<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir &#187; Din Kulturu</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/odev/din-kulturu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>GERİCİ-GERİCİLİK</title>
		<link>http://www.odevde.com/gerici-gericilik.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/gerici-gericilik.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Oct 2010 08:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din Kulturu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=532</guid>
		<description><![CDATA[GERİCİ-GERİCİLİK Geriye dönmek isteyen, geride kalan dönemi ve bu dönemin değer yargılarını benimseyen, özleyen kişi ve bu kişinin niteliği. Gerici ve gericilik kavramları mürteci ve irtica kelimeleriyle de dile getirilir. Gericilik, kavram olarak zamansal bir geriye dönüş isteğini de içermekle birlikte, temelde değerlerle ilgilidir. Bu nedenle savunduğu değerlerin geçmişe, geride kalan bir döneme ait olup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GERİCİ-GERİCİLİK</p>
<p>Geriye dönmek isteyen, geride kalan dönemi ve bu<br />
dönemin değer yargılarını benimseyen, özleyen kişi<br />
ve bu kişinin niteliği. Gerici ve gericilik kavramları mürteci<br />
ve irtica kelimeleriyle de dile getirilir.</p>
<p>Gericilik, kavram olarak zamansal bir geriye dönüş<br />
isteğini de içermekle birlikte, temelde değerlerle ilgilidir.<br />
Bu nedenle savunduğu değerlerin geçmişe, geride kalan bir<br />
döneme ait olup olmaması değil; bu değerlerin mahiyeti,<br />
niteliği kişiyi gerici ya da mürteci yapar. Bu temel anlamına<br />
karşılık İslâm toplumlarının<br />
Batılılaşmasından, Batılı câhilî değerlerin<br />
egemenliği altına girmesinden sonra gerici ve gericilik<br />
deyimleri İslâm dışı yönetimler ve işbirlikçisi<br />
kimseler tarafından tam tersi anlamda, siyasal ve ideolojik bir suçlama<br />
ve sindirme aracı olarak kullanılmaya başlandı. Gerçek<br />
anlamdaki gericiler, siyasal güçlerine dayanarak bu kullanımla<br />
İslam&#8217;ı topluma yeniden hâkim kılma mücâdelesi veren<br />
müslümanlara gerici, mürteci; İslâm&#8217;a da gericilik, irtica<br />
nitelikleri yamamaya çalışmaktadırlar.<br />
<span id="more-532"></span><br />
Gericiliğin temel nitelikleri, câhiliye kavramının<br />
ihtiva ettiği anlamlarla ifade edilebilir. Bunlar, Râğıb<br />
el-İsfehânî izlenerek söylenirse; bilgisizlik, gerçek dışı<br />
ve yanlış inanç, yanlış davranış olarak<br />
tesbit edilebilir. Kur&#8217;an&#8217;a göre bilgisiz insanlar kişisel arzu ve<br />
hevâları peşinde koşar; diledikleri gibi yaşamak,<br />
istedikleri gibi kanunlar koymak isterler ve bu nedenle doğru yoldan<br />
saparlar (el-En&#8217;âm, 6/119). Diğer bir özellikleri de hevâlarına<br />
uygun çeşitli ideolojiler (emaniy, ümniye) geliştirmek (el-Bakara,<br />
2/78) ve bunu yaparken zanlarına dayanmaktır (el-En&#8217;âm, 6/116).<br />
Bu etkenler câhilî bir sistem, bir hayat, düşünce ve inanç<br />
biçimi oluşturur. Bu sistemin temel özelliği şirktir.<br />
Şirk, ya Allah&#8217;ın ilâhlığını,<br />
Rablığını, Melikliğini tanımama ya da<br />
Allah&#8217;a bu ve benzeri konularda ortaklar tanıma biçiminde kendini<br />
gösterir. Şirkin toplum hayatındaki başlıca pratik<br />
sonuç ve işaretleri evrende ve insan hayatında Allah&#8217;tan<br />
başka bir yaratıcı, öldürücü, tasarruf edici, boyun eğilecek,<br />
sevilecek, korkulacak, tevekkül edilecek, hüküm ve kanunlar koyacak<br />
varlık, kişi ya da kurumlar tanımaktır. Şirkin<br />
davranışlar alanındaki sonucu ise, bu tür kişi ve<br />
kurumların koydukları kanun ve kurallara gönüllü olarak boyun<br />
eğmek, itaat etmektir. Başka bir ifade ile Kur&#8217;an&#8217;ın<br />
öngördüğü inanç, düşünce ve hayat biçiminin dışında<br />
beşerî istekler, ideolojiler ve zanlara dayalı bilgiler<br />
doğrultusunda oluşturulan toplumsal düzenler, şirk düzenleri,<br />
