<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir &#187; Biyografi</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/odev/biyografi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Sep 2010 13:55:13 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kerim Tekin</title>
		<link>http://www.odevde.com/kerim-tekin.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/kerim-tekin.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 11:40:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=367</guid>
		<description><![CDATA[18 Nisan 1975te İstanbulda doğan Kerim Tekin, Eskişehir Maden Fakültesine devam etti. Şan dersleri aldı ve profesyonel müzik hayatına barlarda şarkı söyleyerek başladı. İlk albümü olan &#8220;Kara Gözlüm &#8220;de kendi beste veya sözlerine yer vermedi. Sanatçı, erken sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılarak sevenlerini üzüntüye boğdu.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18 Nisan 1975te İstanbulda doğan Kerim Tekin, Eskişehir Maden Fakültesine devam etti. Şan dersleri aldı ve profesyonel müzik hayatına barlarda şarkı söyleyerek başladı. İlk albümü olan &#8220;Kara Gözlüm &#8220;de kendi beste veya sözlerine yer vermedi. Sanatçı, erken sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılarak sevenlerini üzüntüye boğdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/kerim-tekin.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canakkale savasi</title>
		<link>http://www.odevde.com/canakkale-savasi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/canakkale-savasi.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 10:59:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Canakkale]]></category>
		<category><![CDATA[zaferi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=135</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale Savaşı (Çanakkale Zaferi)
I. Dünya Savaşı&#8217;nda, Osmanlı Devleti&#8217;nin, Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçmek isteyen İtilâf kuvvetleriyle yaptığı savaşlar (1915).
Bahriye Nazırı Churchill&#8217;in teklifleri ve İngiltere&#8217;nin ısrarıyla İtilâf devletlerince girişilen harekâtın amacı, Rusya ile doğrudan temasa geçmek, onlara silâh ve malzeme yardımı yapabilmekti. Bu yolla, Süveyş Kanalı ve Hint yolu üzerindeki Türk baskısı da kaldırılmış olacak; savaşa katılmak istemeyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale Savaşı (Çanakkale Zaferi)<br />
I. Dünya Savaşı&#8217;nda, Osmanlı Devleti&#8217;nin, Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçmek isteyen İtilâf kuvvetleriyle yaptığı savaşlar (1915).<br />
Bahriye Nazırı Churchill&#8217;in teklifleri ve İngiltere&#8217;nin ısrarıyla İtilâf devletlerince girişilen harekâtın amacı, Rusya ile doğrudan temasa geçmek, onlara silâh ve malzeme yardımı yapabilmekti. Bu yolla, Süveyş Kanalı ve Hint yolu üzerindeki Türk baskısı da kaldırılmış olacak; savaşa katılmak istemeyen Balkan devletleri, İtilâf devletleri yanında yer almağa zorlanacaktı.<br />
Yapısı bakımından, savunmaya elverişli olan boğaz, Türkler tarafından mayınlanmıştı. Tabyalar, toprak ve taştandı. Zırhlı veya betondan tabya yoktu; ayrıca birçok sahte mevzi yapılmıştı. Savunma düzeni, dış, orta ve iç bölgeler olmak üzere üçe ayrılmıştı. Bunların kumandası Miralay Cevdet Bey&#8217;de idi. Savaş ilânından birkaç gün sonra, 3 Kasım 1914&#8242;te İngilizler, Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını topa tuttular. 19 Şubat 1915&#8242;te boğazın dış tabyaları tahrip edildi. Ayrıca, karaya çıkarılan askerler, tahrip işini tamamladılar. Bu harekâtta Türkler, 19 top kaybetti. Dış savunmanın düşmesi, bazı ülkelerde büyük yankılara yol açtı. Bulgaristan, çekingen bir durum aldı. İtalya, İtilâf devletlerine meyletti. Yunanlıların İstanbul&#8217;a girmelerini istemeyen Ruslar, 40 bin kişilik yardımcı bir kuvvet göndermeyi teklif etiler. Bunun üzerine İngilizler ve Fransızlar, boğazları Ruslara vermeyi vaat ettiler. Bundan sonraki büyük taarruzun, Marmara Denizi&#8217;ne geçmek amacıyla, Fransız ve İngiliz savaş gemileri tarafından, 18 Mart 1915&#8242;te yapılması planlandı. Orta savunma tabyaları, sürekli olarak bombardıman edildi. Dış hatlara komandolar çıkarıldı. Boğazdaki mayın tarama ve temizleme işi başarıyla yürütüldü. Fakat 7-8 Mart gecesi, Yüzbaşı Hakkı Bey kumandasındaki Nusret mayın gemisi, karanlık limana, sezdirmeden tekrar mayın döşedi. İtilâf kuvvetlerinin 16 harp gemisi, 18 Mart 1915&#8242;te boğaza girerek, tabyaları ateşe tuttular. Gerek mayınlar ve gerekse bataryaların atışları ile İtilâf kuvvetleri birçok gemi kaybederek geri çekildi.<br />
18 Mart hücumu, Çanakkale&#8217;nin, karadan yardım görmedikçe geçilemeyeceğini gösterdi. Bunun üzerine, İngiliz, Fransız ve Anzaklardan (Avustralya, Yeni Zelanda ordusu) kurulan 70 000 kişilik kuvvet, 25 Nisan 1915&#8242;te Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerinde karaya çıkarıldı. Düşman kuvvetleri, 109 harp ve 308 nakliye gemisi ve özel çıkarma araçlarıyla denizden desteklenmekteydi. Bu çıkarmaya karşı savunma görevi, 5. Orduya verildi.<br />
<span id="more-135"></span><br />
İlk çıkarmalar Seddülbahir, Arıburnu ve Kumkale&#8217;ye yapıldı. Bazı yerlerde başarı kazanan düşman, kesin sonuca gidemedi. Seddülbahir ve Arıburnu&#8217;nu almayı başaramadı. Binbaşı Mahmud Bey idaresindeki Türk kuvvetleri, düşmanın içi bölgelere sızmasını engelledi. İlk çıkarma günü, 19. Tümen kumandanı Mustafa Kemal Bey (Atatürk), 17. Piyade Alayını, Conkbayırı&#8217;na vaktinde yetiştirerek, Kocaçimen tepesinin düşman eline geçmesini önledi. Düşman, 25 Nisan 1915 harekâtında, büyük kayba karşılık küçük bir köprübaşı elde edebildi, orada tutundu. Türk kuvvetleri, gecenin karanlığından faydalanarak düşmanı denize dökmek istediyse de, bu harekâtta yer alan Arap askerlerinin başarısızlığı ve çıkarttıkları gürültü, buna imkân vermedi. Öte yandan, 15 000 kişilik Anzak kuvveti de karaya çıkarılmıştı. Aynı günlerde düşman Saros Körfezi&#8217;ne, Beşike Limanı&#8217;na gösteriş çıkarmaları yaptı. Sonraki günlerde de Alçıtepe ve Arıburnu&#8217;nda Kocaçimen tepesini elde etmek için harekete geçti. Fakat, 5. Ordu kuvvetleri, büyük kayıplara rağmen, düşmanı püskürttü. Bu arada yapılan Seddülbahir, Arıburnu ve deniz savaşları çok kanlı geçti. Düşman, Seddülbahir&#8217;e 26 Nisan günü, top ateşiyle hücuma başlamıştı. 1 Mayıs gecesi ve daha sonraki günlerde, 17 000 kişilik Türk kuvveti karşı saldırıya geçti. Fakat, bunda başarı kazanılamadı ve Türkler, 16 000 kayıp verdiler. İngilizlerin kaybı, 14 000 kişiydi.<br />
Düşmanın ikinci hücumu, 6-8 Mayıs arasında, Alçıtepe&#8217;yi ele geçirmek oldu. Birkaç kere siperlere giren Fransızlar püskürtüldü. Sadece birinci hat siperleri, düşman elinde kaldı. 26 Nisan&#8217;da ve daha sonraki günlerde denizde savaşlar oldu. Türklerin Nurulbahir adlı gemisi battı. Gülcemal vapuru yara aldı. Buna karşılık, İtilâf kuvvetlerinin Goliath zırhlısı batırıldı.<br />
14 Mayıs&#8217;ta İngiliz harp komitesi, savaşa devam kararı aldı ve İngiliz kabinesinde bazı vekiller değiştirildi. 18 Mayıs&#8217;a kadar nemli çarpışma olmadı. Haziran ayında, kanlı siper muharebeleri yapıldı. 4 Haziran&#8217;da 50 000 kişilik İngiliz ve Fransız ordusu, 25 000 kişilik Türk ordusu üzerine, top ateşi desteğinde taarruza geçti. Taarruzda zırhlı araçlar da kullanıldı. Bu hücum, Çanakkale&#8217;deki en kanlı muharebe oldu. Düşman, bazı Türk siperlerine girdi. 9 Temmuz&#8217;da Seddülbahir kumandanlığına Vehip Paşa getirildi. Biraz sonra Kerevizdere savaşları başladı. Çıkarmanın başlamasından 70. güne kadar Türk ordusu, 100 000 kayıp verdi. Her şeye rağmen düşman ilerlemeyi başaramadı, yeni bir çıkarma yapmaya karar verdi. Amaç, Anafartalar platosunu ve Kocaçimen&#8217;i ele geçirmekti. Taze kuvvetler, Ağustos başında Suvla kıyılarına, baskın halinde çıkarma yaptılar. Bunun üzerine Mustafa Kemal&#8217;in emriyle 28. ve 41. alaylar, 10 Ağustos&#8217;ta hücuma hazırlandı. Kumandanın kısa bir konuşmasından sonra, süngü hücumu başladı. Düşman, siperlerinde bastırıldı. Türkler, Şahinsırt&#8217;a kadar ilerledi. Savaş sırasında, Mustafa Kemal&#8217;in göğsüne bir şarapnel parçası çarptı. Düşman, Mustafa Kemal&#8217;in yönettiği bu harekâtla, ağır kayıplar vererek püskürtüldü.<br />
