<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir &#187; Cografya</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/odev/cografya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>YABANCI ÜLKELERİN ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ EMELLERİ</title>
		<link>http://www.odevde.com/yabanci-ulkelerin-ulkemiz-uzerindeki-emelleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/yabanci-ulkelerin-ulkemiz-uzerindeki-emelleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 12:11:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=322</guid>
		<description><![CDATA[YABANCI ÜLKELERİN ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ EMELLERİ Dünyada ülkeler daima bulundukları konumdan daha iyi bir konuma gelebilmek için uğraş verirler. Daima çalışarak kendilerini rakipleri karşısında daha güçlü duruma getirmeye çalışırlar. Bir devletin sadece kendini güçlendirmesi o devletin dünyada söz sahibi olmasını sağlamaz. Bir yandan kendi güçlenirken rakipleri de zayıflamalıdır. Bu istek ve arzularını gerçeğe dönüştürebilmek için dünyada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YABANCI ÜLKELERİN ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ EMELLERİ</p>
<p>Dünyada ülkeler daima bulundukları konumdan daha iyi bir konuma gelebilmek için uğraş verirler. Daima çalışarak kendilerini rakipleri karşısında daha güçlü duruma getirmeye çalışırlar.<br />
Bir devletin sadece kendini güçlendirmesi o devletin dünyada söz sahibi olmasını sağlamaz. Bir yandan kendi güçlenirken rakipleri de zayıflamalıdır. Bu istek ve arzularını gerçeğe dönüştürebilmek için dünyada soğuk savaş içerisinde olan devletlerin sayıları oldukça fazladır.<br />
Nitekim Türkiye Cumhuriyeti sahip olduğu değerleri, jeopolitik konumu, tarihi ve gücü bakımından tüm dünya devletlerinin gözünü ayırmadığı ve tüm tarihi boyunca almayı istemekten vazgeçemediği çok büyük bir devlettir.<br />
Büyük devletlerin sorunları büyük olur, ama çok büyük devletlerin sorunları fazla büyümemelidir. Aksi takdirde büyük devletler karşılarındaki büyük karşı güçler karşısında yenik düşebilirler.<br />
Tüm tarihiyle dünyaya nam salan Türk Milleti bu büyük sorunların üstesinden gelmeyi her zaman bilmiştir. Ama gün geçmiyor ki başka yeni sorunlar çıkmasın&#8230;<br />
Bu güzel vatanımızı elimizden almak için yabancı ülkeler adeta çok gizli bir şebekede çalışıyormuş gibi ülkemizle uzun yıllardır soğuk savaş içerisindedirler. Ülkemiz tam bir sorunun üstesinden gelmişken diğer bir yenisi çok farklı bir konumda oluşmaktadır.<br />
80’lerin ortasına doğru ülkemiz tam gelişmek için yüksek bir hıza kavuşmak üzereyken PKK terörü denilen bir canavar grup yurdumuzun güneydoğusunda baş göstermiştir. GAP ile canlanacak ve kalkınacak olan bölgeye terör damgası vurulmuş yurdumuzun o bölgesi adeta diğer Türkiye olarak adlandırılmıştır.<br />
Bu kötü günler fazla sürmemiştir. Kahraman Türk askeri üstün bilgi ve tecrübesiyle terör örgütüne her geçen gün ağır darbeler indirmiş ve yeni binyıla girmeden örgütü ortadan kaldırmıştır.<br />
Çok büyük kayıplar verdiğimiz terörün kaynağını nereden aldığı yıllarca konuşulmuş ve tartışılmıştır.<br />
Ve de en sonunda çoğu otoriter çevrelerce bu terörizmin ülkemizin ilerlemesini yavaşlatmak amacıyla oluşturulmuş yabancı ülkelerin ülkemiz üzerindeki kötü emellerinden biri olduğu anlaşılmıştır.<br />
Diğer ülkelerin yaptıkları bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Ortaya attıkları yalan yanlış iddialarla yurdumuzun yurt dışındaki otoritesini sarsmayı hedef belirlemişlerdir.<br />
Osmanlı Devleti’nin tarihte hiç yapmadığı bir olay nedeniyle bugün Avrupa devletleri ve Ermenistan tarafında “Ermeni Soykırımı” ile suçlanmaktayız. Bunda bizim de suçumuz yok değil. Kendi tarihimizi onlar araştıracağına biz araştırırsak gerçeğin resmi bir şekilde ortaya çıkacağı şüphesizdir.<br />
Dünya tarihine baktığınız zaman en çok savaş yapmış, en çok şehit vermiş ve en çok üzerinde haince planlar yapılmış millet Türk Milleti dolayısıyla da Osmanlı’nın varisi olan Türkiye’dir.<br />
Bunun en öz nedeni dünyada çok değerli topraklar üzerinde bulunuyor olmamız ve bulunduğumuz yere hükmediyor olmamızdır.<br />
Kısacası Türkiye tarihi boyunca birçok devlet tarafından alınmak, yıkılmak ve çökertilmek istenmiştir ama yüce Türk Milleti buna izin vermemiştir ve bundan sonra da vermeyecektir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/yabanci-ulkelerin-ulkemiz-uzerindeki-emelleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYENİN JEOPOLİTİK ÖNEM</title>
		<link>http://www.odevde.com/turkiye%e2%80%99nin-jeopolitik-onem.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/turkiye%e2%80%99nin-jeopolitik-onem.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 12:10:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=320</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK ÖNEMİ Türkiye, Kuzey yarım kürede ekvator ile Kuzey kutbu arasında eski dünya kıtaları adını verdiğimiz (Asya, Avrupa, Afrika) topluluğunun hemen hemen tam ortasında yer alır.Ülkemiz, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada (Anadolu) üzerinde bulunur. 814.578 km2 alan kaplayan ülkenin 23.764 km2 si (yaklaşık %3) Avrupa Kıtası üzerinde yer alırken, diğer büyük parçası Asya’dadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK ÖNEMİ</p>
<p>Türkiye, Kuzey yarım kürede ekvator ile Kuzey kutbu arasında eski dünya kıtaları adını verdiğimiz (Asya, Avrupa, Afrika) topluluğunun hemen hemen tam ortasında yer alır.Ülkemiz, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada (Anadolu) üzerinde bulunur. 814.578 km2 alan kaplayan ülkenin 23.764 km2 si (yaklaşık %3) Avrupa Kıtası üzerinde yer alırken, diğer büyük parçası Asya’dadır. 36-420 kuzey paralelleri ve 26-450 doğu meridyenleri arasında yer alan ülkemizin en kuzey ucu Sinop ilinde İnce Burun; en güney ucu Hatay’da Beysun koyu güneyi olurken, en batı ucu Gökçeada’daki Avlakaburnu, en doğu ucu ise Iğdır ilimizde Aras Irmağı dil kesiminde yer alır. Geometrik şekil olarak kabaca yatay bir dikdörtgeni andıran ülkemizin batı-doğu yönündeki uzunluğu 1.600 km’ yi bulurken, kuzey-güney yönünde genişliği ise 650km’dir. Bu bakımdan ülkemizin doğusu ile batısı arasında 19 boylam, diğer bir deyişle 76 dakikalık bir zaman farkı vardır.Türkiye kuzeybatıda Bulgaristan ve Yunanistan; kuzeydoğuda Gürcistan, Ermenistan, doğuda Nahcivan, İran, güneydoğuda Irak ve Suriye ile sınır komşusudur. Bu komşular içinde en uzun kara sınırına 877 km ile Suriye sahiptir.Jeopolitik açıdan önemli bir konumda bulunan Türkiye, Anadolu yarımadası elverişli iklim koşulları nedeniyle tarihi çağlardan itibaren büyük ölçüde yerleşmelere sahne olmuş, bunun neticesinde de çeşitli uygarlıkların kurulduğu ve geliştiği bir alan haline gelmiştir. Bu bakımdan Türkiye Doğu ile Batı medeniyetlerine köprü olmuştur. Ülkemiz coğrafi açıdan birbirinden farklı özellikler gösteren yedi bölgeye ayrılır. Bunlar Marmara, Karadeniz, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri olarak adlandırılır.<br />
Jeopolitik demek bir ülkenin dış politikasını doğal konumunun belirlediğini öne süren siyasal bilgi kuramı demektir.<br />
Özellikle iki dünya savaşı arasındaki dönemde Almanya’da ele alınıp geliştirilmiştir. 1924 yılında general Haushofer tarafından Münih’te bir jeopolitik enstitüsü kuruldu ve bir de jeopolitik dergisi yayımlanmaya başlandı.<br />
Yaşam alanı bulma gereksiniminin toplumların doğal yönsemesi olduğunu öne süren ve buna dayanarak yayılma politikası güden Nazi yöneticileri jeopolitik kuramcılarını kendilerine danışman edindiler ve bu yeni modern bilim dalından daha teknik ve bilinçli bir şekilde yararlanmaya başladılar.<br />
Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkedir. Asya ve Avrupa kıtaları arasında ulaşım ve ticaret gibi birçok alanda köprü görevi görmektedir.<br />
Dünyada çok az ülkeye nasip olmuş derecede önemli “İstanbul ve Çanakkale Boğazlar” ına sahiptir. Bu boğazlara sahip olması ve dolayısıyla da böylesine önemli bir ulaşım merkezi olması Türkiye’nin en önemli özelliklerindendir.</p>
<p>Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler sıcak denizlere en kısa ve ekonomik yoldan ulaşabilmek için İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan geçmek zorundadırlar. Özellikle Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra kurulan yeni cumhuriyetler büyüme ve gelişme umuduyla deniz ticaretine büyük önem vermektedirler. Bu yolla ülkemize daha çok döviz girişi sağlanır ve ekonomimiz gelişir.Zengin petrol yataklarına sahip doğu ve Ortadoğu ülkelerine yakın olmamız da diğer bir jeopolitik avantajdır. Orta Doğu’ da petrol çıkaran ülkeler ürünlerini tüm dünya pazarına en kısa ve en karlı yoldan sunabilmek için ya bizim topraklarımızdan petrol hattı geçirmek; yada limanlarımızdan dağıtım ve satış yapmak zorundadırlar. Yurdumuz dünya coğrafyasında ılıman iklim kuşağında yer alır. Bunun sayesinde aynı anda ülkemizde 4 mevsim birden yaşanabilir. Böylece ülkemiz turizm değerleri bakımından da değerli bir konuma gelmiştir. Kış turizmi yurdumuzun kuzey, doğu ve kuzeydoğu kesimlerinde yapılmaktadır.<br />
