilemişlerdir.<br />
Montaigne’den sonraki ünlü Fransız deneme yazarları arasında Theophile Gautier, Anatole France ve Hippolyte Taine sayılabilir.<br />
Türk edebiyatına deneme türü, Batı edebiyatlarının etkisiyle Tanzimat&#8221;tan sonra girmiş ve Cumhuriyet&#8221;ten sonra gelişmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmed Haşim ve Falih Rıfkı Atay aynı zamanda başarılı deneme yazarlarıydı. Deneme türünün en güzel örneklerini ise Nurullah Ataç verdi. Bu türde örnekler veren öbür önemli yazarlarımız arasında ise Ahmed Hamdi Tanpınar, Sabahattin Eyuboğlu, Suut Kemal Yetkin, Vedat Günyol, Melih Cevdet Anday, Memet Fuat, Salah Birsel, Nermi Uygur, Fethi Naci, Cemal Süreya, Füsun Altıok ve Selim İleri sayılabilir.</p>
<p>DENEMELER<br />
1)Kitabın Adıenemeler<br />
2)Kitabın Yazarı:Michel de MONTEİGNE<br />
3)Basıldığı Yıl:1996<br />
4)Baskı Sayısı:23<br />
5)Sayfa Sayısı:334<br />
6)Kitabın Türüeneme<br />
7)Kitabın Konusu:Kitapta yazar,yaşamımızdaki önemli olayları;insanların hal,tavır,davranış,durum ve huylarını, sözünü sakınmadan,tek tek,terbiye çerçevesinde eleştirmekte,düşüncelerini özgürce ve kendince ,öznel bir şekilde açıklamaktadır.<br />
8)Kitaptan Alıntılar:<br />
*Başkalarının bilgin olabilsek bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.(ayf.29)<br />
*Kusur korkusuyla suç işliyoruz.(syf.31)<br />
*Her şey kırılmaz zinciriyle bağlı kaderin.(syf.44)<br />
*Niçin başka güneş başka toprak ararsın,yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?(syf.57)<br />
*Saadet bile haddini aşarsa azap olur.(syf.65)<br />
*Kaderin insanlara bir lutfuda namuslu işlerin aynı zamanda en faydalı işler olmasıdır.(syf.73)<br />
*Yunanlı bir balıkçı kasırga sırasında Neptunus&#8221;a şöyle demiş:&quot;Ey tanrı ister beni kurtar ister batır ,ben dümenimi kırmadan dosdoğru ilerleyeceğim&quot;.Zamanımızda nice dönek, iki yüzlü karışık insanlar gördüm ki dünya işlerinde benden daha tedbirli oldukları halde benim kurtulduğum felaketlerden kendilerini kurtaramadılar.(syf.73-74)<br />
*En az bildiğim şeyler tartışmaya en elverişli olanlarıdır.(syf.75)<br />
*Yaşıyor ama bilmiyor yaşadığını.(syf.85)<br />
*Acı masuma da yalan söyletir.(syf.106)<br />
*Bütün umudum kendimde.(syf.108)<br />
*İnsan her yerde hep o insandır ve bir insanın özünde soyluluk olmadımı dünyanın tacını da giyse çıplak kalır.(syf.131)<br />
*Paranın saklanılması kazanılmasından daha zahmetli bir iştir.(syf.147)<br />
*Cimriliği yaratan yoksulluk değil zenginliktir daha çok.(syf.155)<br />
*Zafer zafer değildir,yenilen düşman yenilgiyi kabul etmedikçe.(syf.176)<br />
*Ah bir dost!Eskiler dostluğun sudan ve ateşten daha zorunlu ve daha tatlı olduğunu söylerler,ne doğru!(syf.238)<br />
*Halkı bir tek insan ,insanı halk gibi gör.(syf.315)<br />
*Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgarın faydası yoktur.(syf.320)<br />
9)Kitabın Yorumuenemeler bana bildiğim fakat üstünde hiç düşünmediğim şeyler hakkında düşünme kapısını açtı.Okudukça Monteigneye hak verdim ve şaşırdım. Çünkü bunları ben biliyordum ama ya üstünde düşünmemiştim ya da parçaları birleştirmemiştim.<br />
Monteigne Denemeleri oldukça akıcı bir şekilde, eğlenceli hikayelerle ve filozofların sözleriyle destekleyerek yazmış. Her konudaki hikayeyi merakla insana okutturuyor.İnsan okurken bol bol da düşünme fırsatı buluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/deneme-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vatan Sevgisi Hakkinda Guzel Sozler</title>
		<link>http://www.odevde.com/vatan-sevgisi-hakkinda-guzel-sozler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/vatan-sevgisi-hakkinda-guzel-sozler.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 12:23:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sarki Soz]]></category>
		<category><![CDATA[soz]]></category>
		<category><![CDATA[sozler]]></category>
		<category><![CDATA[vatan sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[vatan sozleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=708</guid>
		<description><![CDATA[VATAN SEVGİSİ HAKKINDA GÜZEL SÖZLER Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır. Mustafa Kemal Atatürk Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Mithat Cemal Kuntay Benden eğerimi isteyiniz vereyim, atımı isteyiniz vereyim. Fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin veremem. Mete Han Bir memleketin saha bakımdan büyüklüğü onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>VATAN SEVGİSİ HAKKINDA GÜZEL SÖZLER</p>
