<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir &#187; Biyoloji</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/odev/biyoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Nukleer Enerjinin Zararlari</title>
		<link>http://www.odevde.com/nukleer-enerjinin-zararlari.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/nukleer-enerjinin-zararlari.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 14:25:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nekleer enerjinin zararlari]]></category>
		<category><![CDATA[nukleer]]></category>
		<category><![CDATA[nukleer enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=681</guid>
		<description><![CDATA[Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji, ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da yardımcı olmaktadır. Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/nukleer-enerji.jpg"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/nukleer-enerji-150x150.jpg" alt="" title="nukleer-enerji" width="150" height="150" class="alignnone size-thumbnail wp-image-682" /></a><br />
Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji, ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da yardımcı olmaktadır.<br />
Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden öte, çok daha hassas ölçümler gerektiren birim zamandaki değişim oranları da ancak gelişen teknoloji sayesinde gerçekleştirilebilmektedir.<br />
Temel prensip olarak doğada her aktivitenin çevreyi etkilediği kabul edilmekle birlikte bu etkilenmenin zararları bakış açısına göre değişmektedir. Doğayı canlıları ve yaşam koşullarını değiştirmeyen etkilerin en azından zararsız olduğu kabul edilmektedir. Buna karşı olarak geliştirilen bir başka görüş ise; etkilenme oranının zaten doğal ortamda mevcut olan değişim sınırları içerisinde kaldığı sürece doğal ortam tarafından kabul edilebilir veya izole edilebilir olacağıdır. Bu tartışmayı nükleer santral ile ilgili tartışma zeminine taşırsak ;<br />
Doğal ortamda mevcut olan radyoaktivite;</p>
<p>    Hava şartlarına bağlı olarak ( alçak basınç alanlarında havadaki radyoaktivitenin azalması veya yüksek basınç şartlarında doğal radyoaktivitenin artması gibi),<br />
    Coğrafi bölgeye bağlı olarak ( dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, toprak yapısı gibi)</p>
<p>    Konut cinslerine göre ( toprak, betonarme,tahta yapılar gibi)<br />
    Kozmik ışınlamaya göre değişmektedir.<br />
<span id="more-681"></span><br />
Ayrıca insanlar yaptıkları aktiviteler ve aldıkları bazı tıbbi tedaviler sonucunda da bir miktar radyoaktif ışınlamaya maruz kalmaktadır. Şayet nükleer santrallardan zaman ve mekana göre çıkan atıklar çevreyi ve çevrede bu atıkların doğal olarak mevcut değişim bandı içinde kalıyor ise, çevrenin ve bu çevrede yaşayan canlıların nükleer santraldan örneğin radyoaktivite nedeniyle etkilenmeleri doğal değişimlerin ötesinde olmayacaktır.<br />
Almanya’da yapılan bir çalışma; bir insanın yılda ortalama olarak maruz kaldığı doğal radyoaktif ışınlama etkisinin 2.4 mSv ( 4 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında 0.02 mSv, göğüs röntgen filmi çektirmek suretiyle 0.5 mSv ve benzer faaliyetler sonucunda ortalama 1.58mSv), olduğunu ortaya koymaktadır.<br />
Yaşam sırasında bir insanın maruz kaldığı ışınlama etkisi şu tablo ile gösterilebilir;<br />
Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da vesile olmaktadır.<br />
Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden öte, çok daha hassas ölçümler gerektiren birim zamandaki değişim oranları da teknoloji sayesinde gerçekleştirilebilmektedir.<br />
Temel prensip olarak doğada her aktivitenin çevreyi etkilediği kabul edilmekle birlikte bu etkilenmenin zararları bakış açısına göre değişmektedir. Doğayı canlıları ve yaşam koşullarını değiştirmeyen etkilerin en azından zararsız olduğu kabul edilmektedir. Buna karşı olarak geliştirilen bir başka görüş ise; etkilenme oranının zaten doğal ortamda mevcut olan değişim sınırları içerisinde kaldığı sürece doğal ortam tarafından kabul edilebilir veya izole edilebilir olacağıdır. Bu tartışmayı nükleer santral ile ilgili tartışma zeminine taşırsak ;<br />
Doğal ortamda mevcut olan radyoaktivite;</p>
<p>    Hava şartlarına bağlı olarak ( alçak basınç alanlarında havadaki radyoaktivitenin azalması veya yüksek basınç şartlarında doğal radyoaktivitenin artması gibi),<br />
    Coğrafi bölgeye bağlı olarak ( dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, toprak yapısı gibi)</p>
<p>    Konut cinslerine göre ( toprak, betonarme,tahta yapılar gibi)<br />
    Kozmik ışınlamaya göre değişmektedir.</p>
<p>Ayrıca insanlar yaptıkları aktiviteler ve aldıkları bazı tıbbi tedaviler sonucunda da bir miktar radyoaktif ışınlamaya maruz kalmaktadır. Şayet nükleer santrallardan zaman ve mekana göre çıkan atıklar çevreyi ve çevrede bu atıkların doğal olarak mevcut değişim bandı içinde kalıyor ise, çevrenin ve bu çevrede yaşayan canlıların nükleer santraldan örneğin radyoaktivite nedeniyle etkilenmeleri doğal değişimlerin ötesinde olmayacaktır.<br />
Almanya’da yapılan bir çalışma; bir insanın yılda ortalama olarak maruz kaldığı doğal radyoaktif ışınlama etkisinin 2.4 mSv ( 4 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında 0.02 mSv, göğüs röntgen filmi çektirmek suretiyle 0.5 mSv ve benzer faaliyetler sonucunda ortalama 1.58mSv), olduğunu ortaya koymaktadır.<br />
Endüstriyel bir tesisin çevre etkileri üç aşamada irdelenir:<br />
-Tesisin yapımı sırasında,<br />
-Tesisin işletilmesi sırasında,<br />
-Tesis hizmet dışı kaldığında ,<br />
Bu şıklara ilave olarak ekonomik, sosyo-politik faktörler de göz önüne alınarak projede optimum şartlar sağlanır.<br />
Ancak tesisin çevre etkileri incelenirken izlenen metotların getirdiği kıyaslama ve değerlendirme parametreleri göz önüne alınmadan bir tesisin diğer alternatifleri ile karşılaştırması veya yer seçiminin yapılması imkansızdır. Dolayısıyla tesis ile ilgili güvenlik raporlarının hazırlanmasında belli bir hesaplama yöntemi ve verileri mevcut olmalıdır. Uluslararası Atom Enerji Ajansı ve belli başlı gelişmiş ülkeler bu yöntemleri hazırlamışlardır. Ülkemizde bu konu ile sorumlu olan kuruluş ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ( TAEK) dir.<br />
Burada düşünülen üçlü karar yöntemini kısaca şöyle açıklamak mümkündür; Tesisin yapımı için işletici dolayısıyla yatırımcı kuruluş hazırladığı raporla önce inşaat, daha sonra işletme izni için gerekli resmi kuruluşlara başvurur. Bu raporlar bilirkişiler tarafından incelenir ve bu sayede bağımsız kontrol mekanizması tesis edilmiş olur. Bu arada tesisin yapımından etkilenecek olan kişilerin tesisin yapımı ile itiraz hakkı bulunmaktadır.<br />
Bu nedenle kimin haklı kimin haksız olduğuna karar verecek bir organa ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır. Bu organ ülkelere göre farklılıklar gösterebilir. Örneğin Almanya’da bu organ mahkemelerdir. Bu mahkemelerde bilirkişiler, itiraz sahipleri ve proje sahipleri dinlenir. Hakim geçerli olan kanun, yönetmenlik ve yöntemlere uygun olarak karar verir.<br />
Farklı kişilerin farklı değerlendirmeleri olabileceği için karara bir üst mahkemede itiraz edilebilir. Sonuçta halk-mahkeme-işletici üçlü karar mekanizması kurulmuş olur. Yerel yönetimler alınan kararları uygulamakla yükümlüdür.<br />
Almanya&#8217;da Mülheim-Kahrlich nükleer santralı zemin problemlerinin ortaya çıkması üzerine soğutma kulesinin 20 metre kadar ötelenmesi gerekmiş ve inşaat ve yeni projeye göre tamamlamıştır. Ancak projenin değiştirildiği öne sürülerek mahkemeye yapılan itiraz ile santralın izni iptal edilmiştir. Söz konusu santral halen işletmeye geçememiştir.<br />
Görüldüğü gibi hukuki konular ön plana geçmekte ve karar süreci yıllarca uzayabilmektedir. Kararsız ortamlar daima yatırım maliyetini ve riskleri arttırır. Bu nedenle Almanya&#8217;da nükleer elektrik santrallarına olan yatırımlar cazibesini kaybetmiştir. Ülkemizde ise tahkim yasası ile bu riskin sıfırlanması beklenmektedir.</p>
<p>Kaynak</p>
<p>Temel Brittanica Cilt 13<br />
Gelişim Hachette Cilt 4<br />
Grolier International Americana Cilt 5<br />
Grolier International Americana Cilt 10<br />
Resimler ve Ek yazılar : İnternet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/nukleer-enerjinin-zararlari.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Radyasyonun Canlılar Üzerindeki Etkileri Nelerdir</title>
		<link>http://www.odevde.com/radyasyonun-canlilar-uzerindeki-etkileri-nelerdir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/radyasyonun-canlilar-uzerindeki-etkileri-nelerdir.php#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Sep 2010 20:18:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[Radyasyonun Canlılar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?Radyasyonun Zararları Hakkında Radyasyon; Radyasyon ya da ışınım bir ışık kaynağından çıkarak düz bir çizgi şeklinde bize ulaşan ince ışık demetlerine denir. Atomlardan Güneş’ten ve öbür yıldızlardan yayılan enerjiye bu terimlerden esinlenerek ışınım ya da ışıma denmiştir. Işınımın batı dillerindeki karşılığı olan ve yine ışın anlamına gelen radyasyon terimi de sık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Radyasyonun Canlılar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?Radyasyonun Zararları Hakkında</p>
<p>Radyasyon;<br />
Radyasyon ya da ışınım bir ışık kaynağından çıkarak düz bir çizgi şeklinde bize ulaşan ince ışık demetlerine denir. Atomlardan Güneş’ten ve öbür yıldızlardan yayılan enerjiye bu terimlerden esinlenerek ışınım ya da ışıma denmiştir. Işınımın batı dillerindeki karşılığı olan ve yine ışın anlamına gelen radyasyon terimi de sık kullanılır. Işık ışınları ısı X ışınları radyoaktif maddelerin saldığı ışınlar ve evrenden gelen kozmik ışınların hepsi birer ışınım biçimidir.<br />
<span id="more-515"></span><br />
Radyoaktivitenin Canlılara Etkileri;<br />
Bir canlı tarafından absorbe edilen radyasyon enerjisinin bünyeye olan etkisi ikiye ayrılır.<br />
1. Kronik<br />
2. Akut<br />
Kronik etkiler izafi olarak küçük radyasyonlara uzun süre maruz kalınması neticesinde meydana gelir. Akut etki ise tek ve büyük bir radyasyon dozuna kısa sürede (24 saat) maruz kalındığında ortaya çıkar.</p>