Asıl önemli olan yaz turizmi ise Akdeniz ve Ege bölgeleri ağırlıklı olmak üzere yurdumuzun deniz kıyısındaki birçok yöresinde yapılır. Ülkemize yılda yaklaşık 9 milyon yabancı turist gelmektedir. Bu turizmden elde ettiğimiz gelirde yurdumuzun onlara göre ucuz olması nedeniyle sayıya göre biraz düşüktür(yaklaşık 13 milyar dolar).<br />
Eşsiz kültürü, geçmişten beri kurduğu ve yücelttiği devletleri, gelenek ve görenekleri ve binlerce yıllık tarihi ile Türk Milleti dünyada tarihe damgasını vuran ender milletlerden biridir ve şu andaki varlığını Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde sürdürmektedir.<br />
Yurdumuz Türkiye, dünya üzerinde birçok çatışmaların, sıcak ve soğuk savaşların yaşandığı Balkanlar ve Orta Doğu arasında yer almaktadır. Bu nedenle Türkiye tarihi boyunca hiç önemini kaybetmesine izin vermediği savunma ve askeri güç düzenini daima büyük bir dikkat ve kararlılıkla korumak zorundadır. Konumu nedeniyle birçok ülkeye hakim ve hükmedebilecek bir yerde bulunması ülkemizin stratejik bakımda ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. Dünyadaki en güçlü devletlerden biri olarak kabul edilen A.B.D, ülkemizi Orta Doğu’daki barışı sağlamak ve kendine güçlü bir ortak edinebilmek için müttefiki ilan etmiştir. Ülkemiz Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’ e 24 Ekim 1945; NATO’ya da 1951’de katılmasıyla dünyada ki gücünü kabul ettirme fırsatı bulmuştur.<br />
Kısacası yurdumuz çok büyük bir jeopolitik güç potansiyeline sahiptir ve bunun da büyük bir bölümünden gerek askeri, gerek ekonomik, gerek de siyasal alanlarda yararlanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/turkiye%e2%80%99nin-jeopolitik-onem.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Petrol Doğal Gaz ve Jeotermal Enerji Hakkında Merak Edilenler</title>
		<link>http://www.odevde.com/petrol-dogal-gaz-ve-jeotermal-enerji-hakkinda-merak-edilenler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/petrol-dogal-gaz-ve-jeotermal-enerji-hakkinda-merak-edilenler.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 12:06:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>
		<category><![CDATA[0 petrol rezervleri]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal gaz nedir]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada petrol tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[ham petrol]]></category>
		<category><![CDATA[lpg]]></category>
		<category><![CDATA[lpg nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nafta nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nasil bulunur]]></category>
		<category><![CDATA[opec]]></category>
		<category><![CDATA[opec sepet]]></category>
		<category><![CDATA[petrol nedir]]></category>
		<category><![CDATA[petrol tüketenler]]></category>
		<category><![CDATA[petrol üretenler]]></category>
		<category><![CDATA[petrolun siniflandirilmasi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltında petrol ve doğal gaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[Petrol, Doğal Gaz ve Jeotermal Enerji Hakkında Merak Edilenler &#8220;Ham&#8221; petrol nedir? Yerküre içerisinde organik materyalin başkalaşımı ile oluşmuş ve gözenekli kayaçlar içerisinde depolanmış sıvı haldeki hidrokarbonlara ham petrol adı verilir. Petrolün başındaki &#8220;ham&#8221; terimi bir hammadde olduğunu ve henüz işlenmediğini gösterir. Ham petrol, rafinerilerde bileşenlerine ayrıştırılarak (damıtılarak) günlük yaşamımızda kullandığımız pek çok ara madde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Petrol, Doğal Gaz ve Jeotermal Enerji Hakkında Merak Edilenler</p>
<p>&#8220;Ham&#8221; petrol nedir?<br />
Yerküre içerisinde organik materyalin başkalaşımı ile oluşmuş ve gözenekli kayaçlar içerisinde depolanmış sıvı haldeki hidrokarbonlara ham petrol adı verilir. Petrolün başındaki &#8220;ham&#8221; terimi bir hammadde olduğunu ve henüz işlenmediğini gösterir. Ham petrol, rafinerilerde bileşenlerine ayrıştırılarak (damıtılarak) günlük yaşamımızda kullandığımız pek çok ara madde ve akaryakıt ürünleri elde edilir.<br />
İngilizcede petrol yerine kullanılan petroleum terimi köken olarak Grekçe’den (Yunanca’dan) türemiş olup, taş anlamına gelen &#8220;petra&#8221; kelimesi ile yağ anlamına gelen &#8220;oleo&#8221; kelimelerinin birleşimidir ve taşyağı anlamına gelir. Eski Grekler’den daha önce, Mezopotamya dillerinde naptu kelimesi taşyağı anlamında kullanılmıştır. Daha sonra bu kelime nafta olarak evrimleşmiş ve bugün pek çok dilin kelime haznesine ham petrol veya petrolden elde edilen gazyağı ve benzin türü hidrokarbon sıvıları belirtmek üzere girmiştir.<br />
________________________________________<br />
Petrol ve doğal gaz nasıl oluşmuştur?<br />
Hidrokarbonların ve dolayısıyla petrol ve gazın yeraltında nasıl oluştuğu kesinlikle bilinmemekle birlikte, 20. yüzyılın başından beri süregelen bilimsel araştırma sonuçları, tüm hidrokarbonların yaşamını yitirmiş canlıların artıklarının durgun deniz ve göl gibi ortamların tabanında birikmesiyle oluşmaya başladıklarını ortaya koymaktadır. Deniz, göl veya akarsularda yaşamını yitirmiş olan bitkisel ve hayvansal canlılar (yani ölü organizmalar) akarsuların bu ortamlara taşıdığı kum, kil ve mineral tanecikleri ile birlikte dibe çökerek yığılırlar. Bitkisel ve hayvansal kökenli malzemeler mikroskobik boyuttan gözle görülebilecek boyuta kadar değişen büyüklüklerdeki organik artıklardan oluşurlar.<br />
Milyonlarca yıl süren bu çökelme ve yığılma olayı tüm çökel malzemenin kalınlığının artmasına neden olur. Ancak, artan kalınlıkla birlikte çökellerin tabana uyguladıkları ağırlıkta artar. Önce çökelen ve altta kalan kayaç bileşenleri sürekli artan üst ağırlık etkisi altında sıkılaşmaya ve biri birlerine tutunmaya başlarlar. Organik artıklar da, sıkılaşan katı tanecikleri arasında gözenek adı verilen çok küçük boşluklarda ve çatlaklarda su ile birlikte sıkışırlar ve yer altındaki ısı, radyoaktif element ışıması, bakteri etkisi ve üst ağırlık baskısı gibi etkenler altında kimyasal bozunmaya ve moleküler değişime uğrarlar. Yüz binlerce, milyonlarca yıl sürebilen ve katajenez adı verilen bu bozunma sürecinde organik kökenli katılar, sıvılar ve gazlar oluşmuştur. Bunlardan sıvılar ve gazlar bozunmalarını sürdürerek bizim algıladığımız anlamda ham petrole ve doğal gaza dönüşmüşlerdir.<br />
Organik hammaddenin katajenezi sırasında, bu maddelerin gözenek ve çatlaklarını doldurduğu kayaç da diyajenez adı verilen değişim süreci geçirir. Diyajenez sırasında killer, kumlar, organik artıkların kabukları ve mineraller hem kimyasal hem de fiziksel olarak değişimler geçirirler ve sıkılaşarak taşlaşırlar, yeraltı kayaç katmanlarını oluştururlar. Gözenekleri içinde petrol ve gaz oluşan bu kayaçlara hazne kayaç adı verilir.<br />
Bir hazne kayacın içerisinde içerisinde oluşan petrol ve gaz, kırılmaların oluşturduğu çatlak ve kırık yüzeyleri boyunca kaçarak daha gözenekli kayaçların gözenekleri ve/veya çatlakları içine göç edebilirler. Bu olay petrol veya gazın birincil göçü olarak adlandırılır. Göç olayı kilometrelerce uzağa kadar, yatay veya düşey yönde olabilir. Yeter ki petrol ve gaz içine yerleşebilecekleri gözenekli ve geçirgen bir kayaç bulabilsinler… Gözenekleri suya doygun, geçirgen bir kayaca göç etmeye çalışan petrol ve/veya gaz, sudan daha düşük yoğunluğa sahip olması nedeniyle yavaş yavaş su ile düşey yönde yer değiştirmeye başlar. Bu olay petrol veya gazın ikincil göçü olarak adlandırılır. Eğer petrol ve gaz bu kayaç gözenekleri içinde sıkışırlar ve bir başka kayaç içine göç edemezlerse, petrol ve gaz artık kapanlanmıştır. Yoğunluğu düşük olan gaz üstte olmak üzere, onun altında petrol ve en altta da su, kayaç gözenekleri içinde aşağı doğru sıralanırlar. Molekülleri petrolden çok daha küçük olan gaz bazan petrolün içine giremeyeceği yeni bir göç yolu bulup petrolden ayrılabilir. İşte böyle gözenekleri içinde petrol ve gaz kapanlamış bir kayaç parçasına petrol rezervuarı, yalnızca gaz kapanlanmış bir kayaç parçasına da doğal gaz rezevuarı adı verilir.<br />
________________________________________</p>
<p>Ham petrolden damıtma yoluyla elde edilen bileşenler nelerdir?<br />
Ham petrolün rafinerilerde arıtılması ve işlenmesi sonucunda, ortalama olarak %43 benzin, %18 fuel oil ve motorin, %11 LPG (sıvılaştırılmış petrol gazı, propan veya propan-bütan karışımı), %9 jet yakıtı, %5 asfalt ve %14 diğer ürünler elde edilmektedir.<br />
________________________________________</p>
<p>Yeraltında petrol ve doğal gaz nasıl bulunur?<br />