<p>Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır.<br />
<strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong></p>
<p>Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,<br />
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.<br />
Mithat Cemal Kuntay</p>
<p>Benden eğerimi isteyiniz vereyim, atımı isteyiniz vereyim. Fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin veremem.<br />
Mete Han</p>
<p>Bir memleketin saha bakımdan büyüklüğü onun gerçek büyüklüğünü ifade etmez ve bir milleti millet yapan arazisi değildir.<br />
Thomas Henry Huxley<br />
<span id="more-708"></span></p>
<p>Eğer vatan tehlikede ise, her şey vatana aittir.<br />
George Jacques Danton</p>
<p>İnsan vatanını sever, çünkü hürriyeti, rahatı, hakkı vatan sayesinde kaimdir.<br />
Namık Kemal</p>
<p>Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker görmedim.<br />
Hamilton.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/vatan-sevgisi-hakkinda-guzel-sozler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gorusme Mulakat Nedir</title>
		<link>http://www.odevde.com/gorusme-mulakat-nedir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/gorusme-mulakat-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 12:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[gorusme]]></category>
		<category><![CDATA[gorusme hakkin bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[gorusme nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mulakat]]></category>
		<category><![CDATA[mulakat nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=704</guid>
		<description><![CDATA[Kendi alanının uzmanı ünlü kişileri etraflıca tanıtmak veya toplumu ilgilendiren önemli bir konuyu aydınlatmak üzere uzmanlarla (veya ünlülerle) yapılan görüşmelerin aktarıldığı gazete yazılarına mülâkat (görüşme) denir. Bu yönüyle mülâkat, yazılı kompozisyon türlerindendir. Ancak günümüzde gazetelerden çok radyo ve televizyonlarda (çoğunlukla da canlı olarak) yapılan mülâkatlar ilgi çekmektedir. Mülâkatlar genellikle şu plâna göre hazırlanır (veya yapılır): [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kendi alanının uzmanı ünlü kişileri etraflıca tanıtmak veya toplumu ilgilendiren önemli bir konuyu aydınlatmak üzere uzmanlarla (veya ünlülerle) yapılan görüşmelerin aktarıldığı gazete yazılarına mülâkat (görüşme) denir. Bu yönüyle mülâkat, yazılı kompozisyon türlerindendir. Ancak günümüzde gazetelerden çok radyo ve televizyonlarda (çoğunlukla da canlı olarak) yapılan mülâkatlar ilgi çekmektedir.</strong><br />
<a href="http://www.odevde.com/gorusme-mulakat-nedir.php/mulakat" rel="attachment wp-att-705"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/mulakat-150x150.jpg" alt="" title="mulakat" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-705" /></a><br />
Mülâkatlar genellikle şu plâna göre hazırlanır (veya yapılır): Görüşülecek kişiyle mülâkat için yer ve zaman belirlenir. Mülâkatı yapacak kişi konuşacağı konuyla ilgili olarak iyi bir hazırlık yapar. Bu arada muhatabına soracağı soruları yazar ve bunları bir sıraya kor. Görüşmeye başlamadan önce kendisini tanıtır, muhatabı üzerinde iyi bir etki bırakmak için önceden hazırladığı giriş konuşmasını yapar. Konuyu kısaca özetleyerek sorularını sormaya başlar. Bu sorular okuyucuların veya dinleyicilerin merak ettiği, o güne kadar bilinmeyen yönlere ait ve ilginç olur. Usulüne uygun sorularla öğrenilmek istenilenler, mülâkat yapılan kişiyi zor durumda bırakmadan ustalıkla alınır. Görüşme tamamlandıktan sonra önceden hazırlanan güzel ve etkili sözler söylenir.<br />
<span id="more-704"></span><br />
Günümüzde mülâkatlar stüdyoda veya başka mekânlarda kameralar (veya mikrofonlar) önünde yapıldığı için bu türdeki görüşmeler gazetelerde veya dergilerde genellikle yer almaz. İstenirse bu görüşmeyi yazıya aynen aktarmak da mümkündür. Bu durumda görüşülen kişi ve yer tanıtılır, konu belirtilir, sorulan sorular ve alınan cevaplar yazılır. Mülâkat metninin soru cevap şeklinde düzenlenmesi de mümkündür.</p>
<p>Mülâkatta kararlaştırılan konunun dışına çıkılmaz, özel görüş ve yorumlara yer verilmez, ayrıntıya girilmez. Dilin açık ve sade olmasına özen gösterilir.</p>