<p>Radyasyonun canlılar üzerindeki etkisi “rem” birimi ile ifade edilir. Bu X ve gama ışınlarının geçtikleri atmosferde meydana getirdikleri iyonlaşmanın bir ölçüsüdür. 5 ve daha küçük değerler izafi olarak küçük radyasyonlardır. Gözlenebilir bir etkisi olmamakla beraber 25 rem büyük radyasyon sayılır. 50 rem’lik dozajlarda kaz özelliklerinin değiştiği 300-500 rem’lik dozlarda doktor müdahalesi olmaksızın yaşama şansı olmakla beraber 650 rem’lik dozların öldürücü olduğu gözlenmiştir.</p>
<p>Genel olarak radyasyona maruz kalınması halinde ömürde bir kısalma beklenir. Maruz kalınan süre veya dozajın artması ömürde beklenen kısalmanın miktarını artırır.<br />
Tablo-1 Radyasyonun Beklenen Akut Etkileri<br />
Doz (rem)<br />
Etkileri</p>
<p>0-50<br />
Kandaki ufak değişmeler dışında bariz etkisi yok</p>
<p>80-120<br />
Kusma bulantı(kişilerin %5-10 unda) yorgunluk<br />
130-170<br />
Kusma ve bulantı(kişilerin %25 inde) radyasyon hastalığının diğer belirtileri<br />
180-220<br />
Kusma ve bulantı(kişilerin %50 sinde) Ölüm yok<br />
270-330<br />
1. gün tüm kişilerde kusma sonra radyasyon hastalığının diğer belirtileri radyasyondan 2-4 hafta sonra %20 ölüm nekahat devresi yaklaşık 6 ay sürer<br />
400-500<br />
1. gün tüm kişilerde kusma radyasyon hastalığı belirtileri 1 ay içerisinde %50 ölüm nekahat süresi 6 ay<br />
550-750<br />
4 saat sonra tüm kişilerde kusma %100′e yakın ölüm pek az yaşabilenlerde nekahat süresi 6 ay<br />
1000<br />
1-2 saat içinde tüm kişilerde ölüm büyük bir ihtimalle kurtulan olmaz<br />
5000<br />
Bir hafta içerisinde tüm maruz kalanlar ölür</p>
<p>NNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNN</p>
<p>Radyasyonun Diğer Etkileri;<br />
Radyoaktivitenin mutasyon gibi zararlı etkileri de vardır.<br />
Mutasyon Nedir?<br />
Mutasyon bir canlının vücudunda meydana gelen olumsuz yöndeki değişikliklerdir. Mutasyonlara radyasyon veya kimyasal maddeler neden olur. Radyasyonun veya kimyasal maddelerin canlılar üzerindeki etkileri her zaman zararlıdır. Örneğin günümüzden yaklaşık 55 yıl önce 1. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası atılmıştı. Atom bombası atıldığı yerin çevresine radyasyon yaydı ve bu insanlara çok büyük zararlar verdi. İnsanların birçoğunun ölmesine veya ciddi şekilde hastalanmalarına neden oldu. Hatta insanların vücutlarındaki bazı sistemleri bile bozduğu için bu insanların ileride doğan çocukları da hasta veya sakat doğdular.<br />
Buna benzer bir olay da 1986 yılında Rusya’nın Çernobil kentinde meydana gelmişti. Çernobil’de bir nükleer santralda patlama meydana gelmiş ve bu yüzden tüm kente ve çevresine radyasyon yayılmıştı. Aynı Japonya’da olduğu gibi orada yaşayan insanlar ve onların sonradan doğan çocukları radyasyonun sebep olduğu mutasyonlar nedeniyle sakat kalmışlar veya ölmüşlerdi. Görmüş olduğunuz resimler hep radyasyon nedeniyle mutasyona uğramış insanların ve diğer canlıların<br />
nasıl sakat kaldıklarını göstermektedir.</p>
<p>Mutasyonlar canlılara hep zarar verirler. Onları ya sakat bırakırlar ya da hasta ederler.<br />
Eğer mutasyonlar faydalı olsalardı Çernobil’de radyasyon sızıntısı olduğunda evrimleşip daha gelişmiş bir canlı olmak için herkes oraya giderdi. Halbuki herkes Çernobil’den kaçmıştır. Ve Çernobil’in olumsuz etkileri hala sürmektedir.<br />
Mutasyonlar bir canlının özelliklerini geliştiremezler. Hatta mutasyonlar canlıya resimlerde de görüldüğü gibi zarar verirler.</p>
<p>Radyasyonun hiçbir şekilde canlılara yararlı olmadığı bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır ve Dünya bir daha Çernobil nükleer sızıntısı ve Hiroşima nükleer patlamaları gibi radyasyon tehlikeleri yaşamamaya çalışıyor bunlar gibi tehlikeler için büyük yatırımlar yapıp çok büyük önlemler alınıyor sizce ülkemizde de önlemler alınması gerekmez mi?…..</p>
<p>KAYNAKLAR</p>
<p>Temel Britanica </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/radyasyonun-canlilar-uzerindeki-etkileri-nelerdir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Kaya</title>
		<link>http://www.odevde.com/ahmet-kaya.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/ahmet-kaya.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 11:40:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[1957 yılında Adıyamandan Malatyaya göç etmiş Kürt kökenli bir baba ile Erzurumlu bir annenin beşinci çocuğu olarak doğdu.. Babası Sümerbank mensucat fabrikasında çalışan bir işçiydi. İlkokulu Malatyada okudu ve kendi hayatını anlattığı bir belgeselde müzikle altı yaşında babasının hediye ettiği bağlama ile tanıştığını söyler. Okuldan geri kalan zamanlarında plak ve kaset satan bir dükkânda çalışmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1957 yılında Adıyamandan Malatyaya göç etmiş Kürt kökenli bir baba ile Erzurumlu bir annenin beşinci çocuğu olarak doğdu.. Babası Sümerbank mensucat fabrikasında çalışan bir işçiydi. İlkokulu Malatyada okudu ve kendi hayatını anlattığı bir belgeselde müzikle altı yaşında babasının hediye ettiği bağlama ile tanıştığını söyler. Okuldan geri kalan zamanlarında plak ve kaset satan bir dükkânda çalışmaya başladı. Ailesinin geçim sıkıntısı çekmesi nedeniyle 1972deİstanbul Kocamustafapaşaya göç ettiler ve okulu bıraktı. İşportacılık ve çıraklık gibi çeşitli vasıfsız işlerde çalıştı. Bu dönemde küçük bir yerleşim yerinden, büyük bir şehre taşınmanın ve alışmanın sıkıntılarını yaşadı. Bu sıkıntılarını Aynalar isimli belgeselde şöyle dile getirdi:<br />
“Onlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda, herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: &#8220;biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep&#8221;.. Bana dedi ki: Rica ederim. Öyle bir ağrıma gitti ki : Ben de sana rica ederim dedim.. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zanettim.”<br />
16 yaşında yasak afiş basmaktan hapse atıldı. Daha sonra birkaç arkadaşıyla birlikte Halk Birimleri Derneğinin çalışmalarına katıldı. Bu çalışmaları sırasında çeşitli etkinliklerde bağlama çalmaya devam etti. 1 Mayıs 1977 yılında yaşanan olaylara tanık oldu. Boğaziçi Üniversitesinde yapılan bir etkinlikte Ruhi Su ile tanışma fırsatı buldu, Mahsus Mahal isimli Ruhi Su türküsünü söyledi. 1978 yılında Geliboluda askerlik yaptı, bu arada orkestrada müzik çalışmalarına devam etti. Askerlik dönüşü Emine Kaya ile evlendi ve 1982 yılında kızları Çiğdem doğdu.</p>
<p>İşsizlik ve parasızlık sebebiyle ekonomik zorluklar çeker. Bu sırada eşi kendisinden ayrılır. Bu ekonomik sorunlarından kurtulmak için kendi deyimiyle &#8220;sistemin tersine hareket&#8221; ederek hapse girmeye çalışır. Bunun için uzun uğraşlar sonucu çıkardığı Ağlama Bebeğim albümünü 1985 yılında yayımlar. İstanbul Şan Tiyatrosunda minik bir konser verir. Yayımlandığı yıl albüm toplatılır, fakat daha sonra sansürü kaldırlır. 1985de ikinci albümü Acılara Tutunmak için birinci albümde olduğu gibi Değişim stüdyosuyla anlaşır. Stüdyonun sahibi, o sıralarda Metris Askeri Cezaevinde olan Selda Bağcanın kardeşidir. Cezaevinde tanıştığı Gülten Hayaloğlu ile Ahmet Kayanın tanışmasına aracılık eder. Albüm yayınlandıktan sonra evlenirler. Gülten Hayaloğlu hapishanede idam cezasına mahkum olan Nevzat Çelikin Şafak Türküsü şiirini Ahmet Kayaya iletir. Bunun üzerine geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan albüm, 1985 yılında yapılıp 1986da piyasaya çıkan Şafak Türküsü olur. Bu albümde aranjör Oğuz Abadanla çalışır ve hemen hemen tüm besteleri kendisi yapar. Aynı yıl An Gelir albümünü yayımlar. 1987 yılında kızı Melis doğar.</p>
<p>Gülten Hayaloğlu ile evlendikten sonra kardeşi Yusuf Hayaloğlu ve şiirleriyle tanışır. Sözlerinin çoğunluğunun Yusuf Hayaloğluna ait olduğu Yorgun Demokrat albümü 1987 yılında yayımlanır. 1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlunun yaptığı ve diğer sözlerin tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan Başkaldırıyorum yapılır. Ardından 1989 yılında sadece bağlama ve vokalin oluşturduğu konserlerinden bir derleme olan Resitaller-1 yayımlanır. Aynı yıl Osman İşmenin düzenlemesiyle, sözlerinin büyük çoğunluğunu Hayaloğlunun yazdığı İyimser Bir Gülü yapar. 1990 yılında Resitaller-1in devamı niteliğinde olan Resitaller-2 albümü yayımlanır. Aynı yılın Ekim ayında çeşitli şairlerin şiirlerinden oluşan Sevgi Duvarı isimli albümünü çıkartır.<br />
Şarkılarım Dağlara albümü basılan 2.800.000 bandrolle rekor kırmıştır.. Bu albümde yer alan Özgür Çağrı isimli şarkıda geçen Abin bir gün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım gibi sözler nedeniyle albümü toplatılır, konser vermesi yasaklanır.<br />
1990 yılında Tatar Ramazan ve 1992 yılında Tatar Ramazan Sürgünde filmlerinin müziğini yaptı. 1994 yılında prodüksiyonunu Gülten Kaya ve Yusuf Hayaloğlunun yaptığı, Kanal Dde yayımlanan Ahmet Abinin Vapuru programını yapar. Bu program sadece 13 hafta sürer. Bu programa Nihat Akgünün katılması ve JET-PAnın sponsorluğunu yapması büyük eleştiriler alır.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesinde Ruhi Su ile tanışıp Mahsus Mahal isimli türküyü çaldığı zaman, Ruhi Su bağlamanın bu şekilde, at teper gibi çalınmayacağını söyler. Yıllar sonra Ahmet Kaya verdiği konserin birine &#8220;Bağlama Böyle de Çalınır&#8221; ismini verir.<br />
İlk dönem albümlerinde genel olarak bağlamaya ağrılık verdi. Pop, Türk Halk Müziği ve Arabesk kategorisine dahil edilemediği için müzikal türüne Devrimci Arabesk de denilmektedir. Fakat kendisi müzik tarzının Devrimci Arabesk veya protest olarak tanımlanmasına karşı çıkar. Sözlerini kendisinin yazdığı bestelerle beraber, Attilâ İlhan, Can Yücel, Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de bestelemiştir. Genellikle şarkılarında toplumsal meseleler işlenir. Yirmi iki albümünden sadece Kervan diye bir kürtçe şarkısı vardır ve bir tane de kürtçe açılış vardır.</p>
<p>Yasal suçlamaların yanında, bazı topluluklar tarafından yoksulluk edebiyatı yapmak, lüks yaşam sürmek gibi konularda eleştiriler alır.. Bu eleştirilere yanıtı:<br />