Petrol ve doğal gaz yeraltında kayaçların mikroskopik gözeneklerinin ve çatlakların içerisinde bulunur. Petrolün yeraltında bir göl veya havuz içerisinde bulunduğu düşüncesi doğru değildir. Petrol ve doğal gazın aranması jeoloji, jeofizik ve petrol mühendisliği dallarının ortak çalışmasını gerektirir. Yeraltı formasyonlarında petrolün ve/veya gazın var olup olmadığı kesin olarak yalnızca sondaj yapılarak belirlenebilir. Petrolün varlığı ve ekonomik olarak üretilebilirliği sondajlarla kanıtlandıktan sonra üretim kuyuları delinerek petrolün yeryüzüne çıkartılması sağlanır. Petrol, yerin derinliklerinde bulunan kayaçların gözenekleri ve çatlakları içerisinden akarak üretim kuyusuna ulaşır.<br />
Bir petrol veya gaz kuyusunun delinmesi işlemi petrol ve doğal gaz mühendisliğinin bir alt sınıfı olan Sondaj (kuyu delme) Mühendisliği&#8217;nin görev alanına girer. Petrol veya gaz amaçlı delinen kuyuların pek çoğu petrollü veya gazlı çıkmaz ; kuru kuyu adıyla anılır ve terkedilirler. Eğer bulunan petrol ve/veya gaz rezervi ekonomik ise, diğer bir deyişle üretim için yapılacak parasal yatırımı karşılayacak düzeyde ise, o zaman petrol ve gazın üretimi için sahanın geliştirme aşamasına geçilir. Ancak, bulunan petrol ve/veya gaz rezervi yapılacak parasal yatırımı karşılayamayacak kadar küçük ise, o kuyu petrollü veya gazlı dahi olsa, petrolün varil fiyatı yeterince yüksek düzeye erişene dek terkedilir.<br />
Petrol ve gazın üretilmesi, boru hatları yoluyla ayrıştırma veya tüketim tesislerine aktarılması işlemi, petrol ve doğal gaz mühendisliğinin ikinci bir alt sınıfı olan Üretim Mühendisliği&#8217;nin görev alanına girer. Ancak, yerin binlerce metre altındaki bir kayacın gözeneklerinde bulunan petrol ve gazın tamamının üretilebilmesi hemen hemen olanaksızdır. Petrol rezervuarından maksimum miktarda petrol üretebilmek, gözenekli ortamda petrol ve gaz akışın fiziğini belirlemeye yönelik zorlu ölçümler, ileri düzeyde matematik içeren hesaplamalar ve sayısal modelleme tekniklerinin kullanımını gerektirir. İşin bu parçası da petrol ve doğal gaz mühendisliğinin üçüncü bir alt sınıfı olan Rezervuar Mühendisliği&#8217;nin görev alanına girer.<br />
________________________________________</p>
<p>Doğal gaz nedir?<br />
Doğal gaz; metan(CH4), etan(C2H6), propan(C3H8) gibi hafif moleküler ağırlıklı hidrokarbonlardan oluşan bir karışımdır. Yeraltında yalnız başına veya petrol ile birlikte bulunabilir. Petrol gibi doğal gaz da kayaçların mikroskopik gözeneklerinde bulunur ve kayaç içerisinde akarak üretim kuyularına ulaşır. Doğal gaz, yüzeyde ayrıştırılarak içerisinde bulunan ağır hidrokarbonlar (bütan, pentan.. vb) uzaklaşıtırılır. Doğal gaz, evlerimizde kullandığımız en temiz fosil yakıttır. Doğal gazın yanması durumunda karbondioksit, su buharı ve azot oksitler oluşur.<br />
________________________________________<br />
Petrol ve doğal gaz birbirinden farkli iki madde midir?<br />
Petrol ve doğal gaz, ayni tip hidrokarbon moleküllerinden oluşmuş, sırası ile sıvı ve gaz fazlarındaki akışkanlara verilen isimlerdir. Doğal gaz yeraltında yalnız başına bulunabileceği gibi, petrol rezervuarlarında gaz başlığı olarak ve/veya petrol içerisinde çözünmüş olarak da bulunur. Doğal gaz, çoğunlukla C1-C5 hidrokarbonlarından oluşurken, petrol içerisinde C1-C60+ (C60 ve daha ağır) hidrokarbonlar bulunur. Petrol içerisinde çözünmüş gaz, petrolün kuyuya akmasını sağlayan en önemli enerji kaynağıdır.</p>
<p>Aşağıda petrol ve doğal gazın yaklaşık olarak bileşimleri verilmektedir. Bu tablodan da görülebileceği gibi petrol ve doğal gaz, aynı hidrokarbon ailesine ait moleküllerin farklı bileşimlerde bir araya gelmesiyle oluşur.<br />
Bileşen Doğal Gaz<br />
Mol Kesri Petrol<br />
Mol Kesri<br />
Metan (CH4) 0.90 0.44<br />
Etan (C2H6) 0.05 0.04<br />
Propan (C3H8) 0.03 0.04<br />
Bütan (C4H10) 0.01 0.03<br />
Pentan (C5H12) 0.01 0.02<br />
Hexan ve daha ağır (C6H14 ve yukarısı) << 0.01 0.43</p>
<p>________________________________________<br />
Petroller nasıl sınıflandırılır?<br />
Ham petrolün kimyasal bileşimi oldukça karmaşıktır. Tipik bir ham petrol örneği, 18 farklı hidrokarbon ailesine ait yaklaşık birkaç bin kimyasal madde içerir. Petrolün içerdiği bileşenlerin tamamının detaylı analizi oldukça zordur. Petrolün yapısının bu derece karmaşık olması, basitleştirilmiş sınıflama tekniklerinin kullanılmasını zorunlu hale getirmiştir.<br />
Yaygın olarak kullanılan bir sınıflama yöntemi petrolü parafin bazlı ve asfalt bazlı olarak ikiye ayırmaktır. Parafin bazlı petrollerden düşük sıcaklıklarda parafin adı verilen bir katı madde ayrışır. Parafin, asitlere karşı dayanıklı, eter, kloroform, karbon disülfit gibi kuvvetli solventler tarafından çözülemeyen bir katıdır.<br />
Asfalt bazlı petroller, damıtma sonucunda artık olarak koyu renkli (siyah) bir katı faz oluştururlar. Asfalt, eter, kloroform, karbon disülfit gibi kuvvetli solventler tarafından çözülebilen bir maddedir.<br />
________________________________________<br />
Dünyada petrol tükenmekte midir?<br />
Her yenilenemez enerji kaynağında olduğu gibi petrol rezervleri de sınırlıdır. Bununla beraber uzun yıllar yetecek petrol rezervleri mevcuttur ve yeni rezervler de yer altında keşfedilmeyi ve üretilmeyi beklemektedir. Gelişen teknoloji sayesinde petrol, derin deniz diplerinde ve yer içinin karmaşık yapıda olduğu bölgelerde dahi aranmakta, bulunmakta ve üretilmektedir. Yaygın olarak söylendiği gibi petrolün yaklaşık olarak 40 yıllık içerisinde tükeneceği varsayımı aslında yanlış bir anlamadan kaynaklanmaktadır (2002 yılı sonu dünya rezerv/üretim ortalaması 40.3 yıldır). Burada bahsedilen süre petrol şirketlerinin ellerinde tuttukları ekonomik olarak üretilebilir petrol rezervlerinin miktarından kaynaklanmaktadır. Yapılacak yeni keşifler ile artacak olan petrol rezervleri yakın gelecekte üretim/tüketim dengesini sağlayacak yeterliliktedir.<br />
2002 yılı kaynaklarına göre bilinen rezervlerin yaklaşık 2/3 kadarına sahip olan Orta Doğu bölgesi, mevcut üretim miktarları korunduğunda ve yeni keşifler yapılmadığı varsayıldığında 86 yıl yetecek kadar petrol rezervine sahiptir. Kuzey Amerika&#8217;da ise bu oran yaklaşık 13 yıl kadardır.<br />
OPEC nedir?<br />
Organization of Petroleum Exporting Countries kelimelerinin baş harflerinden oluşan OPEC sözcüğü, kısaca petrol ihraç eden ülkeler organizasyonunu betimlemek için kullanılır. OPEC&#8217;in kuruluş amaçlarından en önemlisi dünyada petrol fiyatlarını stabil hale getirmektir. 11 gelişmekte olan ülkenin katılımı ile oluşturulan organizasyonun üyeleri aşağıda verilmektedir :<br />
Cezayir Kuveyt Suudi Arabistan<br />
Endonezya Libya Birleşik Arap Emirlikleri<br />
İran Nijerya Venezuella<br />
Irak Katar</p>
<p>________________________________________<br />
OPEC sepet fiyatı ne demektir?<br />
OPEC sepet fiyatı petrol ihraç eden ülkeler organizasyonuna dahil ülkelerin uyguladığı fiyatlandırma mekanizması ile belirlenmiş ortalama fiyattır. Ortalama petrol fiyatı belirlenirken yedi farklı referans petrolün ortalaması kullanılmaktadır. Referans petrollerden altısı OPEC üyeleri tarafından üretilirken, yedincisi ise (Istmus) OPEC üyesi olmayan Meksika tarafından üretilmektedir. Referans petroller aşağıda gösterilmektedir :</p>
<p>Arabian Light (Arap hafif petrolü), Suudi Arabistan<br />
Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri<br />
Bonny Light, Nijerya<br />
Saharan Blend, Cezayir<br />
Minas, Endonezya<br />
Tia Juana Light, Venezuella<br />
Istmus, Meksika</p>
<p>________________________________________<br />
Dünyada en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkeler hangileridir?<br />
2001 yılı istatistik bültenine göre kanıtlanmış petrol rezervleri en yüksek olan ilk beş ülkenin sıralaması aşağıdadır :<br />
Ülke Kanıtlanmış Rezerv<br />
(109 varil)<br />
Suudi Arabistan 261.8<br />
Irak 112.5<br />
İran 89.7<br />
Birleşik Arap Emirlikleri 97.8<br />
Kuveyt 96.5</p>
<p>________________________________________<br />
Dünyada en çok petrol üreten ülkeler hangileridir?<br />
2001 yılı istatistik bültenine göre en çok petrol üreten ilk beş ülkenin sıralaması aşağıdadır :<br />
Ülke Günlük Üretim<br />
(103 varil)<br />
Suudi Arabistan 8 768<br />
Amerika Birleşik Devletleri 7 717<br />
Rusya Federasyonu 7 056<br />
İran 3 688<br />
Mexico 3 560</p>
<p>________________________________________<br />
Nafta nedir?<br />
Nafta ham petrolün atmosferik koşullarda damıtılması sırasında elde edilen (30-170°C ) renksiz, uçucu ve yanıcı sıvı hidrokarbon karışımlarına verilen bir addır. Nafta kelimesi tarihsel olarak Bakü ve İran da yeryüzüne kadar ulaşan bir tür hafif petrol sızıntısını adlandırmak için kullanılmıştır. Nafta kimyasal olarak parafinik, naftenik ve aromatik hidrokarbonlardan oluşur. Nafta yaygın olarak solvent (çözücü) ve diğer maddelerin üretildiği bir ara ürün olarak kullanılır. Teknik açıdan arabalarımızda kullandığımız benzin ve kerosen nafta gurubu karışımlar arasında yer alır.<br />