1915 yılının sonbahar ayları, kanlı fakat sonuç alınamayan çarpışmalarla geçti. Türk başkumandanlığı, 1. Orduyu Gelibolu&#8217;ya yolladı. Böylece Türk ordusu, 21 tümene çıktı. Başlangıçta üç gün içinde Çanakkale Boğazını geçeceklerini sanarak giriştikleri savaşı bir an önce sonuçlandırmak isteyen İtilâf Devletleri, yeni kuvvetler sağlamağa çalıştılarsa da sonuç alamadılar. General Charles Monroe, Çanakkale&#8217;nin boşaltılması gereğini belirten bir rapor verdi. Bunun üzerine, 5 Aralık tarihinde iki İngiliz tümeni, Selânik&#8217;e gönderildi. Kasım ayında başlayan yağmur ve kar fırtınası, siperlerde birçok askerin boğulmasına sebep oldu. Bu felâkette düşmanın kaybı da çoktu.<br />
Limanda birçok küçük gemi battı. Neticede çıkarma sahaları, düşman tarafından boşaltıldı. Gizlice yapılan boşaltma harekâtı sonucu, Ocak 1916&#8242;da Gelibolu yarımadası tamamen bırakılmış oldu. Bu arada bazı çarpışmalar da oldu. Anafartalar ve Arıburnu çekilmesi sırasında dikkati dağıtmak için, düşman, 19 Aralık günü Seddülbahir bölgesine saldırdı. Buraya döşenmiş olan mayınlar, Türklerin düşmanı takibine imkân vermedi.<br />
Çanakkale, I. Dünya Savaşında Türkiye&#8217;nin çarpıştığı on cepheden biriydi. Türk kara ordusu, savaş araç ve gereçleri bakımından çok zayıftı. Burada görev alan Türk deniz kuvvetleri, 1911-1912 İtalyan ve 1912-1913 Balkan savaşlarında yıpranmış durumdaydı. Savaş sırasında Türkiye, müttefiklerinden beklediği yardımı göremedi. Sadece Alman subayları, Türk subayları yanında görev aldılar. Avusturya&#8217;nın yardımı, iki bataryadan ibaret kaldı. Beklenen silah ve malzeme yardımı sağlansaydı, sonuç çok daha farklı olabilirdi.<br />
Çanakkale savaşları, 8,5 ay sürdü. Türk ordusunun karşı koymasıyla, Çanakkale, Irak, Filistin cephelerinde bir milyona yakın İngiliz ve Fransız askeri, batıdaki ana cephelerinden uzak tutulmuş oldu. Savaşlar, iki taraf için de büyük kayıplara sebep oldu. İtilâf devletleri, Çanakkale&#8217;ye önce 70 000 kişi göndermişlerdi. Sonradan bu kuvvet 500 bin kişiye çıkarıldı. Bunun 400 000&#8242;i İngiliz, 79 000&#8242;i Fransız ordusundandı. İngilizlerin kaybı, 115 000&#8242;i ölü, yaralı, esir ve memleketine gönderilen, 90 000&#8242;i hasta olmak üzere 205 000 idi. Fransızların kaybı 47 000&#8242;di. Türklerde ise şehid, yaralı ve hasta sayısı, 252 300&#8242;ü buldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/canakkale-savasi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Ulvi Kurucu Biyografisi</title>
		<link>http://www.odevde.com/ali-ulvi-kurucu-biyografisi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/ali-ulvi-kurucu-biyografisi.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 08:23:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[HAKKINDA YAZILANLAR
Büyük ruhlu, güzel insanlar gönüllerde yaşar
Mustafa Doğru
Zaman 16 Şubat 2002
Ali Ulvi Kurucu merhum ömrünün son günlerinde kızına şöyle tavsiyede bulunuyordu: Kızım insan sadece şahsî hedef ve gayelerini ön planda tutarak yaşarsa vefatıyla hatıralardan silinir. Cemiyet, millet ve fikirleri uğruna yaşayanlar, ölseler de gönüllerde kalıcıdırlar. Gözler hep onları arar ve özler. Kim severek yaşarsa sevilerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>Büyük ruhlu, güzel insanlar gönüllerde yaşar<br />
Mustafa Doğru<br />
Zaman 16 Şubat 2002</p>
<p>Ali Ulvi Kurucu merhum ömrünün son günlerinde kızına şöyle tavsiyede bulunuyordu: Kızım insan sadece şahsî hedef ve gayelerini ön planda tutarak yaşarsa vefatıyla hatıralardan silinir. Cemiyet, millet ve fikirleri uğruna yaşayanlar, ölseler de gönüllerde kalıcıdırlar. Gözler hep onları arar ve özler. Kim severek yaşarsa sevilerek ayrılır ve unutulmaz.</p>
<p>Yaklaşık bir yıl önce, 3 Şubat 2002de Medinei Münevverede, Hazreti Peygamberin (sas) yanı başında dünyaya veda eden zamanımızın ilim, irfan ve şiir üstadlarından Ali Ulvî Beyefendi, 80 yılı bulan ömrü boyunca her halini hizmet şuuru ile yaşamış müstesna bir şahsiyettir. Hayatını, kızına verdiği öğüt doğrultusunda geçirdiği için bu ve bundan sonraki nesillerin onu unutması mümkün değil. Vefat etmeden bir yıl önce ziyaret etme şerefine erdiğimiz merhum, son yıllarında boş durmamış her zamanki çalışkanlığı ile Kahire ve Medine merkezli kıymetli hayatının unutulmaz hatıralarını bantlara konuşarak kaydettirmiş ve büyük bir hizmette bulunmuş. Şimdi onun meyveleri birer birer derleniyor, hakkında yazılan kitaplar ölümünün üzerinden bir yıl geçtikten sonra birbiri ardına ilim dünyasıyla kucaklaşıyor.</p>
<p>Marifet Yayınları (0 212 526 22 70) tarafından hazırlanan seri, üstadın Akifvârî üslupla kaleme alınmış şiirlerinin toplandığı Gümüş Tül ve Alevler, nesirlerinin toplandığı Gecelerin Gündüzü, hatıralarının toplandığı Bir Ömürden Sayfalar, Medine Notları, Şeyh İbrahim B. İdrîs esSünûsîden tercüme ettiği Asırlar Boyunca Parlayan Nur, Ebul Hasen enNedevîden tercüme ettiği Muhammed İkbal ile kendisi hakkında basında çıkan yazıların bir araya getirildiği Ali Ulvi Kurucunun Ardından isimli kitaplardan oluşuyor. Bir Ömürden Sayfalar adı altında kızı Sâre hanım tarafından kaleme alınan hatıraları bir dönem İslam âleminin önemli şahsiyetlerinin resmi geçidi gibi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/ali-ulvi-kurucu-biyografisi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Niyazi Ahmet Banoğlu Biyografisi</title>
		<link>http://www.odevde.com/niyazi-ahmet-banoglu-biyografisi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/niyazi-ahmet-banoglu-biyografisi.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2008 20:40:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[1913 yılında Batum`da doğdu, 1924 yılından beri Türkiye`de. 1929 yılında haftalık Bereket Dergisinde gazetecilik mesleğine başladı. Politika ve İnkılap, Halk Dostu, Yedigün, Vakit, Hergün gazeteleriyle, Yedigün dergisinde mesleğini sürdürdü. İncili Çavuş adında bir gazete çıkardı. Tarihi araştırmalarıyla tanınan Banoğlu, 1957`de Tarih ve Coğrafya Dergisi`ni yayınladı. 27 tanesi Atatürk konusunda olmak üzere yüzden çok eser verdi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1913 yılında Batum`da doğdu, 1924 yılından beri Türkiye`de. 1929 yılında haftalık Bereket Dergisinde gazetecilik mesleğine başladı. Politika ve İnkılap, Halk Dostu, Yedigün, Vakit, Hergün gazeteleriyle, Yedigün dergisinde mesleğini sürdürdü. İncili Çavuş adında bir gazete çıkardı. Tarihi araştırmalarıyla tanınan Banoğlu, 1957`de Tarih ve Coğrafya Dergisi`ni yayınladı. 27 tanesi Atatürk konusunda olmak üzere yüzden çok eser verdi. 1937de Atatürk kendisini Dolmabahçe Sarayında kabul etti. Atatürk Hatay konusundaki baş makaleleri, Banoğlunun Yazıişleri Müdürü olduğu Kurun gazetesinde Asım Us imzasıyla yayınlandı. 6 Ekim 1992de vefat etti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/niyazi-ahmet-banoglu-biyografisi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadullah Usumi Biyografisi</title>
		<link>http://www.odevde.com/sadullah-usumi-biyografisi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/sadullah-usumi-biyografisi.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 08:23:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale`de 1927 yılında doğan Sadullah Usumi, mesleğe Biga`da yayınlanan Sabah gazetesinde başladı. Son Saat, Tan, Son Havadis, Tercüman ve Milliyet gazetelerinde çalışan Usumi, Cumhuriyet gazetesinde üreticinin sorunlarını yansıtan,üreticilere çözüm arayan yazılarını sürdürüyordu. Usumi`nin, bu alanda 30`u aşkın ödülü bulunuyor. CHP Milletvekili olarak 1973-1980 yılları arasında TBMM`de görev yapan Sadullah Usumi, Türkiye Gazeteciler Sendikası`nda genel başkanlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale`de 1927 yılında doğan Sadullah Usumi, mesleğe Biga`da yayınlanan Sabah gazetesinde başladı. Son Saat, Tan, Son Havadis, Tercüman ve Milliyet gazetelerinde çalışan Usumi, Cumhuriyet gazetesinde üreticinin sorunlarını yansıtan,üreticilere çözüm arayan yazılarını sürdürüyordu. Usumi`nin, bu alanda 30`u aşkın ödülü bulunuyor. CHP Milletvekili olarak 1973-1980 yılları arasında TBMM`de görev yapan Sadullah Usumi, Türkiye Gazeteciler Sendikası`nda genel başkanlık görevi de üstlenmişti. Evli ve 3 çocuk babası olan Sadullah Usumi, Basın Şeref Kartı sahibiydi.</p>
<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>Gazeteci Sadullah Usumi vefat etti<br />
Radikal 01.10.2002</p>
<p>Eski Milletvekili ve gazeteci-yazar Sadullah Usumi, vefat etti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti`nden verilen bilgiye göre, bir süredir Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi`nde tedavi gören Usumi, hayatını kaybetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/sadullah-usumi-biyografisi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Edward Said Biyografisi</title>