eş deyişle câhiliye düzenleridir. Böyle bir toplum modeli peşinde<br />
koşan insan, bu model ister geçmişte uygulanan bir model olsun,<br />
ister henüz uygulanma imkanı olmayan bir tasarı olsun; adı<br />
ister Demokrasi, ister Sosyalizm; isterse Komünizm ya da Faşizm<br />
olsun, gericidir, mürtecidir.</p>
<p>Gerici ve gericilik kavramları İslâmî<br />
terminoloji içerisinde mürteci ve irtica kavramlarının<br />
yanısıra mürted-irtidâd, münâfık-münâfıklık,<br />
fâsık-fısk, tağı-tuğyân, mücrim-cürm gibi başka<br />
kavramlarla da anlam ilişkileri içindedir. Bir İslâm<br />
toplumunda câhili eğilimler, önlemler içindeki kişi, itikadî<br />
ve amelî durumuna göre mürted, münâfık, fâsık gibi adlar<br />
alır. İslâm&#8217;ın öngördüğü inanç ve toplum yapısını<br />
kabul ettiği halde sonradan bunu reddederek herhangi bir câhilî<br />
inanç sistemini, toplum modelini benimseyen kişi, İslâm&#8217;la<br />
bütün bağlarını keserek geriye dönmüş, irtidâd<br />
etmiş, mürted olmuştur. İrtidâd, gericiliğin en<br />
kesin ve açık biçimini oluşturur. Câhili inanç esaslarını<br />
terketmeden çeşitli nedenlerle İslâm&#8217;ı benimsemiş görünen<br />
ve hayatını müslümanlar arasında sürdüren münafıklar<br />
da gericidirler. Bunlar, içlerinde taşıdıkları inançları<br />
ve bu inançların yansıması olan gerici eğilimleri<br />
zaman zaman davranışlarında, düşünce ve hayat<br />
biçimlerinde göstermek zorunda kalırlar. Gericiliğin bu biçimi<br />
gizli, ama İslâm toplumu için en tehlikeli olamdır. İrtidâd<br />
ve münâfıklık boyutlarına ulaşmayan kimi gericilik<br />
biçimleri de kişinin İslâm hüküm ve kuralları<br />
karşısındaki tutumu; benimseyerek sürdürdüğü<br />
câhiliye gelenek, görenek ve davranışlarına göre fısk,<br />
tuğyân, cürm gibi çeşitli adlarla ifade edilir. Bütün<br />
bunlar kişiyi İslâm&#8217;ın doğru ve aydınlık<br />
yolundan saptırıcı ve belli bir cezayı gerektirici<br />
gerici davranışı belirtirler.</p>
<p>İslâm&#8217;ın değerler açısından<br />
baktığı gerici ve gericilik kavramlarına çağdaş<br />
câhil ve gerici dünya daha çok zamansal açıdan, eskilik-yenilik,<br />
gerilik-ilerilik kavramlarının yedeğinde bakar. Buna göre<br />
gerici, yeni olana direnerek eski olanı korumaya çalışan<br />
ya da tarihin tekerleğini geriye döndürmeye çalışan<br />
kişi. Bu tanıma göre gerici, ilericinin karşısında<br />
yeralır ve gericilik bilgisizlik, tutuculuk, sağcılık<br />
gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Tanım, doğal olarak eski<br />
olanın kötülüğü, yeni olanın iyiliği kabulüne<br />
dayanmaktadır. Buna göre müslümanlar gerici, İslâm da<br />
gericiliktir. Bu yargı şöyle açıklanır: &#8220;Kendilerinin<br />
değerli buldukları düzeni ve kurumları değişime<br />
karşı şiddetle savunan muhâfazakârlar, bu uğraşlarında<br />
başarısızlığa uğradıkları takdirde,<br />
bir kısmı yeni beliren düzeni evrenin işleyişinin kaçınılmaz<br />
sonucu olarak kabul edecektir. Fakat eski ideallerini hâlâ benimsemekte<br />
devam eden mağlup olmuş muhâfazakâr ister istemez bir &#8220;gerici&#8217;<br />
olacaktır. Yeni gelişen dünyayı tenkid edecek ve gelecekte,<br />
eskiden varolmuş olduğuna inandığı &#8220;altın<br />
bir çağı&#8217; tekrar yaşamak için harekete geçecektir&#8221;<br />
(Ahmet Yücekök, Türkiye&#8217;de Din ve Siyaset, s. 90).</p>
<p>Alışılmış Batılı<br />
bakışı yansıtan bu değerlendirmenin,<br />
yanlışlığı, tutarsızlığı açıktır.<br />
Çünkü belli bir inanç biçiminin ve buna bağlı değerler<br />
düzeni ile toplum modelinin zaman bakımından önce ya da sonra<br />
oluşu, onun iyilik ya da kötülüğünün, gerilik ya da ileriliğinin<br />
ölçütü olamaz. İslâm&#8217;ın Türkiye&#8217;de terkedilmiş bir<br />
inanç ve toplum modelini temsil etmesi, doğal olarak, onun kötülük<br />
ve geriliğini göstermez. Bu nedenle Türkiye&#8217;de ya da dünyanın<br />