________________________________________<br />
LPG nedir?<br />
LPG (liquiefied petroleum gas &#8211; sıvılaştırılmış petrol gazı) çoğunlukla 3 ve 4 karbonlu (C3 ve C4) hidrokarbonları içeren ve düşük basınçlarda sıvılaşabilen gazları tanımlamakta kullanılan bir terimdir. Doğal haliyle LPG renksiz, kokusuz, toksik özelliği bulunmayan bir maddedir. Havadan daha yoğundur ve basınç altında sıvı halde depolanır. Kaçak oluşması durumunda kolayca farkedilmesi için içerisine kokulandırıcılar eklenerek kullanıma sunulur.<br />
________________________________________<br />
LNG nedir?<br />
Doğal gaz atmosferik basınçta yaklaşık olarak -125°C sıcaklığına kadar soğutulduğunda sıvı hale geçer ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) olarak adlandırılır. Bir birim hacim LNG buharlaştırıldığında yaklaşık olarak 600 birim hacim doğal gaz elde edilir. LNG su yoğunluğunun yarısından daha düşük bir yoğunluğa sahiptir. LNG doğal haliyle kokusuz, renksiz, korozif olmayan ve zehirleyici bir özelliği bulunmayan bir sıvıdır. Buharlaştırıldıktan sonra kolayca farkedilmesi için içerisine kokulandırıcılar eklenerek kullanıma sunulur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/petrol-dogal-gaz-ve-jeotermal-enerji-hakkinda-merak-edilenler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KLİMATOLOJİ</title>
		<link>http://www.odevde.com/klimatoloji.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/klimatoloji.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:59:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[KLİMATOLOJİ Yunanca clinein eğimli ve logos bilim kelimelerinden oluşan Klimatoloji; atmosfer içerisinde meydana gelen hava olayları ile yeryüzünde görülen iklim tiplerini inceleyen bilim dalıdır. * ******* Klimatolojinin konusu olan iklim, geniş bir sahada uzun yıllar boyunca görülen atmosfer olaylarının ortalama halidir. İklim Coğrafi yeryüzünün şekillenmesi ve insan yaşamını çok yakından kontrol etmektedir. * ******* Klimatoloji, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KLİMATOLOJİ</p>
<p>Yunanca clinein eğimli ve logos bilim kelimelerinden oluşan Klimatoloji; atmosfer içerisinde meydana gelen hava olayları ile yeryüzünde görülen iklim tiplerini inceleyen bilim dalıdır.<br />
*<br />
******* Klimatolojinin konusu olan iklim, geniş bir sahada uzun yıllar boyunca görülen atmosfer olaylarının ortalama halidir. İklim Coğrafi yeryüzünün şekillenmesi ve insan yaşamını çok yakından kontrol etmektedir.<br />
*<br />
******* Klimatoloji, hava olaylarını yakından tanımak için Fiziğin bir alt dalı olan Meteoroloji&#8217;nin verilerinden geniş ölçüde yararlanır. Meteorolojinin yaptığı gözlemleri alır ve insan ve canlı yaşamı açısından inceleyerek açıklamaya çalışır.*</p>
<p>** **** Savaş sonrası dönemde, ülkemizdeki nüfus artış hızı yeniden yükselmiştir. Bunun nedenleri, sağlık koşullarındaki düzelme, salgın hastalıkların büyük ölçüde önlenmesi ve hayat seviyesinin yükselmesidir. Bugün ortalama nüfus artış hızımız %1,8 civarındadır.</p>
<p>******* Yurdumuzda nüfus artış hızının çok düşük veya çok yüksek olması, önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. Nüfus artış hızının düşük olması; yaşlı nüfusun fazla, çalışma çağındaki nüfusun az olmasına neden olur.</p>
<p>******* Yurdumuzdaki nüfus artış hızının çok yüksek olması, kalkınma hızımızı düşürmekte, çalışan nüfusun yükünü de ağırlaştırmaktadır. Ayrıca işsizliği artırmakta, gelir dağılımında dengesizliğe neden olmaktadır. Doğal kaynaklarımızın da daha çabuk tükenmesine neden olan hızlı nüfus artışı, göçleri de hızlandırmaktadır. İşte bu nedenle, nüfus artış hızının dengede tutulması için yurdumuzda aile planlaması çalışmaları yapılmaktadır. Böylece herkesin bakabileceği kadar çocuk sahibi olmasına çalışılmaktadır. Buna dayalı olarak nüfusumuz, daha sağlıklı, daha iyi eğitilmiş ve daha iyi olanaklara sahip bireylerden oluşacaktır.</p>
<p>******* d. Yurdumuzda nüfus kaybının nedenleri ve sonuçları<br />
******* Yurdumuzda nüfus kaybını oluşturan etmenlerin başında, ana ve bebek ölümlerinin yüksek olması, trafik kazalarının çokluğu, salgın hastalıklar ve doğal afetlerin fazlalığı ile savaş ve dış göçler gelmektedir.</p>
<p>******* 1990 nüfus sayım sonuçlarına göre, nüfusumuzun dörtte birini doğurgan çağdaki kadınlar, üçte birini de bebek ve çocuklar oluşturmaktadır. Sözü edilen bu iki yaş grubunun sağlık durumlarının istenilen düzeyde olmaması, ülkemizde genel sağlık sorunlarının önemli ve öncelikli konularından birini oluşturmaktadır. Özellikle kırsal kesimlerdeki kadınlarımızın doğum öncesinde ve doğumdan sonraki dönem içinde, gerekli sağlık koşullarına uymamaları, anne ölümlerinin çok olmasına neden olmaktadır. Ayrıca kırsal kesimlerde, doğumun sağlık personeli değil de bu konuda uzman olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilmesi, ölüm olaylarını arttırmaktadır. Bu durum bazen hem anne hem de bebeğin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanmaktadır. Bunun yanında yeni doğan bebeğin özellikle hayatının ilk ayı, çok özel bir dönem olması nedeniyle yakından izlenmesi gerekmektedir. Yurdumuzda özellikle kırsal kesimlerde bebek bakımı gereği gibi yapılamadığından, bebek ölüm oranları yüksek olmaktadır.</p>
<p>******* Nüfus kaybının önemli etmenlerinden olan trafik kazaları da yurdumuzda son yıllarda artış göstermiştir. Bu kazalar sonucunda pek çok vatandaşımız yaşamını yitirmekte, pek çoğu sakat kalmakta ayrıca büyük maddi zararlar meydana gelmektedir. Bu kazaların oluşumunda özellikle sürücü, yaya ve yolcu olarak insan faktörünün çok büyük payı vardır. Bazı kara yollarımızın, artan trafiğe cevap verememesi de önemli bir etkendir. 2000 yılı itibariyle yurdumuzda 466 385 trafik kazası olmuş, bu kazalarda 3941 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 115 877 vatandaşımız da yaralanmıştır.<br />
Trafik kazalarının azaltılması, düzenli ve güvenli bir trafik ortamının sağlanması için kişilerin yol ve trafik güvenliği konularında gereği gibi eğitilmeleri gerekir.</p>
<p>******* Tifo, tifüs, dizanteri, kızıl, kızamık, salgın menenjit, verem, difteri, bulaşıcı sarılık, kolera vb. pek çok salgın hastalık da nüfus kaybına neden olmaktadır. Bütün bu bulaşıcı hastalıklar, insana birtakım yollarla bulaşır ve ölümlere neden olur. Bulaşıcı hastalıkların başkalarına geçmeden ortaya çıktığı anda önlenmesi ve insan kaybına neden olmaması alınacak bazı tıbbi tedbirlerle mümkündür.</p>
<p>******* Doğal afetlerden olan depremler, sel baskınları, çığ düşmeleri ve yer kaymaları ile yangınlar da yurdumuzda az da olsa nüfus kaybına neden olan etmenlerdendir. Türkiye deprem kuşağı üzerinde yer alan bir ülkedir. Bu nedenle yurdumuzda yer yer değişik şiddetlerde depremler olmaktadır. Gerek depremlere, gerekse diğer doğal afetlere ve yangınlara karşı yeterince önlem alındığı takdirde bunların vereceği zararı en aza indirmek mümkün olabilecektir.</p>
<p>******* Nüfus kaybına neden olan diğer bir etmen de savaştır. Savaşlar çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Çatışma sonucunda pek çok insanın yaşamını kaybetmesi, o ülkede nüfus kaybına neden olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Ulu Önder Atatürk&#8217;ün &#8220;Yurtta sulh, cihanda sulh.&#8221; ilkesine bağlı kalarak zorunlu olmadıkça herhangi bir savaşa girmemektedir. Aynı zamanda savaşa neden olacak durumlardan kaçınmaktadır.</p>
<p>******* Daha çok ekonomik nedenlerle gerçekleşen dış göçler de nispeten yurdumuzdaki nüfus kaybına neden olmaktadır. Ülkemiz nüfusunun artışına paralel olarak ekonomik imkanlarımızın ve iş olanaklarının artırılması ile bu durumun geçilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/klimatoloji.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Turkiyenin ovalari</title>
		<link>http://www.odevde.com/turkiyenin-ovalari.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/turkiyenin-ovalari.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:56:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE‘NİN OVALARI ******* Çevresine göre alçakta kalmış çoğu akarsuların biriktirmesiyle alüvyon dolgu alanı haline gelmiş geniş düzlüklerdir. Çevrelerine göre alçakta olmalarına karşın denizden yükseklikleri farklıdır. (Yüksekova 2000m., Adapazarı Ovası 17m. gibi) ***** * Oluşumlarına Göre Ovalar **** ** Tektonik Ovalar: Çöküntü ovaları da denir. Yerkabuğu hareketleri sonucu yükseltiler arasında çukurda kalan yada çöken sahaların zamanla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
TÜRKİYE‘NİN OVALARI<br />