“Benim hiç mercedesim olmadı. Şimdiki arabam mercedesden daha pahalı, jeep olduğu için gözüne batmıyor insanların. Salaklaşmamak lazım bunlar önemli şeyler, yani.. Biz insanların yoksulluğunu savunmadık, bizler yaşamımız boyunca insanların zenginliğini savunduk&#8230;Yani ben jeepe binsem mercedese binsem bunlar önemli şeyler midir? Ben tarihin yüklediği misyonu yerine getiriyor muyum bu önemli&#8230;Tam 30 sene aç yaşadım bu ülkede, 30 yıl boyunca..Bütün lokantaların kenarlarına gidip, o lahmacunların nasıl çıktığına baktım&#8230;Artık ben bu saatten sonra bunu yerim ve kimse bunu engelleyemez&#8230;”<br />
Birçok albümünün toplatılmasının ve konserlerinin iptal edilmesinin yanı sıra, 10 Şubat 1999da Magazin Gazetecileri Derneğinin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı ve ödül konuşmasında: Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum. dedi. Bunun sözleri üzerine davetliler tepki gösterip, küfür etmeye, çeşitli eşyalar fırlatmaya başladı. MGD görevlileri tarafından kongre salonundan, olağan koşullarda dışarıya çıkartıldı.<br />
Bu olayın hemen sonrasında Ahmet Kayanın 1993 yılında Berlinde Kürt İşadamları Derneğinin düzenlediği bir gecede verdiği konsere ilişkin fotoğrafların Hürriyet gazetesinde yayınlanması üzerine &#8220;bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği&#8221; iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı.[ Haziran 1999da Türkiyeden ayrıldı. Yargılamaların sonucunda toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı, ancak yurt dışında olduğu için hapse girmedi. Daha sonra bu görüntülerin düzmece olduğu belirlendi.<br />
Bu arada Ordu Valiliği Kayanın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı. 1999 yılında Münihde PKK yanlıları tarafından düzenlendiği konserde ‘‘Arabamı o şerefsizlerin memleketinde bıraktım’’ dediğini iddia eden Hürriyet gazetesi haberi için hakkında DGM tarafından bir kez daha soruşturma başlatıldı. 9 Şubat 2000 yılında Zaman gazetesine yaptığı röportajda &#8220;Ben 3 tane şerefsizin yüzünden ülkemde arabama bile binemedim.&#8221; dedim diyerek yalanladı. Yine Almanyada 1999 yılında Münih şehrinde Barış, Demokrasi ve Özgürlük Festivali isimli organizasyonda verdiği konserde Kürdüz Ölene Kadar, Vallahi biz dostu özledik, Kürdüz sonuna kadar, Vallahi Apoyu özledik&#8221; sözlerinin geçtiği şarkıyı söyledi.(Daha sonraları Ahmet Kaya ile ilgili eşi Gülten Kayanın yaptığı bir açıklamada; &#8220;Ahmet Kayanın &#8220;vallahi barışı özledik,vallahi apoyu özledik&#8221;sözü geçen şarkıda tutuklanan terör örgütü lideri aponun terör örgütü mensuplarına silahı bırakmaları çağrısı üzerine bu şarkıyı yaptığını söylemiştir.</p>
<p>Ahmet Kaya, 2000 yılında Hoşçakalın Gözüm isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Parisin Porte de Versailles semtindeki evinde bir gece kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Bu albümde Karwan isimli şarkıyı seslendirdi. Cenaze merasimi Paris Kürt Enstitüsünde yapıldı.<br />
Ölümünden sonra , 2002 yılında Ahmet Kayanın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği Dinle Sevgili Ülkem isimli bir albüm yapılmış , Magazin Gazetecileri Derneğinin gecesinde duyurduğu Kürtçe Karwan (Kervan) parçasının ve klibinin de bulunduğu Hoşçakalın Gözüm, Biraz da Sen Ağla albümü yayımlandı. Père-Lachaise mezarlığındaki mezarı 2003 yılında tekrar düzenlendi. Mezar ağırlığının yaklaşık 3,5 ton olduğu söylenmektedir. Üzerine kardelen motifleri, enstrümanlar, Kastamonu yazması, İstanbul silueti, şarkı sözleri ve büstünün bulunduğu bir mezardır. Kalsın Benim Davam ve Gözlerim Bin Yaşında (Aralık 2006) adlarında dört albümü daha yayınlanmıştır.<br />
4 Eylül 2007de, Türkiyede kendi ismine açılan tek yer olan, Ahmet Kaya Halk Evi Batmanda açıldı. 2009 yılında AKP hükümetince mezarının Paristen Türkiyeye taşınması konusunda fikirler ortaya atıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/ahmet-kaya.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amino Asitler</title>
		<link>http://www.odevde.com/amino-asitler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/amino-asitler.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 21:07:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Alanin]]></category>
		<category><![CDATA[Amino Asitler]]></category>
		<category><![CDATA[AminoAsit]]></category>
		<category><![CDATA[Arginin]]></category>
		<category><![CDATA[Asid]]></category>
		<category><![CDATA[Asit]]></category>
		<category><![CDATA[Asitler]]></category>
		<category><![CDATA[Asparagin]]></category>
		<category><![CDATA[Sistein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/amino-asitler.php</guid>
		<description><![CDATA[AMİNO ASİTLER Amino asitler kimyasal olarak popüler isimlendirilmeleriyle yapı blokları olup,vücutta protein üretirler. Bütün yaşayan canlıların yapılarını oluşturan proteinlerdir. Proteinler,insan vücudunda adale, bağlar, tendonlar, organlar, bezler, tırnaklar, saç, safra ve idrar hariç tüm vücut sıvılarının üretiminden direkt sorumludur. Proteinler kemiklerin büyüme ve gelişmesinde esas rol oynarlar. Enzimler,hormonlar ve genler işlevleri için proteinlere ihtiyaç duyarlar. Bunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AMİNO ASİTLER</p>
<p>Amino asitler kimyasal olarak popüler isimlendirilmeleriyle yapı blokları olup,vücutta protein üretirler. Bütün yaşayan canlıların yapılarını oluşturan proteinlerdir. Proteinler,insan vücudunda adale, bağlar, tendonlar, organlar, bezler, tırnaklar, saç, safra ve idrar hariç tüm vücut sıvılarının üretiminden direkt sorumludur. Proteinler kemiklerin büyüme ve gelişmesinde esas rol oynarlar. Enzimler,hormonlar ve genler işlevleri için proteinlere ihtiyaç duyarlar. Bunun neticesinde de protein eksikliği oluşur bu da zamanla daha ciddi bozukluklara yol açar.</p>
<p>Bunların eksiklikleri nasıl oluşur. Yani özetle denilebilir ki amino asitler olmaksızın vitamin ve mineraller vücutta görev yapamazlar. Amino asitlerin serbest formları en saf olan formlarıdır. Serbest formda amino asitler daha hızla absorbe olurlar. Bu beyaz kristalize formdaki amino asitler oda sıcaklığında stabildirler.180°C üzeri sıcaklıklarda dekompoze olurlar.</p>
<p>AMİNO ASİTLERİN ABC&#8217;Sİ ; Her bir amino asit spesifik bir fonksiyona sahip olup çeşitli hastalık semptomlarının gelişmeden önlenmesinde çok önemli ihtiyaçtırlar.</p>
<p>L &#8211; ALANİN : L-Alanin vücutta glukose metabolizmasında kullanılan amino asittir ve karbonhidratların yanarak vücut enerjisinin üretilmesinde yardımcıdır.</p>
<p>L- ARGININ : Vücutta adale oluşması ve yağların yakımıda yine L-Arginin varlığında gerçekleşir. L-Arginin ayni zamanda; kollagen üretiminde,siroz gibi karaciğer hastalıklarında faydalıdır.<br />
Hamile ve emziklilerin L-Arginin kullanması sakıncalıdır.</p>
<p>L &#8211; ASPARAGIN : L-Asparagin,merkezi sinir sisteminin dengesinin muhafazası için gereklidir. Aşırı sinir ve asabiyet oluşumunu engeller.</p>
<p>L &#8211; ASPARTİK ASİT : Canlılık ve güç,kuvvet verdiği için yorgunluğa iyi gelir. Kronik yorgunluk aspartik asit seviyesinin düşüklüğüne bağlı olarak gelişen hücresel enerji eksikliğinin bir sonucudur. Bu amino asit ayni zamanda aşırı amonyağı vücuttan atarak karaciğeri korur. L-Aspartik asit diğer amino asitlerle birleşerek kandaki toksinleri absorbe ederek kanı temizleyen bir molekül oluştururlar. Ayni zamanda RNA/DNA üretimi için gerekli olan hücresel faaliyetlere yardımcı olur.</p>
<p>L &#8211; SITRULLIN : Enerji verir,immün sistemi canlandırır. L-Arginin&#8217;i metabolize eder ve canlı hücrelere zarar veren amonyağı detoksifiye eder.</p>
<p>L &#8211; SİSTEIN : L-Sistein vücuttaki toksin maddeleri temizler bu sayede hücreleri korur. Hücreleri radyasyonun zararlı etkilerinden korumasının yanı sıra beyin ve karaciğeri de sigara ve alkolün zararlarından korur. L-Sistein &#8216;in respirator kanalda mukuz&#8217; u parçalama özelliği olduğundan genellikle bronşit,amfizem ve tüberküloz tedavisinde faydalıdır.</p>
<p>L &#8211; SİSTİN : Bu amino asit cerrahi operasyonlardan sonra yanık ve yaraların iyileşmesi için önemlidir. Bronşit gibi solunum sistemi hastalıklarının iyileşmesinde,beyaz kan hücrelerinin aktivitelerinin arttırılmasında faydalıdır. Pankreasın şeker ve nişasta asimilasyonu için ihtiyacı olan insülinin temininde yardımcı olur.</p>
<p>GAMA-AMINOBUTİRIK ASIT (GABA) : Beynin reseptör yanını doldurarak stres mesajlarının beyinin motor merkezine ulaşmasını önler. GABA merkezi sinir sisteminde nöron aktivitesini azaltarak nörotransmitter görevi görür.</p>
<p>L &#8211; GLUTAMIK ASIT : Bu amino asit kişilik bozukluklarının düzeltilmesine yardımcı olur. Glikoz yanında glutamik asit beyin yakıtı olarak kullanılabilen tek maddedir. Beyin glutamik asidi beyin hücre aktivitelerini düzenleyen bir maddeye dönüştürür.</p>
<p>L &#8211; GLUTAMINE : L-Glutamin alkolizm,şeker ihtiyacının giderilmesi,mental kabiliyet,erkeklerde impotens, yorgunluk, yaşlılık,şizofreni,mental gerilik,peptik ülser ve sindirim sisteminin sağlığı açısından insan bünyesine yardımcıdır. Beyinde glutamik asidi serebral fonksiyon için esas olan dönüşüme uğratarak ihtiyaç duyulan GABA miktarını yükseltir.</p>
<p>L-GLUTATHION : Vücudu sigara ve radyasyonun zararlı etkilerine karşı korur,kemoterapi ve X ışınlarının yan etkilerini azaltır. Alkol zehirlenmesine karşı savaşır. Bir metal ve ilaç detoksifiyanı olarak karaciğer ve kan bozukluklarının tedavisine yardımcı olur.<br />
L-GLİSIN : Merkezi sinir sistemi fonksiyonları ve prostat sağlığı için gereklidir. Bu amino asid bipolar depresyon tedavisinde kullanılır. Bu amino asidin çok fazla olması durumunda glukozu metabolik zincirden çıkararak yorgunluğa sebep olur .Uygun miktarlarda olması durumunda ise daha fazla enerji üretir.</p>
<p>L-HİSTİDİN : L-Histidin büyüme ve dokuların onarımı,ülser,hiper asidite,sindirim ve mide özsuyu oluşumunda çok önemlidir. Allerji, romatoid artrit ve anemi tedavisinde,kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin üretiminde ihtiyaç duyulur.</p>
<p>L-ISOLÖSİN : Kas dokusunda metabolize edilir. Daima lösin ve valin ile birlikte dengeli halde alınmalıdır. Eksikliğinde hipoglisemiye benzer semptomlar oluşur.</p>
<p>L-LÖSİN : L-Lösin yükselmiş olan kan şeker seviyesini düşürür. Daima isolösin ve valin ile birlikte dengeli bir şekilde alınmalıdır. Bu önemli amino asid kemiklerin,cilt ve kas dokusunun iyileşmesinde rol oynar.</p>