herhangi bir yerinde mevcut sistem yerine İslâm&#8217;ı öngören,<br />
İslâm&#8217;ı geçirmeye çalışan müslümana gerici<br />
denemez. Müslümanlar, toplumu tarihin belli bir zamanına döndürme<br />
amacı peşinde değillerdir. Tam tersine, insanların, içinde<br />
bulundukları koşullara göre oluşturdukları bir<br />
inancı ve toplumsal düzeni değil, zaman ve mekanın<br />
üstünde bir kaynaktan gelen ve bütün zamanlar için geçerli olan<br />
evrensel bir inanç ve değerler düzenini amaçlamaktadırlar. Bu<br />
inanç ve değerler düzeni ise Garaudy&#8217;nin deyişiyle &#8220;bilim,<br />
teknik, millet, para, cinsellik, büyüme gibi sahte tanrılar<br />
üretilerek oluşturulan politeizm (çok tanrıcılık)<br />
üzerine kurulan çağdaş uygarlığın<br />
iflasının artık iyice anlaşıldığı<br />
günümüzde bütün insanlığın önünde duran kurtarıcı<br />
tek seçenektir&#8221; (İslâm ve İnsanlığın<br />
Geleceği, s. 29). Dolayısıyla müslümanların gerici,<br />
İslâm&#8217;ın gericilik gibi gösterilmesi, Kur&#8217;an&#8217;ın<br />
terimleriyle söylenirse zanlarına dayanan, hevâları ve<br />
ideolojileri (ümniye) peşinde koşan sapkın kişilerin<br />
câhilî değerlendirmelerinin bir işaretinden başka<br />
birşey değildir.</p>
<p>Ahmed ÖZALP </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/gerici-gericilik.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hristiyanlik</title>
		<link>http://www.odevde.com/hristiyanlik.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/hristiyanlik.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Oct 2010 08:57:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din Kulturu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=530</guid>
		<description><![CDATA[HRİSTİYANLIK Hz. İsa&#8217;nın tebliğ ettiği fakat daha sonraları tahrif edilen din. Günümüzde dünyanın her tarafından mensubu bulunan ve dünya nüfusunun l/5&#8242;inin dini olan Hrıstiyanlık, Filistin bölgesinde doğmuş evrensel bir dindir. Bir milyar civarında mensubu vardır. Menşei itibariyle vahye dayanan ve kutsal kitabı olan, özde tek tanrılı olmakla beraber, sonradan teslis inancına dönüştürülmüş bir dindir. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HRİSTİYANLIK</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın tebliğ ettiği fakat<br />
daha sonraları tahrif edilen din.</p>
<p>Günümüzde dünyanın her tarafından mensubu<br />
bulunan ve dünya nüfusunun l/5&#8242;inin dini olan Hrıstiyanlık,<br />
Filistin bölgesinde doğmuş evrensel bir dindir. Bir milyar<br />
civarında mensubu vardır. Menşei itibariyle vahye dayanan<br />
ve kutsal kitabı olan, özde tek tanrılı olmakla beraber,<br />
sonradan teslis inancına dönüştürülmüş bir dindir. Bu<br />
dinde ayrıca peygamber, melek, âhiret kader gibi dini kavramlar<br />
bulunsa da, bu kavramları anlayış ve açıklayış<br />
şekli İslâm&#8217;dakinden farklıdır. Hristiyanlıkta<br />
Hz. İsa merkezi bir öneme sahiptir. Bugünkü Hristiyanlık,<br />
Yahudilikteki inanç ve ibadet gelenekleriyle, Yunan-Roma (Greko-Romen)<br />
âleminin kültürlerini birleştiren bir kurtarıcı<br />
tanrı dinidir. Nâsıralı İsa&#8217;yı merkeze alan bir<br />
Yahudi Mesihi hareketidir. İsa, İsrâil&#8217;i, gelecek tanrı&#8217;nın<br />
krallığı&#8217;na hazırlamak istemiştir. Ancak bugünkü<br />
Hristiyanlık, İsa&#8217;nın havârîlerinin arasına sonradan<br />
giren Pavlus&#8217;un yorumları ile değişik bir hüviyet kazanmıştır<br />
(Annemarie Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, Ankara 1955, s. 117 VD.<br />
A. Abdullah Masdûsi, Yaşayan Dünya Dinleri (trc. Mesud Sadak),<br />
İstanbul 1981, s. 170-201; Ekrim Sarıkcıoğlu,<br />
Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, İstanbul 1983, s.<br />
200 vd.; Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1988,<br />
s. 136 vd.)<br />
<span id="more-530"></span><br />
Hristiyan, Mesih&#8217;e bağlı demektir. Bu kelime,<br />