******* Çevresine göre alçakta kalmış çoğu akarsuların biriktirmesiyle alüvyon dolgu alanı haline gelmiş geniş düzlüklerdir. Çevrelerine göre alçakta olmalarına karşın denizden yükseklikleri farklıdır. (Yüksekova 2000m., Adapazarı Ovası 17m. gibi)<br />
***** * Oluşumlarına Göre Ovalar<br />
**** ** Tektonik Ovalar: Çöküntü ovaları da denir. Yerkabuğu hareketleri sonucu yükseltiler arasında çukurda kalan yada çöken sahaların zamanla alüvyonlarla dolmasıyla oluşmuşlardır. ERZURUM, ERZİNCAN, B. VE K. MENDERES OVALARI<br />
** **** Delta Ovaları: Akarsuların taşıdığı malzemeyi denize döküldükleri sığ kıyılarda biriktirmesiyle oluşan kabaca üçgen şekilli ovalardır. BAFRA, ÇARŞAMBA OVALARI<br />
******* Gölyeri Ovaları: 3. Zamanda çok geniş alan kaplayan göllerin sularının çekilmesiyle ortaya çıkan geniş düzlüklerdir. TUZ GÖLÜ, AKŞEHİR GÖLÜ, EBER GÖLÜ<br />
******* Karstik Ovalar: Karstik arazilerde dolin ve uvalaların birleşip genişlemesiyle oluşmuş ovalardır. Akdeniz Bölgesinde örnekleri görülür. MUĞLA, ELMALI, KESTEL OVALARI<br />
******* Dağ Eteği Ovaları: Dağların eteğinde dağdan inen akarsuların biriktirdiği alüvyonlarla oluşmuş az eğimli düzlüklerdir. BURSA OVASI, NUR DAĞL. ETEKLERİ (İSKENDERUN)<br />
** **** Bulundukları yere göre Ovalar<br />
******* A) İç Ovalar: D.Anadolu&#8217;daki gibi dağların arasındaki tektonik çukurlarda oluşmuş ovalardır. Erzurum, Muş, Erzincan v.s. İç Anadolu&#8217;daki gibi platolar arasına gömülmüş ovalardır. Konya , Aksaray ovaları gibi.<br />
******* Tektonik kökenli oldukları için fay hatları üzerindedirler ve deprem alanlarıdır. Dolayısıyla fay kaynakları ve kaplıcalar sıkça görülür. Bazı iç ovalar plato-ova arası bir geçiş şekline benzerler böyle şekillere HAVZA denir. Ergene havzası, Diyarbakır, Malatya Havzası gibi. Akdeniz&#8217;deki bazı iç ovalarda karstik ova şeklindedir.<br />
******* Bölgelere Göre Önemli İç Ovalar;<br />
******* İç Anadolu: Konya, Kayseri, Ankara Ovaları<br />
******* Marmara Bölgesi : Ergene, Bursa, Adapazarı, Balıkesir Ovaları<br />
******* G.Doğu Anadolu Bölgesi: Diyarbakır, Antep Ovaları<br />
******* Akdeniz Bölgesi : Burdur, Amik, Isparta, Elmalı, Kestel (Karstik)<br />
******* Ege Bölgesi : Bergama, Torbalı, Ödemiş, Salihli, Manisa, Afyon Ovaları<br />
******* Doğu Anadolu Bölgesi : Erzurum, Malatya, Muş, Iğdır Ovaları<br />
***** * B) Kıyı Ovaları: Akarsuların kıyılarda oluşturduğu delta ovaları ve diğer kıyı şeridi düzlüklerdir.<br />
******* Başlıca Delta Ovaları; ÇARŞAMBA (Yeşilırmak), BAFRA (Kızılırmak), SAKARYA (Sakarya), SİLİFKE (Göksu Irmağı) ÇUKUROVA (Seyhan, Ceyhan), DİKİLİ (Bakırçay), B. Ve K. MENDERES OVALARI<br />
***** * Kıyı Şeridi Ovaları; Dalaman, Köyceğiz, Manavgat, Finike &#8230;.<br />
*** *** Ovaların Ekonomiye Etkileri<br />
******* 1. Tarımsal etkinlik sahalarıdır.<br />
******* 2. Hayvancılığa Katkısı vardır.<br />
******* 3. Ulaşıma elverişlidir.<br />
******* 4. Yerleşmeye uygun alanlardır.<br />
******* 5. Su kaynakları bakımından zengindirler. (Artezyen, kuyu, göl v.s.)<br />
** **** Ovaların Sorunları<br />
******* 1. Sanayi kuruluşlarıyla dolmaktadırlar.<br />
******* 2. Tuğla, Kiremit v.s. yapımı için toprak ihtiyacı ovalardan karşılanmakta buda toprak kaybına yol açmaktadır.<br />
******* 3. Taban suyu yüksek yerler bataklığa dönüşmektedir.<br />
******* 4. Sanayi atıklarınca kirletilmektedirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/turkiyenin-ovalari.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EKVATORDA YER ALAN ÜLKELERİN BEŞERİ ÖZELLİKLERi</title>
		<link>http://www.odevde.com/ekvatorda-yer-alan-ulkelerin-beseri-ozellikleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/ekvatorda-yer-alan-ulkelerin-beseri-ozellikleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:25:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[-EKVADOR: Ekvador nüfusunun çoğu İspanyol ve Yerli melezi mestiz olardan oluşur. Nüfusun %9’ unu İspanyol asıllı beyazlar,yaklaşık %10’unu siyahlar oluşturur. Bunlar sömürgecilik döneminde Afrika’da köle olarak getirilen siyahların to-runlarıdır;genellikle ülkenin kuzey kıyılarında yaşarlar.Nüfusun bir bölümü de Avrupalı-Afrikalı melezi mulottalardan oluşur.Sayıları giderek azalan yerliler dağ vadilerinde yaşarlar ve nufusun en yoksul kesimini oluştururlar. 2-endonezya Endonezyalılar Sumatra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
-EKVADOR:<br />
Ekvador nüfusunun çoğu İspanyol ve Yerli melezi mestiz olardan oluşur. Nüfusun %9’ unu İspanyol asıllı beyazlar,yaklaşık %10’unu siyahlar oluşturur. Bunlar sömürgecilik döneminde Afrika’da köle olarak getirilen siyahların to-runlarıdır;genellikle ülkenin kuzey kıyılarında yaşarlar.Nüfusun bir bölümü de Avrupalı-Afrikalı melezi mulottalardan oluşur.Sayıları giderek azalan yerliler dağ vadilerinde yaşarlar ve nufusun en yoksul kesimini oluştururlar.<br />
2-endonezya<br />
Endonezyalılar Sumatra ve Bornea adalarının iç bölümlerinde yaşayan kabileler, Ba-li’deki gelişmiş Hindu kültürünü kuran insanlar ve Cava’nın uygar Malaylar’ı gibi bir çok değişik halktan oluşur.Ülkede 20 değişik dil konuşulur.Resmi dil ise hemen hemen bütün grupların anlayabileceği Malay dilinin bir lehçesidir.Nüfusun büyük bir çoğunluğu Müslüman’dır.Hıristiyanlar ve Budacılar da vardır.Bali ve Lombok adalarının halkı ise Hindu dilini benimsemiştir.Endonezya’da Malay olmayan en büyük grup Çinli tüccarlar-dır.İlköğretim parasızdır ve gençlerin çoğu okuryazardır.Ülkede 40’tan fazla üniversite ve birçok kütüphane vardır.<br />
Endonezya halkının çoğu küçük köylerde yaşar.Evler genellikle bambudan yapıl-mıştır; çatıları saman, yaprak ve kamışlarla kaplıdır.<br />
3-BREZİLYA:<br />
Gününmüzde nüfusun yarısı beyaz, beşte ikisi mulotto denen beyaz-siyah karışımı ile mestizo denen beyaz yerli karışımıdır.Çok azalan yerli nüfus Amazon bölgesinin erişilmez kesimlerinde yaşar. Siyah nüfus ara-sında ölüm oranının yüksekliğine karşılık, beyaz nüfus artmaktadır.Halkın hemen hemen tümü Katoliktir.Ne var ki yerlilerin ve siyahların bir bölümü eski dinsel inançlarını sürdürmektedir.<br />
4-KOLOMBİYA:<br />
Nüfusun yaklaşık %60’ını İspanyol ve yerli karışımı mestiz olar,%20’ sini İspanyol kökenli beyazlar ,%14’ünü Avrupalı Afrikalı karışımı mulottolar oluşturur.Kıyı kesimlerinde kölelerin soyundan gelen siyahlar yoğundur.Keşfedilmemiş iç kesimlerde ise 16. yüzyılda İspanyol’lar gelmeden önce ataları nasıl yaşıyorsa öyle yaşayan, 300 bin dolayında Yerlinin bulunduğu sanılmaktadır.Nüfusun % 80’i ülkenin dağlık batı bölgelerinde yaşar.Resmi dili İspanyolca olan ülkede halkın çoğu Katolik’tir. Kolombiya ‘da ki en eski üniversite 1572’de kurulan Bogotà Üniversitesi’dir.<br />
5-SİNGAPUR:<br />
Singapur’da yaşayan Çinliler nüfusun %77’sini oluşturur.Malaylar %15, Hintliler % 6 ve öteki azınlıklar %2’dir.Budacılık, Konfüçyüsçü-lük, Taoculuk, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hindu dininden başka çe- şitli inançlar da yaygınlık kazanmıştır.<br />
Ülke nüfusunun dörtte birinden fazlası 15 yaşın altında olduğu için eğitime özel bir önem verilir.<br />
6-GABON:<br />
Büyük çoğunluğunu siyahların oluşturduğu halk yaşamını tarım ve balıkçılıkla kazanır. Nüfusun yarıya yakın bölümü Libreville,Port-Gentil, Lambaréné, Moila, Franceville gibi büyük yerleşim merkezlerinde yaşar. Geri kalan bölümü ise yol ve ırmak kenarlarındaki küçük köylere dağıl-mıştır. Halkın %95’i Hıristiyan’dır.Az sayıda Müslüman vardır.Geri ka-lanı ise çeşitli Afrika dinlerindendir. Ülkenin başlıca kentlerinden biri o-lan Port-Gentil bir sanayi merkezidir.Başkent Libreville ise büyük otelleri, geniş caddeleri ve eğlence merkezleriyle Afrika’nın en çağdaç kentlerin-den biri durumundadır.<br />
7-KENYA:<br />
Kenya’nın nüfusunu çoğunlukla Afrikalılar oluşturur.Ülkede az sayıda Avrupalı,Asyalı ve Arap yaşar.Afrikalılar içinde en kalabalık topluluk Kikuyular’dır.Kenya’da Kikuyular’dan başka 30’dan fazla Afrikalı etnik topluluk vardır.Ülkede birçok dil kullanılır.En yaygın konuşulan diller İngilizce ile Bantu dillerinden biri olan ve birçok Arapça sözcük içeren Svahili’dir.<br />
8-KONGO:<br />
Toplam nüfusun yarısından çoğunu kabile toplulukları oluşturur. Or-manlarda Pigme kabileleri yaşar. Çoğu Fransız olan Avrupalılar büyük kentlerde oturur. Afrikalılar genellikle Bantu dillerini oluşturur. Kongo’ nun resmi dili Fransızca ve halkın büyük bölümü Hıristiyan’dır.Halkın üçte biri tarımla uğraşır ama ekilebilir besin gereksiniminin önemli bölü-münü dışarıdan satın alır.<br />
9-ZAİRE:<br />
Zaire’de daha çok Bantu dili kullanan insanlar yaşar, ama ormanlık bölgelerde Pigmeler de barınmaktadır.Nüfusu 34,138,000’dir(1990). BAŞKENTİ Kinşasa’dır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/ekvatorda-yer-alan-ulkelerin-beseri-ozellikleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nemlilik ve Yagis</title>
		<link>http://www.odevde.com/nemlilik-ve-yagis.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/nemlilik-ve-yagis.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:08:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>
		<category><![CDATA[atmosferdeki nem]]></category>
		<category><![CDATA[bagil nem]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[nemler]]></category>
