<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/odev/tarih/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Balkan Savaslari</title>
		<link>http://www.odevde.com/balkan-savaslari.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/balkan-savaslari.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 13:57:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[balkan savasi]]></category>
		<category><![CDATA[balkan savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[balkan tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=659</guid>
		<description><![CDATA[Balkan Savaşları Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki dört devlete karşı yaptığı savaşlar. Birinci Balkan Savaşı 1789 Fransız İhtilâlinin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde, imparatorluklar dahilinde bulunan milletler, bağımsızlık için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl, bu tür ayaklanmalar dönemidir. Balkan Yarımadasında çok çeşitli milletler yaşadığı için, milliyetçi ayaklanmalar, en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/balkansavasi.jpg"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/balkansavasi-300x192.jpg" alt="" title="balkansavasi" width="300" height="192" class="alignnone size-medium wp-image-660" /></a><br />
   <strong>Balkan Savaşları</strong></p>
<p>    Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki dört devlete karşı yaptığı savaşlar.</p>
<p>    <strong>Birinci Balkan Savaşı</strong></p>
<p>    1789 Fransız İhtilâlinin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde, imparatorluklar dahilinde bulunan milletler, bağımsızlık için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl, bu tür ayaklanmalar dönemidir. Balkan Yarımadasında çok çeşitli milletler yaşadığı için, milliyetçi ayaklanmalar, en fazla burada görüldü.</p>
<p>    Balkanlarda çıkan ayaklanmaları, daha çok 17. yüzyılda gelişmeye başlayan ve en büyük gayesi, Baltık Denizine ve özellikle Akdeniz’e çıkmak olan Rusya kışkırtıyordu. Akdeniz’e inmek için önce Karadeniz’i, sonra İstanbul ve Çanakkale boğazlarını ele geçirmesi gerekiyordu. İşte Rusya, bu gayeye ulaşmak için her yola başvurmaktan geri kalmamıştır. Bu yollardan biri de ırk ve din bakımından akraba olduğu Balkan prensliklerini alet olarak kullanıp, bu genç devletleri Osmanlı Devleti&#8221;nin varlığını sona erdirmeleri için kışkırtmaktı. Osmanlılar, Trablusgarp’ta savaşırlarken, Sırbistan’ın başkenti Belgrat’taki Rus elçisi harekete geçerek, Balkanlarda Osmanlı Devletinin elinde kalan son toprak parçalarının Sırbistan ile Bulgaristan arasında paylaşılması için teşebbüste bulundu. Buna karşılık Sırbistan, Bulgaristan’ı bir tarafa iterek kendi menfaatlerini temin için Babıali ile anlaşmaya uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından gafil olan zamanın İttihat ve Terakki hükümeti, Sırbistan’ın bu çok müsait teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik, İkinci Abdülhamid Han&#8221;ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için tahrik ettiği kilise ihtilafı, çıkarılan ittihad-ı anasır kanunuyla halledildi. Bu durum ise, Bulgaristan ve Yunanistan’ın arasındaki ihtilafı çözdüğü için, şimdi her ikisi için de ortak düşman, Osmanlı Devleti olmuştu. Neticede kısa bir müddet için önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan ittifaka Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı Devletine karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu.<br />
<span id="more-659"></span><br />
    Bu sırada Türk ordusu subayları iki partiye ayrılmış durumdaydı. Hükümet ise, Rusların Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki yalan teminatına inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden hariciye nazırı olan Asım Bey, 15 Temmuz’da, Meclis-i Mebusan&#8221;da; “Balkanlardan imanım kadar eminim!” tarihi cümlesini ihtiva eden bir nutuk söyleyerek, harp ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişti. Ayrıca Asım Beyin yerine gelen yeni Hariciye Nazırı Ermeni Gabriel Noradingiyan da Rusya’nın teminatının kesin olduğunu hükümete bildirmişti. Bu inandırıcı teminatlar neticesinde Rumeli’ndeki en iyi 120 tabur asker terhis edilmişti.</p>
<p>    Balkan devletleri ittifaktan sonra Osmanlı Devletine isteklerini bildirdiler. Bu ittifaktan haberi olmayan İttihatçılar, savaş için yüksek öğrenim talebesini kışkırtarak, Babıali önünde “Harb” diye bağırtmış ve hükümet aleyhinde nümayiş yaptırmışlardı. Harbin kolay geçeceğini zannediyorlardı. Halbuki müttefikler, Türkiye’ye karşı uygulayacakları savaşı ve taksim projelerini en ince teferruatına kadar tespit etmişlerdi.</p>
<p>    8 Ekim 1912’de Karadağ Prensliği, Osmanlı Devletine savaş açtı. Onu 18 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan takip etti.</p>
<p>    İkmal ve Levazım Teşkilatının bozulduğu Osmanlı ordusu, seferberliğini çok geç yapabildi. Terhis edilip Anadolu’ya gönderilen 120 taburu, savaşın sonunda bile yeniden silah altına alamadı.</p>
<p>    Bulgaristan’a karşı çıkacak kuvvetler 5 kolordu halinde, “Şark Ordusu” namıyla toplandı ve Birinci Ferik Abdullah Paşanın kumandasına verildi. Edirne mevkiindeki bağımsız kuvvetler Şükrü Paşa&#8221;nın emrindeydi. Yunanistan’a karşı, Selanik’te bir kolordu ve Yanya Kalesindeki kuvvetler bırakılmıştı. Karadağ’a karşı kuvvetler İşkodra Kalesinde toplanmıştı. Sırbistan’a karşı Makedonya’yı “Garb Ordusu” kumandanı müstakbel sadrazam Birinci Ferik Ali Rıza Paşa savunacaktı.</p>
<p>    Savaşı idare kabiliyetinden mahrum Nazım Paşanın hiçbir hazırlığı olmayan orduyu, hemen Bulgarlara karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları, Bulgarlara karşı bütün Trakya’yı bırakarak, Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldığı gibi, Sırbistan’a karşı Kumova&#8221;da yenilmişti. 6 Kasım’da Preveze’yi alan Yunanlılar, Veliahd Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler. Selanik’i savunmakla görevli jandarma paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün silahları ile beraber Yunanlılara teslim etti. Sultan İkinci Abdülhamid Han devrinde ihtilas (devlet malını zimmetine geçirmesi) suçu tespit edilmiş olan Tahsin Paşa, o devirde menkub (rütbe ve haysiyetten düşmüş) olduğu gerekçesiyle, Selanik kolordusunun başına getirilmişti. Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp-Karadağlılar tarafından işgal edildi.</p>
<p>    Selanik’in düşmesinden 8 gün önce, artık “Hakan-ı sabık” diye anılan Sultan İkinci Abdülhamid Han, İstanbul’a getirilmişti. Sultan Abdülhamid Hanı Selanik’ten almaya, nazırlarından Vezir Damat Germiyanoğlu, Arif Hikmet ve Damat Çavdaroğlu Mehmed Şerif paşalar gitmişlerdi. Sultan Abdülhamid Han&#8221;ın, muhafızlarının yanında, ikisi de bilgin ve değerli eserler sahibi damatlarıyla konuşması meşhurdur. Gazete okuması yasak olduğu için, kulaktan aldığı bilgi dışında, siyasi durumu etraflı bir şekilde bilmeyen “Sabık Hakan”, dört Balkan devletinin ittifakına ve bu ittifakın haber alınmamasına hayret etmiştir. Makedonya’da kiliseler meselesinin İttihatçılar aracılığıyla ortadan kaldırıldığını öğrenince, Balkanların ittifakını bununla izah etmiş, fakat ittifakın öğrenilmesi karşısında elçilerin, ataşelerin ne iş yaptıklarını sormuştur. “Allah, bu hallere sebep olanları, Kahhar ismiyle kahretsin; devleti batırdılar!” diyerek büyük bir teessürle gemiye binmiştir.</p>
<p>    Selanik’i ele geçiren Yunanlılar, daha sonra Ege adalarından Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını işgal ettiler.</p>
<p>    22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne’yi müdafaa eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğu için silah, mühimmat noksanlığı ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kaldılar.</p>
<p>    Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti, Bulgaristan’a müracaat ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912’de imza edilen ateşkes antlaşması (mütareke) ile silahlı çatışma durmuş oldu. Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında antlaşma, 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanmıştır. Bu barış antlaşması ile Osmanlı Devleti, Ege adalarının durumunun tayinini ve Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi işini büyük devletlere bırakmakta, Girit’i hukuken Yunanistan’a terk etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları da Balkan devletlerine vermekte idi. Bu antlaşma ile kendisini kahramanca savunmasına rağmen yiyecek sıkıntısından düşman eline geçen Edirne de Bulgaristan sınırları içerisinde kalıyordu. Böylece Bulgaristan, Kavala ve Dedeağaç arasındaki toprakları da alarak Ege Denizine ulaşıyordu.</p>
<p>    2500 yıllık Türk tarihinin büyük felaketlerinden biri olan Balkan Savaşında Türkler, Anadolu’dan sonra ikinci anayurt haline gelmiş olan Rumeli’ni bıraktılar. Rumeli, 550 yıldır Türk yurduydu. Birçok bölgede Türkler, ezici ekseriyet halindeydiler.</p>
<p>    93 Harbi&#8221;nde görülen göç ve göçmen felaketinin daha şiddetlisi, Balkan Harbinde cereyan etti. Yüz binlerce Türk, bütün varlıklarını bırakarak, eriye eriye, İstanbul’a eriştiler ve Anadolu’ya dağıldılar. Balkanların, bilhassa Bulgarların yaptıkları zulüm, tüyler ürpertici idi. Onbinlerce sivil Türk, kadın, ihtiyar, çocuk ve bebekler dahil olmak üzere, her türlü işkencelerle doğrandı.</p>
<p>    İkinci Balkan Savaşı</p>
<p>    Birinci Balkan Savaşında Osmanlı Devletinin ağır mağlubiyete uğrayıp Balkanlardan çekilmesi sonucunda, Balkanlarda siyasi bakımdan büyük bir boşluk ve dengesizlik meydana geldi. Ganimetin paylaşılmasında anlaşamayan Balkan devletleri, birbirine düştüler.</p>
<p>    Sırbistan askeri, hareket dolayısıyla Sırp-Bulgar ittifakının çizdiği ve kendisine ayırdığı arazi parçasından daha büyük bir bölgeyi ele geçirmişti. Sırpların bu arazi bölgelerini geri vermemesi anlaşmazlığın düğüm noktasını teşkil ediyordu. Diğer taraftan Londra Konferansı&#8221;nda en büyük payı Bulgaristan’ın alması, diğer müttefiklerin hoşnutsuzluğuna sebebiyet vermişti. Bulgarların Ege kıyısına ulaşmış olmasını, Yunanlılar, sert tepki ile karşılamışlardı. Bu husus, Yunanistan ile Sırbistan’ı birbirine yaklaştırmış ve aralarında ittifak anlaşması akdine sebep olmuştu. Sırbistan ile Yunanistan’ın birbirlerine yaklaştıklarını gören Bulgaristan, bu iki devlete tam hazırlıklarını yapmadan önce 29-30 Haziran 1913’te saldırdı. Ancak Bulgar ordusu, Yunanlılar ve Sırplar tarafından Makedonya’dan çıkarıldı. Bu sırada Bulgaristan’dan pay almak isteyen Romenler de savaşa girdiler ve kısa zamanda Bulgar Dobruca’sını ele geçirdiler. Bulgar orduları, birkaç cephede savaşmak zorunda kaldığı için yenilmeye başladı.</p>
<p>    Osmanlı Devleti de bu fırsatı kaçırmadı ve bütün özellikleri ile bir Türk şehri olan Edirne’yi geri aldı.</p>
<p>    Bu yenilgiler üzerine Bulgarlar, bir yandan Romanya kralına başvurarak Balkan devletleriyle, bir yandan da Babıali’ye başvurarak Osmanlı Devletiyle barış yapmak istediler.</p>