		<link>http://www.odevde.com/edward-said-biyografisi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/edward-said-biyografisi.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Apr 2010 01:16:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Said]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Said Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Said kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=410</guid>
		<description><![CDATA[Edward Said Biyografisi
Edward W. Said,1935 yılında Kudüs`te doğdu. 1947`de ailesiyle birlikte göçmen olarak Kahire`ye yerleşti. Liseyi ABD`deki Mount Herman`da bitirdi. Lisansını Princeton Üniversitesi`nde, master ve doktorasını Harvard Üniversitesi`nde tamamledı. Doktora tezi Joseph Conrad üzerineydi. Aramızdan ayrıldığı 2003 yılına kadar Colombia Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat doktora programının başkanlığını yürütüyordu. Filistin meselesinin yerel bir mesele olmaktan çıkıp, bölgesel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Edward Said Biyografisi</p>
<p>Edward W. Said,1935 yılında Kudüs`te doğdu. 1947`de ailesiyle birlikte göçmen olarak Kahire`ye yerleşti. Liseyi ABD`deki Mount Herman`da bitirdi. Lisansını Princeton Üniversitesi`nde, master ve doktorasını Harvard Üniversitesi`nde tamamledı. Doktora tezi Joseph Conrad üzerineydi. Aramızdan ayrıldığı 2003 yılına kadar Colombia Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat doktora programının başkanlığını yürütüyordu. Filistin meselesinin yerel bir mesele olmaktan çıkıp, bölgesel ve evrensel bir meseleye dönüşmesine herkesten daha çok katkıda bulundu. Tarif ettiği gibi bir entelektüeldi; sürgün, marjinal, yabancı… Siyasal bir tavrı olan, her yazdığı yazıda iktidarla cebelleşen, Batı`nın kendi kimliğini kurarken Doğu`ya olan borçluluğunu ortaya koyan tavizsiz bir entelektüel.<br />
<span id="more-410"></span><br />
Eserlerinden bazıları;<br />
Beginnings: Intention and Method (Basic Books, 1975); Orinetalism (Pantheon, 1978; Türkçesi: Şarkiyatçılık, Metis, 2001); The Question of Palestine (Random House, 1980; Türkçesi: Filistin Sorunu, Pınar, 1985); Covering Islam (Pantheon, 1981; Türkçesi: Haberlerin Ağında İslam; Babil, 2000); The World, the Text, and the Critic (Harvard, UP., 1984); After the Last Sky (Random House, 1986); The Politics of Dispossesion: The Struggle for Palestinian Self-Determination (1964-94) (Pantheon, 1993); Culture and Imperialism (Alfred A. Knopf, 1993; Türçesi: Kültür ve Emperyalizm, Hill, 1998); Representations of the Intellectual (Pantheon, 1994; Türkçesi: Entelektüel, Ayrıntı, 1995); Reflections on Exile and other Essays (Harvard UP., 2001).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/edward-said-biyografisi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cengiz Candar</title>
		<link>http://www.odevde.com/cengiz-candar.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/cengiz-candar.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2008 22:06:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[1948 yılında Ankarada doğdu. Ankaradaki ilkokul yıllarını, Talas-Kayseri ve Tarsusta ortaöğretim dönemi izledi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Diplomasi ve Dış Münasebetler bölümünden 1970de mezun oldu. ODTÜ İdari İlimler Fakültesinde Uluslararası İlişkiler Asistanı olarak akademik kariyeri kısa sürdü. 68 kuşağı gençlik hareketindeki eylemciliğinden ve SBF Öğrenci Derneği Başkanı olarak faaliyetlerinden ötürü 12 Mart askeri müdahalesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1948 yılında Ankarada doğdu. Ankaradaki ilkokul yıllarını, Talas-Kayseri ve Tarsusta ortaöğretim dönemi izledi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Diplomasi ve Dış Münasebetler bölümünden 1970de mezun oldu. ODTÜ İdari İlimler Fakültesinde Uluslararası İlişkiler Asistanı olarak akademik kariyeri kısa sürdü. 68 kuşağı gençlik hareketindeki eylemciliğinden ve SBF Öğrenci Derneği Başkanı olarak faaliyetlerinden ötürü 12 Mart askeri müdahalesinin ertesinde başı belaya girdi. Filistin direnme hareketinin bünyesinde kısa bir süre Şamda, uzunca bir süre Beyrutta ve daha sonra kısa sürelerle Cenevre, Paris ve Amsterdamda yaşadıktan sonra 1974te Türkiyeye döndü. 1976da Vatan Gazetesinde Dış Haberler Şefi ve dış politika yorumcusu olarak gazetecilik mesleğine adımını attı. Vatanda başlayan gazeteciliği, Türk Haberler Ajansı, Cumhuriyet, Hürriyet, Güneş ve halen çalıştığı Sabah gazeteleriyle devam etti. Gazeteciliğe başladıktan kısa süre içinde Ortadoğu uzmanı, Savaş Muhabiri gibi sıfatlarla anılır oldu. 80li yılların ilk yarısının önemli bir bölümünü Lübnanda, defalarca gittiği İran ve Ortadoğunun diğer merkezlerinde geçirdi. 80li yılların ikinci yarısında Doğu Avrupaya ve eski Sovyetler Birliğine yöneldi. Geniş bir coğrafyada turladı. 1991 ile 1993teki ölümüne dek Cumhurbaşkanı Turgut Özalın özel danışmanı ve en yakınlarından biri olarak görev yaptı. 1993-95 arasında gönlünü ve beynini Bosna başta, Balkanlara çevirdi. Aynı yıllara Yeni Demokrasi Hareketi kurucu üyeliği ve örgütlenme sorumluluğunu sıkıştırdı. 1997-1999 arasında İstanbul Bilgi Üniversitesinde Orta Doğu Tarihi ve Orta Doğu Politikası dersleri verdi. 1999-2000 yıllarını Washingtonda Amerikanın önemli araştırma merkezlerinde, 21.Yüzyıl Türkiyesi üzerine çalışma yapmaya Türkiyeden davet edilen ilk kişi olarak geçirdi. 80li ve 90lı yıllara ait çeşitli gazetecilik ve haber başarı ödülleri ile özellikle önemsediği Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü ile Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Hoşgörü Ödülüne sahip (1995). Fenerbahçe Spor Kulübü üyesi. Uluslararası Balkan Konferanslarının örgütleyicilerinden. Evli ve bir kız çocuğu babası.</p>
<p>ESERLERİ: Direnen Filistin (1976), Dünden Yarına İran (1981), Ortadoğu Çıkmazı (1983), Tarihle Randevu (1983) ve Güneşin Yedi Rengi (1987) Benim Şehirlerim İz Y.(2000)</p>
<p>Kod adı<br />
Osman Öğretmen<br />
Cemal A. Kalyoncu<br />
Aksiyon 2 aralık 2000</p>
<p>Sakin bir çocukken, sistemin zaman zaman yolunu tıkaması ile yer altına inen, Filistin`le Türk kimliği arasında gidip gelen, gazetecilikte önemli başarılara imza atan, ülkenin en ciddi kurumlarından birinin elemanı tarafından üzerine çamur sıçratılan, gazetesi tarafından jurnallenen 52 yıllık bir adamın öyküsü</p>
<p>Cengiz Çandar. Bu isim son yıllarda Tarkan, Çevik Bir, Hakan Şükür kadar Türkiye`nin en çok konuşulan isimlerinden birisi oldu. Çocukluğunda oldukça sakin bir kişi olan Çandar, bugünlere, `haksızlık ve adaletsizliğe karşı` olma duygusu sayesinde geldi desek yanılmış sayılmayız. Çandar`ın 52 yıla yayılan birçok kişiye nasip olmayacak kadar karmaşık ve bir o kadar da renkli hikayesinde, Türkiye`de düzenin insanları nasıl yer altına ittiğini, sol hareketin ülkeyi bir dönem nasıl etkilediğini, torpille neler yapılabileceğini, hepsinden önemlisi Türkiye`de düzene başkaldıran `asi` denebilecek bir kişinin Avrupa`da aslında hukuk devleti talebinde bulunan sıradan bir kişi anlamına geldiğini bulacaksınız.</p>