<p>L-LİSİN : L-Lisin bütün proteinlerin esansiyel yapı bloğu olarak çocuklarda büyüme ve kemik gelişimi için gereklidir. Yetişkinlerde kalsiyum absorbsiyonuna yardımcı olur ve azot dengesini muhafaza eder. Eksikliğinde enerji düşüklüğü,konsantrasyon yetersizliği, irritabilite, saç dökülmesi, anemi, büyüme gecikmesi ve cinsel fonksiyon bozuklukları oluşur.</p>
<p>L-METİONİN : Yağların parçalanmasına,karaciğer ve arterlerde yağ oluşumunun önlenmesine yardımcı olur. Bu amino asit sindirim sistemine yardımcı olur. Adale zayıflığını ve saç kırılmasını önler. Allerjik kimyasallara hassasiyetin giderilmesi ve osteoporosiste kullanılması faydalıdır.</p>
<p>L-ORNİTİN : L-Ornitin vücutta L-arginin ve L-karnitin ile birlikte aşırı yağı metabolize ederek büyüme hormonu salar. İmmün sistem ve karaciğer fonksiyonları için gereklidir. Bu amino asid ayrıca amonyağı detoksifiye eder.</p>
<p>L-FENİLALANİN : L-Fenilalanin sıklıkla depresyon tedavisinde kullanılır. Nörotransmitterleri üretir,bunlarda beyin tarafından norepinefrin üretiminde kullanılarak hafızaya,öğrenme kapsitesine ve zayıflamaya yardımcı olur. Merkezi sinir sistemindeki etkisinde dolayı bu amino asid depresyonu önler,migren,menstrual ve artrit ağrılarını azaltır. L-Fenilalanin anksite atakları çeken,yüksek tansiyonlu,fenilketonürili hamilelerde kullanılmamalıdır.</p>
<p>DL-FENİLALANİN : DL-Fenilalanin bilhassa artrit ağrılarının kontrolünde çok etkilidir. Bütün amino asidlerin oluşumunda temeldir. Mental dikkati yükseltir,iştahı azaltır,parkinson hastalığına iyi gelir. Hamileler,şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlarda dikkatli kullanılmalıdır.</p>
<p>L-PROLİN : L-Prolin kollojen üretimine yardımcı olarak cildi düzeltir. Kıkırdakları,eklemleri, tendonları ve kalp kaslarını güçlendirir.</p>
<p>L-SERİN : L-Serin yağ ve yağ asidi metabolizması,kas gelişimi ve immün sistemi için varlığı önemlidir. Ayrıca immünoglubulinlerin ve antibadilerin üretimine yardımcı olur.</p>
<p>L-TAURİN : L-Taurin yüksek konsantrasyonlarda kalp adalesi,beyaz kan hücreleri,iskelet adaleleri ve merkezi sinir sisteminde bulunur. Bu amino asid yağ sindiriminde,kalp bozukluklarında, hipoglisemi, aterosklerosis, ödem ve, hiper tansiyonda faydalıdır.</p>
<p>L-TREONİN : L-Treonin kalp,merkezi sinir sistemi ve iskelet kaslarında vardır. Bu önemli amino asid epileptik atakların kontrolünde kullanılır.</p>
<p>L-TRİPTOFAN : L-Triptofan insan davranışlarını stabilize eder. Seratonin üretiminde kullanılır. Seratonin sinir impulslarını bir hücreden diğer hücreye ileten nörotransmitter olup normal uyku için gereklidir. Hiper aktiviteyi agresif çocukların kontrolünde kullanılır. Kalbe iyi gelir. Kilo kontrolüne yardımcı olur. Vitamin B-6 üretimi için gerekli olan büyüme hormonlarının salınmasında faydalıdır.</p>
<p>L- TİROSİNE : Tirosin eksikliğinde hipotiroidizm oluşur. Konsantrasyonu düzeltir,iştahı bastırır ve vücut yağlarını azaltır. Karaciğerde fenilalaninin parçalanması ile ilgilidir. L-Tirosin, L-fenialaninden üretilebilir. Tirosin eksikliğinde norepinefrin üretimi azaldığından depresyon ve davranış bozuklukları oluşur.</p>
<p>L-VALİN : L-Valin stimülan etkilere sahip olup eksikliğinde vücutta negatif hidrojen dengesi oluşur. Valin, lösin ve isolösin ile birlikte daha iyi adale metabolizması,doku onarımı ve azot dengesi temini için kullanılır.</p>
<p>L-KARNİTİN : Uzun zincirli yağlı asidlerin taşınmasına yardımcı olur. Bu amino asid yağ oluşumunu önleyerek kilo vermeye yardımcı olur,kalp krizi riskini azaltır,atletik kabiliyeti geliştirir. Bilhassa vejeteryanların diyetlerinde kafi miktarda Lisine olmadığından L-Karnitin eksikliği oluşur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/amino-asitler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RNA Ribonukleik Asit</title>
		<link>http://www.odevde.com/rna-ribonukleik-asit.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/rna-ribonukleik-asit.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 21:01:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anatomi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dna]]></category>
		<category><![CDATA[Ribonukleik Asit]]></category>
		<category><![CDATA[Rna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/rna-ribonukleik-asit.php</guid>
		<description><![CDATA[Ribonükleik asit (RNA), nükleotidlerin ard arda yerleşmesiyle birleşmiş tek diziden oluşan yüksek kaliteli moleküldür. RNA, halk arasında DNA&#8217;ya geçen kalıtsal genetik bilgi olarak da tanımlanabilir. Hücrelerde DNA ile birlikte çalışarak protein sentezlenmesinde rol alır.Proteinlerin en küçük yapı taşı aminoasitlerdir. Nükleotid dizisinde şeker ribozdur, azotlu bazlar ise adenin, sitozin, guanin ve urasildir. DNA molekülünden farkı timin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ribonükleik asit (RNA), nükleotidlerin ard arda yerleşmesiyle birleşmiş tek diziden oluşan yüksek kaliteli moleküldür.</p>
<p>RNA, halk arasında DNA&#8217;ya geçen kalıtsal genetik bilgi olarak da tanımlanabilir.</p>
<p>Hücrelerde DNA ile birlikte çalışarak protein sentezlenmesinde rol alır.Proteinlerin en küçük yapı taşı aminoasitlerdir. Nükleotid dizisinde şeker ribozdur, azotlu bazlar ise adenin, sitozin, guanin ve urasildir. DNA molekülünden farkı timin yerine urasil&#8217;e sahip olması ve iki yerine tek nükleotid dizisinden oluşmasıdır. Bazı RNA çeşitlerinde farklı bazlara da (inosin, psödouridin, vs.) rastlanır.</p>
<p>RNA çeşitleri :</p>
<p>Hücrede farklı görevlerde kullanılan RNA molekülleri vardır. Bunlardan en çok bilineni mesajcı RNA&#8217;dır (mRNA). RNA polimeraz enzimi tarafından DNA&#8217;nın okunmasıyla sentezlenir ve protein sentezinde önemli rol oynar.</p>
<p>Ribozomal RNA (rRNA), ribozomların yapısına katılarak protein sentezini katalizleyen moleküldür. rRNA bütün canlılarda korunmuş olduğu için, nükleotid dizilimleri incelenerek canlılar arasındaki evrimsel ilişkiler hesaplanabilir.</p>
<p>Taşıyıcı RNA (tRNA) molekülleri ise protein sentezi sırasında ribozoma amino asitleri taşımakla yükümlüdür. Her amino asit için birden fazla tRNA molekülü bulunabilir. Bu moleküllerin anti-kodon bölgeleri mRNA kodonlarının tanınmasını ve böylece RNA kodunun protein koduna çevrilmesini sağlar.</p>
<p>Küçük nüklear RNA&#8217;lar (snRNA) mRNA&#8217;ların işlenmesinde kullanılan SNRNP proteinlerinin yapısına katılır. Ayrıca küçük nükleolar RNA&#8217;lar (snoRNA) da çekirdekçikte görev alırlar.</p>
<p>Bunların dışında, özelliklerine göre isimlendirilen siRNA, agRNA gibi RNA tipleri de bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/rna-ribonukleik-asit.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dunyanin Sekil ve Hareketleri</title>
		<link>http://www.odevde.com/dunyanin-sekil-ve-hareketleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/dunyanin-sekil-ve-hareketleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 20:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/dunyanin-sekil-ve-hareketleri.php</guid>
		<description><![CDATA[DÜNYA’NIN ŞEKLİ VE HAREKETLERİ A. DÜNYA’NIN ŞEKLİ Dünya, kutuplardan hafifçe basık, Ekvator’dan şişkin kendine has bir şekle sahiptir. Buna geoit denir. Dünya’nın geoit şekli, kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında oluşan, merkez kaç kuvvetiyle savrulması sonucu meydana gelmiştir. Dünya’nın Şeklinin Sonuçları • Ekvator’un uzunluğu tam bir meridyen dairesinin uzunluğundan daha fazladır. • Ekvator yarıçapı, kutuplar yarıçapına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>DÜNYA’NIN ŞEKLİ VE HAREKETLERİ<br />
A. DÜNYA’NIN ŞEKLİ<br />
Dünya, kutuplardan hafifçe basık, Ekvator’dan şişkin kendine has bir şekle sahiptir. Buna geoit denir. Dünya’nın geoit şekli, kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında oluşan, merkez kaç kuvvetiyle savrulması sonucu meydana gelmiştir.</p>
<p>Dünya’nın Şeklinin Sonuçları<br />
• Ekvator’un uzunluğu tam bir meridyen dairesinin uzunluğundan daha fazladır.<br />
• Ekvator yarıçapı, kutuplar yarıçapına göre 21 km daha uzundur.<br />
• Dünya’nın şeklinden dolayı, güneş ışınları yeryüzüne farklı açılarla düşer.<br />
• Sıcaklık dağılışını etkiler. Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe sıcaklık değerleri düşer.<br />
• Dünya’nın şeklinden dolayı, Dünya’nın bir yarısı karanlıkken diğer yarısı aydınlıktır. Aydınlanma çizgisi daire biçiminde olur. Buna aydınlanma çemberi de denir.<br />
• Kutuplar, Dünya’nın merkezine (Ekvator’a göre) daha yakındır. Bunun sonucu olarak, yerçekimi Ekvator’da az, kutuplarda daha fazladır.<br />
• Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı Ekvator’dan kutuplara gidildikçe azalır.<br />
• Ekvator’dan kutuplara gidildikçe, paralel boyları ve meridyenler arası mesafe azalır.<br />
• Dünya’nın şeklinden dolayı, harita çizimlerinde hatalar meydana gelir.<br />
• Kutup yıldızının görünüm açısı bulunduğumuz yerin enlem derecesini verir.<br />
B. DÜNYA’NIN HAREKETLERİ<br />
1. Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafında Dönmesi (Günlük Hareket)<br />
Dünya kendi ekseni etrafındaki dönüşünü, batıdan doğuya doğru 24 saatte tamamlar. Buna 1 gün denir.<br />
Dünya, kendi ekseni etrafında atmosfer ile birlikte döndüğü için bu dönüş hissedilmez. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hızı en fazla Ekvator üzerindedir. Bu hız saatte 1670 km/saattir. Kutuplarda hız sıfırdır.</p>
<p>Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları<br />
• Gece ve gündüz birbirini takip eder.<br />
• Güneş ışınlarının günlük geliş açıları değişir.<br />
• Günlük sıcaklık farkları meydana gelir. Bunun sonucunda;<br />
– Fiziksel çözülme oluşur.<br />
– Günlük basınç farkları oluşur.<br />
– Meltem rüzgârları oluşur.<br />
• Merkez kaç kuvveti meydana gelir. Bunun sonucunda;<br />
– Sürekli rüzgârların (Alize, Batı, Kutup) yönlerinde sapmalar meydana gelir.<br />
– Okyanus akıntıları (Gulf &#8211; stream, Labrador, vs.) halkalar oluşturur ve yönlerinde sapmalar olur.<br />
• Yerel saat farkları meydana gelir.<br />
• Cisimlerin gün içindeki gölge uzunlukları değişir.<br />
• Güneş doğuda erken doğar, batar ve batıda geç doğar, batar.<br />
• Dinamik basınç kuşakları meydana gelir.<br />
2. Dünya’nın Güneş Etrafında Dönmesi (Yıllık Hareket)<br />