		<category><![CDATA[nemlilik]]></category>
		<category><![CDATA[orografik yagislar]]></category>
		<category><![CDATA[sis]]></category>
		<category><![CDATA[yagis]]></category>
		<category><![CDATA[yagislar]]></category>
		<category><![CDATA[yogunlasma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=296</guid>
		<description><![CDATA[Nemlilik ve Yağış İklimi oluşturan diğer önemli bir eleman da nemlilik ve bunun sonucu oluşan yağıştır. İnsan ve diğer canlılar için çok önemli olan su, sıcaklık değişmelerine bağlı olarak katı, sıvı ve buhar haline gelir. Isınan su, buharlaşarak yükselir ve havaya karışır. Burada buhar halinde olduğu için gözle görülemez. Ancak havayla birlikte soğuyunca yoğunlaşır ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
Nemlilik ve Yağış</p>
<p>İklimi oluşturan diğer önemli bir eleman da nemlilik ve bunun sonucu oluşan yağıştır. İnsan ve diğer canlılar için çok önemli olan su, sıcaklık değişmelerine bağlı olarak katı, sıvı ve buhar haline gelir. Isınan su, buharlaşarak yükselir ve havaya karışır. Burada buhar halinde olduğu için gözle görülemez. Ancak havayla birlikte soğuyunca yoğunlaşır ve su tanecikleri oluşur. Bu tanecikler yer yüzünde sis, havada ise bulut görülürler. Hava içindeki nem yeterliyse ve soğuma da devam ederse, küçük su taneleri giderek büyür ve ağırlıkları artar. Büyüyen su taneleri yada bunların donmasıyla oluşan buz taneleri artık hava içinde kalamaz ve yer çekiminin etkisiyle yağış olarak yere düşer. Yağış olarak yere inen sular, ısınma sonucu yeniden buharlaşarak atmosfere yükselim ve bu döngü hep devam eder. Su dolaşımı adı verilen bu olaylar zinciri, yer yüzündeki nemin yer ve şekil değiştirmesidir.<br />
Nem havadaki suyun veya su buharının başka bir adıdır.Hava içinde az veya çok her zaman nem bulunur.Nem iki şekilde ifade edilir. 1) Mutlak nem :1 m3 hava içindeki nemin gram olarak değeridir (m3/gr olarak ifade edilir). Bu değer atmosfer içindeki su buharının (nemin) miktarını gösterir. Nem, atmosfer içinde her yerde aynı miktarda değildir. Çünkü havanın sıcaklığı arttıkça nem taşıma yeteneği de artar. Buna karşılık sıcaklık düştükçe azalır. Böylece sıcakken daha fazla nem taşıyabilen hava,soğuyunca bunun hepsini taşıyamaz ve bir kısmını yağış olarak bırakır. 2) Bağıl nem (nisbî nem ): Hava, taşıyabileceği kadar nemi alırsa doyma noktası ulaşmış olur.Buna, doymuş hava denir. Havanın doyma miktarı da sıcaklıkla doğru orantılı olarak azalır veya çoğalır. Ancak hava her zaman taşıyabileceği kadar (doyma miktarı kadar ) nem taşımaz işte bu iki değer arasındaki oran, bağıl nem olarak ifade edilir. Yüzde (½) olarak ifade edilen bağıl nem, şu formülle gösterilir.</p>
<p>Başka bir ifadeyle bağıl nem,belirli sıcaklıkta bir hava kütlesini taşıdığı nemin, aynı sıcaklıkta taşıyabileceği neme oranıdır. Bağıl nem, sıcaklıkta mutlak nemin kontrolü altındadır. Bağıl nemin düşük olduğu yerlerde hava kurudur, yağış olmaz. Bağıl nem ½100’e ulaştığı zaman, hava doyma noktasına ulaşmış olur. Yağış, ancak bu noktada sonra başlar.</p>
<p>Hava içindeki mevcut nem olan mutlak nem ,yer yüzünde her tarafta aynı değildir. Genel bir kural olarak ekvator’dan kutuplara doğru azalır. Çünkü hava ekvator2da daha sıcak olduğu için nem taşıma yeteneği de fazladır.kutuplara gidildikçe azalır. Aynı enlemde bulunan denizler üzerindeki nem, karalara oranla daha fazladır.Bunun nedeni de, deniz suyunun doğrudan nemin kaynağı olması ve buharlaşarak atmosferi beslenmesidir.</p>
<p>Atmosferdeki nem, yoğunlaşarak yağışa dönüşür. Yoğunlaşma için bazı şartlar gereklidir.Bunlardan birincisi havanın soğumasıdır.Çünkü hava soğuduğu zaman taşıyabileceği nem miktarı düşer.Yani doyma noktası düşer ve daha az nem ile doygun hale gelir. Fazla nem ise yoğunlaşır.Su buharı veya nemin yoğunlaşması için başka bir şart da yoğunlaşma çekirdeklerinin bulunmasıdır. Havada bulunan çeşitli toz taneleri, bu bakımdan önemli rol oynarlar.</p>
<p>Yoğunlaşma, Sis, Bulut<br />
Yoğunlaşma, yağışın ilk önemli şartı ve birinci aşamasıdır. Havanın soğumasıyla başlar. Yoğunlaşmanın ilk aşamasında, hava içinde küçük su tanecikleri oluşur.Bu tanecikleri hava içinde askıda kalabilir. Bu küçük su tanecikleri eğer yükseklerde oluşmuşsa buna bulut denir. Bulut içindeki sayısız su tanecikleri güneş ışınlarının tamamını geri yansıtır. Onun için bulutların rengi beyazdır.Bulutların bir özeliği de altlarının düz olmasıdır. Bu da bulutların alt seviyesinin yoğunlaşma düzeyine çakışmasından dolayıdır.Bulutlar çeşitli yükseklikler oluşur. Yüksekliklerine göre; alçak bulutlar, orta bulutlar ve yüksek bulutlar olmak üzere üç gruba ayrılır. İnsanlar için içerisinde çok miktarda su buharı bulundurdukları için koyu renkli görülür ve kara bulut (kümülüs) olarak nitelendirilirler</p>
<p>Bulutluluk , gök yüzünün bulutlarla kaplı olma oranını ifade eder. Bulutluluk, güneşlenme ve yağış yönünden insanları yakından ilgilendirir. İklimin önemli etmenlerinden de birisidir. Nefometre adı verilen ve çeşitli aynalardan oluşan aletlerle ölçülen bulutluluk, meteoroloji istasyonlarında ölçülerek gruplandırırlar. Bu da, gökyüzünü kaplayan bulutların miktarı, tümü 10 olarak kabul edilen gökyüzüne oranlanmasıyla bulunur. Bulutluluk için meteoroloji istasyonlarında şu ölçüler kullanılmaktadır.</p>
<p>Açık Gün: Bulutluluk onda 0-2<br />
Bulutlu Gün: Bulutluluk onda 2-8<br />
Kapalı Gün: Bulutluluk onda 8-10</p>
<p>Günlük bulutluluk 7, 14 ve 21’de yapılan gözlemlerin ortalanması alınarak bulunur.</p>
<p>Sis, bulutun yerde oluşmuş şekildedir (Şekil:32). Görüşü engellediği için özellikle ulaşım üzerinde olumsuz etkiler yapar. Ayrıca kışın kentler üzerinde oluşursa, hava kirliliğinin zararını daha da artırır. Sisler kara sisleri kıyı ve deniz sisleri ile orografik sisler olmak üzere üç büyük grupta toplanır.</p>
<p>Yağış atmosferdeki su buharının yoğunlaşarak sıvı katı halde yer yüzüne inmesi olayıdır.Plüviyometre (yağış ölçer) adı verilen bir aletle ölçülür.Yıllık yağış miktarı mm,cm ve m olarak, günlük yağış miktarı ise m2/ kg ile ifade edilir (1 m2’ye 1 kg.lık yağış, 1mm yükseklik tutar).</p>
<p>Yer yüzünde aynı miktarda yağış alan noktaların birleştirilmesiyle eş yağış eğrileri (izoyet) elde edilir. Bunlarla çizilen haritalar da yağış haritalarıdır.</p>
<p>Yağışın oluşumu ve tiplerine geçmeden önce iki kavramın bilinmesi gerekir.Bunlar hava kütlesi ve cephedir.</p>
<p>Hava Kütlesi: büyükçe bir kara parçası veya deniz üzerinde uzun süre kalan hava, üzerinde bulunduğu ortamın şartlarından etkilenir.Söz gelişi bir süre okyanus üzerinde bulunan hava, bol miktarda nem kazanır. Kışın Asya içinde bekleyen hava ise iyice soğur ve nem kaybeder.Onun için atmosferdeki havanın çeşitli bölümleri, değişik özelliktedir. Sıcaklık ve nem bakımından benzer özelliklere sahip olan hava bölümlerine hava kütlesi denir. Hava kütlesi uzun süre bekledikleri alanlar üzerinde oluştukları için bunlara doğuş bölgeleri denir,kutuplar,ekvator çevresi,okyanuslar ve büyük karalar hava kütleleri için doğuş bölgeleridir .Bu bölgeler göre hava kütleleri de çeşitli isimle alır ekvatoral hava kütlesi, kutupsal hava kütlesi, okyanusal hava kütlesi, karasal hava kütlesi gibi.Hava kütleleri, doğuş bölgelerin özelliklerini gittikleri yerlere taşırlar. Ancak yolları çok uzun olursa doğuş bölgelerinin özellikleri kısmen değişir ve zamanla geçtikleri yerlerin özelliklerinde kazanırlar.</p>
<p>Cephe : Hava kütleleri genellikle hareket halindedir. Böylece bir yer aynı mevsim içinde değişik karakterdeki hava kütleleri tarafından işgal edilir. Bazen de farklı karakterdeki hava kütleleri birbiriyle karşılaşır.İşte bu karşılaşma alanlarına cephe adı verilir. Cephelerde hafif olan sıcak hava kütlesi ağır olan soğuk hava kütlesinin üstüne yükselir. Cepheler, bir yerin iklimi üzerinde çok önemli etkiler yapar. Yer yüzünün en çok yağış alan yerleri, Genellikle cephelerin sok oluştuğu alanlardır.</p>
<p>Yoğunlaşmayı doğuran etkenler dikkate alınarak yağışlar üç başlık altında toplanır<br />
Orografik yağışlar<br />
Cephe (Hava kütleleri karşılaşması) yağışları<br />
Yükselme (konveksiyon) yağışları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/nemlilik-ve-yagis.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanar Daglar</title>
		<link>http://www.odevde.com/yanar-daglar-2.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/yanar-daglar-2.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:05:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>
		<category><![CDATA[akintilar]]></category>
		<category><![CDATA[daglar]]></category>
		<category><![CDATA[lav]]></category>
		<category><![CDATA[lav akintilari]]></category>
		<category><![CDATA[magma]]></category>
		<category><![CDATA[püskürme türleri]]></category>
		<category><![CDATA[püskürmeler]]></category>
		<category><![CDATA[yanar daglar]]></category>