<p>Cengiz Çandar, Osmanlı Devleti`nin kurucusu Osman Gazi`nin kayınpederi Şeyh Edebali ile bacanak olan ve I. Murad`ın sadrazamlığını yapan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa`nın torunudur. İmparatorlukta sadrazamlık yapan sadece Çandarlı Hayreddin Paşa değildir. Babadan oğula geçmese de onun büyük oğlu Çandarlı Ali Paşa da sadrazamlık yapmıştır Osmanlı`da. Kosova Meydan Muharebesinde 1. Murad öldürüldükten sonra Yıldırım Beyazıt`ı tahta çıkaran odur. Ali Paşa`nın kardeşi Çandarlı İbrahim Paşa, ailede sadrazamlık yapan bir başka isimdir. Onun oğlu, büyükbabası ile aynı ismi taşıyan Çandarlı Halil Paşa ailenin çıkardığı bir diğer sadrazamdır. Halil Paşa, Osmanlı`dan bu yana bakıldığında Türk tarihinde Menderes`ten evvel asılan ilk başbakandır. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul`un fethinden hemen sonra Bizans`tan rüşvet aldığı söylentileri üzerine Çandarlı Halil Paşa`yı İstanbul veya Edirne`de idam ettirmiştir. II. Beyazıt zamanında sadrazamlık yapan onun oğlu Çandarlı İbrahim Paşa ise ailenin son sadrazam temsilcisi olarak tarihe geçer. Çandarlı ailesi, bu tarihten sonra İznik`e yerleşerek toprak sahibi olur: “Çandarlı Halil Paşa`nın idamı çok büyük bir travmaya sebep olur. İmparatorluk kurucusu, kazasker, ulema, ahilikten gelen ve böyle bir asker ailesi… İşte bu aile geliyor İznik`te, Türkiye`de milyonlarcası görülebilecek mütevazı kasabalı bir aileye dönüşüyor.” Aileye yeniden popülarite kazandıran ise Cengiz Çandar olacaktır: “Alçakgönüllülüğü ihlal ederek söyleyeyim, içlerinde en cinsleri benim. Çünkü ben yeniden ihya ettim kavramı.” Cengiz Çandar`ın soyu ise Fatih Sultan Mehmet tarafından idam ettirilen Çandarlı Halil Paşa`nın kardeşi, devletteki en yüksek görevi Bolu Mutasarrıflığı olan, bir Sırbistan seferinde esir düşen, yapılan anlaşmanın maddelerinden birisi de onu kurtarmaya yönelik olan I. Mehmed Çelebi`nin dokuz kızından biri II. Murad`ın kızkardeşi, Fatih`in de halası olan Hafsa Hatun`la evlenen Mahmud Çelebi`ye dayanmaktadır: “Padişahın kızkardeşi ile evli olduğu için en azından bazı kuşak ve kademelerde Osmanlı ve Çandarlı aileleri akrabadır.” Ailede bu koldan gelenler Çandar soyadını taşırken, diğer koldan gelenler Çandaroğlu soyadını kullanmaktadır. Osmanlı tarihinde Köprülü ailesi gibi birkaç tane sadrazam çıkaran Çandarlı ailesinin bir ferdi olan Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı Çandarlı, Vezir Ailesi adıyla yaptığı çalışmada soyağacını Cengiz Bey`in 1920`li yıllarda İznik Belediye Başkanlığı yapmış büyükbabası Ali Çandar`ın büyükbabası Mahmud Celalettin`e dayandırmaktadır: “O yüzden bazı toplantılarda Türklüğü`nde karışıklık ve spekülasyon olmayacak birisi de benim diye gardımı alırım.” İznik`te bir sokağa adı verilen Cengiz Çandar`ın büyükbabası Ali Çandar`ın Sıdıka Hanım`la evliliğinden Necmiye, Meziyet ve İhsan adında üç çocuğu gelir dünyaya. Ailede İznik dışına ilk çıkan Cengiz Çandar`ın da babası olan İhsan Bey olur. İhsan, Ankara Hukuk Fakültesi eğitiminden sonra Malatya, Niğde Aksaray ve Ankara`da savcılık ve hakimlikten sonra Et Balık Kurumu`nun beş kurucusundan biri olur ve genel müdürlüğünü yapar.</p>
<p>İhsan Çandar, Malatya`da savcı yardımcısı iken hayat arkadaşını bulur: “Eşraf birbirini tanıyor. Babam Malatya`da savcı yardımcısı, dedem de İnhisarlar İdaresi (Tekel) Müdürü. Selanikliler`in nedense tütüne yakın bir şeyi var.” Yedi kuşak Selanikli olan Hakkı Sayar (evde Mehmet) İttihat Terakki bursuyla Budapeşte`de şimendifer mühendisliği okur. Selanik`te tüccarlık yapan Mehmet Hakkı, Mustafa Kemal`i Selanik`ten tanımaktadır: “Selanik`te tekkede toplanırlar, dedem de onlara çaykahve servisi yapardı. Mustafa Kemal onun için Mustaabi ya da Gazi`dir. Onun ağzından ben Mustafa Kemal veya Atatürk lafı duymadım.” Birinci Dünya Savaşı`nda Suriye, Filistin Cephesi`nde görev alan Mehmet Hakkı Bey, Yunanlılar tarafından savaş sonuna kadar Volos şehrinde hapishanede tutulur. Savaştan sonra mübadele olunca eşi Zeliha ve büyük kızı Şekibe (TİP Yönetim Kurulu eski üyesi ve Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı ünlü avukat Halit Çelenk ile evli) Hanım`la birlikte Anadolu`nun yolunu tutar. İkinci çocuğu Saffet Hanım ise İstanbul`da doğacaktır. İşte bu Saffet Hanım`la İhsan Çandar 1945`te evlenir. Ancak Saffet Hanım İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitimini tamamlamaya kararlıdır: “O da babam gibi devlet memuru idi. Önce Yem Sanayii`nin sonra da Toprak Mahsulleri Ofisi`nin Ankara ve ardından İstanbul`da avukatlığını yaptı. Annem Selanikli İttihatçı bir aileden geldiği ve aile Halk Partili olduğu için Kızılay`daki işyerinden çıkar bütün gösterilere katılırdı.”</p>
<p>İşte bu çiftin ilk çocuğu olarak Cengiz Çandar 1948 yılında Ankara`da doğar: “Benim asıl adım Osman`dır. Sakin bir çocuktum. Yetişkin hayatımdaki `afacanlıklarımın` hiçbirisi yoktu o yıllarda.” Malatya`da görev yaptığı için İsmet İnönü hariç, CHP`nin bütün Malatyalı milletvekilleri baba İhsan Bey`in yakın arkadaş çevresini oluşturmaktadır. Aile Osman Cengiz`in doğduğu bu yıllarda Ankara`dadır, ama İstanbul sık sık ziyaret edilmektedir: “Annemin Rumeli ve Valikonağı Caddesi`nde iki üç adımda bir akrabaları vardı. Küçüklüğümde Selanikli olmak kuvvetli bir referanstı. Çocukluğumda o kadar çok Selanik lafı ile doldu ki kulaklarım, bir tek Selanik biliyor bir de ben biliyorum karşılıklı aiditeyitimizi. Selanik`i 1984`te daha uzaktan ilk gördüğümde gözlerimden yaşlar inmeye başladı. Onun için Selanikliyim diyen Yunanlılar`la karşılaştığımda `o şehirde oturuyor` diye düşünüyorum. Selanikli değilsin sen, benim.”</p>
<p>Eğitimine Ankara Namık Kemal İlkokulu`nda başlayan Çandar, 11 yaşında iken KayseriTalas`taki Amerikan Okulu`na keydedilir: “O sırada Ankara bürokrasisinin gözde okulu orası idi. Ankara Koleji de vardı ama annem `züppe` olmasın diye oraya gitmemi istemedi.” Derslerinde iyi bir öğrenci olan Çandar burada, daha sonraki yıllarda Türkiye`nin tanıyacağı bir çok kişi ile birlikte okuyacaktır. Üst sınıfların alt sınıflardakileri himaye ettiği bir okuldur burası. Çandar`ın birkaç tane koruyucusu olur: “Son sınıftan Hazım Kantarcı ve benden iki sınıf büyük Uluç Gürkan beni himaye altına aldılar.” Okuldaki bir olay uslu çocuk Cengiz Çandar`ın `afacanlaşmasına` vesile olacaktır. Ziyaret yasağı olan bir saatte revirde Amerikalı hocası tarafından yakalanıp, hocasının söz vermesine rağmen ihtar cezasını ailesine göndermesi onu `afacan`laştırır: “Verilmiş söze uymamanın getirdiği müthiş bir adalet duygum vardır benim. Bunun üzerine disiplin sicilim kabardı.” Bu yüzden genel ahlak notu 9 gelince Tarsus Amerikan Koleji`ne, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek`in araya girmesi ile ancak kayıt yaptırabildiğinde yıl 1963`tür. Uluç Gürkan, İstemihan Talay, Erkut Yücaoğlu ile arkadaşlık ederek okuyan Çandar, ailede herkes ama herkes hukukçu olduğu için tepkisel olarak Mülkiye`ye (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) gitmeye karar verir. Amacı diplomat olmaktır. Ancak ondan önce, o zaman ODTÜ merkezi sınav harici öğrenci alarak ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi`ni kazanan Çandar, Siyasal Bilgiler`i kazandığını görünce, sevmediği Kalkülüs (yüksek matematik) dersi yüzünden okulu bırakır.</p>
<p>Cengiz Çandar, 1966 yılında zamanın en hareketli okullarından olacak Siyasal Bilgiler Fakültesi`ne adımını atar. Okul çeşitli görüşteki öğrencilerin temsil edildiği kulüplere bölünmüştü. Mahir Çayan`ın başkanı olduğu Sosyalist Fikir Kulübü, Hasan Celal Güzel`in başkanı olduğu AP`ye yakın gençlerin bulunduğu Hür Düşünce Kulübü. Mesut Yılmaz da buradadır. Uluç Gürkan, listesine Tarsus Amerikan Koleji`nden arkadaşı İstemihan Talay`ı da alarak ortanın solu hareketini temsil etmektedir. Öğrenci Derneği Başkanlığı için hiç sınıf kaybetmemiş olmak ve üçüncü sınıf öğrencisi olmak gerekmektedir: “Uluç Gürkan geldi `Sen gelecek vadeden birisisin. Üçüncü sınıfa gelince başkan olacak adam sensin, şimdiden seçim kaybederek kendini harcama` dedi. Vay o ne demek? Ben bunu ahlaksız teklif olarak gördüğüm için sosyalistler grubuna yakındım, gittim onların listesinden girdim. Mahir Çayan kulüp başkanı idi. O kulüpten kimler çıkmadı ki. İlber Ortaylı, Baskın Oran, Kutlay Ebiri, Halil Ergün, Oral Çalışlar.” Cengiz Çandar, tekrar öğrenci siyasetinin içinde bulur kendisini: “Bunun anlamı diplomatlık hülyasının sona ermesidir. İyi de oldu, benim gibi bir adama bundan büyük zulüm yapılabilir miydi?” Çandar, 196970 başkanlık seçimlerinde, CHP`li Parti Meclisi üyesi hocalarının aleyhlerinde propaganda yapmalarına rağmen 501`e 444 oyla başkan olur: “Ben başkan seçildikten kısa süre sonra sol hareket parçalandı. Yönetim kurulundaki arkadaşların çoğu daha sonraki Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi`nin kurucu kadrolarını oluşturdular. Benden gayri kendi yönetim kurulumda beni iki kişi, biri Savaş Dizdar biri de vefat eden İMKB Başkanı Tuncay Artun destekliyordu.”</p>
<p>Çandar SBF`den mezun olduktan sonra ODTÜ`de asistanlık için açılan imtihana katılmaya karar verir: “Devletler özel hukuku dersinin hocası da bizim dekanımız İlhan Onat`tı. Ona gidip, hocam sınav açıyormuşsunuz dediğimde şok geçirdi. Çünkü o tarihe kadar boykot veya işgal komitesi başkanı olarak defalarca görüşmüşüz. Böyle hayta bir gelenekten gelen bir adam asistan olacak, hem de kendi kürsüsünde.” Cengiz Çandar, Doğan Avcıoğlu`nun o meşhur Devrim dergisi ile de irtibatlıdır tabii: “27 Mayıs, işte yarım kalmış gibi bir duygu içinde, bizim öğrenci hareketinin kullanılması amaçlı idi. 27 Mayısvari bir müdahaleden yanaydık açıkçası. Avcıoğlu ihtilal planını bize anlatmıyor ama yapılan işi destekliyordu.”</p>