<p>    İkinci Balkan Savaşı sonunda, Bulgaristan’la diğer Balkan devletlerinin imzaladıkları 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması, Romanya ile Bulgaristan’ın yeni sınırını belirliyor, Tuna’nın güneyinde kalan önemli bir arazi parçasını, Güney-Dobruca dahil, Romanya’ya bırakıyordu.</p>
<p>    Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913 tarihinde, imzalanan İstanbul Antlaşması ile Bulgaristan; Kırklareli, Dimetoka ve Edirne’yi, Osmanlı Devletine geri verdi. Antlaşmada Bulgaristan’da kalan Türklerin de durumu ele alınmakta, Türklerin mülkiyet haklarına saygı gösterileceği de belirtilmekteydi.</p>
<p>    Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalanan 14 Kasım 1913 tarihli, Atina Antlaşması ile, Girit, kesin olarak Yunanistan’a bırakıldı. Ege adalarının ne olacağı da büyük devletlerce kararlaştırılacaktı. Büyük devletler ancak 1914 Şubatında Londra’da bu adalardan İmroz, Bozcaada ve Meis bir yana, diğerlerinin Yunanistan’a ve İtalya işgalinde olanları da İtalya’ya kalmasına karar verdiler. Ancak bu karar üzerinde henüz bir anlaşmaya varılamadan, Birinci Dünya Harbi çıktı. Sırbistan’la antlaşma ise 13 Mart 1914’te İstanbul’da imza edildi. Sırbistan’la Osmanlı Devletinin artık ortak sınırı olmadığından, sadece Sırbistan’da kalan Türklerin durumları düzenlenmiştir.</p>
<p>    Böylece, Sultan İkinci Abdülhamid Hanın 1909’da tahttan indirilmesinin üzerinden henüz dört yıl geçmeden, Osmanlı İmparatorluğu, Afrika ile ilgisini kesmiş, Balkanlarda ağır toprak kaybına uğramış, Bulgaristan’dan geri aldığı Edirne ile Doğu Trakya’da kalabilmiştir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/balkan-savaslari.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ilginc tarihi bilgiler</title>
		<link>http://www.odevde.com/ilginc-tarihi-bilgiler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/ilginc-tarihi-bilgiler.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:44:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ilgin bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilginc tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihibilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=657</guid>
		<description><![CDATA[Arkeologlar tarafından İsviçre&#8217;de bulunan en eski ayak izi 5.200 yaşındadır. Tuvalet sifonları milat önce 2000 yılından beri kullanılmaktadır. Eski Mısırlıların kullandıkları yastıklar taştandı. Dünyanın en uzun savaşı Hollanda ile İngilterenin kuzeyindeki Scilly adası arasında gerçekleşmiş ve tam 335 yıl sürmüştür. 1650 yılında adadaki kraliyet yanlılarına karşı Hollandalılar tarafından açılan savaş, tek bir kişi bile yaralanmadan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arkeologlar tarafından İsviçre&#8217;de bulunan en eski ayak izi 5.200 yaşındadır.</strong></p>
<p>Tuvalet sifonları milat önce 2000 yılından beri kullanılmaktadır.</p>
<p>Eski Mısırlıların kullandıkları yastıklar taştandı.</p>
<p>Dünyanın en uzun savaşı Hollanda ile İngilterenin kuzeyindeki Scilly adası arasında gerçekleşmiş ve tam 335 yıl sürmüştür. 1650 yılında adadaki kraliyet yanlılarına karşı Hollandalılar tarafından açılan savaş, tek bir kişi bile yaralanmadan, dalgınlığın farkedildiği 1985 yılında karşılıklı olarak sona erdirilmiştir.</p>
<p>Hristiyanların yılda en az bir kez günah çıkartması XIII. yüzyılın başlarında Latran konsilinde alınan bir kararla zorunlu kılınmıştır.</p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın sayısı bilinemeyecek kadar çok eşinden toplam 880 tane çocuğu vardı.<br />
<span id="more-657"></span><br />
İlk ilkel prezervatif 1500’lü yılların başlarında kullanılmıştır.</p>
<p>1923&#8242;te Adolf Hitler&#8217;i Nazi Partisi&#8217;nin liderliğine getiren seçimde, Hitler rakibinden sadece 1 oy fazla almıştı.</p>
<p>100 Yıl savaşları 116 yıl sürmüştür.<br />
Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda Fransa, ülkedeki tüm taksileri devraldı ve askerler cepheye bu taksilerle taşındı.</p>
<p>Mısırlılar&#8217;da, tırnağı koyu kırmızı başta olmak üzere kırmızının tonlarına boyamak aseletin simgesiydi. Toplumun alt kademelerine dahil olan insanlar ise ancak soluk renkler kullanbiliyorlardı.</p>
<p>Havadan çekilen ilk fotoğraf, Amerikan İç Savaşı sırasında bir balondan çekilmiştir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk uluslararası internet bağlantısı 12 Nisan 1993 tarihinde gerçekleşmiştir.</p>
<p>İncil’de kedilerin hiç bahsi geçmemektedir.</p>
<p>7. yüzyıl Meksika yerlileri Toltecler, düşmanlarını öldürmemek için savaşa tahta kılıçlarla gitmişlerdir</p>
<p>1.Dünya Savaşı sırasında askerlere sigara karne ile dağıtılmaktaydı.</p>
<p>Günümüz ordularına benzer ilk ordu M.Ö. 289 da Atilla tarafından kuruldu.</p>
<p>Kraliçe Victoria zamanında, kadınlar göğüslerini büyütmek icin çilek banyosu yaparlardı.</p>
<p>Geçtiğimiz son 3500 yılın, sadece 230 yılı savaşsız, barış içinde yaşanmıştır.</p>
<p>Tarihteki en kısa savaş 1989 yılında Zanzibar ile İngiltere arasında meydana gelmiş ve sadece 45 dakika sürmüştür.</p>
<p>1883 yılında, Endonezya’daki Krakatoa yanardağı patladığında, ortaya çıkan ses Amerika’nın eyaleti Texas’tan duyulmuştu.</p>
<p>1. Dünya Savaşı’nın ünlü pilotu Kızıl Baron’un gerçek adı Manfred Von Richtofen’dir.</p>
<p>1.Dünya Savaşı sırasında 13.700.000 kişi yaşamını yitirmiştir.</p>
<p>Fransa Kralı 14. Louis sudan nefret ederdi ve hayatında sadece 3 kez banyo yaptı.</p>
<p>Eski Roma’da erkeklerin ifade vermeden önce yemin ederken sağ ellerini testislerine koymaları adet olmuştu. İngilizcede tanıklık anlamına gelen “testimony” sözcüğüde buradan gelmektedir.</p>
<p>İskambil Kağıtlarındaki herbir K, gerçek bir kralı simgeler. Sinek K &#8211; Kral David; Kupa K &#8211; Şarlman; Maça K &#8211; Büyük İskender; Karo K &#8211; Julius Sezar&#8221;i sembolize eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/ilginc-tarihi-bilgiler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Turkiyede Futbolun Kisa Tarihcesi</title>
		<link>http://www.odevde.com/turkiyed-futbolun-kisa-tarihcesi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/turkiyed-futbolun-kisa-tarihcesi.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:40:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[turkiyede futbol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=653</guid>
		<description><![CDATA[Birçok tarihsel verilere bakıldığında, futbol oyununu dünyanın bir çok yerine götürenlerin İngilizler olduğu anlaşılmaktadır. İngilizlerin çeşitli nedenlerle dünyanın her yerine yayıldığı dönemlerde, Anadolu ve Osmanlı denetimindeki ülkelerde tütün ve pamuk ticareti yapmak için liman kentlere yerleşmişler. İşte bu İngiliz aileler, gemiciler, askerler, ticaret adamları yanlarında pipo, viski gibi ticari malların yanı sıra futbolu da beraberlerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birçok tarihsel verilere bakıldığında, futbol oyununu dünyanın bir çok yerine götürenlerin İngilizler olduğu anlaşılmaktadır.</strong></p>
<p>İngilizlerin çeşitli nedenlerle dünyanın her yerine yayıldığı dönemlerde, Anadolu ve Osmanlı denetimindeki ülkelerde tütün ve pamuk ticareti yapmak için liman kentlere yerleşmişler. İşte bu İngiliz aileler, gemiciler, askerler, ticaret adamları yanlarında pipo, viski gibi ticari malların yanı sıra futbolu da beraberlerinde ülkemize ilk getirenler olmuşlardır. Bu ailelerin erkekleri kendi aralarında iddialı futbol müsabakaları oynarken, buradaki yakın dostları ve komşuları da onlara katılmışlardır. Daha sonra bunların yanına Rumlar da iştirak etmiş ve futbol oynayanların sayısında hızlı bir artış görülmüştür.</p>
<p>Araştırmalar ve eldeki belgelerden ülkemizde ilk futbol maçlarının Selanik&#8217;te 1875 yılında oynandığını göstermektedir. Yine 1877 yılında İzmir&#8217;in Bornova çayırları ilk futbolla tanışmıştır. İzmir&#8217;de hafta sonu ve akşamları Rumlarla takviyeli İngiliz takımları arasındaki bu maçların ilk izleyicileri, bu ailelere mensup kadınlar ve kızlar olarak bilinmektedir. O dönemlerde Türklere yasak olan spor yapma ve kulüp kurma izni ülkemizdeki yabancılar için serbest bırakılmıştır.<br />
<span id="more-653"></span><br />
Müslüman ve Türk gençleri bu son derece cazip oyuna karşı büyük heves duymalarına rağmen yasaklar yüzünden futbol oynamaktan uzak kalmışlardır. Bu nedenle, ilk kulüpler yabancılar ve Müslüman olmayanlar tarafından kurulmuş ve ilk futbol maçlarıda onlar tarafından oynanmıştır.</p>
<p>İlk modern futbol İstanbul&#8217;da 1890 yılında başlamış ve yine Türkiye&#8217;de ilk futbol kulübü 1902 yılında Mr. James La Fontaine ile Mr. Herace Armitage&#8217;nin katkılarıyla Kadıköy&#8217;de İngilizler ve Rumlar tarafından kurulan &#8220;Cadikeu Fuetball Club&#8221; dır. Bu kulübü Moda Football Club ve Rumların Elpis Club&#8217;ı izlemiştir.</p>
<p>Bu arada ilk futbol oynayan Türk gençleri de ecnebi isimleri altında futbol oynamışlar ve bunların ilki bir deniz subayı olan Fuat Hüsnü Kayacan&#8217;dır. Kayacan &#8220;Bobi&#8221; takma adıyla İngiliz takımlarında futbol oynayan ilk Türk futbolcusudur. Daha sonra Fuat Hüsnü Kayacan ve Reşat Danyal büyük bir gizlilik içinde sürdürdükleri faaliyetlerin sonunda ilk Türk takımı Black Stacking adıyla ortaya çıkmış ve bugünkü Fenerbahçe stadının hemen karşısındaki ( Halil Mahmudiye ) İlköğretim okulunun altındaki Hurşit Ağa Kahvehanesini lokal olarak seçen gençler papazın çayırında müsabakalarını oynamışlardır. Fakat Black Stacking Football Club istibdat devrinde gelişemeden kapatılmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk futbol ligi 1903 yılında İmojen, Moda, Kadıköy ve Elpis takımlarının iştirak etmesiyle Fenerbahçe stadının bulunduğu papazın çayırında yapılmıştır. Tamamen Türklerden kurulu ilk futbol takımı olan Galatasaray 1905 yılında kurulmuş. Bunu 1907 yılında Fenerbahçe 1908 yılında Vefa ve 1903 yılında Beşiktaş Jimnastik Kulübü kurulmuş fakat futbol branşının açılması 1911 yılında gerçekleştirilebilmiştir. 1908 yılında 2. Meşrutiyetin ilanından sonra, Türkiye&#8217;de futbolun bir Federasyon çatısı altında toplanması çalışmaları sonuçsuz kalmıştır. Ülkemiz sporu ve futbolunun kalkınması ve örgütlenmesi Cumhuriyet döneminde başlamıştır.</p>
<p>1922 yılında toplanan İstanbul kulüp temsilcileri Türkiye idman Cemiyetleri İttifakını (TİCİ) kurmuşlar ve futbol encümeni adı altında futbol federasyonunu teşkil ederek, FIFA&#8217;ya üye olmak için harekete geçmişlerdir. 21 Mayıs 1923&#8242;de Cenevre&#8217;de yapılan FIFA toplantısında Türkiye asil üyeliğe kabul edilmiştir. Futbol Federasyonu, Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (1922-1936) Türkiye Spor Kurumu (1936-1938) ve Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü ve takiben Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (1938&#8242;den günümüze) bu örgütlerin denetimi altında bugünlere gelmiştir.</p>