Yunanca &#8220;Hristos&#8221;tan gelir. İbranîcesi &#8220;Maşiah&#8221;dir,<br />
yağlanmış anlamını ifade eder. İncillerde<br />
&#8220;Hristiyan&#8221;, &#8220;Hristiyanlık&#8221; gibi terimler yer<br />
almaz. Bu terimler, ilk defa Hz. İsa&#8217;dan 20-30 sene sonra Antakya&#8217;da<br />
kullanılmıştır (Resullerin işleri, XI, 26).<br />
İnciller daha çok, Hz. İsa&#8217;ya ağırlık<br />
vermektedirler ve onun bir tür hayat hikayesi durumundadırlar.</p>
<p>Hristiyanlık aslında tek tanrı<br />
anlayışını esas alan bir dindir. İncillerde ve<br />
diğer yazılarda bu hükmü doğrulayacak ifadeler<br />
vardır. Allah&#8217;ın birliğinden söz edilmektedir (Yuhanna, V,<br />
44). Fakat yine aynı metinlerde bir kısım ifadeler, mecâzî<br />
deyimler, daha sonraları bir üçleme (teslis) anlayışına<br />
yol açmıştır. Bunda, İncil yazarları ile Hz.<br />
İsa arasındaki zaman aralığının rolü vardır.<br />
Öte yandan, Hristiyan Kutsal Kitabı&#8217;nda teslis, hiç bir yerde açıkça<br />
zikredilmemiştir. Ancak &#8220;ben ve baba biriz&#8221;, &#8220;baba&#8217;nızın<br />
ruhu&#8221;, &#8220;Allah&#8217;ın ruhu&#8221; gibi ifadeler, zamanla<br />
Allah&#8217;ın yanında İsa ve kutsal rûhun da tanrı<br />
sayılmasına kadar varan yorumlara yol açmıştır.<br />
Bu yorumları ilk başlatan, havârîlere sonradan katılan<br />
Pavlus olmuştur. &#8220;Hz. İsâ zamanındaki en büyük<br />
ilâhiyatçısı&#8221; olarak tanımlanan Pavlus, bugünkü<br />
Hristiyanlığın kurucusu olarak bilinmektedir. Modern<br />
bilginlere göre günümüz hristiyanlığı, Hz.<br />
İsa&#8217;nın getirdiği nizamdan çok, Pavlus&#8217;un yorumlarından<br />
ibarettir. Hatta denilebilir ki, sonraki yüzyıllar, dini inançlarını<br />
İncillerden çok, onun yorumlarına dayandırdılar.<br />
Pavlus&#8217;un telkinleri, Allah&#8217;ı değil, İsa Mesih&#8217;i<br />
ağırlık merkezi olarak almıştır. Ona göre<br />
İsa, sâdece bir insan değil, Tanrı&#8217;nın kudretiyle<br />
diriltilen bir kimse idi.</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilmiş<br />
olması ve tekrar dirilmesi, insanların Hz. Âdem&#8217;in Cennet&#8217;te,<br />
yasak meyveden yemiş olması sebebiyle doğuştan günahkâr<br />
oldukları inançları da Pavlus tarafından<br />
Hristiyanlığa sokulmuştur.</p>
<p>Görüldüğü gibi bugünkü Hristiyanlık,<br />
Pavlus&#8217;un yorumlarına dayanır. Gerek dinin aslî şekli,<br />
gerekse kutsal kitabları olan İncil, tahrifata<br />
uğramıştır. Artık Hristiyanlık muharref bir<br />
dindir. Bunun içindir ki, günümüz hristiyanlarının<br />
benimsediği Hristiyanlık ile, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;in bize<br />
bildirdiği Hristiyanlık, birbirinden tamamen farklıdır.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Hristiyan için &#8220;Nasrânî&#8221;,<br />
Hristiyanlar için de &#8220;Nasârâ&#8221; kelimeleri kullanılmıştır<br />
(Âli İmran, 3/67; el-Bakara, 2/62, 111, 113, 135, 140; el-Mâide,<br />
5/14, 18, 51, 69, 82; et-Tevbe, 9/30; el-Hacc, 22/17). Ayrıca, &#8220;Ehl-i<br />
Kitap&#8221; ifadesinin yer aldığı âyetlerde, Hristiyanlar<br />
da muhatap alınmıştır. Meselâ &#8220;De ki; ey Ehl-i<br />
kitap! Aramızda eşit olan bir kelimeye gelin. Yalnız<br />
Allah&#8217;a kulluk (ibadet) edelim ve O&#8217;na hiç bir şeyi ortak<br />
koşmayalım&#8221; (Âli İmrân, 3/64) âyetinde olduğu<br />
gibi.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;e göre, Yahudiler gibi<br />
Hristiyanlar da verdikleri sözde durmadıkları için, kıyamete<br />
kadar aralarına düşmanlık ve kin<br />
salınmıştır. Hz. Muhammed onlara da gönderilmiş<br />
bir elçidir. O, Ehl-i Kitab&#8217;ın gizledikleri ve<br />
sakladıkları şeylerin çoğunu onlara açıklamıştır.<br />
Ancak Yahudi ve Hristiyanlar, kendilerinin &#8220;Allah&#8217;ın<br />
oğulları ve sevgilileri&#8221; olduklarını söyleyerek,<br />
Hz. Muhammed&#8217;e karşı çıkmışlardır.<br />