<p>Mülkiye Marşı`ndaki gibi “Ey vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz” derken de, yapılan bütün eylemlere katılırken de aynı heyecanı duyar, bütün diğerleri gibi. Çandar`ın o dönemde bilerek katılmadığı öğrenci eylemi yoktur: “Gecikme sebebiyle katılmadıklarım oldu. Mesela İstanbul`daki bir DevGenç kongresinden otobüslerle döndük. ODTÜ`de arkadaşlar (Robert) Komer`in arabasını yakmışlar. Orada bulunamadığımdan hayıflanmıştım. Geçen yıl Amerika`da iken Komer öldü. İkimizi de bilen Amerikalı diplomatlar `Sen var mıydın orada?` dediler. Ben de bir saatle kaçırmışım, yoksa mutlaka olurdum dedim. Eylemde fena değildik. Fakat ben hiç silah taşımadım. Ve benim yer aldığım akım silahlı öğrenci eylemlerine karşı idi. DevGenç çoğunluğunu elinde bulunduran arkadaşlar bizi suçlardı o sıralar ama biz daha çok köylüleri ve işçileri örgütlemekle meşguldük.” Çandar, 1970 yılında bugünkü eşi Emekli Deniz Albay BülentLeman çiftinin kızı Tuba Hanım`la nişanlanır. (Daha sonra ikisi de ayrı yollardan gider ve birer evlilik yaparlar. Yolları ancak 1986`da kesişir. Şimdi Defne adında bir kızları vardır: “Erkek çocuğum olmadığı için kardeşimin de yok o yüzden bittik.”) Nişanlandıktan üç gün sonra köylüleri örgütlemek için yollara düşer: “Söke`de arkadaşlarla buluşup bütün Aydın Ovası`nı, iki kez de Polatlı Ovası`nı yaya dolaştım. O sırada ODTÜ`de asistandım. Deniz Gezmiş de aranıyordu. Üstümden ODTÜ kimliği çıktı, beni Deniz Gezmiş zannetmişler. Yakalayıp ertesi gün mahkemeye çıkardılar. Bir ay sonra da 12 Mart oldu. Hakim beni salıvermeseydi 12 Mart`ı içerde karşılayacaktım ve 1974`e kadar içerde kalacaktım.” Yıllar ilerledikçe Çandar`ın hayatı da hızlanacaktır. 12 Mart`tan bir süre sonra 11 ilde sıkıyönetim ilan edilmesi ile onun hayatında yeni bir dönem başlayacak ve Çandar yer altına inecektir: “1967 yılında Uluç Gürkan Öğrenci Derneği Başkanı iken benden yazı istedi. Ben de Che Guevara ölmüştü onunla ilgili bir yazı yazdım. Fakat yazıda imzamın çıkması unutulmuştu. Uluç, daha sonra o yazıdan dolayı yazı işleri müdürü olarak 3 ay hapis yattı.” 1970 yılının sonları ile 71 yılının başları arasında birkaç aylık sürede Çandar, Doğu Perinçek`in de bulunduğu grubun çıkardığı Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) dergisinin yazı işleri müdürüdür: “Babam hukukçu. Birçok yerde tanıdıkları ve arkadaşları vardı. Ben yazı işleri müdürü olursam daha kolay hallolur vaziyetler diye…” Bu sefer de Çandar, Şahin Alpay`ın bir yazısı yüzünden 7,5 yıl hapse mahkûm olur. Olay 11 ilde sıkıyönetim ilan edilmesinin ertesi günü gerçekleşir: “26 Nisan`da sıkıyönetim ilan edildi. Ajanstan duydum haberi, eve geldim. Evde ailenin yakın dostu Prof. Bahri Savcı da var. Ben el çabukluğu ile birtakım evrakları banyoda yakmaya başladım. Muammer Aksoy ve Bahri Savcı`dan bilirkişi raporu vardı beraat edecektim, mahkûm oldum. Türkiye`de kimse bana yargı bağımsızdır diyemez. Bulutların cinsine göre değişir bizde yargı. 7,5 yıl hapis, 2,5 yıl da Kastamonu`da emniyet nezaretinde bulundurulma cezası yedik.”</p>
<p>Kartları Nuri Çolakoğlu yaptı<br />
Çandar 26 Nisan`da, yakabildiği belgeleri yakar ve yola çıkar: “O gece halama (Meziyat) gittim. Sabaha karşı ev basıldı.” Cengiz Çandar, iki ay da, daha sonra CHP`de genel sekreter olup İsmet İnönü`yü deviren grubun lideri olacak olan Kamil Kırıkoğlu`nun evinde saklanır: “Kırıkoğlu yüreğimin en dibinden sevdiğim birkaç insanın başında geliyor. 1971 Haziran sonunda evden çıktım. Nereye gittiğimi bir o bir de nişanlım biliyordu.” Cengiz Çandar, Şahin Alpay ve Afa Yayınları`nın sahibi Atıl Ant`la beraber sabaha karşı Antep`e gider, oradan da bir taksi ile Urfa`ya geçip sabaha karşı Harran Ovası`ndan sınırı geçerler: “Yolda sıkı kontroller vardı. Kartlarımızı Nuri Çolakoğlu yaptı. Çok beceriklidir Nuri.” Çandar ve arkadaşları 1971 yılının Temmuz ayı başlarında Filistin`e ulaşır: “Ayrıca Filistin hareketi ile de ilgileniyordum. Bu yazı işleri müdürlüğü nedeniyle davalar olduğu için başımın belaya sarılması ihtimali vardı. Zaten mahkûmiyet de var. Yurtdışına çıkmamın uygun olacağına karar verdim ve Filistinli Demokratik Cephe Mensubu bazı öğrencilerle temas kurdum.” Plan aksaksız işler, Halep`e ulaşılır. Oradan Demokratik Cephe`nin merkezine gidilir. Kartları çıkarılır ve Şam`a sevk edilirler. Sonra Şam`ın 7080 km yukarısında ilk Hıristiyanların saklandığı Suriye`nin en tarihi yerlerinden biri olan Maalule`de 1,5 ay süren bir eğitim alırlar. Ardından Golan. Suriye ile Filistinliler`in arası iyi olmadığı için Güney Lübnan`da Reşadiye Kampı`na sevk gerçekleşir. Sonrasında ise Bekaa ve Kuzey Lübnan`da Trablusşam yakınlarında bir kamp. Ardından Beyrut: “Biz hangi kampta isek garip bir ilahi sözleşme gibi oradan ayrıldıktan birkaç gün sonra İsrail bombaladı oraları.” En son ikamet yeri ise Beyrut`ta havaalanının dibindeki en büyük mülteci kampı olan Bourj al Barajne`dir. Burada kamp değil halkın içindedirler. Birçokları gelir gider, Cengiz Çandar hâlâ oradadır: “Ben de dönecektim Türkiye`ye. İşte Türkiye`de mücadeleye başlayacağız dağlarda. Fakat Deniz`ler idam edildi. Mahir`ler öldürüldü, herkes tutuklandı. Temas edebileceğim herkes ya hapiste ya öldürüldü. O zaman böyle durulmaz, bari kimlik değiştirip Filistinli olayım kararı aldım. Kendimi Filistinli gibi hissedeyim diye. Bir sene sonra asalak görüntüsünde idim. Filistin davasına böyle çok ek bir katkı sağlamıyorum. Kimliğimi bir tayin edeyim, Türk müyüm, Filistinli miyim? Türk olduğum kararını verince Avrupa`ya gideyim dedim.”</p>
<p>Osman Öğretmen<br />
Çandar, 1973 Nisanının ortalarında İtalya`dan Avrupa`ya giriş yapar: “Pasaport bakımından İtalya en gevşek yerdi.” Çandar, Avrupa`da da bir çok yer dolaşır. İsviçre`ye geçer: “Orada şu an İstanbul Baro Başkanı olan Yücel Sayman ve Prof. Bülent Tanör`le beraber aynı evde yaşadık.” Çandar ardından da Paris`e gider. Orada da arkadaşı Sabetay Varol`la karşılaşır. Bir süre sonra Avrupa`daki son durağı Hollanda`ya geçip siyasi iltica talebinde bulunur. Sorbon Üniversitesi`nde doktora kaydı yaptırır, Amsterdam`da da bir üniversitede burs bularak master çalışmasına başlar. Amsterdam Belediyesi Türk çocuklarına yönelik Türkçe dersleri eğitimi vermektedir: “Genel olarak Hollanda`daki ama özel olarak Amsterdam`daki Türk camiası içinde Osman Öğretmen olarak ün yaptık.” Daha önce komünist rejimlerden kaçanların siyasi iltica talebinde bulunduğu Hollanda makamları, komünizm propagandasından ötürü mahkûm olmuş birisinin başvurusu ile ilk defa karşılaştıklarından, emsal teşkil eder diye Çandar`ın beklediği cevabı vermeyi geciktirirler. Bu arada Türkiye`de de 1794 genel affı yürürlüğe girer: “Ekim 1974`te Türkiye`ye geldim. DGM`ye ifade vereceğiz, fiilin af kapsamına girdiği saptanacak ve dosya kaldırılacak. Normalleşeceğiz. Bu sefer de üç sene aranmış adamı kimse teslim almıyor, savcı tatile gitmiş. Onun üzerine babam Yüksek Hakimler Kurulu`ndaki sınıf arkadaşlarından birisi vasıtasıyla bir nöbetçi savcı atattırdı bana. Yani torpil yapıldı ve böylece affa girdik.” Çandar ailesi tam bu sırada, birincisinden ağızları yandığı için üniversiteyi kazanan ikinci çocukları Volkan`ı (1954`te doğdu. Milano`da uluslararası bir şirkette kimya mühendisi olarak çalışmaktadır) yurt köşelerinde heder etmemek amacıyla Ankara`dan İstanbul`a taşınır: “Diplomasi okumuşum, diplomat olamıyorsun. Türkiye`den ayrılırken asistan idik, üniversiteye dönmem mümkün değil. Prangalı eşek gibiyiz.” Çandar iki yıl işsiz dolaşır. Çandar işsiz kaldığı bu sürede 1975 yılında Çanakkale`de ilk 4 aylıklardan olarak vatani görevini yapar: “Askerliğin ilk bölümünü firarda geçirdik, Çanakkale`nin bütün sahillerinde denize girdik. Ceza da gördük, hapis de yattık. İçtimalarda bizim manga üç kişi ile temsil edilirdi. En önde Zafer Toprak, onun arkasında kuralcı olduğu için Şahin Alpay, bir de en arkada bölük çantasına gönüllü olarak talip olduğu için küçük bir evrak çantası zannetmiş, kendinden daha büyük bir sandıktı İlnur Çevik.” Askerde öğrendiği on parmak daktilo sayesinde Direnen Filistin kitabını yazar.</p>