<p>Şu anda, Futbol Federasyonu Başbakanlığa bağlı özerk bir kurum olarak futbol faaliyetlerini sürdürmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/turkiyed-futbolun-kisa-tarihcesi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmet</title>
		<link>http://www.odevde.com/fatih-sultan-mehmet-2.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/fatih-sultan-mehmet-2.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 16:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih sultan mehmet kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı padişahı fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=643</guid>
		<description><![CDATA[En büyük Osmanlı padişahıdır (1432-1481). Sultan Murat II’nin oğludur. Edirne’de dünyaya geldi. Çocuk yaştayken babası hükümdarlığı ona bıraktı (1444). Macarların Osmanlı Devleti’ne karşı sefer açması üzerine Mehmet II tahtı babasına geri vermek istedi, ama Murat II onu tahtta bırakarak ordunun başına geçti ve Varna Savaşı’nda düşmanı yendi. Buna rağmen bir süre sonra Çandarlı Halil Paşa’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>En büyük Osmanlı padişahıdır (1432-1481). Sultan Murat II’nin oğludur. Edirne’de dünyaya geldi. Çocuk yaştayken babası hükümdarlığı ona bıraktı (1444). Macarların Osmanlı Devleti’ne karşı sefer açması üzerine Mehmet II tahtı babasına geri vermek istedi, ama Murat II onu tahtta bırakarak ordunun başına geçti ve Varna Savaşı’nda düşmanı yendi. Buna rağmen bir süre sonra Çandarlı Halil Paşa’nın çabasıyla genç padişah tahttan indirilerek Manisa valiliğine geri gönderildi ve hükümdarlık babasına iade edildi (1446).</strong></p>
<p>Sultan Murat çok geçmeden öldü ve 1451 yılında Mehmet II yeniden padişah oldu. Tahtta çok genç bir hükümdarın bulunuşundan cesaret alan batılı devletler ve Bizanslılar padişahtan bazı isteklerde bulundular. Sultan Mehmet II Venedikliler, Macarlar ve Bizanslılara birtakım ödünler vermek zorunda kaldı.</p>
<p>Genç padişahın bu tutumundan yanlış sonuçlar çıkaran batılılar Çanakkale Boğazı’nı kuşattılar. Fakat çok geçmeden yanıldıklarını anladılar. Çünkü Anadolu’ya geçip Karamanoğlu İbrahim Bey ile anlaştıktan sonra Edirne’ye dönen Mehmet II, Karadeniz’den İstanbul’a gelecek gemilerin geçişini denetlemek ve gerekirse önlemek için Anadoluhisarı’nın karşısına Boğaziçi’nde acele, yeni bir hisar yapılmasını emretti. Böylece 1452 yılında Rumelihisarı çok kısa bir süre içinde yapılıp bitti.</p>
<p>İstanbul’un Fethi<br />
<span id="more-643"></span><br />
Aynı yıl Edirne’de bir divan toplayan Mehmet II, İstanbul’un fethedilmesi konusunu görüştü: Çandarlı Halil Paşa ile yandaşları bu öneriye karşı çıktılarsa da divanın diğer ilerigelenleri padişahı desteklediler, karşı olanlar da çoğunluğun kararına uymak zorunda kaldılar. Böylece kuşatma hazırlıkları başladı: İstanbul surları dışındaki hayvan sürülerine elkondu. İstanbul dolayındaki küçük Bizans kaleleri ele geçirildi. Edirne’de Urban adlı bir Macar ustasına, o devrin en büyük topları döktürüldü. Tarihçiler bu topların sayısını 200 olarak gösterirler. Bunların her birini 40-50 çift öküz ya da 2,000 kadar insan çekerek Edirne’den İstanbul’a taşıdı. Ayrıca Gelibolu’daki 400 gemilik Türk donanması Marmara’ya girdi.</p>
<p>Bizanslılar da savunma hazırlığına girişmişlerdi. Kentin savunması için kale kapıları örülmüş ve Haliç ağzına bir zincir gerilmişti. Aslında mevcudu 8000-9000 kadar olduğu söylenen Bizans ordusunun 3,000 kadarı Latinlerden oluşuyordu ve esas savunma gücü bunlardı. Oysa Bizanslılar Latinleri sevmiyorlardı. Bu nedenle, Bizanslı Rumların «İstanbul’da Latin külahı görmektense Türk sarığı görmek bizim için daha iyidir» dedikleri, söylentiler arasındadır.</p>
<p>Mehmet II, bütün kışı savaş hazırlıkları ile geçirdi ve 23 mart 1453 günü Edirne’den hareket ederek 5 nisanda Topkapı önüne geldi. Kuşatma 29 mayısa kadar sürdü; karadan ve denizden yapılan saldırılar sonunda Türk ordusu İstanbul’u ele geçirdi.</p>
<p>Bu büyük zafer sonunda «Fatih» unvanını alan genç hükümdar İstanbul’da Rumlara karşı. iyi davrandı. Fetihten sonra büyük bir karışıklığa düşen kentte güvenliği sağlayan Fatih üç gün süren fetih şenlikleri yaptırdı. Bu arada Çandarlı Halil Paşa’yı ve Bizanslıların safında savaşan amcası Orhan’ı da öldürttü.</p>
<p>Fatih, Rumlara patriklerini seçme hakkını tanıdı. Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında tam bir anlaşma sağlamak amacıyla yeni patriği yemeğe çağırıp ağırladı, patriklik asasını ve tacını ona eliyle verdi.</p>
<p>Rumların yanı sıra Yahudi ve Ermeni cemaatine de iyi davrandı. Birtakım manastır ve kiliseleri kendi adına ve yanındaki beyler adına camiye çevirdi, ama kiliselerin çoğu gene de Rumların elinde kaldı.</p>
<p>Sırp Sorunu</p>
<p>İstanbul’un fethinden sonra gözü korkan batılı devletler arasında birleşme eğilimi güçlendi. Fatih bunu önlemek için 1454′te Venedik Cumhuriyeti ile bir anlaşma yaparak onlara ticaret serbestliği verdi. Bunun üzerine Cenevizliler de Fatih’le anlaştılar. Fakat Fatih’in asıl amacı Tuna’ya kadar egemen olmak ve Sırp sorununu çözümlemekti.</p>
<p>Belgrat kuşatması da içinde olmak üzere beş yıl süren seferler ve savaşlar sonunda bütün Sırbistan’ı ele geçirdi (1459). Bundan sonra Mora’yı (1460), Bosna’yı (1463) ve Tuna boylarındaki daha birçok yerleri aldı. Karadeniz’e ve Azak Kalesi’ne birlikler gönderdi.</p>
<p>Otlukbeli Savaşı</p>
<p>Fatih Anadolu’yu da güvenlik altına almak istiyordu. Bu amaçla Konya üzerine yürüdü ve Karamanoğlu Beyliği’ne son verdi (1466). Doğuda Akkoyunlular egemendi; Karamanoğulları, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a sığındılar. Uzun Hasan başka devletlerden de destek görüyordu. Fatih 1473 yılı mart ayında İstanbul’dan ordusuyla hareket etti. İki ordu Fırat boyunda Otlukbeli denen yerde karşılaştı. Savaş Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Uzun Hasan kaçtı, ama bir oğlu ve pek çok askeri bu savaşta öldü.</p>
<p>Ve Ölüm</p>
<p>Fatih, Akkoyunluları yendikten sonra Anadolu’nun güneyini de güvenlik altına almak istedi. Bunun için Mısır Memlûk Sultanlığı ile ilişki kurdu. Ancak anlaşmaları kolay olmadı, hattâ zaman zaman sürtüşmeye ve uçlarda savaşlara vardı. Nitekim Memlûk Sultanlığı’nın Osmanlılara bağlı Dulkadiroğulları Beyliği’ni ele geçirmesi üzerine Fatih 1480′de Alâüddevle Bozkurt Bey’i Dulkadirli toprağına gönderdiği gibi kendisi de, hasta olmasına rağmen 29 nisan 1481′de Üsküdar’a geçerek sefere başladı. Ancak Gebze yakınına geldiği sırada hastalığı arttı ve 3 mayıs günü hayata gözlerini kapadı.</p>
<p>(Solda) Fatih’in ünlü portrelerinden biri, İtalyan ressamı Gentille Bellini’nin (1429-1507) eseri, fatih, ünlü İtalyan hümanistlerini davet eder, onlarla sanat ve bilim tartışmaları yapardı. Bunlardan Francesco Berlinghieri «Geographia» adlı eserini Fatih’e sunmuştur.</p>
<p>(Ortada) İtalyan ressamı Ferrara’nın yaptığı Fatih portresi, Topkapı Sarayı Padişah Portreleri Galerisi. İstanbul.</p>
<p>(Sağda) Fatih’in tuğrası. Tuğra, hükümdarların imzasıydı; tuğra çizenlere «tuğrakeş» denirdi.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in bizzat yönettiği akıl almaz harekât: 21 nisan 1453 gecesi, 67 savaş gemisi kızak üstünde kaydırılarak Dolmabahçe-Kasımpaşa yoluyla Haliç’e indiriliyor. Böylece Bizanslıların, 2 nisan gecesi Kentemarion kulesiyle Galata surları arasına gerdikleri zincir etkisiz kalacak ve bu büyük olay tarihçileri ve yukarıdaki tablonun ressamı gibi sanatçıları etkilemeğe devam edecektir.</p>
<p>Adil Bir Hükümdar</p>
<p>Fatih, güçlü bir padişah olduğu kadar, geniş görüşlü bir düşünür ve aydındı. Edebiyat, din, felsefe, matematik ve astronomi sorunlarıyla ilgilenirdi. Fetih’ten sonra, İstanbul’da 8 kilise ve manastırı medreseye çevirmiş, kendi adına yapılan cami de bir medreseyle bütünlenmiştir.</p>
<p>Çevresine bilginleri toplayan Fatih, onların hazırlayıp kendisine sundukları Türkçe, Arapça, Rumca eserlerden yararlanır, huzurunda tartışmalar düzenlenirdi. Avni takma adıyla yazdığı şiirler başarılıydı. Fatih hoşgörülü bir hükümdardı; dil ve din ayırımı yapmaksızın, devleti Karamani Mehmet Paşa’ya hazırlattığı kanunnameler uyarınca yönetti.</p>
<p>1457′de İstanbul’u başkent yaptı ve devlet hazinesini saklamak üzere Yedikule’yi inşa ettirdi. 1472′de Çinili Köşk, 1478′de Yeni Saray (Topkapı) onun emriyle yapıldı.</p>
<p>Fatih, yeni bir çağ ve yeni bir çığır açan hükümdardır. Kendisinden sonra gelenler, onun yolundan gitseydiler, girişimleri herhalde bir Türk hümanizmi ve rönesansıyla sonuçlanacaktı. Fatih Sultan Mehmet’in zehirlenerek öldürüldüğü söylentilerinin aslı yoktur. Birçok Osmanlı padişahı gibi, o da «damla hastalığı»na yakalanmış ve bu hastalıktan ölmüştür.</p>
<p>Fatih’in bilginleri</p>
<p>Fıkıhta Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürani, Molla Yegân, İstanbul’un ilk kadısı Hızır Çelebi, matematikte Ali Kuşçu ve kelâmda Hocazade, Fatih döneminin önemli bilginleridir. Bunlardan başka bazı İtalyan bilginleri de (Anconalı Criaco v.b.) Fatih’e batı tarihi okuyorlardı. Fatih, Rum bilginleri ile de ilgilenmiştir.</p>
<p>Nitekim ilk İstanbul patriği Gennadios, Hıristiyan dinini anlaması için itikatname’sini Fatih için yazmıştır. Trabzonlu Georgios Amirutzes, Georgios Trapeziontos ona tarih ve astronomi kitapları çevirip sundular. Sonuncusu Fatih’in ölümünde onun için bir de ağıt yazdı.</p>
<p>Alıntı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/fatih-sultan-mehmet-2.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanli imparatorlugunun Dogusu</title>
		<link>http://www.odevde.com/osmanli-imparatorlugunun-dogusu.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/osmanli-imparatorlugunun-dogusu.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 16:52:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorlugu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı kudretinin doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=641</guid>
		<description><![CDATA[On dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedânın kurduğu devlet. Asr-ı seâdet ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen Türk Devleti. Osmanlı kudretinin doğuşu: Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan, yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı hânedânının ortaya çıkışı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>On dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedânın kurduğu devlet. Asr-ı seâdet ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen Türk Devleti.</strong></p>
<p>Osmanlı kudretinin doğuşu: Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan, yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı hânedânının ortaya çıkışı meselesi, Batı Anadolunun Uç bölgesinde yeni bir Türkiyenin doğuşu ile sıkı sıkıya bağlıdır. Osmanlı hânedânının mensup bulunduğu Oğuzların sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyu, dokuzuncu milâdî asırdan îtibâren Selçuklularla beraber Ceyhun Nehrini geçerek İrana geldi. Rivâyetlere göre Horasanda Merv ve Mahan tarafına yerleşen Kayılar Moğolların tecâvüzleri üzerine yerlerini bırakarak Âzerbaycana ve Doğu Anadoluya göç ettiler. Bir rivâyete göre Ahlata yerleşen Kayılar oradan Erzurum ve Erzincana daha sonra Amasyaya gelerek oradan Haleb taraflarına göç ettiler. Bir kısmı Caber Kalesi civarında kalırken diğer bir kısmı Çukurovaya gitti. Çukurovaya gelenler, daha sonra<br />