Dünya, kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşünü sürdürürken, bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır. Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü elips şeklindeki bir yörünge üzerinde 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna 1 yıl denir.<br />
Dünya, 939 milyon km lik yörüngesi üzerinde saatte 108 bin km. hızla hareket eder.,</p>
<p>Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı sabit değildir. Bazen yaklaşırken, bazen uzaklaşır. Bunun nedeni, Dünya yörüngesinin elips şeklinde olmasıdır. Dünya’nın Güneş’e en yakın olduğu 3 Ocak tarihine Perihel (Günberi) denir. Dünya’nın Güneş’ten en uzak olduğu 4 Temmuz tarihine ise Afel (Günöte) denir.<br />
Dünya’nın Güneş’e yaklaşıp uzaklaşması, Dünya üzerindeki sıcaklık dağılışını belirgin olarak etkilemez. Sıcaklık dağılışını etkileyen temel etken güneş ışınlarının geliş açısıdır.<br />
Dünya’nın hızı sabit değildir. Hız, günberi tarihinde artarken, günöte tarihinde azalır. Bunun sonucunda;<br />
– Mevsim süreleri farklıdır.<br />
– Eylül ekinoksu iki günlük gecikmeyle gerçekleşir.<br />
– Şubat ayı iki gün kısa sürer.<br />
Dünya’nın Güneş Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları<br />
• Mevsimlerin oluşmasına ve değişmesine neden olur.<br />
• Mevsimlik sıcaklık farkları meydana gelir.<br />
• Kara ve denizler arasında sıcaklık farkları oluşur.<br />
• Muson rüzgârları meydana gelir.<br />
• Gece &#8211; gündüz uzunlukları değişir.<br />
• Güneş’in ufuk üzerinde doğduğu yer ve saat ile, Güneş’in ufukta battığı yer ve saat değişir.<br />
• Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açıları değişir.<br />
• Cisimlerin gölge boyları değişir.<br />
• Aydınlanma çemberi mevsimlere göre yer değiştirir.<br />
• Güneş ışınları yıl boyunca dönencelere bir kez, dönenceler arasına iki kez dik düşer.<br />
Dünya’nın Eksen Eğikliği<br />
Dünya’nın elips şeklindeki yörüngesinden geçen düzleme Ekliptik (yörünge) düzlemi, Ekvator’dan geçen düzleme ise Ekvator düzlemi denir.</p>
<p>Bu iki düzlem birbiriyle çakışmaz. Çünkü, Dünya’nın ekseni ekliptik düzleme tam dik değildir. Başka bir ifadeyle, Dünya ekseni ile ekliptik düzlemi arasında 66° 33′, Ekvator düzlemi ile ekliptik düzlemi arasında 23° 27′ lık bir açı vardır.<br />
İşte yukarıda, Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketinin sonuçlarında sayılanların asıl nedeni, Dünya’nın ekseninin eğik olmasıdır. Buradan, “Dünya’nın Güneş çevresinde dönüşünün sonuçları, eksen eğikliği ile birlikte ortaya çıkar” sonucunu çıkarabiliriz.<br />
Dünya ekseninin 23°27′ eğik oluşunun sonuçları şunlardır:<br />
• Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı yıl boyunca değişir.<br />
• Güneş’in doğuş ve batış saatleri ile yerleri değişir.<br />
• Aydınlanma çemberinin sınırı mevsimlere göre değişir.<br />
• Mevsimlerin oluşumuna neden olur.<br />
• 21 Aralık’ta Güney Yarım Küre’nin, 21 Haziran’da ise, Kuzey Yarım Küre’nin Güneş’e daha dönük olmasına neden olur.<br />
• Gece ile gündüz süreleri arasındaki farkın, Ekvator’dan kutuplara gidildikçe artmasına neden olur.<br />
• Yıl içinde cisimlerin gölge uzunlukları değişir.<br />
• Dönencelerin ve kutup dairelerinin sınırlarını belirleyerek, matematik iklim kuşaklarının oluşumuna neden olur.<br />
Ekvator çizgisi üzerinde yıl boyunca gece ve gündüz süreleri değişmez.</p>
<p>EKİNOKS &#8211; SOLSTİS GÜNLERİ VE ÖZELLİKLERİ<br />
Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi ve eksen eğikliğine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler aynı zamanda mevsimlerin başlangıcıdır.<br />
21 Mart ve 23 Eylül tarihlerine ekinoks (gece &#8211; gündüz eşitliği) tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran tarihlerine de solstis (gündönümü) tarihleri denir.</p>
<p>a. Kuzey Yarım Küre<br />
• Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 90°lik açı ile düşer.<br />
• Yaz mevsiminin başlangıcıdır.<br />
• En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.<br />
• Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.<br />
• Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar gündüzler gecelerden uzundur.<br />
• Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.<br />
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi, güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.<br />
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.<br />
b. Güney Yarım Küre<br />
• Güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne 43°06′ lık açı ile düşer.<br />
• Kış mevsiminin başlangıcıdır.<br />
• En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır.<br />
• Oğlak Dönencesi’nden güneye gidildikçe gece süresi uzar, gündüz süresi kısalır.<br />
• Bu tarihten itibaren geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar geceler gündüzlerden uzundur.<br />
• Aydınlanma çemberi Güney Kutup Dairesi’ne teğet geçer.<br />
• Oğlak Dönencesi’nin güneyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dar açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları büyümeye başlar.<br />
• Oğlak Dönencesi’nin güneyinde en uzun gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları kısalmaya başlar.<br />
23 EYLÜL</p>
<p>Kuzey ve Güney Yarım Küre<br />
• Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°lik açı ile düşer.<br />
• Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.<br />
• Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.<br />
• Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Güney Yarım Küre’de ise tam tersi olur.<br />
• Bu tarih Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar, Güney Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.<br />
• Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.<br />
• Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur.<br />
• Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.<br />
21 ARALIK</p>
<p>a. Kuzey Yarım Küre<br />
• Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 43°06′ lık açı ile gelir.<br />
• Kış mevsiminin başlangıcıdır.<br />
• En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır.<br />
• Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gece süresi uzar, gündüz süresi kısalır.<br />
• Bu tarihten itibaren geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar. Fakat 21 Mart tarihine kadar, geceler gündüzlerden uzundur.<br />
• Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.<br />
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dar açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları büyümeye başlar.<br />
• Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en uzun gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları kısalmaya başlar.<br />
b. Güney Yarım Küre<br />
• Güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne 90° lik açı ile gelir.<br />
• Yaz mevsiminin başlangıcıdır.<br />
• En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.<br />
• Oğlak Dönencesi’nden güneye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.<br />
• Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya geceler uzamaya başlar. Ancak 21 Mart tarihine kadar, gündüzler gecelerden uzundur.<br />
• Aydınlanma çemberi Güney Kutup Dairesi’ne teğet geçer.<br />
• Oğlak Dönencesi’nin güneyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.<br />
• Oğlak Dönencesi’nin güneyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.<br />
21 MART</p>
<p>Kuzey ve Güney Yarım Küre<br />
• Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90° lik açı ile düşer.<br />
• Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.<br />
• Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.<br />
• Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.<br />
• Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.<br />
• Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.<br />
• Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur.<br />
• Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/dunyanin-sekil-ve-hareketleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dokular</title>
		<link>http://www.odevde.com/dokular.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/dokular.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 20:57:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Doku]]></category>
		<category><![CDATA[Dokular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/dokular.php</guid>
		<description><![CDATA[Dokular Doku, bitki, hayvan ve insan organlarını meydana getiren, şekil ve yapı bakımından benzer olup, aynı vazifeyi gören, birbirleriyle sıkı alâkaları olan aynı kökten gelen hücrelerin topluluğu. İlkel canlılar bütün hayatları boyunca bir tek hücre olarak kaldıkları halde yüksek organizmalar çok sayıda hücrelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmiştir. Bitkisel organizmaları meydana getiren çok sayıdaki hücrelerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dokular<br />
Doku, bitki, hayvan ve insan organlarını meydana getiren, şekil ve yapı bakımından benzer olup, aynı vazifeyi gören, birbirleriyle sıkı alâkaları olan aynı kökten gelen hücrelerin topluluğu. İlkel canlılar bütün hayatları boyunca bir tek hücre olarak kaldıkları halde yüksek organizmalar çok sayıda hücrelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmiştir. Bitkisel organizmaları meydana getiren çok sayıdaki hücrelerin protoplastları birbirinden cansız hücre çeperleriyle ayrılmış olmakla beraber aralarında sıkı bir ilişki göstermektedir. Böyle hücre çeperi içinde bulunan, birbiriyle sıkı ilişki gösteren, aynı kökenden gelmiş protoplast topluluklarına doku, dokuların özelliklerini konu eden morfoloji biliminin dalına da histoloji (doku bilimi) denir.</p>
<p>Dokuyu meydana getiren hücreler genellikle aynı ödevi görmekteyseler de doku tarifinde ön görülen temel düşünce fizyolojik olmaktan çok morfolojikseldir. Eğer fizyolojiksel bakımdan dokunun tarifi yapılacak olursa, kökenleri ayrı olsa bile aynı ödevi gören hücre toplulukları olarak yapılabilir ki, böyle daha geniş anlamda hücre topluluklarına doku sistemi denilmektedir.</p>