		<category><![CDATA[yanardaglarin alti]]></category>
		<category><![CDATA[yayilma sirtlari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[YANAR DAĞLAR: Yanardağlar, yeraltındaki ergimiş kayaların ,kaya parçalarının ve gazların yerkabuğundaki açıklıklardan püskürdüğü oluşumlardır.Art arda olan püskürmeler sonucunda maddelerin üst üste yığılmasıyla ortaya çıkan yükseltiler de aynı biçimde adlandırılır.Yüzeye çıkan ergimiş durumdaki maddeler zamanla katılaşarak volkanik kayaları oluşturur .Depremler gibi yanardağların da çoğu levha sınırlarına yakın yerlerde bulunur.Öte yandan, nasıl ki, levha sınırlarına uzak yerlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
YANAR DAĞLAR:</p>
<p>Yanardağlar, yeraltındaki ergimiş kayaların ,kaya parçalarının ve gazların yerkabuğundaki açıklıklardan püskürdüğü oluşumlardır.Art arda olan püskürmeler sonucunda maddelerin üst üste yığılmasıyla ortaya çıkan yükseltiler de aynı biçimde adlandırılır.Yüzeye çıkan ergimiş durumdaki maddeler zamanla katılaşarak volkanik kayaları oluşturur .Depremler gibi yanardağların da çoğu levha sınırlarına yakın yerlerde bulunur.Öte yandan, nasıl ki, levha sınırlarına uzak yerlerde de zaman zaman deprem olursa, bazı yanardağlar da levhaların iç bölümlerinde bulunur.</p>
<p>Yayılma Sırtları:<br />
Okyanus dibinde. İki levhanın birbirinden uzaklaşmakta olduğu sınırda ,okyanus ortası sırtları ya da yayılma sırtları adı verilen yanardağlardan oluşan sıra dağlar vardır.Levha birbirinden ayrıldıklarında astenosfer üzerindeki basınç azalır.Bunun sonucunda, levha sınırının altında bulunan katı durumdaki minareler tanecikleri ergiyerek magmaya dönüşür.Yükselmeye başlayan yeni magmanın çoğu levha kenarlarında katılaşıp kalır, yüzeye ulaşan bölümü ise okyanus tabanında yanardağlar oluşturur.</p>
<p>“Plastik” Kayalar:<br />
Bilim adamları, astenosferi genellikle “plastik” olarak tanımlarlar.Bunun nedeni, astenosferin büyük bir bölümün yumuşsak olmasına karşın , sıvıdan çok küçük miktarlarda magma bulunan katı mineral taneciklerinden oluştuğunu düşünüyorlar.Astenosferdeki sıcaklığın , minerallerin çoğunu ergitmeye yetecek kadar yüksek olmasına karşın ,üsteki litosfer katmanın neden olduğu yoğun basınç bunu engeller.</p>
<p>Dalma-Batma Bölgesi Yanardağları:<br />
Yanardağlar, iki levhanın çarpışması sonucu birinin diğeri altına daldığı levha sınırlarında oluşur.Dalan levha, 100-200 km derinlikte bulunan ve dalma-batma bölgesi adı verilen bölgede ergimeye başlar ve magmaya dönüşür.Bu magma, levhanın üzerinde biriken tortullar ve ergimiş durumdaki okyanusal litosferden oluşur.Magma ,tortullarla birlikte yerin derinliklerine çekilen su içerir.Oluşan yeni magma ,çatlaklardan geçerek yüzeye püskürür ve üstteki levhanın üzerinde yanardağların oluşuma yol açar.Bu çatlaklar ,levhaların hareketi sonucunda oluşur.Üstteki levhanın okyanusal litosfer levhası olması durumunda ,yanardağların su yüzeyinin üzerinde kalan bölümleri bir dizi volkanik ada oluşturur.</p>
<p>Magma:<br />
Magma, ergimiş durumdaki değişik mineraller ve bazı mineral kristallerinde oluşan lapa benzeri, yoğun bir sıvıdır.Kıvamı, su ve buz kristalleri içeren yarı erimiş durumdaki kar gibidir.Bilim adamları ,magmanın büyük çoğunluğunun astenosferde bulunmakla birlikte bir bölümünün de alt mantonun bazı bölgelerinde geldiğini düşünüyorlar.</p>
<p>Sıcak Noktalar:<br />
Birçok yanardağın oluşumunun levha sınırlarındaki hareketle bağlantılı olmasına karşın bazıları bu sınırlara uzak yerlerde ortaya çıkabilir.Bu yanardağların ”sıcak noktalar” olarak adlandırılan olağanüstü sıcak bölgelerin varlığı sonucunda oluştukları düşünülüyor.<br />
Bilim adamları, sıcak noktaların astenosfer ve alt mantoda bulunduğu varsayılıyor.Sıcak noktalarda, ısı akımlarının mantonun içinden geçerek yükseldiği tahmin ediliyor.Bu olağanüstü ısının basıncın etkisini ortadan kaldırılması sonucunda da magma oluşur.Yüzeye doğru çıkan magma, litosferden geçiş sırasında, yolunun üzerindeki kaya kütlelerini ergiterek kendisine yol açar.Magmanın yüzeye çıktığı yerlerde zamanla yanardağlar oluşur.</p>
<p>YANARDAĞ PÜSKÜRMELERİ:</p>
<p>Magmanın yerkabuğundan yükselerek yüzeye çıkmasına yanardağ püskürmesi adı verilir.Yanardağ bir kez oluştuktan sonra yeraltından magma geldiği sürece püskürmeler devam eder.İki püskürme arasında onlarca, yüzlerce, hatta binlerce yıl geçbilir.</p>
<p>Magma Yükselişi:<br />
Astenosferdeki magma, ancak yeterince büyük bir “kabarcık”oluşturacak biçimde biriktiği zaman litosfere doğru yükselir.Magmanın yükselmesine yol açan süreç, bozuk bir musluktan suyun damlamasına(ancak ters yönde) benzer.Bozuk bir muslukta su sürekli biçimde musluğun ağzında birikir fakat damla halinde düşmesi ancak yeterli ağırlığa ulaşması ile gerçekleşir.Magma da yeraltında yeterli derecede biriktiğinde ve yoğunluğu çevresindeki kaya kütlelerinden daha düşük olduğunda yukarı doğru çıkmaya başlar.Çoğu yanardağın altında (yerkabuğunun içinde ya da altında) magmanın biriktiği bir magma odası vardır.</p>
<p>Yanardağın Altı:<br />
Magma odası il yanardağın yüzeyi arasında kanal ya da baca olarak adlandırılan genişlemiş çatlaklar bulunur.Bunlar bir önceki patlamalardan arta kalan katılaşmış magma ile doludur.bazı yanardağlarda, magma odasından çıkan çok sayıda baca olmak ile birlikte bunların hepsi yüzeye ulaşmayabilir.Bir bacanın açıldığı yere ağız denir.Yanardağ ağızları yuvarlak ya da ince uzun biçimde olabilir.Bazı ağızlar, krater adı verilen derin çukurların içinde bulunur.Bir püskürme sırasında, magma, biriktiği magma odasından yüzeye çıkan bacalardan birinden geçerek,yanardağın tepesindeki ağıza ulaşır ve buradan dışarı fışkırır. Bazı durumlarda ise magma ,yanardağın yamacındaki bir ağızdan çıkar.</p>
<p>Lav:<br />
Püskürme sırasında yüzeye çıkan magma lav adını alır.Yanardağın yamaçlarından, lavdan oluşan bir nehir gibi akan lav akıntısının zaman soğuyup katılaşmasıyla volkanik kayalar oluşur.Çeşitli türlerde lav bulunmakla birlikte bunların tümü nerdeyse diğer mineral elementlerinin yanı sıra bir silisyum ve oksijen karışımı olan silisyum dioksit (SiO2) içerir. Lavın yoğunluğu ,içindeki silisyum dioksit oranına göre değişir.Yoğun olmayan lav bal kıvamındadır.Yoğun lav ise şekerlenmiş bal gibi koyu ve yapışkandır.Bir patlama sırasında yanardağdan farklı yoğunlukta lavlar püskürebilir.<br />
Bir yanardağın biçimi, büyük oranda, lavın yoğunluna bağlıdır.Yoğun olmayan lav katılaşıncaya kadar daha geniş bir çevreye yayıldığından ,bu Tür lavdan oluşan yanar dağların yamaçları yumuşak eğimli olur.Kalkan biçimli olarak tanımlanan Bu yanardağlar, çoğu zaman sıcak noktalar ve yayılma sırtlarında bulunur.Bu yanardağların lavı çoğunlukla bazalttan oluşur.Yoğun lav,yüksek oranda silisyum dioksit içerir ve genellikle dalma-batma bölgelerinin üzerindeki yanardağlardan püskürür.Çok koyu olduğu için ağızdan fazla uzaklaşmadan katılaşan bu lavın oluşturduğu yanardağlar çoğu zaman koni biçimindedir.</p>
<p>Püskürme Tipleri:<br />
Yanardağın püskürmeleri, lavın çıkış biçimine göre sınıflandırılır.Bu da lavın yoğunluğuna ve lavın içerdiği gazların ne kadar kolaylıkla kurtulabilmelerine bağlıdır.Yoğun olmayan lavdan kolayca kurtulabilen gazlar, yoğun lavdan ancak büyük patlamalarla kurtulabilirler.<br />
Magma, yüzeye yaklaştıkça üzerindeki basınç azalır ve tıpkı bir gazoz şişesinin kapağı açıldığı zaman basıncın azalması sonucu gazozun içinde hava kabarcıklarının oluşması gibi volkanik gazlar magmanın içinde küçük kabarcıklar oluşturur.</p>
<p>Farklı püskürme tipleri:<br />
*Hawaii tipi püskürmeler genellikle hafif şiddetedir.lavın çok akışkan olduğu ve içinde gazların kolayca kurtulduğu durumlarda bu tür püskürmeler olur.Kimi zaman magma, yanardağdan dışarı, bir fıskiyeden fışkıran su gibi çıkar.<br />
*Stromboli tipi püskürmeler, lavın biraz daha yoğun olması durumunda görülür.Sıkışmış gazlar, yanardağ ağzının çevresine sıvı halde lav kütlerinin fışkırmasına neden olan, küçük patlamalarla açığa çıkar.<br />
*Vulkona tipi püskürmeler, lavın daha yoğun olduğu durumlarda görülür.Sıkışmış gazlar gürültülü patlamalarla açığa çıkar ve yanardağın ağzına iri kaya parçaları ile çok miktarlarda volkanik kül püskürür.<br />
Pilinius tipi püskürmeler, lavın çok yoğun olması durumunda görülür.Sıkışmış gazlar, çok büyük patlamalarla kurtulur.Yanardağın püskürmeleri sırasında büyük miktarlarda volkanik kül gökyüzüne fırlatılır.</p>
<p>LAVAKINTILARI ,BLOKLAR VE BOMBALAR:<br />
Püsküren bir yanardağdan akan lavlar ,yolları yakıp yıkmasın karşın ,çok ender olarak ölüm yada yaralanmalara yol açar.Bunun nedeni, lav akıntısının yavaş ilerlemesi ve insanların ondan kaçma olağanı bulabilmeleridir.<br />
“Pahoehoe” ve “aa” , iki farklı lav akınsına Hawaii dilinde verilen adlardır.Bunlar birbirlerinden , volkanik gazların lavdan çıkış biçimiyle ayrılır.</p>
<p>*Pahoehoe lav akıntıları:<br />