<p>Görüşme (mülâkat) bir işe alınacak kişiler arasından seçim yapmak amacıyla da yapılabilir. Böyle bir görüşmede başarılı olmak için aşağıdakilerin bilinmesinde yarar vardır:</p>
<p>1. Mülâkat için yer ve zaman belirtilmemişse mutlaka randevu alınır ve görüşmeye vaktinde gidilir.</p>
<p>2. İyi bir kıyafetin en iyi tavsiye mektubu olduğu unutulmaz. Aşırılıktan kaçmak kaydıyla görüşmeden önce kılık kıyafet düzeltilmelidir. Komisyonun mülâkat yapılacak kimse hakkında ilk izlenimlerinin kılık kıyafetle ilgili olacağı bilinmelidir.</p>
<p>3. İçeri girdikten sonra komisyon, selâmlanmalı, kişi kendini tanıtmalı ve soruları cevaplamaya hazır olduğunu belirtmelidir.</p>
<p>Mülâkat sözlü sınav olmadığı için cevaplanamayacak bir soru sorulmayacaktır. Bu sebeple rahat olunmalı ve kişi kendine güvenmelidir. Komisyon üyelerinin aday hakkında “kılığıyla kıyafetiyle, saygısıyla, güveniyle, işe ilgisiyle, konuşmasıyla, görgüsüyle bizim istediğimiz niteliklere sahip bir personel adayı” şeklinde düşünmeleri sağlanmalıdır.</p>
<p>4. Sorular dikkatle dinlenmeli ve sadece sorulanlar cevaplanmalı, söz gereksiz yere uzatılmamalıdır. Bu arada tuzak sorular sorulabileceği de hesaba katılarak temkinli konuşulmalıdır.</p>
<p>Konuşma kurallarına mümkün olduğu kadar uyulmaya çalışır. Çünkü komisyon üyeleri adayı konuştururken konuşmada açıklık, anlatım ve ikna, anlama ve idrak kabiliyeti, zihnî kıvraklık, kendine güven ve tolerans gibi ölçütlerle değerlendirme yapacaklardır.</p>
<p>5. Görüşme tamamlandıktan sonra teşekkür edilir ve iyi dileklerle ora*dan çıkılır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/gorusme-mulakat-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlana Kimdir Hayati Eserleri</title>
		<link>http://www.odevde.com/mevlana-kimdir-hayati-eserleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/mevlana-kimdir-hayati-eserleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 12:53:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din Kulturu]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana hayati]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=702</guid>
		<description><![CDATA[Mevlânâ Celâleddin-i Belhi &#8220;Rumi&#8221; Doğum 30 Eylül 1207(1207-09-30) Belh, Afganistan Ölüm 17 Aralık 1273 (66 yaşında) Konya, Anadolu Selçuklu Devleti Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی Mevlānā Celāl-ed-Dīn Muhammed Rūmī; d. 30 Eylül 1207 &#8211; ö. 17 Aralık 1273), İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars[1][2](Bazı araştırmacının iddialarına göre Tacik) kökenli şair, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mevlânâ Celâleddin-i Belhi</p>
<p>&#8220;Rumi&#8221;<br />
Doğum 30 Eylül 1207(1207-09-30)<br />
Belh, Afganistan<br />
Ölüm 17 Aralık 1273 (66 yaşında)<br />
Konya, Anadolu Selçuklu Devleti</strong></p>
<p>Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی Mevlānā Celāl-ed-Dīn Muhammed Rūmī; d. 30 Eylül 1207 &#8211; ö. 17 Aralık 1273), İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars[1][2](Bazı araştırmacının iddialarına göre Tacik) kökenli şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür. Prenses Gürcü Hatunla yakın dosttur. Hatta Mevlana portresini ve Mevlana Türbesini ilk Gürcü Hatun yaptırmıştır. Bu sayede Bilinen tek bir Mevlana portresi ve yaygınlaşan Mevlana türbeleri bu şekilde ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Mevlânâ bugünkü Afganistan&#8217;da bulunan Belh&#8217;te doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin&#8217;in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harzemşahlar hanedanından Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan&#8217;dır.Babası, Sultânü&#8217;l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî&#8217;dir. Babasına Sultânü&#8217;l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır.<br />
<span id="more-702"></span><br />
Nice insanlar gördüm, üstünde elbise yok.Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok</p>