<p>Askerden sonra arkadaşı Prof. Bülent Tanör`e “Vatan gazetesi yeni organize oluyor, eşine dostuna söyle yazı versin” diye bir haber gelir. O da Çandar`ı arar. Time veya Newsveek`ten birinde (Kissinger`in yardımcısı Helmut) Sonnenfelt Doktrini diye bir yazı ile karşılaşır: “Sonnenfelt`le geçen yıl Amerika`da bulunduğum think thank kuruluşunda beraber çalışma imkanı bulduk. Sen benim gazeteciliğe başlamamın sebebisin dedim Sonnenfelt`e. Adam hiç bir şey anlamadı ama…” Vatan`da işe başlar. Arkadaşı Sabetay Varol, Alp Kuran tarafından Vatan`dan çıkarılınca, Çandar yine en önde yerini alır: “Patron Numan Esin bize karşı harekete geçti. Ankara`dakilerin başı Zafer Mutlu, İstanbul`da da Can Ataklı.” Bu olay sonucunda Vatan çalışanları sendikalı olur. O olayda sıkıntıya soktuğu Milli Birlikçi Numan Esin, daha sonraki andıç olayında Çandar`ın yanında yer alır. Ardından bir süre Türk Haberler Ajansı`nda çalıştıktan sonra Çandar`ın hocalık merakı yine depreşir. İçeriden destekli bir şekilde sınava girmesine rağmen asistanlık hevesi de kursağında kalır: “Cumhuriyet`te çalışmaya başladıktan sonra akademik hayata geri dönmemiş olmama hergün şükrediyorum.” 1979`da Oktay Kurtböke`nin davetiyle Cumhuriyet`e girer. İran devrimi, Lübnan`da iç savaş, İranIrak Savaşı, tam da onun uzmanı olduğu konulardır. Gelişmeler ard arda patlak verir. Gazetecilikte öne çıkmaya başlar, ne yaparsa Cumhuriyet`te Hasan Cemal`in de desteği ile birinci sayfadan duyurulur. Bir süre sonra uzmanlık alanında konuşmalara çağrılır, mülâkatlar yapar. Bu durumdan rahatsız olanlar da artar tabii. Cumhuriyet`ten istifa ettikten sonra hem Milliyet hem de Hürriyet ister Çandar`ı: “Mehmet Ali`ye (Birand) `Arkadaşımsın, sen ne dersin?` dedim, o da `Milliyet`te aynen devam edersin. Ne yaparsan birinci sayfadan girer. Hürriyet`te çok örselerler seni. Bir sene canına okurlar. Bir sene dayanırsan alır başını gidersin. Seçimini sen yap` dedi. Ben de Hürriyet dedim.” Hürriyet`te haftada iki gün de köşe yazmaya başlar. Bu arada patron Erol Simavi, Çetin Emeç`in yerine Rahmi Turan`ı getirince Ankara Ertuğrul Özkök liderliğinde ayaklanır: “Bunlar beni aradı, İstanbul`daki ayaklanmayı organize et ve başına geç diye. İstifa edenler, ne oldu?` diyor. Ertuğrul Özkök aradı, `İkimizin de çıkarına mı?` dedi. `Değil, ama bir kere ayağa kalktık, mecburuz. Bir de sen başlattın` dedim. `Ne zaman edeceksin?` dedi. Dizim yayınlanıyordu. Bitti, istifa ettik. Ondan birkaç ay sonra da Ertuğrul Özkök Genel Yayın Yönetmeni oldu.” Çandar, 198991 arasında da Asil Nadir`in çıkardığı Güneş`ten ayrılınca Özal`dan bir telefon gelir: “Yüzümü kızartarak sizden bir talepte bulunmak istiyorum. Amerika`da çok prestijli durumdasınız. Hamili kart yakînimdir gibi bir araştırma veya think thank kuruluşuna tavsiye mektubu yazarsanız onun açamayacağı kapı yoktur` dedim. O da `Ben sana benimle çalışmanı önerecektim` dedi. ” Fakat Çandar, Özal danışmanlığından aldığı para ile geçinemediğinden bir süre sonra basına tekrar dönmek ister. Özal, çok gönüllü değildir, aradaki mahrem bilgileri okuyucularıyla paylaşacağından endişelenir: “Daha önce uğramadığım Sabah vardı. Sabah da o sırada azgın muhalefet halinde. Turgut Özal`ı kemiriyor.” Çandar, 1991 Haziran`ında Sabah`ta başlar, fakat Özal iki ay boyunca onunla görüşmez. “O güven öyle kuvvetle geri geldi ki, daha sonra eşinden de duydum en güvendiği adam ben olmuşum. Haberlerimde de rutin olayları yazdım. Yavuz Donat, o sıralarda `Köşk Faresi, masaların altında ayakları dolaşır` falan diye yazılar yazdı. Özköşk diye adı çıktı Ertuğrul`un. Benimki çok yakın bir ilişki idi ama yalakalık ilişkisi değildi.”</p>
<p>1997`de herkesin malûmu Çevik Bir`in önayak olduğu bir `andıç`la PKK destekçisi olma ile suçlanınca, kendi gazetesi tarafından savunulmayı bırakın, bile bile suçlanan Cengiz Çandar Kasım 2000`e kadar, Türk okurlarının beğenerek takip ettiği bir yazar olarak Sabah`ta yazılarına devam eder: “Sabah yöneticilerinin bana söyledikleri 1997`de işte o yazıları basmazsak bu, başına daha büyük çorap örülmesine sebep olur, tutuklarlar, birtakım daha ağır ithamlara maruz kalırsın.” Fakat bu sefer de yazısı Sabah`ta sansürlenmeden kısa bir süre önce Etibank`a el atan Sabah`ın sahibi Dinç Bilgin tarafından kalemi elinden alınır: “Çok yaygın olan kanaat, askerlerin bu bankalar operasyonun arkasında olduğu ve dolayısıyla o tür bir jurnalleme ile de askerlere bir bağlılık deklarasyonu olarak benim yazılarımı sansürlediler. Benim algılamam böyle.”</p>
<p>Lisede iyi futbol oynayan Çandar, Mülkiyeliler Birliği ve Fenerbahçe Kongre üyesidir: “Parasız adamı yönetim kurulu üyesi yapmazlar.” Kamil Kırıkoğlu, Emil Galip Sandalcı, 1971`de Filistin kamplarında tanıştığı ve ayrı kaldıkları sürede benzer süreçlerde yol aldığını düşündüğü şimdilerde Lübnan`da Müstakbel gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yapan Michael Naufal, okul arkadaşı Cem Duna, “Şu ana kadar olan ilişkimizde olduğu gibi hiç bir dediğine uymadığım, uymayacağımı bilerek tavsiyelerini sürdüren” dediği Şahin Alpay, “Son 15 yılda ilişkilerinin iptila halinde bir dostluğa dönüştüğünü” söylediği Fehmi Koru ve askerlik arkadaşı İlnur Çevik`in hayatında ayrı yerleri olduğunu belirten Cengiz Çandar`ın en önemli pişmanlığı da geçmişinde Doğu Perinçek`le beraber anılan bir döneminin olmasıdır: “Sol hareketin bölünme döneminde Perinçek`le aynı grup içinde bulunmayı, hafızalar silinebilse de yok edebilsem. Benim adımın Doğu Perinçek ismi ile herhangi bir şekilde irtibatlandırılabileceği bir biyografi pasajı olmasa. O bölünme döneminde keşke Deniz Gezmiş`in bulunduğu grupta olsa idim. Yakalanana kadar ilişkimiz devam etti Deniz`le. Ben ODTÜ`de asistan iken ODTÜ`de saklanırdı. Onun idamını engellemek için yapabileceğim herşeyi yaptım. Jean Paul Sartre`a kadar ulaşıp onun imzasını alacak şekilde müthiş bir imza kampanyasını Lübnan`da kendim kaçak bir adamken organize ettim.”</p>
<p>Alın size müthiş bir film konusu. Sakin bir çocukken, sistemin zaman zaman yolunu tıkaması (üniversitede iken diplomasi yolunun kapanması, asistan olamamak gibi) ile yer altına inen, Filistin`le Türk kimliği arasında gidip gelen, gazetecilikte önemli başarılara imza atan, ülkenin en ciddi kurumlarından birinin elemanı tarafından üzerine çamur sıçratılan, gazetesi tarafından jurnallenen 52 yıllık bir adamın öyküsü. Amerika`da olsa Hollywood kaçırmazdı ama…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/cengiz-candar.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çağatay Şahin Biyografisi</title>
		<link>http://www.odevde.com/cagatay-sahin-biyografisi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/cagatay-sahin-biyografisi.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 08:24:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[Doğum Tarihi / Yeri 30.04.1969 Manisa
Eğitim 9 Eylül Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV-Fotoğrafçılık Ana Sanat Dalı Görüntü Yönetmenliği Bölümü
G. Başlangıç Yılı 1995
G. Başlangıç Kurumu Kanal D Haber Merkezi
Çalıştığı Kurumlar Flash TV, Atv, Kanal D Haber Merkezi, Atv (Arena), Show
Haber, Skyturk
Aldığı Ödüller
1998 Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Ödülü, 22. Avrasya Maratonu Görüntü Dalı Birinciliği
Yayınlanmış Eserler
Özgeçmiş Kanal D [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum Tarihi / Yeri 30.04.1969 Manisa<br />
Eğitim 9 Eylül Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV-Fotoğrafçılık Ana Sanat Dalı Görüntü Yönetmenliği Bölümü<br />
G. Başlangıç Yılı 1995<br />
G. Başlangıç Kurumu Kanal D Haber Merkezi<br />
Çalıştığı Kurumlar Flash TV, Atv, Kanal D Haber Merkezi, Atv (Arena), Show<br />
Haber, Skyturk</p>
<p>Aldığı Ödüller<br />
1998 Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Ödülü, 22. Avrasya Maratonu Görüntü Dalı Birinciliği</p>
<p>Yayınlanmış Eserler<br />
Özgeçmiş Kanal D Haber içinde hazırladığı “Çağatay Yolda” bölümüyle tanındı.</p>
<p>Flash TVde montajda, atvde kamereman olarak çalıştı. Kanal D Haber Merkezinde Çağatay Yoldayla muhabirlik yaptı. Uğur Dündar`la Arena`da<br />
çalıştı. Arena Programında önce muhabirlik ardından yönetmenlik yaptı.</p>
<p>Şu an SKYTURK`de ÇAĞATAY YOLDA gezi-yaşam programını yapmaktadır. 2007 yılı başında “ÇAĞATAY YOLDA” adlı gezi kitabını çıkararak yazarlığa da adım atmıştır… </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/cagatay-sahin-biyografisi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melih Cevdet Anday</title>
		<link>http://www.odevde.com/melih-cevdet-anday.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/melih-cevdet-anday.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2010 03:33:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=375</guid>
		<description><![CDATA[Melih Cevdet Anday (1915 &#8211; 2002)
Türk şair, romancı ve deneme yazarı. Çağdaş Türk şiirinin önde gelen temsilcilerindendir.