<span id="more-641"></span><br />
Erzurum civarında Sürmeliçukura vardılar. Aralarında çıkan ihtilaf üzerine bir kısmı asıl yurtlarına dönerken, Ertuğrul ile kardeşi Dündarın emrindekiler, bir müddet Sürmeliçukurda kaldıktan sonra, Moğolların batıya akınları üzerine Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubada mürâcaat ederek Karacadağ taraflarındaki Rum hududuna yerleştirildikleri söylenirse de bu, târihî hakikatlere pek uygun düşmemektedir.</p>
<p>Gündüz Alpi Ertuğrul Gâzinin babası olarak gösteren ve bugün ilim âleminde kabul edilen diğer bir rivâyete göre ise Gündüz Alpin Ahlatta vefâtından sonra oymağın başına geçen oğlu Ertuğrul Gâzi buradan hareketle Erzincana ve oradan da Bizans sınırına yakın olmak gâyesiyle Karacadağ mıntıkasına gelmiştir. Muhakkak olan bir şey varsa o da Ertuğrul Gâzi liderliğindeki Kayıların on üçüncü yüzyıl ortalarında Ankaranın batısında bulunmalarıdır. Sonraları, tahminen 1231 yıllarında, Sultan Alâaddînin kendilerine ıkta olarak verdiği Söğüt ve Domaniçe gelip yerleşmişlerdir.</p>
<p>Diğer taraftan Moğollar, Orta Asya Türklüğünü ve medeniyetini imhâ ederken, istilânın dehşeti karşısında, onların kılıcından kurtulan büyük göçebe kitleleri, şehirli âlim, tâcir, edebiyatçı ve sanatkârlar da Anadoluya sığınıyordu. Muhâceret dalgaları Selçuklu hududunda eskiden beri mevcut göçebeler üzerine yeni Türk boylarını birbirine karıştırıyor ve uçlardaki yoğunluğu süratli bir şekilde artırıyordu. Kaynakların kayıt ve tasvirine göre Âzerbaycan ve Arran (Karadağ) ovaları ile vâdileri karıncalar gibi kaynaşıyor ve göç dalgaları buradan Türkiyeye akıyordu. Böylece Moğollardan kaçan Türkmenler, Anadoluya nüfus ve hayâtiyet getiriyor ve siyâsî parçalanmaya rağmen bu memleket, yeni bir kudret kazanıyordu. 1261den îtibâren Moğol kontrolünün nispeten zayıf bulunduğu ve Türkmen nüfûsunun gittikçe kuvvetlendiği Kızılırmakın batısındaki bölgede (Kastamonu-Ankara-Akşehir-Antalya hattının batısında) uç beylikleri ortaya çıktı. Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli, Selçuklu-İslâm kültürünün yerleştiği uç merkezleri olarak yükselip Gâzi Türkmenlerin faaliyette bulunduğu en ileri uc bölgesiyle Selçuklu iç bölgesi arasında bir ara bölge haline geldiler. Uc bölgelerinde ortaya çıkan Türkmen beylikleri arasında Konyaya hâkim olan Karamanoğulları en kuvvetlisi görünüyor ve Selçukluların vârisi olduğunu iddia ediyordu. Batı Anadoluda Aydınoğulları devrin şartlarına göre mükemmel bir donanma kudretine sâhip bulunuyordu. Göçebe bir kavmin süratle denizci olması ve Adalar (Ege) Denizini alt üst eden gazâlarıyla hayranlık uyandırması şaşılacak bir gelişmeydi. Bu devir Anadolusunda yine mühim sayılabilecek bir güce sâhip bulunan Germiyanoğulları, Karesioğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Hamidoğulları ve Candaroğulları beyliklerinden her biri kendi hesabına yayılma mücâdelesine girişti.</p>
<p>Alıntı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/osmanli-imparatorlugunun-dogusu.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Usi Anlasmasi Maddeleri</title>
		<link>http://www.odevde.com/usi-anlasmasi-maddeleri.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/usi-anlasmasi-maddeleri.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 16:50:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[alınan maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmanın kararları]]></category>
		<category><![CDATA[balkan savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bingazi]]></category>
		<category><![CDATA[italya]]></category>
		<category><![CDATA[rodos]]></category>
		<category><![CDATA[trablusgarp]]></category>
		<category><![CDATA[uşi]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=638</guid>
		<description><![CDATA[Trablusgarp ve bingazi italyanlara verilecektir. İtalya savaş sırasında işgal ettiği rodos ve oniki ada’yı osmanlılara geri verecektir. Ancak balkan savaşının başlaması nedeniyle yunanistan’ın adaları işgal etmesi tehlikesine karşı italyanın işgali geçici olarak sürecektir Trablusgarp bingazi’ye padişah tarafından sultan naibi ve kadı tayin edilecektir. Bunlar için italyan’ın onayı alınacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Trablusgarp ve bingazi italyanlara verilecektir.<br />
<a href="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/usi-anlasmasi.jpg"><img src="http://www.odevde.com/wp-content/uploads/usi-anlasmasi.jpg" alt="" title="usi-anlasmasi" width="300" height="222" class="alignnone size-full wp-image-639" /></a><br />
İtalya savaş sırasında işgal ettiği rodos ve oniki ada’yı osmanlılara geri verecektir. Ancak balkan savaşının başlaması nedeniyle yunanistan’ın adaları işgal etmesi tehlikesine karşı italyanın işgali geçici olarak sürecektir</p>
<p>Trablusgarp bingazi’ye padişah tarafından sultan naibi ve kadı tayin edilecektir. Bunlar için italyan’ın onayı alınacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/usi-anlasmasi-maddeleri.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mondros Ateşkes Antlaşması Ile Kurtuluş Savaşına Kadar Yurdumuzun Durumu Nasıldır</title>
		<link>http://www.odevde.com/mondros-ateskes-antlasmasi-ile-kurtulus-savasina-kadar-yurdumuzun-durumu-nasildir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/mondros-ateskes-antlasmasi-ile-kurtulus-savasina-kadar-yurdumuzun-durumu-nasildir.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2010 10:07:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[30 Ekim1918&#8242;de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı hükümeti yenilgiyi kabul etti. Aralarında Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın etkisinde olan Minber gazetesi de dahil olmak üzere İstanbul basını mütarekeyi sevinçle karşıladı. Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf devletleri&#8217;ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918&#8242;de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> 30 Ekim1918&#8242;de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı hükümeti yenilgiyi kabul etti. Aralarında Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın etkisinde olan Minber gazetesi de dahil olmak üzere İstanbul basını mütarekeyi sevinçle karşıladı.</p>
<p>Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf devletleri&#8217;ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. 30 Ekim 1918&#8242;de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi. Ateşkesten sonra İngilizler, Musul ve Zaho&#8217;daki sivil Hıristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek Türk birliklerinin Musul&#8217;u terk etmesini istediler. Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye cephesinde Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubunun Şam&#8217;dan sonra Halep&#8217;te de İngilizlere yenilip Adana&#8217;ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükümetinin de bu yolda emir vermesinden sonra Musul&#8217;u bırakıp Nusaybin&#8217;e kadar çekildi. İngiliz askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul&#8217;a girdiler. İstanbul&#8217;dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya da Çukurova bölgesini terketmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa Adana&#8217;yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar ise, Anadolu&#8217;da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan doğu cephesine taşınmıştı. Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki 20. kolorduyu teçhizatıyla birlikte önce Konya&#8217;ya sonra da Ankara&#8217;ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı. Bu sırada Kazım Karabekir Paşa da emrindeki 15. kolordu&#8217;yu terhis etmemiş ve Erzurum&#8217;da savaşa hazır tutmaktaydı.</p>
<p>İstanbul işgali<br />
<span id="more-564"></span><br />
6 Kasım&#8217;da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım&#8217;da işgal güçleri Çanakkale&#8217;den geçti. 13 Kasım 1918&#8242;de Osmanlı&#8217;nın başkenti İstanbul&#8217;a müttefik askerleri geldi. 23 Kasım 1918&#8242;de Ahmet İzzet Paşa yeni hükümeti kurdu. 9 Şubat&#8217;ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif &#8216;Kara Gün&#8217; başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul&#8217;dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti.</p>
<p>İstanbul sularına ellibeş parçalık donanma demirledi ve 3000 civarında asker karaya çıkarılarak işgal hızlandırıldı.</p>
<p>Çoğunluğu İngilizlerden oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı. Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. Milliyetçi ve milli mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini Malta&#8217;ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921&#8242;de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu&#8217;ya döndüler.</p>
<p>Kuvay-i Milliye</p>
<p>İttihat ve Terakki yönetiminin, gizli bir teşkilat olan Teşkilat-ı Mahsusa vasıtasıyla Anadolu ve Rumeli&#8217;de savaş sonrası bir direniş hareketi örgütlediği anlaşıldı. Direnişin amacı, doğu illerinin Ermenilere, Ege bölgesinde bazı yerlerin Yunanlılara ve Adana yöresinin Fransa kontrolündeki Suriye&#8217;ye verilmesini öngören girişimlere karşı mücadele etmekti. Yanı sıra, savaş yıllarında çeşitli yöntemlerle önemli servete ve yerel iktidara kavuşan İttihat ve Terakki yanlısı zümrelerin konumlarının korunması, savaş sırasında sürülen gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarının geri dönmesinin önlenmesi, bundan dolayı çıkabilecek karışıklıklar nedeniyle müttefik devletlerin olası müdahalesine karşı konulması amaçlanmaktaydı.</p>
<p>1919 başlarından itibaren Kuvay-i Milliye (milli kuvvetler) adıyla silahlanan bazı gruplar, Ege ve Karadeniz bölgesinde Rumlara, Güneydoğu&#8217;da ise Ermenilere karşı çatışmalara girdiler. Bu grupların çoğu 50 ila 200 kişilik düzensiz kuvvetlerden oluşmakta ve Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğu bilinen kişilerce yönetilmekteydi.</p>
<p>1919 Şubat ayında Müttefik İşgal Kuvvetleri Yüksek Komutanı Edmund Allenby, Anadolu&#8217;da asayişi sağlamak ve henüz teslim olmamış olan Ali Fuat Paşa komutasında Ankara&#8217;daki 20. ve Kazım Karabekir Paşa komutasında Erzurum&#8217;daki 15. kolorduların teslim olmalarına ikna edilmeleri amacıyla, İngiliz ordusunun Suriye cephesinde Türk kuvvetlerini kısa sürede nasıl yendiğini bilen üst düzey bir Türk komutanının özel yetkilerle donatılarak Anadolu&#8217;ya gönderilmesini önerdi. 15 Mayıs 1919&#8242;da &#8220;Anafartalar Kahramanı&#8221; ve &#8220;Yaver-i Fahri Hazret-i Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri)&#8221; Mirliva Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu komutanı ve Anadolu Genel Müfettişi sıfatıyla, padişah VI. Mehmet Vahdettin tarafından Anadolu&#8217;ya gönderildi.</p>