<p>Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi adı, Anadolu&#8217;ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu&#8217;ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); &#8220;Efendimiz&#8221; manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir), dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultanı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled&#8217;in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled&#8217;in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya&#8217;ya gelen Seyyid Burhaneddin&#8217;in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O&#8217;na hizmet etmiştir.</p>
<p>Yaşamı<br />
Babasının ölümüne kadar olan dönem<br />
Mevlana Müzesi, KonyaHarzemşah hükümdarları Bahaeddin Veled&#8217;in halk üzerindeki etkisinden her zaman tedirgin olmuştu; çünkü o, insanlara son derece iyi davranır, ayrıca onlara her zaman anlayabilecekleri yorumlar getirir, derslerinde kesinlikle felsefe tartışmalarına girmezdi. Söylenceler, Bahaeddin Veled ile Harzemşah hükümdarı Alaeddin Muhammed Tökiş (ya da Tekiş) arasında geçen bir olaydan söz eder: Bahaeddin Veled bir gün dersinde, felsefeye ve felsefecilere şiddetle çatmış, onları İslam dininde var olmayan şeylere (bid&#8217;at) uğraşmakla suçlamıştı. Ünlü İslam felsefecisi Fahrettin Razi buna çok kızdı ve onu Muhammed Tökiş&#8217;e şikayet etti. Hükümdar, Razi&#8217;yi çok sayar ona özel olarak itibar ederdi. Razi&#8217;nin uyarıları ve halkın Bahaeddin Veled&#8217;e gösterdiği ilgi ve saygı bir araya gelince, kendi yerinden kuşkuya düşen Tökiş, Belh kentinin anahtarlarını ona gönderdi. Bu, benim yerime iktidarı sen kullan, anlamına gelen bir davranıştı. Söylendiğine göre bu davranışı &#8220;bir yerde iki sultan olmaz&#8221; diye karşılayan Bahaeddin Veled, hemen göç hazırlıklarına başladı, ailesini, kitaplarını, sadık müritlerini yanına alarak ülkeden ayrıldı (1212 ya da 1213).</p>
<p>Nişapur kentinde ünlü şeyh Feridüttin Attar onları karşıladı. Aralarında önemli konuşmalar geçti. Küçük Celaleddin de bu konuşmaları dinliyordu. Attar, Esrarname (Sırlar Kitabı) adlı ünlü kitabını Celaleddin&#8217;e hediye etti ve yanlarından ayrılırken küçük Celaleddin&#8217;i kastederek, yanındakilere &#8220;bir deniz bir ırmağın ardına düşmüş gidiyor&#8221; dedi. Bahaeddin Veled&#8217;e de, &#8220;umarım yakın bir gelecekte oğlunuz alem halkının gönlüne ateş verecek ve onları yakacaktır&#8221; diye bir açıklama yaptı (Mevlânâ Esrarname &#8216;yi her zaman yanında taşımış, Mesnevi&#8217;sinde Attar&#8217;dan ve onun kıssalarından sık sık söz etmiştir).</p>
<p>Mevlana&#8217;dan Tüm İnsanlığa Nasihat:</p>
<p>«<br />
Gel, gel, ne olursan ol yine gel,<br />
İster kafir, ister mecusi,<br />
İster puta tapan ol yine gel, ,<br />
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,<br />
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel&#8230;<br />
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeliyiz,<br />
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeliyiz biz&#8230;<br />
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?<br />
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik&#8230;<br />
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!</p>
<p>Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.<br />
»</p>
<p>Kafile, Bağdat&#8217;ta üç gün kaldı; sonra hac için Arabistan&#8217;a yöneldi. Hac dönüşü, Şam&#8217;dan Anadolu&#8217;ya geçti ve Erzincan, Akşehir, Larende&#8217;de (günümüzde Karaman) konakladı. Bu konaklama, yedi yıl sürdü. On sekiz yaşına gelmiş olan Celalettin, Semerkandlı Lala Şerafettin&#8217;in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Oğulları Mehmet Bahaeddin (Sultan Veled) ile Alaeddin Mehmet, Larende&#8217;de doğdular. Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat, sonunda Bahaeddin Veled&#8217;i ve Celaleddin&#8217;i Konya&#8217;ya yerleşmeye razı etti. Onları yollarda karşıladı. Altınapa Medresesi&#8217;nde konuk etti. Başta hükümdar olmak üzere saray adamları, ordu ileri gelenleri, medreseliler ve halk, Bahaeddin Veled&#8217;e büyük bir saygıyla bağlanıyor, müridi oluyordu. Bahaeddin Veled 1231&#8242;de Konya&#8217;da öldü ve Selçuklu Sarayı&#8217;nda gül bahçesi denilen yere defnedildi. Hükümdar yas tutarak bir hafta tahtına oturmadı. Kırk gün, imarethanelerde onun için yemek dağıtıldı. Bu mesnevisi de böylece sona ermiş oldu</p>
<p>Babasının ölümünden sonraki dönem<br />