Yahudiler Uzeyr&#8217;i, Hristiyanlar da İsa&#8217;yı Allah&#8217;ın<br />
oğlu saymışlardır. İnsanları<br />
tanrılaştırdıkları için de küfre girmişlerdir.<br />
(el-Mâide, 5/12-18; et-Tevbe, 9/20) Allah&#8217;a çocuk isnad etmekle<br />
Tevhid&#8217;in özüne ve rûhuna aykırı hareket etmişlerdir.<br />
Halbuki &#8220;Allah, bu tektir. Her şeyden müstağnî ve her<br />
şey O &#8216;na muhtaçtır. O doğurmamış ve<br />
doğmamıştır. Hiç bir şey O&#8217;na denk değildir.&#8221;<br />
(İhlâs, 112/1-4) .</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim, Hz. İsa&#8217;nın<br />
Allah&#8217;ın kulu ve elçisi olduğunu, O&#8217;nun da tevhid&#8217;i tebliğ<br />
ettiğini açıklar. (el-Mâide, 5/46-47, 62-69, 72-77). Bu<br />
durumda Meryem oğlu İsa&#8217;yı ilah edinen Hristiyanlar,<br />
&#8220;Allah, üçün üçüncüsüdür&#8221; (el-Mâide, 5/72-75) diyerek<br />
doğru yoldan sapmışlar, tevhid çizgisinden uzaklaşmışlardır.<br />
Tevhid esasından uzaklaşan Hristiyanların yüce Allah,<br />
dinlerinin aslına, tevhid ve İslâm yoluna çağırmaktadır.<br />
(el-Mâide 5/46).</p>
<p>Yukarıda da belirtildiği gibi<br />
hristiyanlık, aslı itibariyle hak dinlerderdendir. Peygamberi<br />
Hz. İsa, kitabı da İncil&#8217;dir. Bugünkü Hristiyanlığın<br />
odak noktasını oluşturan ve Pavlus teolojisinin temelini<br />
teşkil eden Hz. İsa, yalnız Allah&#8217;ın kulu ve Rasûlü&#8217;dür.<br />
Bunu bizzat kendisi şöyle ikrar etmiştir: &#8221;Hz. İsa: Ben<br />
şüphesiz Allah&#8217;ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni Peygamber<br />
yaptı; nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı.<br />
Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât<br />
vermemi ve annene iyi davranmamı emrelti. Beni bedbaht bir zorba<br />
kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve<br />
dirileceğim günde bana selam olsun&#8221; dedi (Meryem, 19/30-33).<br />
Ayrıca Hz. İsa&#8217;yı ve annesini<br />
tanrılaştırıp &#8220;teslis&#8221; akidesini<br />
oluşturan Hristiyanlarla Hz. İsa, kıyamet gününde yüzleştirilecekler<br />
ve böylece Hristiyanların uydurdukları yalanlar bir kere daha<br />
ortaya çıkmış olacaktır. Bu husus, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de<br />
şöyle belirtilir: &#8220;Allah Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi<br />
insanlara beni ve annemi Allah&#8217;tan başka iki tanrı olarak<br />
benimseyin,&#8221; dedin?&#8221; demişti de; &#8221;Hâşa, hak olmayan<br />
sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz<br />
Sen onu bilirsin; Sen benim içimde olanı bilirsin, ben Senin içinde<br />
olanı bilemem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin&#8221;<br />
demişti, &#8221;Ben onları sadece, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah&#8217;a<br />
kulluk edin, diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında<br />
bulunduğum müddetçe onlar hakkında şahiddim, beni<br />
aralarından aldığında onları sen gözlüyorsun.<br />
Sen her şeye şâhidsin&#8221; (elMâide, 5/117).</p>
<p>Şu halde bugünkü Hristiyanlık, Hz.<br />
İsa&#8217;nın tebliğ ettiği Hristiyanlık değildir;<br />
&#8221;Mesih, Allah&#8217;ın oğludur&#8221; gibi sözleri kendi ağızlarıyla<br />
uydurmuşlar (et- Tevbe, 9/30) ve &#8220;Meryem oğlu Mesih&#8217;i'de,<br />
kendilerine Allah&#8217;tan başka Rab edinmişlerdir&#8221; (et-Tevbe,<br />
9/31). Aynı şekilde, mevcut Hristiyanların, Hz.<br />
İsa&#8217;nın getirdiği İncil&#8217;le hiç bir ilgileri yoktur<br />
(el-Mâide, 5/68). Çünkü Yahudi bilginleri gibi, Hristiyan râhipleri<br />
de birtakım menfaat temini için, Allah&#8217;tan kendilerine indirilmiş<br />
olan Kitab&#8217;ın hükümlerini değiştirmişlerdir<br />
(et-Tevbe, 9/34).</p>
<p>Özetle söylemek gerekirse; İslâmiyet ile<br />
bugünkü Hristiyanlık arasındaki belli başlı<br />
ayrılıklar şunlardır:</p>
<p>1. Hristiyanlık&#8217;ta teslis akidesi olduğu<br />