Pahoehoe lav akıntılarının yüzeyi genellikle düz ya da hafif kırışık olur.Bu tür akıntıların koyu kıvamı değildir yani akışkandır.Lav soğumaya başladığında yüzeyinde düzgün kabuk oluşur.Lav akıntısının iç kısmı ergimiş durumda kalarak akmayı sürdürürken soğumakta olan yüzeyde zaman zaman halat benzeri kıvrımlar oluşturabilir.</p>
<p>*Aa lav akıntıları:<br />
Aa lav akıntılarında pürüzlü ve çatlaklı bir yüzeyi vardır.Bu akıntılar, daha yoğun lavdan oluşur ve pahoehoe lava kıyasla daha yavaş akar.Lav akarken ,yüzeyi iri parçalar biçiminde kırılır ve içindeki gazlar açığa çıkar.Kırılan parçalar ,sıvı durumu koruyan lav akıntısının iç kısmı ile birlikte sürüklenir.<br />
Bir aa akıntısısın kenarları ve önü tank paletlerine benzer bir biçimde ilerler:Akıntının önündeki soğumuş parçalar dönerek lavın altına girer, ilerlemekte olan lav bunların üstünden geçer.Katılaşmış aa lavının yüzeyi pürüzlüdür ve yanmış kömür yığınlarını hatırlatır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/yanar-daglar-2.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EROZYON NEDİR</title>
		<link>http://www.odevde.com/erozyon-nedir-2.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/erozyon-nedir-2.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>
		<category><![CDATA[erozyon]]></category>
		<category><![CDATA[erozyon odevi]]></category>
		<category><![CDATA[erozyonun anlami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=292</guid>
		<description><![CDATA[EROZYON NEDİR? Erozyon, &#8220;canlı toprağın aşınmasını ve taşınmasını önleyen bitki örtüsünün, insanların veya tabiat koşullarının etkisi ile bozulması ve yok olması sonucu, koruyucu örtüden yoksun kalan toprak materyalinin, insan faaliyetlerinin veya tabiat koşullarının etkisi ile parçalanması ve bulunduğu yerden başka bir yere taşınması ve yığılması olgusudur. Bu olgu, toprağın canlı bölümünün denizlere ve barajlara sürüklenerek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
EROZYON NEDİR?<br />
Erozyon, &#8220;canlı toprağın aşınmasını ve taşınmasını önleyen bitki örtüsünün, insanların veya tabiat koşullarının etkisi ile bozulması ve yok olması sonucu, koruyucu örtüden yoksun kalan toprak materyalinin, insan faaliyetlerinin veya tabiat koşullarının etkisi ile parçalanması ve bulunduğu yerden başka bir yere taşınması ve yığılması olgusudur. Bu olgu, toprağın canlı bölümünün denizlere ve barajlara sürüklenerek, insanların istifadesinden çıkması suretiyle, kara parçalarının önce çoraklaşması ve sonuçta çölleşmesi kaçınılmaz sonucunu yaratmaktadır. Doğal bitki örtüsünden arındırılmış ormanlık yerlerde ise, yaprak ve dal faydalanması nedeniyle humus tabakası olmayan topraklar üzerinde erozyon son derece şiddetli seyretmektedir.<br />
Erozyon doğanın yanlış kullanılması sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Yanlış kullanım sonucu doğal denge bozulmakta, böyle olunca da doğal dengenin vazgeçilmez öğelerinden olan su ve rüzgar, arazi eğimini ve dereleri kullanarak yıkıcı bir güç konumuna gelmektedir. Bu kez savaş, varlığına her zaman gereksinme duyulan doğal olaylara karşı verilmektedir.<br />
Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/erozyon-nedir-2.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harita Turleri</title>
		<link>http://www.odevde.com/harita-turleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/harita-turleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2008 19:58:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=276</guid>
		<description><![CDATA[Yeni harita türleri Yeni bir haritacılık yöntemi: Ülkenin kullandığı yakıt miktarına; 1500 yılında servet dağılımına; yıllık verilen patent sayısına; işler durumdaki traktör sayısına göre kıyaslamalı harita yapıldı. Haritalara bayılırız. Haritalar ilk bakışta insanları hayrete sürüklerler: şekiller tanıdık gelse de, her şey garip bir biçimde çarpıtılmıştır. İnsanlar üzerinde düşünmeye bile gerek kalmaksızın, üzerinde yaşadıkları dünya ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni harita türleri</p>
<p>Yeni bir haritacılık yöntemi: Ülkenin kullandığı yakıt miktarına; 1500 yılında servet dağılımına; yıllık verilen patent sayısına; işler durumdaki traktör sayısına göre kıyaslamalı harita yapıldı.</p>
<p>Haritalara bayılırız. Haritalar ilk bakışta insanları hayrete sürüklerler: şekiller tanıdık gelse de, her şey garip bir biçimde çarpıtılmıştır. İnsanlar üzerinde düşünmeye bile gerek kalmaksızın, üzerinde yaşadıkları dünya ile ilgili birtakım bilgiler edinirler.</p>
<p>Elimizdeki verilerin büyük bir bölümü Birleşmiş Milletler gibi kaynaklardan gelir ve bu bilgiler genellikle eklere sıkıştırılmıştır. Kimse bu eklerdeki değerlere bakmak istemez.</p>
<p>Dahası, sayılarla dolup taşan bir cetvelin insanda ilgi uyandırmasını beklemek de abes olur. Ancak bu görüntülere bakmaktan da kendinizi alamazsınız. Nihayetinde, Apollo uzaybilimcileri tarafından çekilen ve dünyaya yepyeni bir bakış açısı getiren ünlü Earthrise benzeri bir fotoğraf herkes için ilginç bir görüntüdür.</p>
<p>Korkusuz oynamalar</p>
<p>İlk bakışta dikkat çeken belki de üzerinde korkusuzca yapılan oynamalar olsa gerek.</p>
<p>Çarpıtma, doğal olarak, harita çiziminde hiç de yeni bir uygulama değildir. Alan, biçim, yön, ya da uzaklık gibi özelliklerin harita çiziminde bir biçimde çarpıtılması kaçınılmazdır.</p>
<p>Ünlü Peters izdüşümü en azından alanları kesin olarak yansıttığından belki de en az çarpıtılmış haritalardan biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Ancak bu harita dünyanın biçimiyle ilgili anlayışımıza önemli bir katkıda bulunmasına ve dünyanın kimi bölgelerinin ne denli geniş olduğunu yansıtması açısından su götürmez yararlar sağlamasına karşın, karasal alandan çok daha ilginç konular da vardır.</p>
<p>Önemli olan nükleer silahlar mı ?=</p>
<p>Bir ülkenin sahip olduğu nükleer silahların sayısı dururken, o ülkenin kapladığı alana çok daha fazla ilgi duyacak kaç kişi vardır acaba?</p>
<p>İnsanlar bu tür bilgileri genellikle renkler aracılığıyla yansıtmışlardır. Ne var ki, bu uygulamanın sonucu görsel açıdan salt alanda değişiklik yapmak kadar sezgisel bir işlem değildir. Bu yönde yapılan ilk girişimlerde ülkeler basit dikdörtgen bölümlerle temsil edilmekteydi.</p>
<p>Neyse ki, Ann Arbor Michigan Üniversitesi’nden Michael Gastner ile Mark Newman tarafından geliştirilen bir algoritma sayesinde, artık kara parçalarının tanınabilir biçimlerini koruyan yeni bir yöntem var.</p>
<p>Nasıl çizildiler<br />
Bu yeni harita çizimlerinin nasıl oluşturulduklarını kavramak için nüfus örneğinden yola çıkabiliriz.</p>
<p>Söz konusu algoritma her ülkeyi gerçek nüfusuna göre yerleştirmekte ve ardından, tıpkı bir gazın yüksek basınçlı alanlardan alçak basınçlı alana akışı gibi, nüfusun aşırı yoğun olduğu bölgelerden daha az yoğun bölgelere akmasına olanak tanımaktadır.</p>
<p>Böylece, sınırların da genişlemesine ya da daralmasına yol açmaktadır. Haritalar bu yüzden öyle görünürler. Daralan alanlar havası bir miktar kaçmış balonlar gibi görünürken, genişleyen alanlar şişirilmiş balonlardan farksız görünürler.</p>
<p>Değişen toprak parçaları</p>
<p>Sonuçta, aynı alana sahip herhangi bir kara parçası aynı sayıda insanı temsil ediyor. Bir başka deyişle, nüfus yoğunluğu her yerde eşit oluyor ve belli bir kara parçasının son boyutu orada yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranını anında yansıtıyor.</p>
<p>Dahası, önceden belli bir biçim verilmiş balonların şişirildiklerinde ilk biçimlerini korumakla birlikte onun daha abartılmış bir görünümünü sergilemeleri gibi, bu toprak parçalarının hacimleri değiştiğinde harita üzerinde kapladıkları alan da değişir.</p>
<p>Öyle ki, haritada gördüğünüz ülkenin hangi ülke olduğunu yine de bilirsiniz.</p>
<p>Yeni algoritma</p>
<p>Newman bu yöntemin geliştirilmesine olanak tanıyan algoritmayı ısı iletim fiziği, moleküler karışım ve hızlı Fourier aktarımı adı verilen matematiksel bir araçtan türetti. Söz konusu algoritma bu izdüşümlerinin yalnızca ufak bir bilgisayar gücüyle oluşturulmalarına olanak tanımakla birlikte, uzun zamandır beklenen öteki can alıcı malzeme son derece ayrıntılı verilerden oluşmaktadır.</p>
<p>Eğitimin geliştirilmesi, HIV’in önüne geçilmesi, yoksulluğun en az düzeye indirilmesi v.b amacıyla geliştirilen bir dizi tasarıyı kapsayan BM Milenyum Geliştirme Hedefleri gelişmenin sağlanabilmesi için bu türde büyük miktarlarda verilere olan gereksinimi de beraberinde getirmiştir.</p>
<p>Bu tasarılar dünyanın çok daha iyi kavranabilen haritalarının oluşturulmasına da olanak tanımıştır. Danny Dorling, Anna Barford ile Sheffield ve Michigan Üniversiteleri’ndeki meslektaşlarının yapmaya çalıştıkları da işte budur.</p>
<p>Sözü geçen uzmanlar bu yıl tümü de Worldmapper sitesinde yayımlanacak en az 365 harita oluşturmayı tasarlıyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/harita-turleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