Mevlânâ Celaleddin-i Rumî MüzesiBabasının vasiyeti, sultanın buyruğu ve Bahaeddin&#8217;in müritlerinin ısrarlı ricaları sonucu Celaleddin babasının yerine geçti. Bir yıl süreyle dersleri, vaazları ve fetvaları o verdi. Sonra, babasının öğrencilerinden Tirmizli Seyhit Burhaneddin Muhakkik ile buluştu. Tirmizli olduğu için Tirmizi diye anılan Burhaneddin, Konya&#8217;daki bu buluşmada genç Celaleddin&#8217;i o çağda geçerli olan bütün İslam bilim dallarından sınava soktu. ve gösterdiği başarıdan sonra &#8220;bilgide eşin yok; gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki, baban hal ehli (gönül ve ruh adamı) idi; sen kal ehlisin (söz adamı). Kal&#8217;i bırak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çalış, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman Güneş gibi alemi aydınlatabilirsin&#8221; dedi (Sultan Veled (Mevlânâ&#8217;nın oğlu) ünlü İbtidaname (Başlangıç Kitabı) adlı kitabında olayı böyle anlatır). Bu uyarıdan sonra, Celaleddin 9 yıl boyunca Burhaneddin Muhakkik Tirmizi&#8217;ye müritlik etti, seyr-ü sülük denen tarikat eğitiminden geçti. Halep ve Şam medreselerinde öğrenimini tamamladı, dönüşte Konya&#8217;da hocası Tirmizi&#8217;nin gözetiminde art arda üç kez çile çıkarttı, riyazete (her tür perhiz) başladı. Hocası artık Kayseri&#8217;ye dönmek istiyor, Celaleddin onu bırakmıyordu. Günün birinde Tirmizi, öğrencisinden habersiz yola çıktı ama yolda atı tökezleyip düşünce ayağı incindi. Dönüp Konya&#8217;ya geldi ve Celaleddin&#8217;e &#8220;neden beni bırakmıyorsun?&#8221; diye sordu. O da hocasına &#8220;neden gitmek istiyorsun?&#8221; dedi. Tirmizi bu soruya şu yanıtı verdi: &#8220;Buraya güçlü bir gönül aslanı yöneldi, sana gelecek. Ben de bir din aslanıyım. Biz birbirimizle geçinemeyiz, birbirimize ağır geliriz&#8221;. Bu açıklamadan sonra Tirmizi, Kayseri&#8217;ye gitti ve 1241&#8242;de orada öldü. Celaleddin, Konya&#8217;ya yönelen o gönül aslanını bir süre bekledi. Ne var ki, hocasını unutamıyordu. Bütün kitaplarını ve ders notlarını topladı. Fihi-Ma Fih (Ne Varsa İçindedir) adlı yapıtındaki açıklamalarında sık sık hocasından alıntılar yaptı. Beş yıl boyunca medrese fıkıh ve dinbilim okuttu, vaiz ve irşatlarını sürdürdü.</p>
<p>Mevlânâ Türbesi&#8217;nin içerden görünüşü<br />
Tebrizli Şems 1244&#8242;te Konya&#8217;nın ünlü Şeker Tacirleri (Şeker Furuşan) hanına baştan ayağa karalar giymiş bir gezgin indi: Adı Şemsettin Muhammed Tebrizi (Tebrizli Şems) idi. Yaygın inanca göre Ebubekir Selebaf adlı ümi bir şeyhin müridi idi. Gezici bir tüccar olduğunu söylüyordu. Sonradan Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Makalat (Sözler) adlı kitabında da anlattığına göre, bir aradığı vardı. Aradığını Konya&#8217;da bulacaktı, gönlü böyle diyordu. Yolculuk ve arayış bitmişti. Ders saatinin bitiminde İplikçi Medresesin&#8217;ne doğru yola çıktı ve Mevlânâ&#8217;yı atının üstünde danişmentleriyle birlikte gelirken buldu: atın dizginlerini tutarak sordu ona: &#8220;Ey bilginler bilgini, söyle bana, Muhammed mi büyüktür, yoksa Bayezit Bistami mi?&#8221; Mevlânâ yolunu kesen bu garip yolcudan çok etkilenmiş, sorduğu sorudan ötürü şaşırmıştı: &#8220;Bu nasıl sorudur?&#8221; diye kükredi. &#8220;O ki peygamberlerin sonuncusudur; O&#8217;nun yanında Bayezit&#8217;in sözü mü olur?&#8221; Bunun üstüne Tebrizli Şems şöyle dedi: &#8220;Neden Muhammed &#8216;kalbim paslanır da bu yüzden Rabbime günde yetmiş kez istiğfar ederim&#8217; diyor da , Bayezit &#8216;kendimi noksan sıfatlardan uzak tutarım, bedenimin içinde Allah&#8217;tan başka varlık yok&#8217; diyor; buna ne dersin?&#8221; Bu soruyu Mevlânâ şöyle karşıladı: &#8220;Muhammed her gün yetmiş makam aşıyordu. Her makamın yüceliğine vardığında önceki makam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyordu. Oysa Bayezit ulaştığı makamın yüceliğinde doyuma ulaştı ve kendinden geçti, gücü sınırlıydı.; onun için böyle konuştu&#8221;. Tebrizli Şems bu yorum karşısında &#8220;Allah, Allah&#8221; diye haykırarak onu kucakladı. Evet, aradığı O&#8217;ydu. Kaynaklar, bu buluşmanın olduğu yeri Merec-el Bahreyn (iki denizin buluştuğu nokta) diye adlandırdı.</p>