halde İslâm&#8217;da tevhid akidesi vardır. 2. İslâm bütün<br />
semâvî dinleri ve peygamberleri içine alır; Hristiyanlık ise,<br />
yalnız Kitab-ı mukaddes&#8217;i hak bilir ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i<br />
vahye dayalı bir kitap olarak kabul etmez. 3. Hristiyanlık,<br />
insanın doğuştan günahkâr olduğunu ve bu sebeple<br />
temizlenmesi için vaftiz edilmesi gerektiğini savunur; İslâm<br />
ise, bütün insanların günahsız doğduğunu ve hiç<br />
kimsenin bir başkasının günahını yüklenmeyeceğini<br />
belirtir. 4. Hristiyanlıkta papaz ve rahiplerin günah çıkarmak<br />
ve affetmek yetkisi vardır; İslâmiyet&#8217;te ise, günahlar yalnız<br />
Allah tarafından bağışlanır. 5.<br />
Hristiyanlık&#8217;ta Hz. İsa&#8217;nın sözleri Allah kelâmı<br />
olarak telakki edilir; İslâmiyet&#8217;te ise, ilâhi emirler vahiy<br />
yoluyla, Cebrâil vasıtasıyla bildirilir. 6. Hristiyanlar&#8217;a göre<br />
İsa (a.s) çarmıha gerilmiştir. İslam&#8217;a göre ise,<br />
Allah onu kendi katına yükseltmiştir. 7. Her ne kadar bugünkü<br />
Hristiyanlar, kendi dinlerinin son din olduğunu iddia ediyorlarsa da,<br />
bu iddiânın İslâm nazarında hiç bir geçerliliği<br />
yoktur. Çünkü &#8220;Allah katında din, şüphesiz İslâmiyet&#8217;tir&#8230;&#8221;<br />
(Âli İmrân, 3/19) Ye artık &#8220;Kim İslâm&#8217;dan başka<br />
bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir ve o, âhirette de<br />
kaybedenlerden olacaktır&#8221; (Âli İmran, 3/85).</p>
<p>Ahmet GÜÇ </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/hristiyanlik.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melekler ve Görevleri</title>
		<link>http://www.odevde.com/melekler-ve-gorevleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/melekler-ve-gorevleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 06:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din Kulturu]]></category>
		<category><![CDATA[azrail]]></category>
		<category><![CDATA[cebrail]]></category>
		<category><![CDATA[israfil]]></category>
		<category><![CDATA[malik]]></category>
		<category><![CDATA[melek]]></category>
		<category><![CDATA[melekler]]></category>
		<category><![CDATA[meleklerin görevleri]]></category>
		<category><![CDATA[meleklerin isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[mikail]]></category>
		<category><![CDATA[Münker]]></category>
		<category><![CDATA[Nekir]]></category>
		<category><![CDATA[ridvan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=436</guid>
		<description><![CDATA[Melekler : Yerde göklerde çevremizde ve heryerde bulunurlar. sayılarını ancak Allah bilir. Herbirine Allah&#8217;ın verdiği görevler vardır Bazıları devamlı olarak Allah&#8217;a ibadet eder. Bazılarıda kâinat&#8217;ın tertip ve düzeni ile vazifelidirler. İnsanların gücünün erişemeyeceği büyük işler yaparlar insanlara iyiliği telkin eden kötülüklerden koruyan sıkıntılı zamanlarda mü&#8217;minlerin yardımına gönderilen meleklerde vardır. Yüce Allah meleklerin varlığı ile sonsuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Melekler : Yerde göklerde çevremizde ve heryerde bulunurlar. sayılarını ancak Allah bilir. Herbirine Allah&#8217;ın verdiği görevler vardır</p>
<p>Bazıları devamlı olarak Allah&#8217;a ibadet eder. Bazılarıda kâinat&#8217;ın tertip ve düzeni ile vazifelidirler. İnsanların gücünün erişemeyeceği büyük işler yaparlar insanlara iyiliği telkin eden kötülüklerden koruyan sıkıntılı zamanlarda mü&#8217;minlerin yardımına gönderilen meleklerde vardır. Yüce Allah meleklerin varlığı ile sonsuz kudretini göstermiştir.</p>
<p>Büyük melekler ve görevleri<br />
1) Cebrâil: Meleklerin en büyüğüdür.<br />
Görevi: Allah ile peygamberler arasında elçilik yapmak Allah&#8217;ın kitaplarını peygamberlere getirmektir. Kitabımız Kur&#8217;an-ı Kerimi Allah&#8217;tan peygamberimize getiren Cebrâil&#8217;dir</p>
<p>2) Mikâil: Tabiat olaylarının idaresi ile görevlidir.<br />