<p>İzmir işgali</p>
<p>İzmir&#8217;in işgali düşüncesi 1919&#8242;un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos&#8217;un önerisiyle, İngiltere başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir&#8217;in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris&#8217;te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs ta İngiltere, ABD ve Fransa, Yunan donanmasının İzmir&#8217;e gönderilmesinde mutabık kaldılar.</p>
<p>İzmir&#8217;in işgali kansız başladı. Hatta İzmir&#8217;in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmirdeki Osmanlı Ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir&#8217;deki Osmanlı Ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlılara teslim oldu.</p>
<p>İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve&#8217;ye kadar İzmir&#8217;in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da TBMM&#8217;nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir&#8217;den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükümetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.</p>
<p>Diğer Gelişmeler ve olaylar (Kurtuluş Savaşı Hazırlık Dönemi)<br />
Paris&#8217;te toplanan uluslararası Barış Konferansı, o günlerde açıklanması beklenen Türk Barış Antlaşmasını, 1919 Mayıs başlarında belirsiz bir geleceğe erteledi. 15 Mayıs&#8217;ta Yunan kuvvetleri, müttefik devletlerin kararıyla İzmir&#8217;i işgal etti. Ulusal bir felaket olarak görülen bu olay, Türkiye çapında müthiş bir ulusal tepkiye yol açtı. 23 Mayıs&#8217;ta Fatih ve Sultanahmet&#8217;te Türk siyasi tarihinin o güne kadarki en büyük kitle gösterileri düzenlendi. Direniş fikri, İttihat ve Terakki yandaşlarının görüşü olmaktan çıkarak tüm ülke sathına yayıldı.</p>
<p>21 Haziran&#8217;da Mustafa Kemal, Anadolu&#8217;daki en önemli askeri birliklerin komutanları olan Kâzım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar ve Ege bölgesinde asayişi sağlamakla görevlendirilen Rauf Bey ile Amasya&#8217;da buluşarak Amasya Tamimi&#8217;ni yayımladı. Bildiri, ulusal bağımsızlığın ancak ulusun &#8220;azim ve iradesi&#8221; ile sağlanacağını vurgulayarak, ülke çapında bir direniş hareketinin işaretini vermekteydi Kâzım Karabekir&#8217;in öncülüğünde Erzurum&#8217;da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Kongresi, askeri görevlerinden istifa eden Mustafa Kemal&#8217;i kongre başkanı seçti. Kongre, Doğu illerinin Ermenistan&#8217;a verilmesi olasılığına karşı direnme kararı alırken, Türkiye&#8217;nin kalkınması için Amerikan mandası fikrine açık kapı bırakmamaktaydı.</p>
<p>4 Eylül 1919&#8242;da Türkiye&#8217;nin her yanından gelen delegelerin katılımıyla Sivas&#8217;ta toplanan kongrede, genel seçimler yapılıp yeni Mebusan Meclisi kuruluncaya kadar İstanbul hükümetiyle tüm resmi bağların kesilmesi kararlaştırıldı. Ülke çapında yeni bir idari ve siyasi örgütlenme kurmak amacıyla bir Heyet-i Temsiliye kuruldu.</p>
<p>Kasım ayında Adana, Maraş, Antep ve Urfa&#8217;nın Fransızlarca işgali üzerine, Heyet-i Temsiliye tarafından yönlendirilen direniş hareketi başlatıldı. Direniş umulmadık bir hızla başarıya ulaşarak 1920 Mayısı&#8217;nda Fransızları ateşkese zorladı.</p>
<p>Aralık ayında yapılan genel seçimler sonucunda son Osmanlı Meclis-i Mebusanı (1920) oluştu. Meclise Anadolu&#8217;dan sadece Milli Mücadele yanlısı milletvekilleri seçildi. İki ayrı ilden milletvekili seçilen Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;a gitmeyi reddetmesi üzerine, Sivas Kongresi başkan vekili olan Rauf Orbay Meclis reisliğine seçildi. 28 Ocak 1920&#8242;de Mebusan Meclisi daha sonra Misak-ı Milli adıyla anılan &#8220;Ahd-ı Milli Beyannamesi&#8221;ni kabul etti. Beyanname, Mondros Mütarekesi sınırları içinde tam bağımsızlık sağlanıncaya kadar mücadeleye devam etmeyi öngörmekteydi.</p>
<p>16 Mart 1920&#8242;de Meclis-i Mebusan da dahil olduğu halde Babıali ve bütün hükümet daireleriyle beraber İstanbul, İngilizler tarafından cebren ve resmen işgal edilmiştir. İngiliz birlikleri İstanbul&#8217;da bulunan, başta Rauf Bey olmak üzere önde gelen Milli Mücadele yanlısı milletvekillerini tutukladılar. Ayrıca telgrafhaneler de işgal altına alınmış ve resmi makamlar arasında iletişim imkânı kalmamıştı. Bu şartlara göre, Anadolu, İstanbul ve resmi makamlarla ortak hareketten mahrum kalmıştı.</p>
<p>İstanbuldaki olağanüstü hal, ortaya Osmanlı Devletinin kimin idaresi ve hangi güçlerin kanunlarının geçerli olduğu sorunu ortaya çıkarmıştır. Bu durumda Mustafa Kemal, Temsil Heyetinin başkanı olarak: &#8220;Bu hareketin Anadoluda Osmanlı Kanunlarının yürürlüğünü engellemeyeceğinden ve her ne şekilde olursa olsun alınacak önlemlere Osmanlı milleti uygarlık yeteneği özellikle dikkat çekici bulunduğundan kanun dışında hiç bir işlem yapılmaması ve bütün görevlerin özenle yapılması hayatımızın gereklerindendir&#8221; diye genelge yayınlamıştır.</p>
<p>Bunun üzerine Meclis 18 Mart 1920 bir toplanarak kendini feshettiğini açıkladı. Meclisin kendini feshettiği açıklaması Padişahın Nisan 11 1920&#8242;de ikinci meşrutiyetin sona erdiğini açıklaması ile bir başka Meclis oluşturma yolunu kapatmıştır. Aynı gün Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah&#8217;ın, &#8220;Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki milli kuvvetleri kâfir ilan eden ve katlinin vacip&#8221; olduğunu bildiren fetvası &#8220;Takvim-i Vekayi&#8221;de yayınlandı. Padişah Osmanlı Devleti&#8217;nin tarihinde bir bölümü kapatmayı amaçlamış ve kendi otoritesi dışında bulunan bütün güçlerin (milli kuvvetleri) devlet karşıtı olduğunu ilan etmiştir. Padişah ve atadığı hükümetler Osmanlı devletinin idaresine tek otorite durumuna gelmişlerdi.</p>
<p>Bu dönemde Büyük Millet Meclisi&#8217;nin etkinlikleri karşı taraflara Anadolu&#8217;yu kendisinin temsil ettiği ve onun içinde olmadığı hiçbir barışın geçerliliği olmadığını kabul ettirmesi çabasıdır. Bir yandan uluslararası destek ve yardım arayışına girilerek, Batum&#8217;un geri verilmesi karşılığında Sovyetler Birliğinden mali yardım sağlandı. Öbür yandan Anadolu&#8217;nun çeşitli yörelerindeki düzensiz direniş gruplarını tasfiye ederek düzenli bir ordunun kurulması için adımlar atıldı. Askeri olarak karşısına çıkacak bütün güçlerle baş edebilecek düzeyde olduğunu kanıtladı.</p>
<p>Osmanlı Meclisinin fes edilmesi yeni bir meclisin, bir kurucu meclisin, gerekliliğini doğurmuştu. Kurucu Meclis ve seçimlerle ilgili 19 Mart 1920&#8242;de bir bildiri yayınladı. Sultan İstanbul&#8217;da idi ve Mustafa Kemal &#8220;olağanüstü yetkilere sahip bir meclis&#8221; olarak takdim etti. Seçimlerin yapılması için yayınlanan bu bildiri uyarınca, yurdun her yerinde seçimler yapıldı. 16 Mart 1920&#8242;deki baskından kurtulan milletvekilleri gizlice Ankara&#8217;ya geçtiler. Bolu Düzce, Hendek bölgesinde başlayan ve Nallıhan, Beypazarı çevresine sıçrayan ayaklanma olayları oldu. Bu olaylardan dolayı, seçilen milletvekillerinin tümünün gelmesi beklenilmeden, Millet Meclisi&#8217;nin açılma hazırlıkları yapıldı.</p>
<p>Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde toplandı. Bu tarihten itibaren İstanbul hükümetinin etkisi İstanbul kenti ve çevresiyle sınırlı kalırken, Ankara&#8217;da oluşturulan Meclis ve hükümet, fiilen Türkiye&#8217;nin yönetimini ele aldı. Mustafa Kemal 24 Nisan 1920&#8242;de Meclis Başkanı seçildi. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/mondros-ateskes-antlasmasi-ile-kurtulus-savasina-kadar-yurdumuzun-durumu-nasildir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mondros Antlaşması’ndan sonra işgal edilen şehirler ve kurulan cemiyetler nelerdir</title>
		<link>http://www.odevde.com/mondros-antlasmasi%e2%80%99ndan-sonra-isgal-edilen-sehirler-ve-kurulan-cemiyetler-nelerdir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/mondros-antlasmasi%e2%80%99ndan-sonra-isgal-edilen-sehirler-ve-kurulan-cemiyetler-nelerdir.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 09:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[antalya\da faaliyet gösteren cemiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[isgal edilen sehirler]]></category>
		<category><![CDATA[isgal edilen yerler]]></category>
		<category><![CDATA[İZMİR İŞGAL EDİLDİKTEN SONRA kurulan cemiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[kısaca mondros ateşkes anlaşmasından sonra işgal edilen yerler]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı yılları]]></category>
		<category><![CDATA[magna armania]]></category>
		<category><![CDATA[milli mücalede işgal edilen topraklar]]></category>
		<category><![CDATA[mondros anlaşmasından sonra nereler işgal edildi]]></category>
		<category><![CDATA[mondros ateşkes anlaşmasından sonra işgal edilen şehirlerin isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[mondros ateşkes antlaşmasından sonra işgal edilen italyanlar cemiyetleri faaliyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[mondros ateşkes antlaşmasından sonra işgal edilen yerler]]></category>
		<category><![CDATA[mondros ateşkes antlaşmasından sonra izmirdeki cemiyetlerin faaliyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[mondros ateşkes antlaşmasından sonra izmir\de kurulan cemiyetlerin faaliyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[mondros ateşkesinden sonra işgal edilen yerler ve orada kurulan cemiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[mondros sonrasi]]></category>
		<category><![CDATA[mondros sonrası işgal edilen yerler]]></category>
		<category><![CDATA[mondros sonrası işgaller]]></category>
		<category><![CDATA[mondros ve işgal]]></category>
		<category><![CDATA[mondrostan sonra isgaller]]></category>
		<category><![CDATA[mondrostan sonra kurulan cemiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlının yıkılış zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Teali İslam Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler Tarafından Kurulan Milli Varlığa Düşman Cemiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Wilson Prensipleri Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[YARARLI CEMİYETLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=559</guid>
		<description><![CDATA[Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan Sonra İşgal Edilen Yerler Osmanlı hükümetinin bitişinin ifadesiydi aslında MONDROS. Bir şanlı devin vermiş olduğu son nefes ve bir dünya devinin doğuşuydu. İngiltere= Musul Urfa Antep Maraş Batum Kars SAMSUN Merzifon Fransa= Adana urfa antep maraş mersin dörtyol İtalya =Antalya Kuşadası Fethiye Bodrum Marmaris Konya Yunanistan =İzmir MONDROSTAN SONRA KURULAN CEMİYETLER I. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan Sonra İşgal Edilen Yerler</p>
<p>Osmanlı hükümetinin bitişinin ifadesiydi aslında MONDROS. Bir şanlı devin vermiş olduğu son nefes ve bir dünya devinin doğuşuydu.</p>
<p>İngiltere= Musul Urfa Antep Maraş Batum Kars SAMSUN Merzifon<br />