<p>Oradan, birlikte, Mevlânâ&#8217;nın seçkin müritlerinden Selahaddin Zerkub&#8217;un hücresine (medresedeki odası) gittiler ve halvet (iki kişilik kesin bir yalnızlık) oldular. Bu halvet süresi hayli uzun oldu (kaynaklar 40 gün ile 6 aydan söz eder). Süre ne olursa olsun, Mevlânâ&#8217;nın yaşamında bu sırada büyük bir değişme oldu ve yepyeni bir kişilik, yepyeni bir görünüm ortaya çıktı. Mevlânâ artık vaazlarını, derslerini, görevlerini, zorunluluklarını, kısaca her davranışı, her eylemi terk etmişti. Her gün okuduğu kitapları bir yana bırakmış, dostlarını, müritlerini aramaz olmuştu. Konya&#8217;nın hemen her kesiminde, bu yeni duruma karşı bir itiraz, bir isyan havası esiyordu. Kimdi bu gelen derviş? Ne istiyordu? Mevlânâ ile hayranları arasına nasıl girmiş, ona bütün görevlerini nasıl unutturmuştu. Şikayetler, ayıplamalar o dereceye vardı ki, bazıları Tebrizli Şems&#8217;i ölümle bile tehtid ettiler. Olaylar böyle üzücü bir görünüm kazanınca, bir gün canı çok sıkılan Tebrizli Şems, Mevlânâ&#8217;ya Kur&#8217;an&#8217;dan bir ayet okudu. Ayet, &#8220;işte bu, sen ile ben&#8217;in arasındaki ayrılıktır&#8221; anlamına geliyordu. Bu ayrılık gerçekleşti ve Tebrizli Şems bir gece habersizce Konya&#8217;yı terk etti (1245).</p>
<p>İstanbul, Büyükçekmece&#8217;de bulunan bir Mevlana heykelciğiTebrizli Şems&#8217;in gidişinden son derece etkilenen Mevlânâ kimseyi görmek istememiş, kimseyi kabul etmemiş, yemeden içmeden kesilmiş, sema meclislerinden, dost toplantılarından büsbütün ayağını çekmişti. Özlem ve aşk dolu gazeller söylüyor, gidebileceği her yere gönderdiği ulaklar aracılığıyla Tebrizli Şems&#8217;i aratıyordu. Müritlerin bazıları pişmanlık duyup Mevlânâ&#8217;dan özür dilerken, bazıları da Tebrizli Şems&#8217;e büsbütün kızıp kinlenmekteydiler. Sonunda onun Şam&#8217;da olduğu öğrenildi. Sultan Veled ve yirmi kadar arkadaşı Tebrizli Şems&#8217;i alıp getirmek üzere acele Şam&#8217;a gittiler. Mevlânâ&#8217;nın geri dönmesi için yanıp yakardığı gazelleri ona sundular. Tebrizli Şems, Sultan Veled&#8217;in ricalarını kırmadı. Konya&#8217;ya dönünce kısa süreli bir barış yaşandı; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler. Ama Mevlânâ ile Tebrizli Şems gene eski düzenlerini sürdürdüler. Ancak bu durum pek fazla uzun sürmedi. Dervişler, Mevlânâ &#8216;yı Tebrizli Şems&#8217;ten uzak tutmaya çalışıyorlardı. Halk da Mevlânâ&#8217;ya Tebrizli Şems geldikten sonra ders ve vaaz vermeyi bıraktığı, sema ve raksa başladığı, fıkıh bilginlerine özgü kıyafetini değiştirip Hint alacası renginde bir hırka ve bal rengi bir küllah giydiği için kızıyordu. Tebrizli Şems&#8217;e karşı birleşenler arasında bu kez Mevlânâ&#8217;nın ikinci oğlu Alaeddin Çelebi&#8217;de vardı.</p>
<p>Sonunda sabrı tükenen Tebrizli Şems &#8220;bu sefer öyle bir gideceğim ki, nerde olduğumu kimse bilmeyecek&#8221; deyip, 1247 yılında bir gün ortadan kayboldu (ama Eflaki onun kaybolmadığını, aralarında Mevlânâ&#8217;nın oğlu Alaeddin&#8217;in de bulunduğu bir grup tarafından öldürüldüğünü ileri sürer). Sultan Veled&#8217;in deyişine göre Mevlânâ adeta deliye dönmüştü; ama sonunda onun gene geleceğinden umudunu keserek yeniden derslerine, dostlarına, işlerine döndü. Tebrizli Şems&#8217;in türbesi Hacı Bektaş Dergahı&#8217;nda diğer Horasan Alperenlerinin yanındadır.</p>
<p>Mevlânâ Türbesi (Yeşil kubbe).,</p>
<p>Selahattin Zerküb [değiştir]Bu dönemde Mevlânâ, Tebrizli Şems ile kendi benliğini özdeşleştirme deneyimini yaşıyordu (bu, bazı gazellerin taç beyitinde kendi adını kullanması gerekirken, Tebrizli Şems&#8217;in adını kullanmasından da anlaşılmaktadır). Aynı zamanda Mevlânâ o sırada kendine en yakın hemhal olarak (aynı hali paylaşan dost) Selahattin Zerküb&#8217;u seçmişti. Tebrizli Şems&#8217;in yokluğunu onunla gideriyor. Selahattin Zerküb, Mevlânâ&#8217;nın gözünde Şems ile özdeşleşiyordu. Selahattin, erdemli ama okuması yazması olmayan bir kuyumcuydu. Aradan kısa bir zaman geçince, bu kez müritler Tebrizli Şems yerine Selahattin&#8217;i hedef edindiler. Ne var ki bu kez Mevlânâ ve Selahattin kendilerine karşı duyulan gergin havaya pek aldırmadılar. Selahattin&#8217;in kızı Fatma Hatun ile Sultan Veled evlendirildi.</p>
<p>Mevlânâ ile Selahattin on yıl süreyle bir arada bulundular. Selahattin&#8217;i öldürme girişimleri oldu ve bir gün Selahattin Mevlânâ&#8217;dan &#8220;bu vücut zindanından kurtulmak için izin istediği&#8221; rivayeti yayıldı; üç gün sonra da Selahattin öldü (Aralık 1258). Selahattin&#8217;in cenazesinin ağlayarak değil, neyler ve kudümler çalınarak, sevinç ve şevk içinde kaldırılmasını vasiyet etmişti.</p>