(Yağmur yağması rüzgar esmesi ekinlerin bitmesi vs. gibi)</p>
<p>3) İsrâfil: Kıyametin kopması ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmeleri ile görevlidir.</p>
<p>4) Azrâil: Ömrü sona eren insanların canlarını almakla görevlidir.</p>
<p>Bu dört melekten başka diğer meleklerden bazılarıda şunlardır:</p>
<p>Kirâmen Kâtibin: Bunlar iki melektir. Biri insanların sağında diğeri solunda bulunur. sağındaki insanların yaptığı iyi işleri.<br />
Solundaki ise kötü işleri yazar. Böylece her insana ait iyiliklerin ve kötülüklerin yazıldığı &#8220;Amel Defteri&#8221; meydana gelir.</p>
<p>Münker ve Nekir: Bunlar öldükten sonra kabirde insanlara soru sormakla görevli iki melektir.</p>
<p>Rıdvan: Cennetteki meleklerin başkanıdır.</p>
<p>Mâlik: Cehennemde görevli olan meleklerin başkanıdır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/melekler-ve-gorevleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennetle Mujdelenen Sahabeler Kimlerdir</title>
		<link>http://www.odevde.com/cennetle-mujdelenen-sahabeler-kimlerdir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/cennetle-mujdelenen-sahabeler-kimlerdir.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 04:12:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din Kulturu]]></category>
		<category><![CDATA[Cennetle Mujdelenen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/cennetle-mujdelenen-sahabeler-kimlerdir.php</guid>
		<description><![CDATA[Cennetle Müjdelenen Sahabeler Hz. Ebubekir Hz. Ömer Hz. Osman Hz. Ali Hz. Abdurrahman b. Avf Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas Hz. Said b. Zeyd Hz. Talha b. Ubeydullah Hz. Zübeyr b. Avvam]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="pid_869">Cennetle Müjdelenen Sahabeler</p>
<p>Hz. Ebubekir</p>
<p>Hz. Ömer</p>
<p>Hz. Osman</p>
<p>Hz. Ali</p>
<p>Hz. Abdurrahman b. Avf</p>
<p>Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah</p>
<p>Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas</p>
<p>Hz. Said b. Zeyd</p>
<p>Hz. Talha b. Ubeydullah</p>
<p>Hz. Zübeyr b. Avvam</p>
<p><!-- start: postbit_signature --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/cennetle-mujdelenen-sahabeler-kimlerdir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Adaleti</title>
		<link>http://www.odevde.com/peygamberimizin-adaleti.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/peygamberimizin-adaleti.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2007 03:56:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din Kulturu]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Din Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/peygamberimizin-adaleti.php</guid>
		<description><![CDATA[PEYGAMBERİMİZİN ADALETİ Hakka yönelmek, hakkı lâyık olana vermek, haksızlıktan kaçınmak, herkese eşit davranmak anlamlarına gelen adalet sıfatı Peygamberimizde en mükemmel şekilde mevcuttu. Peygamberimiz dünya işlerinden elini çekmiş, hayattan uzak duran bir insan değildi. O, gençlik yıllarında Mekke&#8217;de bulunan kabilelerle birlikte yaşıyor, peygamber olduktan sonra da çeşitli kabile ve milletlerle iç içe bulunuyordu. Bu kabileler zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="pid_840">PEYGAMBERİMİZİN ADALETİ<br />
Hakka yönelmek, hakkı lâyık olana vermek, haksızlıktan kaçınmak, herkese eşit davranmak anlamlarına gelen adalet sıfatı Peygamberimizde en mükemmel şekilde mevcuttu.</p>
<p>Peygamberimiz dünya işlerinden elini çekmiş, hayattan uzak duran bir insan değildi. O, gençlik yıllarında Mekke&#8217;de bulunan kabilelerle birlikte yaşıyor, peygamber olduktan sonra da çeşitli kabile ve milletlerle iç içe bulunuyordu. Bu kabileler zaman olmuş, boğaz boğaza gelmişler, kan dökmüşler, çarpışmışlar, savaşmışlardı. Bunların birini memnun eden bir hareket, öbürünü rahatsız ediyordu.</p>