İstanbul&#8217;da doğdu. Babası avukattı. 1931&#8242;de Kadıköy Ortaokulu&#8217;nu, 1936&#8242;da Ankara Gazi Lisesi&#8217;ni bitirdi. Önce Ankara Hukuk Fakültesi&#8217;ne, sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi&#8217;ne girdiyse de, devam etmedi. 1938 yılında sosyoloji öğrenimini için Belçika&#8217;ya gitti. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Melih Cevdet Anday (1915 &#8211; 2002)</p>
<p>Türk şair, romancı ve deneme yazarı. Çağdaş Türk şiirinin önde gelen temsilcilerindendir.</p>
<p>İstanbul&#8217;da doğdu. Babası avukattı. 1931&#8242;de Kadıköy Ortaokulu&#8217;nu, 1936&#8242;da Ankara Gazi Lisesi&#8217;ni bitirdi. Önce Ankara Hukuk Fakültesi&#8217;ne, sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi&#8217;ne girdiyse de, devam etmedi. 1938 yılında sosyoloji öğrenimini için Belçika&#8217;ya gitti. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra, II. Dünya Savaşı nedeniyle yurda döndü. 1942&#8242;den başlayarak Ankara&#8217;da Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü&#8217;nde danışmanlık, Ankara Kitaplığı&#8217;nda memurluk ve gazetecilik yaptı. 1951&#8242;de İstanbul&#8217;da Akşam gazetesinde çalışmaya başladı. Tercüman, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yaptı, denemeler yazdı. 1954&#8242;ten başlayarak İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro bölümünde fonetik-diksiyon öğretmenliği yaptı, buradan 1977 yılında emekli oldu. 1964-1969 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu&#8217;nda çalıştı. 1979&#8242;da UNESCO Genel Merkezi kültür müşaviri olarak Paris&#8217;e gitti. Hükümet değişince geri çağrıldı. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesinde haftalık denemelerini sürdürmekteydi.<br />
<span id="more-375"></span><br />
Melih Cevdet Anday önce Mikado&#8217;nun Çöpleri adlı oyunuyla 1967-1968 İlhan İskender Armağanı&#8217;nı aldı. Arkasından, Gizli Emir adlı romanıyla TRT 1970 Sanat Ödülleri Roman Armağanı&#8217;nı kazandı. Bunu Tarjel Vesaas&#8217;dan çevirdiği Buz Sarayı romanıyla TDK 1973 Çeviri Ödülü izledi. Teknenin Ölümü adlı şiir kitabıyla 1976 Yeditepe Şiir Aramağanı&#8217;nı, Sözcükler adlı kitabıyla da 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü&#8217;nü, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış&#8217;la da 1981 İş Bankası Ödülü&#8217;nü aldı.</p>
<p>Melih Cevdet Anday şiire lise sıralarında başladı. Gazi Lisesi&#8217;nden arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rıfat&#8217;la birlikte ilk şiir denemelerini bu yıllarda yaptı. Daha sonraları &#8220;Garip&#8221; hareketi çevresinde oluşacak beraberliklerinin temeli böylece atılmış oldu. Daha lise öğrencisiyken Sesimiz adlı duvar gazetesinde edebiyata ilgileri iyice belirmişti. Anday&#8217;ın ilk şiiri 1936 yılında Varlık&#8217;ta yayımlanan &#8220;Ukte&#8221; oldu. Aynı dergide bir iki yıl yer alan ve dönemin egemen şiir tutumuna öykünen şiirlerinden sonra, 1938&#8242;den başlayarak ölçü ve uyak kurallarına boyun eğmeyen şiirlerini yayımlamaya başladı. Varlık dergisinde birlikte yaptıkları bir çıkışla, Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Türk şiirine yeni bir anlayış getirdiler. Kentte yaşayan küçük insanların sorunlarını lirizme, ahenge, sese sırt çeviren bir sadelik içinde ele alıyor, şiire girmez denilen konulara, sözcüklere özellikle ağırlık veriyorlardı. Yaptıkları denemeler edebiyat çevrelerinde büyük ilgiyle karşılandı, tartışmalara yol açtı. 1941&#8242;de çıkardıkları Garip adıl kitapta Orhan Veli&#8217;nin imzasıyla bu yeni anlayışın temel ilkeleri şöyle açıklandı: &#8220;Şiir, bütün özelliği edasında olan bir söz sanatıdır.&#8221; Bu yazıda, ölçü ve uyak sınırlamalarını kırmak, şairanelikten kurtulmak, halkın beğenisini arayıp bulmak, klasik biçimlere başvurmamak, dize düşkünlüğünden kurtulup şiirde bütünlüğe yönelmek gibi ilkeler öneriliyordu. Garip hem büyük bir ilgi ve sevgi yarattı, hem de yergiye, hatta alaylara konu oldu. Ancak Türk şiirinin genel çizgisi içinde, geleceğe uzanacak bir atılım yapılmış, şiiri kuşatan kimi kısıtlamalar sökülüp atılmıştı. Melih Cevdet Anday&#8217;ın bu dönemde, Garipçiler&#8217;in hep birlikte karşı çıktıkları şairaneliğe yatkın yönlerini bütünüyle örtmediği gözlenir. Garip&#8217;ten beş yıl sonra çıkardığı Rahattı Kaçan Ağaç&#8217;ta toplumda gördüğü yoksulluk, haksızlık gibi olgulara ince bir yergiyle karşı çıkarken, bir yandan da uyak kullanarak geleneksel Türk şiiriyle uzak bağlar kurmaktan çekinmez.</p>
<p>Anday, 1947-1949 döneminde yayımladıkları Yaprak dergisindeki şiirlerinden oluşan Telgrafhane adlı kitabında toplumsal sorunlara bağlı konuları işlemeye daha da ağırlık verir. Bu şiirlerde dil alabildiğine yalınlaşmış, büyük kent insanının günlük konuşmalarındaki kimi deyimlerden bol bol yararlanılmıştır. Ölçü, uyak, &#8220;Garip&#8221; şiirinde dışlanan söz sanatları da yeniden şiir kurmakta yararlanılan öğeler arasına girmiştir. Bu dönemin en başarılı şiirlerinden biri olan &#8220;Tohum&#8221;da ölçü ile uyağa büyük önem verilir. Ayrıca, bütün şiir yarı gizli bir simgeyi yüklenir.</p>
<p>1956 yılında yayımlanan Yanyana&#8217;daki şiirlerin bu doğrultuda ilerlediği görülür. Şiire geleneksel biçimler ağırlıkla girmiş, şiir dokusuna uyaklar egemen olmuştur. Alay, ince yergi, lirizm, coşku yan yanadır. Kullanılan sözcüklerde de bir değişme göze çarpar. Önceki dönemin ağaç, deniz, bitki vb. somutluklarının yanı sıra, çağ, dünya, yeryüzü, doğa gibi soyut kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Şair artık belirli düşünceler üzerine araştırma yaparken, biçimin kusursuzluğuna iyiden iyiye özen göstermektedir. Süregiden bu değişim üzerine düşünürken, &#8220;Garip&#8221; anlayışının 1950-1955 döneminde, özellikle şiire yeni başlayanlar arasında olağanüstü yaygın bir etkisi olduğunu, bir zamanların yeniliğinin artık iyice eskitildiğini de gözönünde tutmak gerekir. Gerçekten de dönemin dergi sayfaları bu şiirin kötü kopyalarıyla dolmuş, şiir giderek yalnızca küçük olayların basit bir dille aktarıldığı, bütün gücü az sayıdaki dizelerin içine sıktırılmış küçük bir buluşta olan bir tür haline gelmişti. Bütünüyle birbirine benzeyen bu şiirlerin altında imza olmasa, kimin yazdığını çıkarmak nerdeyse olanaksızdı.</p>
<p>Melih Cevdet Anday, son kitabının üzerinden uzunca bir zaman geçtikten sonra, 1963&#8242;de Kolları Bağlı Odysseus&#8217;u yayımladığında edebiyat çevrelerinde belirgin bir şaşkınlık görüldü. Daha öncenin açık, anlamını kolay ileten, tadına kolay varılan şiirinin yerini, konusunu mitolojiden alan, kapalı, tadına güç varılan bir şiir almıştı. İnsanoğlunun doğa karşısında gelişimini, &#8220;Neredeyiz? Nereden geliyoruz? Bütün müyüz, parça mıyız?&#8221; gibi zamana bağlı olmayan sorularla irdeleyen &#8220;zamansız&#8221; bir şiir.</p>
<p>Kolları Bağlı Odysseus ve ardından gelen Göçebe Denizin Üstünde ile Teknenin Ölümü bir arada düşünüldüğünde, Anday&#8217;ın toplumsal sorunları aktarma ve uyarma gibi daha önce şiirinde yer alan kimi görevleri düzyazıya aktarıp, salt düşünsel bir şiire ulaşmak istediği görülür. Gerçekten de, 1960 sonrasında hem Türkiye genelinde, hem Türk şiir ortamında çok şey değişmiş, daha önceleri şiirin sözcülük etmeye çabaladığı kimi konular başka uzmanlık dalları tarafından gündeme getirilip tartışılmaya başlanmıştır. Anday&#8217;ın kendisi de deneme ve makaleleriyle bu tartışmalara katılabilmekte, görüşlerini bildirebilmektedir. Öte yandan şiirinin bünyesine uymayan konuları, insanlararası durumları 1965&#8242;ten sonra yayımlanmaya başlandığı romanlarında ele alabilmekte, oyunlarında çağdaş insanın yerleşik değerlerle ve düzenle çatışmasını irdeyebilmektedir. Böylelikle şiir artık kimi görüşleri aktarmak ve yaymak yerine; yaşam, doğa, dünya, tarihsellik gibi felsefenin yüzyıllar boyu uğraştığı konularda yoğunlaşmak olanağını yakalamıştır. Felsefeye bile öncülük edebilecek, biçim yönünden kusursuz, anlam yönünden okudukça derinleşen bir şiire ulaşılmıştır.</p>