<p>Selahattin&#8217;in ölümünden sonra, yerini Hüsamettin Çelebi aldı. Hüsamettin&#8217;in babası, Konya yöresi ahilerinin reisiydi. Onun için, Hüsamettin Ahi Türk oğlu diye anılırdı. Varlıklı bir kişiydi ve Mevlânâ&#8217;ya mürit olduktan sonra bütün servetini onun müritleri için harcadı. Beraberlikleri Mevlânâ&#8217;nın ölümüne kadar on yıl sürdü. O aynı zamanda Vezir Ziyaettin tekkesinin de şeyhiydi ve böylece iki ayrı makam sahibiydi.</p>
<p>İslam tasavvufunun en önemli ve en büyük yapıtı olan Mesnevi-i Manevi (genellikle yalnız Mesnevi diye anılır) Hüsamettin Çelebi aracılığıyla yazılmıştır. Bir gün birlikte sohbet ederlerken Çelebi bir konudan yakındı ve &#8220;müritler&#8221;, dedi, &#8220;tasavvuf yolunda bir şeyler öğrenmek için ya Hakim Senai&#8217;nin Hadika (Bahçe) adlı kitabını okuyorlar ya Attar&#8217;ın İlahiname &#8216;sini, Mantık-ut-Tayr ını (Kuş Dili) okuyorlar. Oysa bizim de eğitici bir kitabımız olsaydı herkes bunu okuyacak ve ilahi gerçekleri ilk elden öğrenecekti.&#8221; Hüsamettin Çelebi sözünü bitirirken, Mevlânâ sarığının katları arasından bükülmüş bir kâğıt uzattı genç dostuna; Mesnevi &#8216;nin ünlü ilk 18 beyti yazılmıştı ve hoca, müridine şöyle diyordu: &#8220;Ben başladım, gerisini sen yazarsan ben söylerim.&#8221;</p>
<p>Bu çalışma yıllar boyu sürdü. Yapıt, 25.700 beyitten oluşan 6 ciltlik bir bütündü. Tasavvuf öğretisini birbirinden çıkan ilgi çekici öyküler aracılığıyla anlatıyor, olayları yorumlarken tasavvuf ilkelerini açıklıyordu. Mesnevi bittiği zaman artık epeyce yaşlanmış olan Mevlânâ yorgun düşmüş, ayrıca sağlığı da bozulmuştu. 17 Aralık 1273&#8242;te de öldü. Mevlana&#8217;nın öldüğü gün olan 17 Aralık, düğün gecesi anlamına gelen ve sevgilisi olan rabbine kavuşma günü olduğu için Şeb-i Arûs olarak anılır.</p>
<p>Mevlana Celalettin Rumi&#8217;nin Mevlana Müzesi&#8217;nde bulunan mezarı, Konya.<br />
İlk eşi Gevher Hatun ölünce, Mevlânâ Konya&#8217;da ikinci kez Gera Hatun ile evlenmiş ve ondan Muzafferettin Alim Çelebi adında bir oğlu ve Fatma Melike Hatun adında bir kızı olmuştu. Mevlânâ&#8217;nın soyundan gelen Çelebiler, genellikle Sultan Veled&#8217;in oğlu Feridun Ulu Arif Çelebi&#8217;nin torunlarıdır; Melike Hatun torunlarıysa Mevleviler arasında İnas Çelebi olarak anılır.</p>
<p>2007 UNESCO Dünya Mevlana Yılı<br />
Mevlânâ&#8217;nın 800.doğum yılı olan 2007 UNESCO tarafından dünya Mevlânâ yılı ilan edilmiştir. Bu karar Mozart yılı olan 2006&#8242;nın mart ayında alınmıştır.</p>
<p>Eserleri Mesnevi<br />
Büyük Divan<br />
Fihi Ma-Fih<br />
Mecalis-i Seb&#8217;a (Mevlana&#8217;nın 7 vaazı)<br />
Mektubat (Mektuplar) </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/mevlana-kimdir-hayati-eserleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yunus Emre Kimdir Hayati</title>
		<link>http://www.odevde.com/yunus-emre-kimdir-hayati.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/yunus-emre-kimdir-hayati.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 12:51:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din Kulturu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=700</guid>
		<description><![CDATA[Yunus Emre Doğum tarihi 1240 Doğum yeri Bilinmiyor Ölüm tarihi 1321 Ölüm yeri ? Yûnus Emre (1240 &#8211; 1321), Anadolu&#8217;da Türkçe şiirin öncüsü olan mutasavvıf bir Türkmen halk şairi. Hayatı İstanbul, Büyükçekmece&#8217;de bulunan bir Yunus Emre heykelciği Yunus-Emre-Çeşmesi Viyana´ninTürkenschanzpark parkında bulunmaktadır.Tarihî hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yûnus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;nin dağılmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yunus Emre<br />
Doğum tarihi 1240<br />
Doğum yeri Bilinmiyor<br />
Ölüm tarihi 1321<br />
Ölüm yeri ?<br />
Yûnus Emre (1240 &#8211; 1321), Anadolu&#8217;da Türkçe şiirin öncüsü olan mutasavvıf bir Türkmen halk şairi.<br />
</strong></p>
<p>Hayatı<br />
İstanbul, Büyükçekmece&#8217;de bulunan bir Yunus Emre heykelciği<br />