<p>Doku hücre bölünmesi sonucu meydana gelir. Tek hücreli organizmalarda bölünen hücreler birbirinden ayrılarak yeni birer birey vücuda getirdikleri halde, çok hücreli organizmalarda bölünen hücrelerden meydana gelen hücrelerin birbirinden ayrılmaması, geçit ve plasmodesma (plasmatik köprüler) gibi madde ve uyartı iletimini kolaylaştıran yapılar ile proplastları arasında sıkı ilişki kurulan hücre toplulukları bireyi meydana getirmektedir. Bazı tek hücreliler bölündükten sonra çevrelerinde meydana getirdikleri müsilaj bir kın ile bir arada tutulan hücre grupları ve bazı mantarlardaki zengin dallanma gösteren ipliksi hücrelerin bir örgü meydana getirmek üzere sık sık kümeler halinde olmaları, dış görünüş bakımından dokuyu andırsalar bile gerçek doku değil, yalancı dokulardır.</p>
<p>Dokular bitkisel ve hayvansal dokular olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmektedir.<br />
Konu başlıkları<br />
* 1 Bitkisel dokular<br />
o 1.1 Meristemik doku (Bölünür,sürekli,sürgen,değişken doku)<br />
o 1.2 Sürekli doku (Yetkin doku)<br />
+ 1.2.1 Koruyucu doku (Örtü doku)<br />
+ 1.2.2 Parankima (Temel doku)<br />
+ 1.2.3 Destek doku<br />
+ 1.2.4 İletim doku<br />
+ 1.2.5 Salgı sistemi<br />
* 2 Hayvansal dokular<br />
o 2.1 Epitel doku<br />
* 3 Bağ doku<br />
o 3.1 Kas doku<br />
o 3.2 Kan doku<br />
o 3.3 Sinir dokusu<br />
o 3.4 Üreme dokusu</p>
<p>Bitkisel dokular</p>
<p>Bitkilerin yapısını meydana getiren dokulara bitkisel dokular denir. İleri bitkilerin hücrelerinde dokular halinde organize olarak farklılaşmışlardır. İki temel grup halinde toplanabilirler:</p>
<p>Meristemik doku (Bölünür,sürekli,sürgen,değişken doku) [değiştir]</p>
<p>Meristem hücreleri, çekirdekleri büyük hücre arası boşlukları olmayan, genellikle çok küçük ve çok sayıda vakuole malik hücrelerden yapılmıştır. Bu hücrelerin esas özelliği sık sık bölünerek(mitoz bölünmeyle) yeni hücreler meydana getirmesidir. Meydana gelen hücreler farklılaşarak sürekli doku hücreleri halini alır. Meristemler bulundukları yerlere göre isim alırlar. Kök, gövde veya bunların yan organlarının uçlarında bulunan meristem dokuları apiteal meristem adını alır. Kök veya gövdenin uzanmasını sağlarlar. İnterkalar meristemler ise sürekli dokular arasında kalan meristemlerdir. İnterkalar meristemin de görevi organın uzunluğuna büyümesini sağlamaktır. Çevreye paralel bölünmelerle organın enine büyümesini sağlayan meristematik doku ve kambuyumdaki meristem lateral meristemdir</p>
<p>Sürekli doku (Yetkin doku)</p>
<p>Bölünme özelliği göstermeyen sürekli doku hücreleri meristem hücrelerinden geniş vakuollere malik olup, daha az protoplazma taşımaları, hatta bazen büsbütün protoplastlarını kaybedip ölü hale getirmeleriyle ayrılırlar. Çeperleri kalın olup, farklı dokularda kalınlıkları ve kimyasal yapıları farklıdır. Sürekli doku, morfolojik ve fizyolojik özellikleri göz önüne alınarak sınıflandırılırsa beş kısımda incelenebilir.</p>
<p>Koruyucu doku (Örtü doku)</p>
<p>Organların dışında bulunan ve iç kısımdaki dokuları her bakımdan, mesela; kuraklığa, çok fazla su kaybına, dış tesirlere karşı koruyan dokudur. Bu dokuyu teşkil eden hücreler genellikle tabakalar halinde organların üstünü kaplamaktadır. Yapraklardaki epiderma, kök ve gövdelerin mantar tabakaları koruyucu dokuya misal olarak gösterilir. Yapraklardaki epiderma üzerinde kütin denilen mumsu bir tabaka vardır. Yaprak yüzeyinden su kaybını azaltır, ayrıca dış ortamdaki gazlar ile epiderma altındaki hücre arası boşluklarında bitkinin fizyolojik faaliyeti sonucu toplanan bazı gaz ve su buharının alış verişini sağlamak gayesiyle epidermada stoma adı verilen gözenekler bulunur. Yine epiderma üzerinde epidermanın dışa doğru meydana getirdiği tüy, kabartı gibi çıkıntılar bulunur.</p>
<p>Parankima (Temel doku) [değiştir]</p>
<p>Asıl dokular olup, bitki bünyesinin büyük bir kısmını kaplayan, ince çeperli canlı hücrelerdir. Besin maddesi bakımından zengin özsuyu ile dolu vakuoller ihtiva ederler. Vazifelerine göre farklı isimler alırlar:</p>
<p>Assimileme parankiması<br />
Işık karşısında klorofil maddesi sayesinde organik maddeler meydana getirir. Yapraklarda bulunur.</p>
<p>Havalandırma parankiması (Aerankima)<br />
Hücreler ile dış ortam arasındaki madde alışverişini sağlama bakımından oldukça geniş hücre arası boşluklarına malik parankima hücrelerine denir.</p>
<p>İletme parankiması<br />
İnce çeperli olan iletme parankiması, hücreleri assimileme parankimasından iletken dokuya kadar özümleme maddelerini çok sayıda dar hücrelerden az sayıdaki daha geniş hücrelere safha safha toplayarak iletim yolundaki çeper sayısını azaltmakla geçişmedeki direnci azaltarak sağlar.</p>
<p>Depo parankiması<br />
Parankima hücreleri bazen gerek su gerek farklı besin maddelerini yedek olarak saklama ödevini yapabilir.</p>
<p>Destek doku [değiştir]</p>
<p>Bitkiler hem kendi ağırlıklarına, hem de dış tesirlere karşı özelliklerini koruyabilmek, dayanıklı olabilmek için bazı doku elementlerini gerekli bölgelere koyarak direnç, destek ve esneklik sağlarlar. Çeperleri fazla kalınlaşmış böyle dayanıklı hücrelerden meydana gelmiş dokuya destek doku denir. Sklerankima ve kollenkima olmak üzere iki kısımda incelenir. Sklerankimayı meydana getiren hücreler olgunlukta hücre çeperleri hem kalın hem de çoğunluk odunlaşmıştır. Protoplastlarını kaybetmiş ölü hücrelerdir. Uzaması sona ermiş organlarda bulunur. Kollenkima ise çeperleri selülozdan yapılmış olduğundan esnek, canlı hücrelerden ibaret olduğu için uzamakta olan organlarda, özellikle genç gövdelerde, yaprakların orta damarlarında, çiçek ve yaprak saplarında bulunur. Köşe kollenkiması, levha kollenkiması gibi çeşitleri vardır.</p>
<p>İletim doku</p>
<p>Kara hayatına uymuş yüksek bitkilerde topraktaki su ve suda erimiş maddelerin topraktan uzak bulunan organlara asimileme (özümleme) organlarında meydana gelen organik maddelerin de kullanılmaya veya depo edilmek üzere organik madde yapma yeteneğinde olmayan, organlara iletimini sağlayan dokudur. Bitkilerde birbirinden farklı yapı ve vazifede iki tip iletken doku vardır. Bu iki dokudan biri topraktan aldığı su ve suda erimiş anorganik maddeleri topraktan uzak organlara ileten hücrelere sahip ksilem&#8217;dir. Diğeri özümleme organlarında meydana gelen organik bileşikleri harcanacakları ve saklanacakları organlara ileten hücrelerin bulunduğu floem&#8217;dir. Ksilem aşağıdan yukarı, floem yukarıdan aşağı doğru iletimin vukua geldiği dokulardır. Ksilem su ileten borular, ksilem lifleri ve ksilem parankimasından yapılmıştır. Floem, kalburlu borular, arkadaş hücreleri, floem sklerankiması ve floem parankiması olmak üzere farklı doku elementlerinden meydana gelir.</p>
<p>Salgı sistemi [değiştir]</p>
<p>Bitkilerde metabolizma sonunda meydana gelip tekrar metabolizmaya girmeyen maddeler salgı maddeleridir. Salgı maddeleri sıvı veya katı haldedir. Salgı maddeleri arasında su, ferment, alkaloit, glikozit, balözü, müsilaj, lateks, reçine, eterik yağ ve kristaller sayılabilir. Bu maddeler her ne kadar metabolizma artığı iseler de, bitki için değişik yönlerde fayda sağlamakta rol oynarlar. Salgı maddeleri ya hücre içinde depo edilir. Böyle salgıya hücre içi salgı denir. Ya da hücreden dışarı atılır. Böyle salgı ise hücre dışı salgıyı teşkil eder. Salgı hücreleri ve bu hücrelerin bir araya gelerek meydana getirdikleri salgı bezlerinin belli bir kökeni yoktur. Bitkinin herhangi bir organında, herhangi bir doku içinde bulunabilirler.</p>
<p>Hayvansal dokular</p>
<p>Hayvansal dokular altı grupta sınıflandırılarak incelenebilir:</p>
<p>Epitel doku</p>
<p>Vücut yüzeyini örten ve vücut içindeki boşlukları sınırlayan devamlı bir tabaka ve örtüyü yapan hücrelerden meydana gelir. Koruma, emme, salgı ve duyu gibi ödevleri görürler. Vücudun epitel tabakası, alttaki hücreleri mekanik zarardan, zararlı kimyasal maddelerden, bakterilerden ve kurumadan korurlar. Diğer epiteller artık ürünler olarak çok çeşitli maddeler salgılarlar veya bu salgılar vücudun diğer bir yerinde kullanılır.</p>
<p>Epitel dokular biçim ve fonksiyonlarına göre alt sınıflara ayrılır:</p>
<p>* Örtü epiteli<br />
* Duyu epiteli<br />
* [[salgı epitel]</p>
<p>Bağ doku<br />
Mezenşimal kökenli bir doku olan bağ dokusu, tüm dokuları birbirine bağlar. Beslenmelerini, korunmalarını, dokular arası alanların dolumunu, yağın depolanmasını, kan hücrelerinin üretimini, enfeksiyonlara karşı korunmayı ve doku onarımını sağlar. Bağ dokusu zemin maddesi, hücreler ve fibrillerden oluşur. Alt sınıflara ayrılarak incelenir.</p>
<p>* Bağ doku</p>
<p>* Embriyonik bağ dokusu</p>
<p>* Mezenşimal bağ doku<br />
* Muköz bağ doku</p>
<p>* Erişkin bağ dokusu</p>
<p>* Genel bağ doku</p>
<p>* Gevşek bağ dokusu<br />
* Sıkı bağ dokusu</p>
<p>1. Düzenli sıkı bağ dokusu<br />
2. Düzensiz sıkı bağ dokusu</p>
<p>* Özel bağ doku</p>
<p>* Elastik bağ doku<br />
* Retiküler bağ doku<br />
* Pigment doku<br />
* Yağ doku</p>
<p>Kas doku</p>
<p>Çoğu hayvanın hareketi uzun, silindirik veya iğ şekilli hücreler olan kas hücrelerinin kasılması ile sağlanır. Bunların herbiri, birçok küçük, uzunlamasına paralel liflere sahiptir. Kas hücreleri mekanik işi, yalnız kasılarak, yani kısalıp kalınlaşarak yapabilirler; itemezler. İnsan vücudunda üç ayrı tip kas bulunur: İskelet, düz ve kalp kasları. Kalp kası kalbin duvarlarında, düz kas sindirim borusunun çeperlerinde ve belli bazı iç organlarda bulunur. İskelet kas vücudun kemiklerine bitişik büyük kas kütlelerini meydana getirirler. İskelet kası bazen istemli kas diye adlandırılır, çünkü isteğe bağlı denetlenebilirler. Oysa kalp kası ve düz kaslar isteğe bağlı olarak işletilemezler.</p>
<p>Kan doku [değiştir]</p>
<p>Kan kırmızı ve beyaz kan hücrelerini ve kanın hücresel olmayan sıvı kısmını içine alır. Bu sıvıya plazma denir. Bazen bu doku bağ doku içinde de sınıflandırılır çünkü benzer hücrelerden köken alır.</p>
<p>Sinir dokusu</p>
<p>Nöron denen hücrelerden yapılmıştır. Bunlar, elektrokimyasal sinir impulslarını iletmek için özelleşmişlerdir. Her hücre çekirdeği ihtiva eden genişlemiş bir hücre gövdesine ve hücreden uzanan saça benzer bir veya daha çok ince sinir liflerine sahiptir. Sinir lifleri stoplazma (hücre plazması)dan yapılmış ve plazma zarıyla örtülmüştür. Bu zarın kalınlığı 30-40 mikron, uzunluğu ise 1-2 milimetreden 1 metreye kadar uzunluklarda değişebilir. İnsanda omurilikten kola veya bacağa uzananlar 1 metre veya daha uzun olabilirler.</p>