Fransa= Adana urfa antep maraş mersin dörtyol<br />
İtalya =Antalya Kuşadası Fethiye Bodrum Marmaris Konya<br />
Yunanistan =İzmir<br />
MONDROSTAN SONRA KURULAN CEMİYETLER</p>
<p>I. ZARARLI CEMİYETLER :</p>
<p>A) Azınlıkların Kurduğu Cemiyetler :</p>
<p>*Mavri Mira : Rumlar kurmuştur. Batı Anadolu ve Trakya’yı Yunanistan’a dahil ederek Megalo İdeayı gerçekleştirmek istemişlerdir. Yunan Kızıl Haçı, Fener Rum Patrikhanesi, okullardaki izci teşkilatları ve diğer Rum cemiyetleriyle işbirliği içindedirler.</p>
<p>*Etnik-i Eterya : Megalo İdea amacıyla 19. Yy. başlarında kurulmuş aynı amaçla Mondrostan sonra da faaliyetlerini sürdürmüş bir Rum cemiyetidir.<br />
<span id="more-559"></span><br />
*Rum Pontus Cemiyeti : Fatih’in 1461′de ortadan kaldırdığı Trabzon Rum İmparatorluğunu yeniden kurmak için çalışmalar yapmıştır.</p>
<p>*Hınçak ve Taşnak Cemiyeti : Çukurova’dan Trabzon’a çizilen bir hattın doğusunda kalan bütün topraklarda bir Ermeni devleti (Magna Armania) kurak için çalışmalar yapmışlardır.</p>
<p>*Alyans-İsrailit (Makkabi) Cemiyeti : Yahudi azınlık tarafından ekonomik, dini ayrıcalıklarını sürdürmek amacıyla kurulmuştur.<br />
Türkler Tarafından Kurulan Milli Varlığa Düşman Cemiyetler :</p>
<p>*İngiliz Muhipler Cemiyeti : İngilizlerle iyi geçinerek ülkeyi en az zararla kurtarmak isteyen ve İngiliz mandasını savunan bu cemiyette padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit gibi kimseler de üyedir.</p>
<p>*Teali İslam Cemiyeti : Halifeye ve İslamiyet’e kesin bağlılıkla kurtuluşun gerçekleşeceğine inanmışlardır. İlmi, ahlaki, sosyal yollarla siyaset yapmışlardır.</p>
<p>*Wilson Prensipleri Cemiyeti : Amerikan mandasını savunmuşlardır.</p>
<p>*Sulh ve Selamet-i Osmaniye Cemiyeti : Kurtuluşun Osmanlı saltanatına bağlılık ve padişaha kesin itaatle mümkün olacağına inanmışlardır. Meşruti demokrasiyi ilke edinmişlerdir.</p>
<p>*Kürt Teali Cemiyeti : Doğu Anadoluda bağımsız bir Kürt devleti kurmak için kurulmuşsa da halkın fazla desteğini alamamıştır.</p>
<p>*Hürriyet ve İtilaf Fırkası : 20. Y.y. başlarında İttihat Terakkiye muhalif olarak kurulmuş Mondrostan sonra da milli mücadeleye karşı faaliyet sürdürmüştür.</p>
<p>*Trabzon Adem-i Merkeziyet Cemiyeti : Trabzon ve çevresinde bağımsız bir Türk devleti kurmak istemişler, zamanla milli mücadele safına geçmişlerdir.</p>
<p>II.YARARLI CEMİYETLER :</p>
<p>* Trakya ve Paşaeli Cemiyeti : Trakya ve çevresini özellikle Mavri Miranın faaliyetlerine karşı korumak amacıyla kurulmuştur. İlk kurulan cemiyettir.</p>
<p>* İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Batı Anadoluyu Rumlara karşı korumak amacıyla kurulmuştur. İzmirin işgali sonrası Anadoluya milli mücadele için cephane taşımışlardır.</p>
<p>* Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Bir yandan Rum Pontus cemiyetine diğer yandan Adem-i merkeziyet cemiyetine karşı faaliyet gösteren, Trabzon ve çevresini korumaya çalışan cemiyettir.</p>
<p>* Kilikyalılar Cemiyeti : Çukurova bölgesini Ermenilere ve Fransızlara karşı savunmak amacıyla kurulmuştur.</p>
<p>* Harekat-ı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyeti : İzmirin Yunanlılarca işgaliyle beraber ilhakı önlemek amacıyla kurulmuştur. İşgallere karşı fiilen karşı koymuşlardır.</p>
<p>* Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti : Merkezi Sivas olmak üzere kurulmuş ve kısa sürede bütün vatana yayılmıştır. İşgalleri protesto ettikleri gibi Milli Mücadeleye para ve Mal yardımı sağlamışlardır.</p>
<p>* Milli Kongre Cemiyeti : Türk halkının haklılığını basın yoluyla Dünya kamuoyuna duyurmayı amaçlayan bir cemiyettir. Silahlı direnişi düşünmemiştir.</p>
<p>* Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Doğu Anadoluda Ermeni devletinin kurulmasına engel olmak amacıyla ortak savunma kararı almış bir cemiyettir.</p>
<p>Not-1: Cemiyetlerin hemen hepsinin kuruluşunda dayandıkları nokta Wilson ilkeleridir.</p>
<p>Not-2: Milli cemiyetler kendi bölgelerin kurtarmak için kurulmuş, Sivas kongresinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşmişlerdir.</p>
<p>Not-3: Milliyetçilik ve bağımsızlık amacıyla Mondros Müterakesi’nden sonra kurulmuşlardır.</p>
<p>Not-4: Başlangıçta basın-yayın yoluyla mücadeleyi, gerekirse silahlı direnişe geçmeyi amaçlamışlardır.<br />
alıntı </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/mondros-antlasmasi%e2%80%99ndan-sonra-isgal-edilen-sehirler-ve-kurulan-cemiyetler-nelerdir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19.yy da Osmanlı devletinde ekonomik ve askeri alan ile eğitim alanındaki yenilikler</title>
		<link>http://www.odevde.com/19-yy-da-osmanli-devletinde-ekonomik-ve-askeri-alan-ile-egitim-alanindaki-yenilikler.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/19-yy-da-osmanli-devletinde-ekonomik-ve-askeri-alan-ile-egitim-alanindaki-yenilikler.php#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Sep 2010 20:13:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Devleti&#8217;nin 19. yy. daki Islahatları Sultan II. Mahmut Döneminde Yapılan Islahatlar Sultan Üçüncü Selimin yanında yetişmiş olan Sultan İkinci Mahmud ondan etkilenmiş padişahlığı döneminde de ıslahatlar yapmanın gerekliliğine inanmıştı. Askeri ve İdari alanda ıslahatlar yapmaya çalışan Sultan İkinci Mahmud Sekban-ı Cedit adı verilen yeni bir askeri teşkilat kurdu (14 Ekim 1808). Ancak yeniçeriler kendilerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin 19. yy. daki Islahatları</p>
<p>Sultan II. Mahmut Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>Sultan Üçüncü Selimin yanında yetişmiş olan Sultan İkinci Mahmud ondan etkilenmiş padişahlığı döneminde de ıslahatlar yapmanın gerekliliğine inanmıştı. Askeri ve İdari alanda ıslahatlar yapmaya çalışan Sultan İkinci Mahmud Sekban-ı Cedit adı verilen yeni bir askeri teşkilat kurdu (14 Ekim 1808). Ancak yeniçeriler kendilerine tehlike olabilecek alternatif bir askeri kuvvet istemiyorlardı. Ayaklanarak Sekban-ı Cedit&#8217;in kaldırılmasını sağladılar.</p>
<p>Eşkinci adı verilen yeni bir askeri teşkilat kuran Sultan İkinci Mahmud&#8217;a karşı yeni bir yeniçeri ayaklanması oldu. Sultan İkinci Mahmud artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını Vaka-i Hayriye adı verilen olayla ortadan kaldırıldı (15 Haziran 1826). Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adı verilen yeni bir askeri teşkilat oluşturuldu.<br />
<span id="more-513"></span><br />
Yapılan yeniliklerin merkezden uzakta bulunan valiler ve idareciler tarafından da benimsenmesi gerektiğine inan Alemdar Mustafa Paşa Sultan Mahmud döneminde Ayanlarla Sened-i İttifak&#8217;ı imzaladı. Buna göre ayanlar merkeze sadık kalacak ve yenilik hareketlerini destekleyecek padişahlar da ayanların elde etmiş oldukları hakları tanıyacaktı. Sened-i İttifak ile ayanlar padişahın mutlak otoritesine karşı siyasi bir meşruiyet kazanmış oluyorlardı. Padişah otoritesinin başka herhangi bir güçle ortaklık kabul etmesi mümkün değildi ve Osmanlı idari yapısının hem ruhuna hem de tabiatına aykırıydı. Bu sebeple zaten ölü doğan Sened-i İttifak çok uzun ömürlü olmadı. Kısa bir süre sonra Sultan İkinci Mahmud idareyi tamamen eline alarak ayanları bir bir ortadan kaldırarak merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Sadece askeri alandaki yeniliklerle bir yere varılamayacağını düşünen Sultan İkinci Mahmud Divan Teşkilatı&#8217;nı kaldırarak onun yerine Bakanlıklar (nazırlık) kurdu. 30 Mart 1838&#8242;de Sadrazamlık mak!!!!! &#8220;Başvekalet&#8221; Sadrazama &#8220;Başvekil&#8221; denilmesi kararlaştırıldı. Ölen ya da azledilen devlet memurlarının mallarına el konması anl!!!!! gelen &#8220;Müsadere&#8221; usulünü kaldırdı. Ayrıca devlete ıslahat hareketlerinde yardımcı olmak yeni teklifler getirmek memurların terfi ve yargılanmasıyla uğraşmak üzere Darü&#8217;ş Şuray-ı Bab-ı Ali kuruldu.</p>
<p>Sosyal alanda da bazı yenileşme hareketlerine ve ıslahatlara girişen Sultan İkinci Mahmud 3 Mart 1929&#8242;da kıyafet değişikliği hakkında bir ferman yayınlandı. İlk Türk gazetesi Takvim-i Vekayi yayın hayatına başladı (1 Kasım 1831). Medreselerin yanında Avrupalı tarz eğitim veren yeni okullar açıldı ve Avrupa&#8217;ya öğrenciler gönderildi.</p>
<p>Posta teşkilatının kurulması ve Karantina uygulaması da yine Sultan İkinci Mahmud döneminde gerçekleştirildi. Avrupalı tüccarlarla rekabet edebilmeleri için Türk tüccarlara gümrük kolaylıkları getirildi. İlk nüfus sayımı yapıldı. Bu sayım sonucunda Anadolu&#8217;da 2.500.000&#8242;dan fazla Rumeli&#8217;de de 1.500.000 erkek vatandaşın yaşadığı tespit edildi.</p>
<p>Ülke içinde ve dışında yapılacak seyahatlar için bazı esaslar kabul edildi. Buna göre ülke içinde seyahat yapacak yurttaşlar Mürur aaakiresi (geçiş belgesi) taşıyacaklar ülke dışına çıkacak yurttaşlar da Hariciye Nezaretinden (Dış İşleri Bakanlığı) pasaport alacaklardı.</p>
<p>Sultan I. Abdülmecid Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>(Tanzimat Fermanı)</p>
<p>Tanzimat hareketleri Osmanlı&#8217;ya batılı anlamda bir düşünce biçimi ve yönetim şekli getirmek için Avrupa&#8217;dan esinlenerek yapılan programlı bir yenilik ve kültür hareketiydi. Bu hareket Sultan İkinci Mahmud&#8217;un padişah olduğu yıllarda başlamıştı.</p>
<p>Sultan Birinci Abdülmecid tarafından Londra Elçiliğinden alınıp Hariciye Nazırlığına (Dış İşleri Bakanlığı) getirilen Mustafa Reşit Paşa Avrupa siyasetini iyi bilen bir devlet adamıydı. Tanzimat hareketinin bugüne kadar yapılan ıslahatlardan farklı olduğunu Sultan Birinci Abdülmecid&#8217;e kabul ettirdi.<br />
Tanzimat Fermanı; Topkapı sarayının Gülhane Bahçesinde düzenlenen ve yabancı elçilerle devlet adamlarının hazır bulunduğu bir toplantıda Mustafa Reşit Paşa tarafından Kasım 1839 tarihinde ilan edildi. Tanzimat fermanına tarihimizde Tanzimat-ı Hayriye veya Gülhane Hatt-ı Humayun&#8217;u da denir.</p>
<p>Tanzimat Fermanı&#8217;nın getirdiği önemli yenilikler şunlardı; Müslüman veya gayrimüslim olan herkesin can mal namus güvenliği devlet garantisi altına alınacak vergiler herkesin gelirine göre düzenli bir şekilde alınacak askerlik belirli bir düzene göre olacak mahkemeler herkese açık olacak ve mahkeme kararı olmadan kimse idam edilmeyecek herkesin mal ve mülk sahibi olması ve bunu miras olarak bırakabilmesi sağlanacak rüşvet ve iltimas kaldırılacak kanun gücünün her gücün üstünde olduğu kabul edilecekti.</p>
<p>Tanzimat Fermanı Osmanlı Devleti&#8217;nde anayasal düzenin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Bu fermanla Sultan Birinci Abdülmecid kendi gücünün üzerinde bir güç olduğunu kabul ediyordu. Tanzimat Fermanı ile azınlıklara bazı haklar verilmişti. Bu hakları bahane eden Avrupa devletleri Osmanlı Devleti&#8217;nin iç işlerine karışmaya devam ettiler. Oysa Tanzimat Fermanı bir anlamda bu tip müdahaleleri önlemek için ilan edilmişti.</p>
<p>(Islahat Fermanı)</p>