<p>Anday&#8217;ın şairliği, tüm şiirlerinin derlendiği Sözcükler&#8217;de de görülebileceği gibi durmadan gelişmiş sürekli bir gelişme göstermiştir. Yapıtları Rusça, Fransızca, İngilizce, Bulgarca, Yunanca&#8217;ya, Sırp ve Polonya dillerine çevrilmiş; UNESCO&#8217;nun Courrier dergisi 1971 yılında onu Cervantes, Dante, Tolstoy, Unamuno, Seferis ve Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak gördüğünü açıklamıştır.</p>
<p>YAPITLAR (başlıca): Şiir: Garip, (O.Veli ve O.Rıfat&#8217;la birlikte),1941; Rahatı Kaçan Ağaç, 1946; Telgrafhane, 1952; Yanyana, 1956; Kolları Bağlı Odysseus, 1963; Göçebe Denizin Üstünde, 1970; Teknenin Ölümü, 1975; Sözcükler, 1978; Ölümsüzlük Ardında Gılgamış, 1981. Roman: Aylaklar, 1965; Gizli Emir, 1970; İsa&#8217;nın Güncesi, 1974; Raziye, 1975. Oyun: İçerdekiler, 1965; Mikado&#8217;nun Çöpleri, 1967; Dört Oyun, 1972. Deneme, gezi: Doğu-Batı, 1961; Konuşarak, 1964; Gelişen Komedya, 1965; Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan, 1965; Yeni Tanrılar, 1974; Sosyalist Bir Dünya, 1975; Dilimiz Üstüne Konuşmalar, 1975; Maddecilik ve Ülkücülük, 1977; Yasak, 1978; Paris Yazıları, 1982. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/melih-cevdet-anday.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadir inanir Kimdir biyografisi</title>
		<link>http://www.odevde.com/kadir-inanir-kimdir-biyografisi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/kadir-inanir-kimdir-biyografisi.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 13:13:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir inanir]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir inanir biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir inanir eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir inanir yasamı]]></category>
		<category><![CDATA[kim]]></category>
		<category><![CDATA[Kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[
15 Nisan 1949&#8242;da Ordu&#8217;da doğan Türk Sineması&#8217;nın büyük oyuncularından Kadir İnanır, oyunculuk hayatına foto-roman&#8217;lar ile başladı ve &#8220;Son Yedi Adım Sonra&#8221; isimli film ile sinemaya geçti. Türk sinemasının yetiştirdiği yıldız oyunculardan biri olan Kadir İnanır&#8217;ın önemli filmleri arasında, başrollerini Türk Sineması&#8217;nın Sultanı olarak bilinen Türkan Şoray&#8217;la paylaştığı &#8220;Dönüş&#8221;, &#8220;Selvi Boylum Al Yazmalım&#8221;, &#8220;Yılanların Öcü&#8221; filmleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/Kadir_inanir.jpg"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/Kadir_inanir.jpg" alt="" title="Kadir_inanir" width="150" height="200" class="alignnone size-full wp-image-462" /></a><br />
<strong>15 Nisan 1949&#8242;da Ordu&#8217;da doğan Türk Sineması&#8217;nın büyük oyuncularından Kadir İnanır, oyunculuk hayatına foto-roman&#8217;lar ile başladı ve &#8220;Son Yedi Adım Sonra&#8221; isimli film ile sinemaya geçti. Türk sinemasının yetiştirdiği yıldız oyunculardan biri olan Kadir İnanır&#8217;ın önemli filmleri arasında, başrollerini Türk Sineması&#8217;nın Sultanı olarak bilinen Türkan Şoray&#8217;la paylaştığı &#8220;Dönüş&#8221;, &#8220;Selvi Boylum Al Yazmalım&#8221;, &#8220;Yılanların Öcü&#8221; filmleri ile Ah Güzel İstanbul, Tatar Ramazan, Bir Yudum Sevgi filmleri yer alıyor.</p>
<p>İnanır, 2003 yapımlı sinema filmi &#8220;Gönderilmemis Mektuplar&#8221;da, başrolü Türk Sineması&#8217;nın Sultanı Türkan Şoray&#8217;la birlikte paylaştı. Türk Sineması&#8217;nın efsanevi ikilisi, 24 yıl aradan sonra bu filmle birlikte biraraya geldi.</p>
<p>Filmleri<br />
www.odevde.com<br />
<span id="more-463"></span><br />
Oyuncu</p>
<p>Yedi Adım Sonra 1968<br />
Dertli Gönlüm 1968<br />
Fato / Ya İstiklal Ya Ölüm 1969<br />
Çılgınlar Cehennemi 1969<br />
Yaralı Kalp 1969<br />
Ankara Ekspresi 1970<br />
Meçhul Kadın 1970<br />
Dağların Kartalı 1970<br />
Dört Kabadayı 1970<br />
Yemen&#8217;de Bir Avuç Türk 1970<br />
Kara Gözlüm 1970<br />
Unutulan Kadın 1971<br />
Üç Arkadaş 1971<br />
Azrailin Beş Atlısı 1971<br />
Kara Gün 1971<br />
Kerem İle Aslı 1971<br />
Mualla 1971<br />
Aslanlar Kükreyince 1971<br />
Kadifeden Kesesi 1971<br />
Tophaneli Murat 1971<br />
Dönüş 1972<br />
Leyla İle Mecnun 1972<br />
Utanç 1972<br />
Paprika Gaddarın Aşkı 1972<br />
Baskın 1972<br />
Vur 1972<br />
Asi Gençler 1972<br />
Hesapta Bu Yoktu 1972<br />
Kopuk 1972<br />
Aşka Susayanlar / Seks Ve Cinayet 1972<br />
Tophaneli Murat 1972<br />
Uçurum 1972<br />
Vahşi Arzu 1972<br />
Kanlı Para 1972<br />
Gazi Kadın / Nene Hatun 1973<br />
Kambur 1973<br />
Yaban 1973<br />
Ölüme Koşanlar 1973<br />
Hayat Bayram Olsa 1973<br />
Ezo Gelin 1973<br />
Anadolu Ekspresi 1973<br />
Yedi Belalılar 1973<br />
Bitirim Kardeşler 1973<br />
Bitirimler Sosyetede 1973<br />
Yazık Oldu Yarınlara 1974<br />
Askerin Dönüşü 1974<br />
Bir Yabancı 1974<br />
Enayi 1974<br />
Korkusuzlar 1974<br />
Ceza 1974<br />
Sahipsizler 1974<br />
Sensiz Yaşanmaz 1974<br />
Uyanık Kardeşler 1974<br />
Almanyalı Yarim 1974<br />
Köprü 1975<br />
Baldız 1975<br />
Yatak Hikayemiz 1975<br />
Pisi Pisi 1975<br />
Deprem 1976<br />
Taksi Şoförü 1976<br />
Alev 1976<br />
Can Pazarı 1976<br />
Delicesine 1976<br />
Devlerin Aşkı 1976<br />
Bodrum Hakimi 1976<br />
İki Kızgın Adam 1976<br />
Silahlara Veda 1976<br />
Dila Hanım 1977<br />
Selvi Boylum, Al Yazmalım 1977<br />
Silah Arkadaşları 1977<br />
Ana Ocağı 1977<br />
Fırtına 1977<br />
Tövbekar 1977<br />
Kan 1977<br />
Cevriyem 1978<br />
Evlidir Ne Yapsa Yeridir 1978<br />
Derviş Bey 1978<br />
Düzen 1978<br />
Hedef 1978<br />
İsyan 1979<br />
Aşk ve Nefret 1979<br />
İstanbul, 1979 1979<br />
Doktor 1979<br />
Fırat 1979<br />
Gazeteci 1979<br />
Ah Güzel İstanbul 1981<br />
Kırık Bir Aşk Hikayesi 1981<br />
Elveda Dostum 1982<br />
Tomruk 1982<br />
Yürek Yarası 1982<br />
Aşkların En Güzeli 1982<br />
Kurban 1983<br />
Bedel 1983<br />
Yabancı 1984<br />
Balayı 1984<br />
İmparator 1984<br />
Güneş Doğarken 1984<br />
Bir Yudum Sevgi 1984<br />
Amansız Yol 1985<br />
Ateş Dağlı 1985<br />
Seyyid 1985<br />
Yaz Bitti 1985<br />
Yılanların Öcü 1985<br />
Ölüm Yolu 1985<br />
Umut Sokağı 1986<br />
Dikenli Yol 1986<br />
Suçumuz İnsan Olmak 1986<br />
Yarın Ağlayacağım 1986<br />
Güneşe Köprü 1986<br />
Sevgi Çıkmazı 1986<br />
Sen Türkülerini Söyle 1986<br />
Sultanoğlu 1986<br />
Hayat Köprüsü 1986<br />
Sen De Yüreğinde Sevgiye Yer Aç 1987<br />
Yaralı Can 1987<br />
Katırcılar 1987<br />
Küçüğüm 1987<br />
72. Koğuş 1987<br />
Menekşeler Mavidir 1987<br />
Yarınsız Adam 1987<br />
Bir Beyin Oğlu 1988<br />
Yedi Uyuyanlar 1988<br />
Hüzün Çemberi 1988<br />
Emanet 1988<br />
Acılar Paylaşılmaz 1989<br />
Film Bitti 1989<br />
Medcezir Manzaraları 1989<br />
Kavgamız 1989<br />
Karılar Koğuşu 1989<br />
Eskici Ve Oğulları 1990<br />
Sayın Başkan 1990<br />
Darbe 1990<br />
Tatar Ramazan 1990<br />
Umut Hep Vardı 1991<br />
Ah Gardaşım 1991<br />
Aldatacağım 1991<br />
Tatar Ramazan Sürgünde 1992<br />
Aşk Ölümden Soğuktur 1994<br />
Komser Şekspir 2000<br />
Gönderilmemiş Mektuplar 2002<br />
Sinema Bir Mucizedir 2005<br />
Son Cellat 2008</p>
<p>Tv Dizileri</p>
<p>Savcı 1992<br />
Marziye 1998<br />
Derman Bey 2000<br />
Kumsaldaki İzler 2002<br />
Kırık Ayna 2002<br />
Bütün Çocuklarım 2004<br />
Azap Yolu 2006<br />
Kuzey Rüzgarı 2007<br />
Kardelen 2008<br />
İpsiz Recep 2008</p>
<p>Yönetmen</p>
<p>Ah Gardaşım 1991<br />
Savcı 1992</p>
<p>Ödülleri:<br />
23. Antalya Film Şenliği, 1986, Yılanların Öcü &#8211; En İyi Erkek Oyuncu<br />
5. Adana Altın Koza Film Şenliği, 1973, Utanç &#8211; En İyi Erkek Oyuncu<br />
3. Ankara Film Şenliği, 1990, Med Cezir Manzaraları &#8211; En İyi Erkek Oyuncu</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/kadir-inanir-kimdir-biyografisi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