<p>İki tip sinir lifi vardır: Akson ve Dendritler. Bunlar sinir impulsunu normal olarak ilettikleri yöne dayanılarak ayırt edilir. Aksonlar sinir impulslarını hücre vücudundan uzağa, dendritler hücre vücuduna doğru iletirler. Bir nöronun aksonu ile ötekinin dendritinin kesiştiği yere sinaps denilir. Sinaps impulsün geriye akışını önleyen bir valf olarak hizmet görür.</p>
<p>Üreme dokusu</p>
<p>Dişilerde yumurta hücreleri ve erkeklerde spermleri üretmek üzere değişime uğramış hücrelerden meydana gelen dokuya denir. Yumurta hücreleri çoğunluk yuvarlak veya oval ve hareketsizdirler. Sperm hücreleri yumurta hücrelerinden daha küçüktür. Stoplazmalarının çoğunu kaybetmiş olup bir kuyruk geliştirmişlerdir ki bununla hareket sağlanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/dokular.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakteriler</title>
		<link>http://www.odevde.com/bakteriler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/bakteriler.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 20:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteriler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/bakteriler.php</guid>
		<description><![CDATA[BAKTERİLER Bakteriler, tek hücreli prokaryotik mikroorganizmalardır. Büyüklükleri 0.1 &#8211; 10 µm arasında değişir. 3500 milyon yıldan daha uzun bir süredir dünyada var oldukları bilinmektedir. Hava, toprak, su ile canlı dokularında yaşarlar ve biyolojik olarak hayatın devam etmesi için çok önemlidirler. Siyanobakteriler (cyanobacteria) fotosentez yapabilirler ve dünyada bilinen ilk yaşam formunu oluşturmuşlardır [1]. Bazı bakteri türleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BAKTERİLER<br />
Bakteriler, tek hücreli prokaryotik mikroorganizmalardır. Büyüklükleri 0.1 &#8211; 10 µm arasında değişir. 3500 milyon yıldan daha uzun bir süredir dünyada var oldukları bilinmektedir. Hava, toprak, su ile canlı dokularında yaşarlar ve biyolojik olarak hayatın devam etmesi için çok önemlidirler. Siyanobakteriler (cyanobacteria) fotosentez yapabilirler ve dünyada bilinen ilk yaşam formunu oluşturmuşlardır [1]. Bazı bakteri türleri hastalıklara neden olabilirler.</p>
<p>Bakteri kelimesi Yunanca bakteria &#8216;çubuk, kamış&#8217; kökünden gelir. Bunun nedeni bulunan ilk bakteri türlerinin çubuk şeklinde olmalarıdır. [2]</p>
<p>Her gün yeni bir bakteri türü keşfedilirken, bilinen bakterilerin sınıflandırılması gittikçe zorlaşmaktadır. Bakterilerin taksonomik tasnifi konusu fazlasıyla ihtilaflıdır. Yine de Woese tarafından 1977&#8242;de yapılan ve 16S rRNA dizilimini temel alan sistematiğe göre, bakterilerden oluşan prokaryotlar iki ana gruba ayrılır: Arkeabakteri (archaebacteria) ve öbakteri (eubacteria).</p>
<p>1990&#8242;da gelen yeni yapılanma ise tüm canlıları üç gruba ayırmıştır: Arkeabakteriler (arkealar), bakteriler ve ökaryotlar (eucaryote). Bu sınıflandırmaya göre bakteriler ve arkeabakteriler haricindeki tüm canlı organizmalar ökaryottur. Çoğu biyolog ikiye bölünüşü kabul ederken, birçok moleküler biyolog üçe bölünüşü uygun görür.<br />
Konu başlıkları<br />
[gizle]</p>
<p>* 1 Arkeabakteriler<br />
* 2 Öbakteriler<br />
* 3 Bakterilerin isimlendirilmesi<br />
o 3.1 Şekillerine göre<br />
o 3.2 Boyanmalarına göre<br />
o 3.3 Beslenmelerine göre<br />
o 3.4 Solunumlarına göre<br />
* 4 Referanslar</p>
<p>Arkeabakteriler:</p>
<p>1970&#8242;lerin sonunda keşfedilen arkeabakteriler birçok biyoloğu fazlasıyla şaşırtmıştı, zira bu bakteriler çok ekstrem ortamlarda yaşayabilmekteydiler. Örnek olarak; Metanojenik arkeabakteri (methanogenic archaebacteria), anaerobik ortamlarda yaşar ve metabolizmasının sonucu olarak metan üretir. Büyük baş hayvanların karınlarında yaşayabilir, zaten bu tür hayvanların ürettiği bağırsak gazlarından da sorumlu olan bu bakteri türüdür. Ekstrem derecede Halofilik arkeabakteriler (Halophilic archaebacteria) ise tuz seviyesi çok yüksek ortamlarda yaşayabilir. Halo Yunanca &#8216;tuz&#8217; anlamına gelmektedir. Termoasidofilik arkeabakteriler ise yüksek sıcaklıklara sahip asit gölcüklerinde yaşayabilir ki bu tür ortamlarda sıcaklık 100°C&#8217;un üzerinde, pH ise 2 seviyesinde olabilir.</p>
<p>Arkeabakterilerin, ekstrem ortamlara tolere edebildikleri için, hem öbakterilerin (eubacteria) hem de ökaryotların atası oldukları öne sürülmüştür.</p>
<p>Öbakteriler:</p>
<p>Yunanca &#8220;eu&#8221;, iyi &#8211; doğru ve &#8220;bakterion&#8221;, yaniçubuk kelimelerinden türetilmiştir. Dünyada çok ekstrem ortamlar hariç düşünebileceğimiz her yerde mevcutturlar.</p>
<p>Bakterilerin isimlendirilmesi:</p>
<p>Bakterilerin bilimsel isimleri iki kelimeden oluşur. İlk kelime cinsini gösterir. İkinci kelime ise, türünü gösterir. Bakteriler, şekilleri, kamçı durumları, beslenmeleri ve boyanmaları gibi çeşitli özelliklerine göre gruplandırılırlar.</p>
<p>Şekillerine göre:</p>
<p>Çubuk şeklinde olanlar (Bacillus)</p>
<p>Çubuk biçimdeki bakteriler silindirik veya buna yakın bir görünüme sahip olduklarından boyları enlerinden daha uzundur. Ancak, bu formları cins ve türlere göre değişebileceği gibi, aynı tür mikroorganizma kültürünün çeşitli üreme fazlarında da farklılıklar meydana gelebilir. Örn, E. coli &#8216;nin logaritmik üreme döneminde, genellikle, morfolojik yönden bir örneklik fazla görülmesine karşın, üremenin durma veya mikroorganizmaların ölme döneminde flamentöz formlara ve/veya değişik bireysel şekillere (involusyon formları) rastlamak mümkündür. Besi yerinin bileşiminin ve diğer çevresel koşulların da bakterilerin morfolojilleri üzerine etkileri vardır.</p>
<p>Yuvarlak olanlar (Coccus)</p>
<p>Bunlar, çomak veya spiral formda olanlara oranla, morfolojik olarak, cins veya tür içinde daha fazla homojenite gösterirler. Çapları, ortalama, 0.8-1.0 mikrometre (µm) arasında değişmesine karşın, daha küçük (0.4-0.8 mm) veya daha büyük (1.2-2.0 µm) olanları da bulunmaktadır. Genel bir kaide olmamakla beraber, hastalık oluşturan türlerin çapları 0.8-1.5 µm. arasında yer almaktadır. Koklar, her ne kadar, yuvarlak biçimlerde olmalarına karşın bazı türlerde morfolojik değişikliklere rastlanılmaktadır.</p>
<p>Coccus bakterileri kendi aralarında gruplara ayrılırlar:</p>
<p>* Monokok Bakteriler (Coccus): Grup halinde olmayan coccus bakterilerini içerir.<br />
* Diplokok Bakteriler (Diplococci): İki coccus bakterisinin oluşturduğu grupları içerir. Örnek olarak bel soğukluğu hastalığına neden olan Neisseria gonorrhoeae türünü verebiliriz.<br />
* Stafilakok Bakteriler (Staphylococci): Coccus bakterilerinin üzüm salkımı şeklinde dizilmeleri sonucu oluşan grupları içerir. Bu bakteriler parmakta dolama, göz kapağı iltihaplanması gibi hastalıklara sebebiyet verirler.<br />
* Streptekok Bakteriler (Streptococci): Tıpkı bir zincir şeklinde dizilen coccus bakteri gruplarını içerir.</p>
<p>Spiral olanlar (Spirullum)</p>
<p>Uzun bir eksen etrafında helezoni tarzda sarılmış bir vücuda sahip, bükülebilir (fleksible) ve uzun eksen etrafında dönerek hareket edebilirler. Uzunluk, sarmal sayısı ve sarmal yüksekliği türler arasında farklar gösterir. Örnek olarak frengi hastalığına neden olan Treponema pallidum türünü verebiliriz.</p>
<p>Virgül şeklinde olanlar (Vibrio)</p>
<p>Flagella(kamçı) ları ile birlikte virgül şeklini anımsatırlar.</p>
<p>Boyanmalarına göre ,</p>
<p>Gram boyası ile boyandığında mavi-mor renk veren bakterilere gram (+), kırmızı-turuncu renk veren bakterilere ise gram (-) bakteriler denir. Farklı renklerin ortaya çıkması, hücre çeperinin özelliklerinden kaynaklanır. Gram (+) bakteriler kalın, peptidoglikandan oluşmuş tek katmanlı bir çepere sahipken, gram (-) bakterilerde iki ince katmanlı (İlk tabaka karbonhidrat ve proteinlerden, ikinci tabaka ise yine peptidoglikandan oluşmak üzere) hücre çeperi bulunmaktadır.</p>
<p>Beslenmelerine göre [değiştir]</p>
<p>Bazı bakteriler ototrof olup, fotosentez veya kemosentez yaparlar. Örnek olarak siyanobakterileri verebiliriz. Çoğunluğu ise heterotrof olup, saprofit veya parazit yaşarlar.</p>
<p>* Heterotrof Bakteriler</p>
<p>1. Saprofit Bakteriler: Bakterilerin çoğunluğunu oluşturur. Besinlerini bulundukları ortamlardan hazır sıvılar olarak alırlar. Nemli, ıslak ve çürükler üzerinde yaşarlar. En çok amino asit, glikoz ve vitamin gibi besinleri ortamdan alırlar. Bu tür bakteriler dış ortama salgıladıkları enzimlerle bitki ve hayvan ölülerini daha basit organik maddelere parçalayarak onların çürümesini sağlarlar. Böylece hem toprağın humusunu artırırlar, hem de kendilerine besin sağlarlar. çürütme sonucu çeşitli kokular meydana gelir. Bu yüzden bu olaya kokuşma denir. Bazı saprofit bakteriler, sütün yoğurt ve peynir olarak mayalanmasını sağlarlar. Saprofitler, dünyada madde devrinin tamamlanmasında önemli rol oynadıklarından hayat için mutlaka gereklidir.<br />
2. Parazit Bakteriler: Besinlerini cansız ortamdan değil de üzerinde yaşadıkları canlılardan temin ederler. Çünkü sindirim enzimleri yoktur. Bunların bazıları konak canlıya fazla zarar vermeden yaşayabilirler. Sadece onun besinlerine ortak olurlar. Kalın bağırsağımızdaki Escherichia coli bunun en iyi örneğidir. Bazı parazit bakteriler ise konak canlının ölümüne bile sebep olabilen hastalıklara yol açarlar. Bunlara Patojen Bakteriler denir. Patojenler ya toksin çıkararak ya da konak canlının enzim ve besinlerini kullanarak zarar verirler. toksinler ya dışarı atılır (Ekzotoksin), ya da Bakterinin içinde kalır (Endotoksin). İçinde kalan toksinler bakteriler ölünce zararlı hale geçerler. Ekzotoksinler kadar zararlı değillerdir. Canlıların patojen bakterilere ve toksinlerine karşı oluşturdukları savunmaya &#8220;Bağışıklık&#8221; denir. Parazit bakterilerinin üremeleri oldukça hızlıdır.</p>
<p>* Ototrof Bakteriler</p>
<p>1. Fotosentetik Bakteriler (Fotoototroflar): Sitoplazmalarında serbest klorofil taşırlar. Fotosentezlerinde elektron kaynağı olarak H2O yerine H2S ve H2 kullanırlar. Fotosentez yaparlar fakat açığa oksijen çıkmaz.<br />