<p>Islahat Fermanı Osmanlı Devleti&#8217;nin bir iç düzenleme olmakla beraber Rusya ve Avrupa&#8217;nın iç işlerine karışmasını önlemek amacıyla ilan edilmiştir. Bu ferman Paris Konferansı&#8217;nın başlamasından hemen sonra İstanbul&#8217;da yabancı devlet temsilcilerinin huzurunda okunarak açıklandı. Fermanın getirdiği önemli hususlar şunlardı:<br />
kaynak: Baktabul Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler http://www.baktabulum.com/turk-dunyasi-ve-kulturu/128715-19-yy-da-osmanli-devletinde-ekonomik-ve-askeri-alan-ile-egitim-alanindaki-yenilikler.html</p>
<p>- Din ve mezhep özgürlüğü sağlanacak okul kilise ve hastane gibi binaların tamiri yapılacak</p>
<p>- Müslümanlarla Gayrimüslimler kanun önünde eşit sayılacak</p>
<p>- Patrikhanede yeni meclisler kurularak bu meclislerin aldığı kararlar Osmanlı Devleti tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek</p>
<p>- Devlet hizmetlerine okullara askerlik görevine bütün uyruklar eşit olarak kabul edilecekti.</p>
<p>- Vergiler eşit alınacak iltizam usulü kaldırılacak</p>
<p>- Yabancılar da Osmanlı Devleti sınırları içinde mülk sahibi olabileceklerdi.</p>
<p>Bu fermanla gayrimüslimlere daha fazla hak verilmiş Avrupalı devletler Osmanlı Devleti&#8217;nin içişlerine karışmayacaklarını Paris Antlaşmasıyla kabul etmelerine rağmen sözlerinde durmamışlar ve bu fermanı bahane ederek Osmanlı Devleti&#8217;nin içi işlerine karışmışlardır.</p>
<p>Otuz sekiz yaşında ölen Abdülmecid Osmanlı padişahları arasında ilk Avrupa kültürü alan padişahtır. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun her bakımdan Avrupalılaşması için yapılan hareketlere daima yardımcı olmuş bu hareketler sonucu padişahın yetki ve otoritesinin azalmasına rağmen bu duruma itiraz etmemiş ülkede gazete çıkarılmasına özgürlük fikirlerinin yayılmasına yeniliğin yerleşmesine memlekette meşrutiyet havasının esmesine engel olmamıştır.</p>
<p>Sultan I. Abdülaziz Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>Abdülaziz döneminde Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad 700 subay 208 yüksek rütbeli subay 11 Tümamiral 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa&#8217;dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.</p>
<p>Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır.Dönemin aydınlarından Şinasi Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal&#8217;i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kıbrıs&#8217;a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz&#8217;in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa&#8217;nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.</p>
<p>Sultan Abdülaziz&#8217;in tahtan indirildikten dört gün sonra hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).</p>
<p>Sultan II. Abdülhamit Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>(I. Meşrutiyet’in İlanı)</p>
<p>İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri Balkanlar&#8217;da ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek Sultan Abdülaziz&#8217;i tahttan indirip yerine Sultan Beşinci Murad&#8217;ı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Murad&#8217;ın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan İkinci Abdülhamit getirildi. Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devleti&#8217;nde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876&#8242;da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasi&#8217;yi ilan etti.</p>
<p>İlan edilen I. Meşrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Paşa padişahların yetkilerini kısıtlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Sultan İkinci Abdülhamid Sultan Abdülaziz&#8217;in öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Mithat Paşa&#8217;yı sadrazamlıktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanlı-Rus savaşı ve Meclisteki Mebusların aralarındaki çekişmeleri yüzünden meclis çalışamaz hale gelmişti. Sultan Abdülhamid meclisi tatil ettiğini açıkladı (1878).</p>
<p>(II. Meşrutiyet’in İlanı)</p>
<p>Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı altında çalışmalara başlamışlar ve padişah Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;e Meşrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskıda bulunuyorlardı. Daha çok Makedonya&#8217;da örgütlenen İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya başladılar bu isyanların daha da büyümesinden çekinen Sultan İkinci Abdülhamid Meşrutiyeti İkinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908).</p>
<p>İkinci Meşrutiyetin ilanı ile; ülkede asayiş ve güven ortamı kurulmuş sansür kaldırılarak basına serbestlik tanınmış hürriyet ve güven ortamı kurulmuş siyasi partiler oluşmaya başlamış Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve anayasa üzerinde önemli değişiklikler yapılmış ve halk ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkanı bulmuştur.</p>
<p>(31 Mart Vak’ası)</p>
<p>Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra çeşitli gruplar arasında çekişmeler ve tartışmalar başlamıştı. Meşrutiyete karşı olanlar avcı taburları ile birleşerek İstanbul&#8217;da büyük bir İsyan başlattı. Selanik&#8217;ten gelen hareket ordusu bu isyanı bastırdı. Tarihimize 31 Mart vakası olarak geçen bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayı sorumlu tutulan Sultan İkinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in yerine Sultan Mehmed Reşad padişah oldu.<br />
19. y.y. Osmanlı Devleti&#8217;nde Islahat Çabaları a- Nizam-ı Cedit<br />
İyi bir eğitim görmüş olan III. Selim bu barış döneminden faydalanarak devlet içinde özellikle askerî alanda ıslahatlar yapmak istiyordu. Bu maksatla Nizâm-ı Cedit adı verilen ilk ıslahat hareketiyle yeni bir ordu kurdu(1793). Yeniçeri Ocağı&#8217;nı kaldıramayacağını bildiğinden öncelikle Nizâm-ı Cedid denilen bu orduyu batılı tarzda düzenleyip başarısını kanıtlamak gerekliydi. Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocağı lağvedilebilirdi. Fakat kendileri aleyhine ortaya çıkan gelişmelerden endişe duyan Yeniçeriler bazı devlet adamlarını da yanlarına çekerek yeniliklere karşı çıktılar ve isyan ettiler. Üstelik bu arada Napolyon Bonapart bir orduyla Mısır&#8217;ı işgale başlamıştı (1798). Osmanlılar Rusya İngiltere ve Sicilya&#8217;nın da menfaatlerine dokunan Fransız işgaline karşı harekete geçti. Ehramlar savaşıyla Mısır&#8217;ı ele geçirip kuzeye yönelen Bonapart Akka&#8217;da Osmanlı savunmasını geçemedi (1799). Kuşatmayı kaldıran Napolyon geri dönerken yerine bıraktığı ordu komutanları da mağlûp edildiler. Neticede Fransızlar Mısır&#8217;ı terk etmek zorunda kaldı(1801). Fransa&#8217;yı barışa zorlayan önemli bir sebeplerden birisi de Akdeniz&#8217;de Rus ve Türk donanmalarının iş birliği yapmaları İngiltere&#8217;nin Fransız savaş ve ticaret gemilerini taciz etmesiydi. Fransa&#8217;nın Akdeniz ve Orta Doğu&#8217;daki ticarî menfaatlerinin zedelenmesi onları barışa zorlamaktaydı.<br />
kaynak: Baktabul Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler http://www.baktabulum.com/showthread.php?t=128715<br />
1802&#8242;de imzalanan anlaşmayla Fransa bölgede yine ticaret yapma güvencesi almış ve kapitülâsyon hakkını elde etmiştir. Bu olayı bahane ederek Akdeniz&#8217;e inen Rus donanması Osmanlı donanmasıyla birlikte Fransa&#8217;nın elindeki bazı adaları ele geçirmiş idi. Fakat halk ebedî düşman olarak gördüğü Rusya ile iş birliği yapılmasına büyük tepki göstermiş ve bunun sonunda III. Selim&#8217;e ve ıslahatlarına karşı cephe genişlemişti. Üstelik Napolyon&#8217;un Orta Doğu&#8217;da Araplara yönelik propagandasının da etkisiyle bölgede bazı isyanlar çıkmıştı. Böylece Bulgaristan ve Sırbistan&#8217;da çıkan isyanlara bir de Suriye&#8217;de ve Hicaz&#8217;da çıkan isyanlar eklenmiş oluyordu. Vehhabiler ayaklanarak 1803-1804&#8242;te Mekke ve Medine&#8217;yi ele geçirmişlerdi. Osmanlıların tekrar Fransa ile yakınlaşmaları İngiliz ve Rusları harekete geçirmiş ve sonunda Rusya Eflak ve Boğdan&#8217;ı işgal etmişti. Bu savaş sürerken Nizâm-ı Cedit&#8217;in Rumeli&#8221;ye de kaydırılmasından memnun olmayan isyancılar Şehzade Mustafa&#8217;nın tahrik ve teşvikiyle birleşerek İkinci Edirne Vak&#8217;ası denilen büyük bir ayaklanma başlatmışlardı (1806). Neticede İstanbul&#8217;da patlak veren Kabakçı Mustafa İsyanı III. Selim&#8217;in sonunu hazırladı. Saraya giren isyancılar III. Selim&#8217;i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa&#8217;yı tahta geçirdiler (29 Mayıs 1807). Nizâm-ı Cedid lağvedildi. Fakat III.Selim&#8217;e bağlı olan Ruscuk bayraktarı Mustafa yenilik taraftarlarıyla birleşerek karşı darbede bulundu. Amacı III. Selim&#8217;i yeniden tahta çıkarmaktı. IV. Mustafa&#8217;nın sabık padişahı öldürttüğünün öğrenilmesi üzerine kardeşi II.Mahmut başa geçirildi (28 Temmuz 1808).<br />
Alemdar Mustafa Paşa sadareti üslenerek III. Selim&#8217;in başlattığı ıslahatları devam ettirmeye çalıştı. Nizâm-ı Cedit&#8217;iekbân-ı Cedit adı ile yeniden canlandırdı. Ancak ulemayı ve yeniçerileri memnun edemeyen Alemdar Mustafa Paşa 1809&#8242;da çıkan bir isyanda öldü</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin 19. yy. daki Islahatları</p>
<p>Sultan II. Mahmut Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>Sultan Üçüncü Selimin yanında yetişmiş olan Sultan İkinci Mahmud ondan etkilenmiş padişahlığı döneminde de ıslahatlar yapmanın gerekliliğine inanmıştı. Askeri ve İdari alanda ıslahatlar yapmaya çalışan Sultan İkinci Mahmud Sekban-ı Cedit adı verilen yeni bir askeri teşkilat kurdu (14 Ekim 1808). Ancak yeniçeriler kendilerine tehlike olabilecek alternatif bir askeri kuvvet istemiyorlardı. Ayaklanarak Sekban-ı Cedit&#8217;in kaldırılmasını sağladılar.</p>
<p>Eşkinci adı verilen yeni bir askeri teşkilat kuran Sultan İkinci Mahmud&#8217;a karşı yeni bir yeniçeri ayaklanması oldu. Sultan İkinci Mahmud artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını Vaka-i Hayriye adı verilen olayla ortadan kaldırıldı (15 Haziran 1826). Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adı verilen yeni bir askeri teşkilat oluşturuldu.</p>
<p>Yapılan yeniliklerin merkezden uzakta bulunan valiler ve idareciler tarafından da benimsenmesi gerektiğine inan Alemdar Mustafa Paşa Sultan Mahmud döneminde Ayanlarla Sened-i İttifak&#8217;ı imzaladı. Buna göre ayanlar merkeze sadık kalacak ve yenilik hareketlerini destekleyecek padişahlar da ayanların elde etmiş oldukları hakları tanıyacaktı. Sened-i İttifak ile ayanlar padişahın mutlak otoritesine karşı siyasi bir meşruiyet kazanmış oluyorlardı. Padişah otoritesinin başka herhangi bir güçle ortaklık kabul etmesi mümkün değildi ve Osmanlı idari yapısının hem ruhuna hem de tabiatına aykırıydı. Bu sebeple zaten ölü doğan Sened-i İttifak çok uzun ömürlü olmadı. Kısa bir süre sonra Sultan İkinci Mahmud idareyi tamamen eline alarak ayanları bir bir ortadan kaldırarak merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Sadece askeri alandaki yeniliklerle bir yere varılamayacağını düşünen Sultan İkinci Mahmud Divan Teşkilatı&#8217;nı kaldırarak onun yerine Bakanlıklar (nazırlık) kurdu. 30 Mart 1838&#8242;de Sadrazamlık mak!!!!! &#8220;Başvekalet&#8221; Sadrazama &#8220;Başvekil&#8221; denilmesi kararlaştırıldı. Ölen ya da azledilen devlet memurlarının mallarına el konması anl!!!!! gelen &#8220;Müsadere&#8221; usulünü kaldırdı. Ayrıca devlete ıslahat hareketlerinde yardımcı olmak yeni teklifler getirmek memurların terfi ve yargılanmasıyla uğraşmak üzere Darü&#8217;ş Şuray-ı Bab-ı Ali kuruldu.</p>