Yunus-Emre-Çeşmesi Viyana´ninTürkenschanzpark parkında bulunmaktadır.Tarihî hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yûnus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;nin dağılmaya ve Anadolu&#8217;nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk Beylikleri&#8217;nin kurulmaya başladığı 13. yy ortalarından Osmanlı Beyliği&#8217;nin filizlenmeye başladığı 14. yy&#8217;ın ilk çeyreğinde Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış bir Türkmen hocası, şair bir erendir.Yunus Emre uzun bir süre Taptuk Emre Dergahında çile doldurmuş ve dergaha hizmet etmiştir. Yûnus&#8217;un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır.13. yy&#8217;ın ikinci yarısı, sadece siyasî çekişmelerin değil, çeşitli gayrısünni mezhep ve inançların, batınî ve mutezilî görüşlerin de yoğun bir şekilde yayılmaya başladığı bir zamandır. İşte böyle bir ortamda, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evrân-ı Velî, Ahmed Fakih gibi ilim ve irfan kutuplarıyla birlikte Yûnus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı, gerçek İslam tasavvufunu işleyerek Türk-İslam birliğinin oluşmasında önemli vazifeler yapmıştır. Yûnus Emre, &#8220;Risalet-ün Nushiyye&#8221; adlı mesnevîsinin sonunda verdiği;<br />
<span id="more-700"></span><br />
Söze târîh yedi yüz yediydi</p>
<p>Yûnus cânı bu yolda fidîyidi<br />
beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (M. 1307-8) tarihlerinde hayattadır. Yine, Adnan Erzi tarafından Bayezıd Devlet Kütüphanesi&#8217;nde bulunan 7912 numaralı yazmada şu ifadelere rastlanmaktadır:</p>
<p>Vefât-ı Yûnus Emre<br />
Müddet-i &#8216;Ömr 82<br />
Sene 720</p>
<p>Bu belgeden anlaşılacağı üzere, Yûnus Emre, H. 648 (M. 1240-1) yılında doğmuş, 82 yıllık bir dünya hayatından sonra H. 720 (M. 1320-1) yılında ölmüştür.</p>
<p>Doğduğu yer konusundaki tartışmalar Eskişehir&#8217;in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy ile Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Menakıpnâmelerle şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Babalılardan Taptuk Emre&#8217;nin dervişidir. Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgisi Vilayetname&#8217;den kaynaklanmaktadır. Yine şiirlerinden tasavvuf yolunu seçtiği, iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Anadolu kentlerini dolaştığı, Azerbaycan ve Şam&#8217;a gittiği, Mevlana&#8217;yla görüştüğü de bu bilgiler arasındadır.</p>
<p>Şiiri Düşünceleri, işlediği konularla Anadolu&#8217;da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yûnus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yaşarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah&#8217;la ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, İlahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Çağına hâkim olan düşünüş biçimini ve kültürü konuşulan dille, yalın akıcı bir söyleyişle dile getirdi; kendinden önce yetişmiş İran ozanlarının, çağdaşlarının yapıtlarında geçen kavramlara yeni bir öz, yeni bir deyiş kattı. Bu yanıyla tasavvuf düşüncesini, Alevi-Bektaşi inançlarını zenginleştirdi, kendi adına bağlanan tekke şiirinin Anadolu&#8217;daki ilk temsilcilerindendir&#8230;</p>
<p>Türbesi<br />
200 TL banknotu üzerinde Yunus Emre portresiYûnus Emre&#8217;nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlar; Eskişehir&#8217;in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman&#8217;da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Aksaray ile Kırşehir arası; Ünye; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta&#8217;nın Gönen ilçesi; Afyon&#8217;un Sandıklı ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Ayrıca Tokat&#8217;ın Niksar ilçesinde de bulunmaktadır. Ayrıca, mutasavvıf Niyazi Mısri de Yunus Emre&#8217;nin mezarının (veya makamının) Limni Adası&#8217;nda bulunduğunu ifade etmiştir. Bunlar arasında bilim adamlarınca tartışma, Karaman ve Eskişehir&#8217;deki türbeler üzerine yoğunlaşmışsa da, Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgili menkıbe düşünüldüğünde Aksaray &#8211; Kırşehir arasındaki türbenin asıl Yunus Emre türbesi olduğu düşünülebilir.</p>
<p>Eserleri<br />
Divanı [değiştir]Yunus Emre&#8217;nin şiirleri bu Divanda toplanmıştır. Şiirler aruz ölçüsüyle ve hece ölçüsüyle yazılmıştır.</p>
<p>Risaletü&#8217;n &#8211; Nushiyye 1307&#8242;de yazıldığı sanılmaktadır. Eser, mesnevi tarzında yazılmıştır ve 573 beyitten oluşmaktadır. Eser; dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır. &#8220;Öğütler kitabı&#8221; anlamına gelmektedir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/yunus-emre-kimdir-hayati.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