2. Kemosentetik Bakteriler (Kemoototroflar): En önemlileri Nitrifikasyon Bakterileri, Denitrifikasyon Bakterileri (Güherçile Bozanlar) olmak üzere Demir Bakterileri, Kükürt Bakterileri gibi grupları içerir. Bu bakteriler de madde döngüsünde -özellikle Azot (=Nitrifikasyon) döngüsünde- çok önemlidirler. Amonyak, nitrit, nitrat, demir, kükürt gibi inorganik maddeleri oksitleyerek zararsız hale getirirler. Oluşan maddeler ise bitkilerce genellikle Azotlu Tuz (Güherçile) (KNO3 , NaNO3 vb.) olarak kullanılır. Bu oksitleme sonucunda açığa kimyasal enerji çıkar.(Substrat Düzeyinde Fosforilasyon) Bu enerjiyle de CO2 indirgemesi yaparak -yıkarak metabolik reaksiyonlarda enerji eldesi için kullanacakları- besinlerini sentezlerler. Bu besinleri sentezleyebilmek için Işık ve klorofil gerekli değildir. Oksijen kullanılır. Kemosentetik bakteriler en çok azotlu, kükürtlü, demirli maddeleri oksitlerler. Kemosentez sonucu:<br />
* Bazı zararlı maddeler ortadan kaldırılmış,<br />
* Bitkilerin alabileceği tuzlar oluşturulmuş,<br />
* Kimyasal enerji kazanılmış<br />
* Organik besin sentezlenmiş olmaktadır.</p>
<p>Solunumlarına göRE:</p>
<p>1. Anaerob Bakteriler: Bakteriler organik besinleri parçalayarak enerjilerini elde ederken genellikle oksijen kullanmazlar. Bunlar havasız yerlerde de yaşayarak çoğalırlar. ( Konservelerde olduğu gibi) Bunlardan bazıları oksijenin olduğu yerde hiç gelişemezler. Örnek: Clastrodium tetani (Tetanos bakterisi)<br />
2. Aerob Bakteriler: Bazı bakteri grupları (Escherichia coli, Zatürree ve Yoğurt Bakterisi gibi) ancak oksijenli ortamda yaşayabilir. Bunlarda mitokondri olmadığı için solunum hücre zarının iç kısmındaki kıvrımlarda (mezozom) gerçekleştirilir. Örnek: Azot Bakterileri.<br />
3. Geçici Aerob veya Geçici Anaerob Olanlar: Asıl solunumları oksijensiz olduğu halde kısa süre için aerob olanlara &#8220;Geçici Aerob&#8221; denir. Normal solunum şekli aerob olanlar ise havasız kalınca fermantasyona başvururlar. Bunlara &#8220;Geçici Anaerob&#8221; denira</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/bakteriler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mitoz bolunme</title>
		<link>http://www.odevde.com/mitoz-bolunme.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/mitoz-bolunme.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 20:49:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anatomi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[anafaz]]></category>
		<category><![CDATA[metafaz]]></category>
		<category><![CDATA[Mitoz]]></category>
		<category><![CDATA[Mitoz bolunme]]></category>
		<category><![CDATA[profaz]]></category>
		<category><![CDATA[telofaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/mitoz-bolunme.php</guid>
		<description><![CDATA[3.AYNI HÜCRELERİ OLUŞTURAN BÖLÜNME: MİTOZ Bakteriler, amip, öglena (kamçılı hayvan), paramezyum (terliksi hayvan) gibi bir hücrelilerle çok hücrelilerin vücut hücrelerinde ve üreme ana hücrelerinde görülür Mitoz bölünme sonucunda; •Aynı genetik yapıda (kromozom sayısı ve yapısı değişmemiş) iki hücre oluşur. •Kalıtsal karakterler ana hücrenin aynısıdır. •Sinir hücresi, alyuvar, retina hücrelerinde, üreme hücrelerinde mitoz bölünme görülmez. İNTERFAZ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3.AYNI HÜCRELERİ OLUŞTURAN BÖLÜNME: MİTOZ<br />
Bakteriler, amip, öglena (kamçılı hayvan), paramezyum (terliksi hayvan) gibi bir hücrelilerle çok hücrelilerin vücut hücrelerinde ve üreme ana hücrelerinde görülür</p>
<p>Mitoz bölünme sonucunda;<br />
•Aynı genetik yapıda (kromozom sayısı ve yapısı değişmemiş) iki hücre oluşur.<br />
•Kalıtsal karakterler ana hücrenin aynısıdır.<br />
•Sinir hücresi, alyuvar, retina hücrelerinde, üreme hücrelerinde mitoz bölünme görülmez.</p>
<p>İNTERFAZ : Mitoz bölünme değişik safhalarda incelenir.Mitoz ile oluşan hücreler yeni bir mitoz bölünmeye kadar bir hazırlık aşaması geçirir.Bu evreye İNTERFAZ denir.</p>
<p>•İnterfazda;<br />
•ATP, DNA, RNA ve protein üretimi hızlanır.<br />
•Bu aşamanın en önemli olayı kromatin iplik (DNA ve proteinden oluşur) ve sentroiller kendini eşleyerek iki katına çıkar.</p>
<p>Mitoz iki aşamadır.<br />
1.Çekirdek bölünmesi<br />
2.Stoplazma bölünmesi</p>
<p>1.ÇEKİRDEK BÖLÜNMESİ:Çekirdek bölünmesi 4 aşamada gerçekleşir.<br />
1.Profaz<br />
2.Anafaz<br />
3.Metafaz<br />
4.Telofaz</p>
<p>1.PROFAZ:<br />
•Kromatin iplikler helezon şeklinde kıvrılıp, kısalarak ve kalınlaşır böylece kromozomları oluşturur.<br />
•İnterfazda kromatin iplik kendini eşlediğinden kromozomlar birbirinin aynısı iki parçadan oluşur.Bu parçalara KARDEŞ KROMATİT adı verilir.Kromatitler birbirlerine sentromerlerle bağlıdır.<br />
•İnterfazda oluşan sentroiller hücrenin iki kutbuna doğru çekilmeye başlar.Oluşan iğ ipliklerinin sentroillere bağlı olduğu görülür.<br />
•Profazın sonuna doğru çekirdekçik ve çekirdek zarı erimeye başlar.</p>
<p>2.METAFAZ:<br />
•Kromozomlar iğ ipliklerine tutunarak hücrenin ortasında toplanırlar.<br />
•Kardeş kromatitler arasındaki sentromerler kopar. Böylece her bir kromozom<br />
iki kromatite ayrılır.<br />
 Kromozomların en belirgin olduğu safhadır.Kromozom sayısı bu safhada tespit edilir.</p>
<p>3.ANAFAZ:<br />
•Kardeş kromatitler birbirinden ayrılarak iğ iplikleri üzerinde hareket ederek zıt kutuplara çekilir. Anafaz sonucunda kardeş iki kromatit zıt iki kutba ulaşmış olur.</p>
<p>4.TELOFAZ:<br />
•İğ iplikleri kaybolur.<br />
•Kromozomlar tekrar açılarak kromatin ipliklere dönüşür.<br />
•Çekirdekçik ve çekirdek zarı yeniden oluşur. Böylece birbirinin aynı özelliklere sahip 2n kromozomlu iki çekirdek oluşur.<br />
Telofazda olan olaylar profazın tersidir.</p>
<p>2.STOPLAZMA BÖLÜNMESİ:<br />
Çekirdek bölünmesinden sonra stoplazma bölünmesi gerçekleşir.<br />
Stoplazma bölünmesi bitki hücresinde farklı hayvan hücresinde farklı olur.<br />
Hayvan hücresinde stoplazma bölünmesi hücrenin ortasından boğumlanmasıyla olur.</p>
<p>Bitki hücresi kalın bir hücre çeperi ile çevrili olduğundan boğumlanma olmaz. Hücrenin ortasında ARA LAMEL denen bir tabaka gelişerek stoplazmanın ikiye bölünmesi sağlanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/mitoz-bolunme.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mayoz Bolunme</title>
		<link>http://www.odevde.com/mayoz-bolunme.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/mayoz-bolunme.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 20:41:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Mayoz]]></category>
		<category><![CDATA[Mayoz bolunme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/mayoz-bolunme.php</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Mayoz&#8217; ya da Mayoz bölünme, eşeyli üreyen canlıların hücrelerinde görülen bir tür bölünme biçimidir. Mayoz bölünme sonucunda, kromozom sayısı yarıya iner. Diğer bir ifadeyle, mayoz bölünme öncesinde 2n olan kromozom sayısı mayoz bölünme sonrasında n olur. Mayoz bölünme 2 safhada gerçekleşir. Bu safhalar, Mayoz-1 ve Mayoz-2 safhalarıdır. MAYOZ BÖLÜNMENİN EVRELERİ: Mitoz bölünmede olduğu gibi yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Mayoz&#8217; ya da Mayoz bölünme, eşeyli üreyen canlıların hücrelerinde görülen bir tür bölünme biçimidir.<br />
Mayoz bölünme sonucunda, kromozom sayısı yarıya iner. Diğer bir ifadeyle, mayoz bölünme öncesinde 2n olan kromozom sayısı mayoz bölünme sonrasında n olur.<br />
Mayoz bölünme 2 safhada gerçekleşir. Bu safhalar, Mayoz-1 ve Mayoz-2 safhalarıdır.<br />
MAYOZ BÖLÜNMENİN EVRELERİ: Mitoz bölünmede olduğu gibi yine başlıca iki büyük evre vardır.<br />
A-ÇEKİRDEK BÖLÜNMESİ<br />
B-SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ<br />
Fakat bu iki bölünme arka arkaya ikişer kereolur. Bunlara MAYOZ1 ve MAYOZ2 denir. Mitozda<br />
olduğu gibi bölünme işlemi bitince dinlenme evresi (İNTERFAZ) geçirilir. MAYOZ1 Başlıca 4 büyük basamak halinde gerçekleşir. Mayoz bölünmenin en önemli ve en uzun dönemi profaz1 dir.<br />
1-PROFAZ 1: Mitozdaki profaz olaylarının tümü gerçekleşir. Anneden ve babadan gelen kromozomlar (homolog kromozomlar) kromatitleşerek biraraya gelir. İki homolog kromozomun oluşturduğu bu yapıya; tetrat denir. Tetrat sayısı hücre kromozomunun n sayısı kadardır. Tetrat haline gelmiş homolog kromozomlar; birbiri üstüne kıvrılır bu olaya sarılma (sinapsis) denir. Sarılmış homolog kromozomların birbirlerine dokunan uçları arasında parça değişimi olur. Bu olaya Crossing-over denir. Crossing-over rastgele olduğundan tür içi çeşitliliği sağlar. Aynı türün bireylerinde farklı özellikler ortaya çıkar.<br />
2-METAFAZ 1: Tetratlar(4lü kromatit)hücrenin ekvator düzleminde dizilirler.<br />
3-ANAFAZ1: Tetratlar ikiye bölünerek iki kromatit bir kutba, diğer ikisi diğer kutba çekilir.<br />
4-TELOFAZ 1: Kutuplara çekilmiş ikili kromatitler kromatin ipliğe dönüşür. Çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur.<br />
SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ: Hayvansal hücrelerde; Çekirdek bölünmesi tamamlandıktan sonra sitoplazma ortadan boğumlanarak ikiye bölünür ve iki ayrı hücre oluşmuş olur.<br />
Bitkisel hücrelerde: Oluşmuş olan iki çekirdekli hücrenin ortasında bir orta lamel (ara lamel) oluşur ve hücre duvarına kadar ulaşır. Dolayısıyla birbirine bitişik iki hücre oluşur. sitoplazma bölünmesinin hemen ardından mayoz2 başlar. mayoz 2 Başlıca iki büyük dönemdedir.<br />
A-ÇEKİRDEK BÖLÜNMESİ<br />
B-SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ<br />
A- ÇEKİRDEK BÖLÜNMESİ : 4 Dönemden oluşur.<br />
1- PROFAZ 2: Profaz 1 deki ve profazdaki tüm olaylar gerçekleşir. Tetrat, sinapsis ve crossing-over görülmez.<br />
2 -METAFAZ 2: İkili kromatitler hücrenin ekvator düzleminde sıralanırlar.<br />
3- ANAFAZ 2: Kromatitler ikiye ayrılarak birer birer zıt kutuplara çekilir.<br />
4- TELOFAZ 2: Kutuplara çekilmiş tekli kromatitler (kromozomlar) kromatin iplik haline dönüşür. Etrafında çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur.<br />
B -SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ: Hayvansal hücrelerde; Çekirdek bölünmesi tamamlandıktan sonra sitoplazma ortadan boğumlanarak ikiye bölünür ve iki hücreden tekrar iki ayrı hücre oluşmuş olur<br />
Bitkisel hücrelerde: Oluşmuş olan iki tane iki çekirdekli hücrelerin ortalarında bir orta lamel (ara lamel) oluşur ve hücre duvarlarına kadar ulaşır. Dolayısıyla birbirine bitişik iki hücreden tekrar iki hücre oluşur<br />
Mayoz bölünme sonucunda n kromozomlu 4 hücre (gamet)oluşur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/mayoz-bolunme.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