<p>Sosyal alanda da bazı yenileşme hareketlerine ve ıslahatlara girişen Sultan İkinci Mahmud 3 Mart 1929&#8242;da kıyafet değişikliği hakkında bir ferman yayınlandı. İlk Türk gazetesi Takvim-i Vekayi yayın hayatına başladı (1 Kasım 1831). Medreselerin yanında Avrupalı tarz eğitim veren yeni okullar açıldı ve Avrupa&#8217;ya öğrenciler gönderildi.</p>
<p>Posta teşkilatının kurulması ve Karantina uygulaması da yine Sultan İkinci Mahmud döneminde gerçekleştirildi. Avrupalı tüccarlarla rekabet edebilmeleri için Türk tüccarlara gümrük kolaylıkları getirildi. İlk nüfus sayımı yapıldı. Bu sayım sonucunda Anadolu&#8217;da 2.500.000&#8242;dan fazla Rumeli&#8217;de de 1.500.000 erkek vatandaşın yaşadığı tespit edildi.</p>
<p>Ülke içinde ve dışında yapılacak seyahatlar için bazı esaslar kabul edildi. Buna göre ülke içinde seyahat yapacak yurttaşlar Mürur aaakiresi (geçiş belgesi) taşıyacaklar ülke dışına çıkacak yurttaşlar da Hariciye Nezaretinden (Dış İşleri Bakanlığı) pasaport alacaklardı.</p>
<p>Sultan I. Abdülmecid Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>(Tanzimat Fermanı)</p>
<p>Tanzimat hareketleri Osmanlı&#8217;ya batılı anlamda bir düşünce biçimi ve yönetim şekli getirmek için Avrupa&#8217;dan esinlenerek yapılan programlı bir yenilik ve kültür hareketiydi. Bu hareket Sultan İkinci Mahmud&#8217;un padişah olduğu yıllarda başlamıştı.</p>
<p>Sultan Birinci Abdülmecid tarafından Londra Elçiliğinden alınıp Hariciye Nazırlığına (Dış İşleri Bakanlığı) getirilen Mustafa Reşit Paşa Avrupa siyasetini iyi bilen bir devlet adamıydı. Tanzimat hareketinin bugüne kadar yapılan ıslahatlardan farklı olduğunu Sultan Birinci Abdülmecid&#8217;e kabul ettirdi.<br />
Tanzimat Fermanı; Topkapı sarayının Gülhane Bahçesinde düzenlenen ve yabancı elçilerle devlet adamlarının hazır bulunduğu bir toplantıda Mustafa Reşit Paşa tarafından Kasım 1839 tarihinde ilan edildi. Tanzimat fermanına tarihimizde Tanzimat-ı Hayriye veya Gülhane Hatt-ı Humayun&#8217;u da denir.</p>
<p>Tanzimat Fermanı&#8217;nın getirdiği önemli yenilikler şunlardı; Müslüman veya gayrimüslim olan herkesin can mal namus güvenliği devlet garantisi altına alınacak vergiler herkesin gelirine göre düzenli bir şekilde alınacak askerlik belirli bir düzene göre olacak mahkemeler herkese açık olacak ve mahkeme kararı olmadan kimse idam edilmeyecek herkesin mal ve mülk sahibi olması ve bunu miras olarak bırakabilmesi sağlanacak rüşvet ve iltimas kaldırılacak kanun gücünün her gücün üstünde olduğu kabul edilecekti.</p>
<p>Tanzimat Fermanı Osmanlı Devleti&#8217;nde anayasal düzenin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Bu fermanla Sultan Birinci Abdülmecid kendi gücünün üzerinde bir güç olduğunu kabul ediyordu. Tanzimat Fermanı ile azınlıklara bazı haklar verilmişti. Bu hakları bahane eden Avrupa devletleri Osmanlı Devleti&#8217;nin iç işlerine karışmaya devam ettiler. Oysa Tanzimat Fermanı bir anlamda bu tip müdahaleleri önlemek için ilan edilmişti.</p>
<p>(Islahat Fermanı)</p>
<p>Islahat Fermanı Osmanlı Devleti&#8217;nin bir iç düzenleme olmakla beraber Rusya ve Avrupa&#8217;nın iç işlerine karışmasını önlemek amacıyla ilan edilmiştir. Bu ferman Paris Konferansı&#8217;nın başlamasından hemen sonra İstanbul&#8217;da yabancı devlet temsilcilerinin huzurunda okunarak açıklandı. Fermanın getirdiği önemli hususlar şunlardı:</p>
<p>- Din ve mezhep özgürlüğü sağlanacak okul kilise ve hastane gibi binaların tamiri yapılacak</p>
<p>- Müslümanlarla Gayrimüslimler kanun önünde eşit sayılacak</p>
<p>- Patrikhanede yeni meclisler kurularak bu meclislerin aldığı kararlar Osmanlı Devleti tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek</p>
<p>- Devlet hizmetlerine okullara askerlik görevine bütün uyruklar eşit olarak kabul edilecekti.</p>
<p>- Vergiler eşit alınacak iltizam usulü kaldırılacak</p>
<p>- Yabancılar da Osmanlı Devleti sınırları içinde mülk sahibi olabileceklerdi.</p>
<p>Bu fermanla gayrimüslimlere daha fazla hak verilmiş Avrupalı devletler Osmanlı Devleti&#8217;nin içişlerine karışmayacaklarını Paris Antlaşmasıyla kabul etmelerine rağmen sözlerinde durmamışlar ve bu fermanı bahane ederek Osmanlı Devleti&#8217;nin içi işlerine karışmışlardır.</p>
<p>Otuz sekiz yaşında ölen Abdülmecid Osmanlı padişahları arasında ilk Avrupa kültürü alan padişahtır. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun her bakımdan Avrupalılaşması için yapılan hareketlere daima yardımcı olmuş bu hareketler sonucu padişahın yetki ve otoritesinin azalmasına rağmen bu duruma itiraz etmemiş ülkede gazete çıkarılmasına özgürlük fikirlerinin yayılmasına yeniliğin yerleşmesine memlekette meşrutiyet havasının esmesine engel olmamıştır.</p>
<p>Sultan I. Abdülaziz Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>Abdülaziz döneminde Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad 700 subay 208 yüksek rütbeli subay 11 Tümamiral 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa&#8217;dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.</p>
<p>Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır.Dönemin aydınlarından Şinasi Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal&#8217;i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kıbrıs&#8217;a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz&#8217;in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa&#8217;nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.</p>
<p>Sultan Abdülaziz&#8217;in tahtan indirildikten dört gün sonra hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).</p>
<p>Sultan II. Abdülhamit Döneminde Yapılan Islahatlar</p>
<p>(I. Meşrutiyet’in İlanı)</p>
<p>İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri Balkanlar&#8217;da ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek Sultan Abdülaziz&#8217;i tahttan indirip yerine Sultan Beşinci Murad&#8217;ı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Murad&#8217;ın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan İkinci Abdülhamit getirildi. Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devleti&#8217;nde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876&#8242;da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasi&#8217;yi ilan etti.</p>
<p>İlan edilen I. Meşrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Paşa padişahların yetkilerini kısıtlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Sultan İkinci Abdülhamid Sultan Abdülaziz&#8217;in öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Mithat Paşa&#8217;yı sadrazamlıktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanlı-Rus savaşı ve Meclisteki Mebusların aralarındaki çekişmeleri yüzünden meclis çalışamaz hale gelmişti. Sultan Abdülhamid meclisi tatil ettiğini açıkladı (1878).</p>
<p>(II. Meşrutiyet’in İlanı)</p>
<p>Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı altında çalışmalara başlamışlar ve padişah Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;e Meşrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskıda bulunuyorlardı. Daha çok Makedonya&#8217;da örgütlenen İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya başladılar bu isyanların daha da büyümesinden çekinen Sultan İkinci Abdülhamid Meşrutiyeti İkinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908).</p>
<p>İkinci Meşrutiyetin ilanı ile; ülkede asayiş ve güven ortamı kurulmuş sansür kaldırılarak basına serbestlik tanınmış hürriyet ve güven ortamı kurulmuş siyasi partiler oluşmaya başlamış Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve anayasa üzerinde önemli değişiklikler yapılmış ve halk ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkanı bulmuştur.</p>
<p>(31 Mart Vak’ası)</p>
<p>Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra çeşitli gruplar arasında çekişmeler ve tartışmalar başlamıştı. Meşrutiyete karşı olanlar avcı taburları ile birleşerek İstanbul&#8217;da büyük bir İsyan başlattı. Selanik&#8217;ten gelen hareket ordusu bu isyanı bastırdı. Tarihimize 31 Mart vakası olarak geçen bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayı sorumlu tutulan Sultan İkinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in yerine Sultan Mehmed Reşad padişah oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/19-yy-da-osmanli-devletinde-ekonomik-ve-askeri-alan-ile-egitim-alanindaki-yenilikler.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cizye Nedir</title>
		<link>http://www.odevde.com/cizye-nedir.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/cizye-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 21:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[cizye]]></category>
		<category><![CDATA[Cizye Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=386</guid>
		<description><![CDATA[Cizye Nedir? Eskiden Müslüman memleketlerde oturan Hıristiyanlardan alınan vergi Hıristiyanlar, İslâm ülkelerine vardıklarında, bu ülkeleri yönetenler tarafından, a &#8211; Müslümanlığı kabul etmeleri, b &#8211; Asker olmaları, c &#8211; Cizye vermeleri teklifleriyle karşı karşıya bırakılırlardı. Bu tekliflerden askerliği ve Müslümanlığı kabul etmeyenler için, Müslüman devletin korunmasına girmeleri, dinlerinde, geleneklerinde, günlük yaşayışlarında, sanat ve ticaretlerinde serbest ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cizye Nedir?</p>
<p>Eskiden Müslüman memleketlerde oturan Hıristiyanlardan alınan vergi Hıristiyanlar, İslâm ülkelerine vardıklarında, bu ülkeleri yönetenler tarafından, a &#8211; Müslümanlığı kabul etmeleri, b &#8211; Asker olmaları, c &#8211; Cizye vermeleri teklifleriyle karşı karşıya bırakılırlardı. Bu tekliflerden askerliği ve Müslümanlığı kabul etmeyenler için, Müslüman devletin korunmasına girmeleri, dinlerinde, geleneklerinde, günlük yaşayışlarında, sanat ve ticaretlerinde serbest ve bağımsız kalmaları karşılığı olarak cizye denen vergi alınırdı. İkin Halife Ömer zamanın da başlayan bu vergiye göre, en zengin Hıristiyanlardan, yılda bir kere olmak üzere 4 dirhem gümüş, orta hallilerden 24 dirhem gümüş, fakirlerden 12 dirhem gümüş alınırdı. Bu şekil, Osmanlılar tarafından da kabul edilmiştir. Fakat alınan para miktarı, zamanla değişime uğramıştır. 1855 tarihli Islahat Fermanı ile cizye kaldırılmış; bunun yerine, Hıristiyanların askere alınmamalarına karşılık bedel-i askeri adlı bir vergi konmuştur. Cizyenin adı değişmiş şekli olan bu vergi de, 1908 devriminden sonra Hıristiyanlar askere alındıklarından kaldırılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/cizye-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