<p>İşte Peygamberimiz birbirine düşman kabileler arasında hak dini yayarken onların kalplerini kazanıyor, aralarında hak, adalet, insaf ve kardeşlik filizleri yeşertiyordu. Bu uğurda pekçok zorluklarla karşılaşıyordu. Fakat zerre kadar olsun, adalet ve insaftan ayrılmıyordu.</p>
<p>Arapların nüfuzlu ve zengin olanları, toplum içinde kendilerine ayrı bir yer ayırır, başkalarına, özellikle kimsesiz ve fakir kimselere yaptıkları baskıların kendilerine yapılmasına dayanamazlardı.</p>
<p>Mahzumîlerden bir kadın hırsızlık etmişti. Kureyşliler şerefli bir kabileden olan bu kadının cezalandırılmasını istemiyorlardı. Üsâme bin Zeyd&#8217;i Peygamberimiz çok seviyordu. Onu kırmayacağını biliyorlardı. Üsame&#8217;yi araya koyarak, Peygamberimizin bu kadına ceza vermemesini ricacı için gönderdiler. Peygamberimiz, Hz. Üsame&#8217;ye şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;İsrailoğulları bu gibi taraf tutmaları yüzünden helak oldular. Bunlar fakirlerine en şiddetli ceza verirken, nüfuzlu ve zengin olanlarına ceza vermezlerdi.&#8221;</p>
<p>Peygamberimiz, adaleti uygularken din farkı gözetmezdi. Hak sahibi bir Yahudi de olsa, Müslümandan hakkını alır, ona verirdi.</p>
<p>Sahabîlerden Ebû Hadrad, bir Yahudiden bir miktar borç almıştı. Vade dolmuş, Yahudi de ısrarla parasını istiyordu. Fakat Ebû Hadrad&#8217;ın sırtındaki elbisesinden başka bir malı yoktu. O sırada Peygamberimiz Hayber Savaşı için hazırlıkta bulunuyordu. Bu sefer Yahudilerin üzerineydi.</p>
<p>Mesele Peygamberimize iletildi. Ebû Hadrad, Yahudiden biraz süre istediyse de, Yahudi buna razı olmamıştı. Sahabîyi kolundan tutup Peygamberimizin huzuruna getirdi. Alacağını tahsil etmesini istedi.</p>
<p>Ebû Hadrad, verecek bir şeyinin olmadığını, Hayber&#8217;in fethinden sonra eline ganimet olarak bir şey geçerse vereceğini söyledi, ancak Yahudi diretiyordu. Sonunda Peygamberimiz fakir Sahabîsine sırtındaki elbisenin bir kısmını satarak borcunu ödemesini söyledi. Ebû Hadrad da öyle yaptı.</p>
<p>İşte Peygamberimiz Yahudilerin üzerine bir sefer hazırlığı yaptığı sırada, gözü gibi koruduğu, evlatlarından daha fazla üzerlerine düştüğü Sahabîlerinden birine karşı, hak sahibi olduğu için Yahu dinin hakkını arıyordu.</p>
<p>Peygamberimiz hak, hukuk ve adalet konusunda kendisini ayrı tutmaz, kendisine farklı bir muamele yapılmasını da kabul etmezdi. Bunun örnekleri Peygamberimizin hayâtında çokça bulunmakta, bu alanda da en yüksek seviyede bulunduğunu göstermektedir.</p>
<p>Ebû Said el-Hudri&#8217;nin anlattığına göre, Peygamberimiz bir seferinde savaşta ele geçen malları Sahabîleri arasında paylaştırıyordu. Müthiş bir izdiham vardı. Çok kalabalıktılar. Öyle ki, Sahabîlerden birisi Peygamberimizin sırtına çıkarcasına üzerine abanmıştı. Peygamberimiz, elinde bulunan ince hurma çubuğuyla o kişiye işaret ederek bir tarafa çekilmesini istedi. Çubuğun uç kısmı adamın yüzüne gelerek birazcık çizdi. Bunun farkında olan Peygamberimiz elindeki sopayı o kişiye verdi ve, &#8220;İşte yüzüm, gel, sen de benden hakkını al&#8221; dedi.</p>
<p>Fakat Resulullahı canından fazla seven Sahabî, &#8220;Ya Resulallah, ben hakkımı helâl ediyorum, sizi bağışlıyorum&#8221; dedi ve vazgeçti.</p>
<p>Ömrünün son günlerini yaşıyordu. Dünyaya veda etme vakti gelip çatmıştı. Sahabîleri ile vedalaşmak, helâlleşmek istedi. Öbür âleme üzerinde bir hak olarak gidemezdi. Sahabileri topladı ve onlara şöyle konuştu:</p>
<p>&#8220;Şayet birinize karşı bir hatada bulunmuşsam, maddî veya manevî olarak kimi incittiysem, malınıza, canınıza veya şerefinize, herhangi bir biçimde zararım dokunmuşsa gelsin, benden hakkını alsın, tazminatını vereyim.&#8221;</p>
<p>Son anında, ağır hastalığında dahi adaletin yerini bulmasını istiyordu. Üzerinde, kimsenin bir hakkının kalmasını istemiyordu.</p>
<p><!-- start: postbit_signature --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/peygamberimizin-adaleti.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

