<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir &#187; osmanlı imparatorlugu</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/odevler/osmanli-imparatorlugu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Osmanli imparatorlugunun Dogusu</title>
		<link>http://www.odevde.com/osmanli-imparatorlugunun-dogusu.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/osmanli-imparatorlugunun-dogusu.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 16:52:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorlugu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı kudretinin doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=641</guid>
		<description><![CDATA[On dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedânın kurduğu devlet. Asr-ı seâdet ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen Türk Devleti. Osmanlı kudretinin doğuşu: Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan, yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı hânedânının ortaya çıkışı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>On dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedânın kurduğu devlet. Asr-ı seâdet ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen Türk Devleti.</strong></p>
<p>Osmanlı kudretinin doğuşu: Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan, yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı hânedânının ortaya çıkışı meselesi, Batı Anadolunun Uç bölgesinde yeni bir Türkiyenin doğuşu ile sıkı sıkıya bağlıdır. Osmanlı hânedânının mensup bulunduğu Oğuzların sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyu, dokuzuncu milâdî asırdan îtibâren Selçuklularla beraber Ceyhun Nehrini geçerek İrana geldi. Rivâyetlere göre Horasanda Merv ve Mahan tarafına yerleşen Kayılar Moğolların tecâvüzleri üzerine yerlerini bırakarak Âzerbaycana ve Doğu Anadoluya göç ettiler. Bir rivâyete göre Ahlata yerleşen Kayılar oradan Erzurum ve Erzincana daha sonra Amasyaya gelerek oradan Haleb taraflarına göç ettiler. Bir kısmı Caber Kalesi civarında kalırken diğer bir kısmı Çukurovaya gitti. Çukurovaya gelenler, daha sonra<br />
<span id="more-641"></span><br />
Erzurum civarında Sürmeliçukura vardılar. Aralarında çıkan ihtilaf üzerine bir kısmı asıl yurtlarına dönerken, Ertuğrul ile kardeşi Dündarın emrindekiler, bir müddet Sürmeliçukurda kaldıktan sonra, Moğolların batıya akınları üzerine Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubada mürâcaat ederek Karacadağ taraflarındaki Rum hududuna yerleştirildikleri söylenirse de bu, târihî hakikatlere pek uygun düşmemektedir.</p>
<p>Gündüz Alpi Ertuğrul Gâzinin babası olarak gösteren ve bugün ilim âleminde kabul edilen diğer bir rivâyete göre ise Gündüz Alpin Ahlatta vefâtından sonra oymağın başına geçen oğlu Ertuğrul Gâzi buradan hareketle Erzincana ve oradan da Bizans sınırına yakın olmak gâyesiyle Karacadağ mıntıkasına gelmiştir. Muhakkak olan bir şey varsa o da Ertuğrul Gâzi liderliğindeki Kayıların on üçüncü yüzyıl ortalarında Ankaranın batısında bulunmalarıdır. Sonraları, tahminen 1231 yıllarında, Sultan Alâaddînin kendilerine ıkta olarak verdiği Söğüt ve Domaniçe gelip yerleşmişlerdir.</p>
<p>Diğer taraftan Moğollar, Orta Asya Türklüğünü ve medeniyetini imhâ ederken, istilânın dehşeti karşısında, onların kılıcından kurtulan büyük göçebe kitleleri, şehirli âlim, tâcir, edebiyatçı ve sanatkârlar da Anadoluya sığınıyordu. Muhâceret dalgaları Selçuklu hududunda eskiden beri mevcut göçebeler üzerine yeni Türk boylarını birbirine karıştırıyor ve uçlardaki yoğunluğu süratli bir şekilde artırıyordu. Kaynakların kayıt ve tasvirine göre Âzerbaycan ve Arran (Karadağ) ovaları ile vâdileri karıncalar gibi kaynaşıyor ve göç dalgaları buradan Türkiyeye akıyordu. Böylece Moğollardan kaçan Türkmenler, Anadoluya nüfus ve hayâtiyet getiriyor ve siyâsî parçalanmaya rağmen bu memleket, yeni bir kudret kazanıyordu. 1261den îtibâren Moğol kontrolünün nispeten zayıf bulunduğu ve Türkmen nüfûsunun gittikçe kuvvetlendiği Kızılırmakın batısındaki bölgede (Kastamonu-Ankara-Akşehir-Antalya hattının batısında) uç beylikleri ortaya çıktı. Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli, Selçuklu-İslâm kültürünün yerleştiği uç merkezleri olarak yükselip Gâzi Türkmenlerin faaliyette bulunduğu en ileri uc bölgesiyle Selçuklu iç bölgesi arasında bir ara bölge haline geldiler. Uc bölgelerinde ortaya çıkan Türkmen beylikleri arasında Konyaya hâkim olan Karamanoğulları en kuvvetlisi görünüyor ve Selçukluların vârisi olduğunu iddia ediyordu. Batı Anadoluda Aydınoğulları devrin şartlarına göre mükemmel bir donanma kudretine sâhip bulunuyordu. Göçebe bir kavmin süratle denizci olması ve Adalar (Ege) Denizini alt üst eden gazâlarıyla hayranlık uyandırması şaşılacak bir gelişmeydi. Bu devir Anadolusunda yine mühim sayılabilecek bir güce sâhip bulunan Germiyanoğulları, Karesioğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Hamidoğulları ve Candaroğulları beyliklerinden her biri kendi hesabına yayılma mücâdelesine girişti.</p>
<p>Alıntı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/osmanli-imparatorlugunun-dogusu.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Külfetli Osmanlı Mirası</title>
		<link>http://www.odevde.com/kulfetli-osmanli-mirasi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/kulfetli-osmanli-mirasi.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 21:41:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Egitim]]></category>
		<category><![CDATA[külfetli]]></category>
		<category><![CDATA[mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorlugu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlica]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlının girmiş oldugu savaşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=355</guid>
		<description><![CDATA[Balkanlar, Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika’nın bir bölümü üzerinde 500 yıldan fazla hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük bir miras bırakmıştır: garez ve nefret. Ancak, Osmanlı’nın dağılışından sonra, daha evvel Osmanlı egemenliği altında olan devletlerin hiç biri içlerinde istikrarı sağlayamamış ve refah içinde yaşayamamıştır. Esasen, bu bölgeler, ya müstebit rejimin altındadırlar ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Balkanlar, Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika’nın bir bölümü üzerinde 500 yıldan fazla hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük bir miras bırakmıştır: garez ve nefret. Ancak, Osmanlı’nın dağılışından sonra, daha evvel Osmanlı egemenliği altında olan devletlerin hiç biri içlerinde istikrarı sağlayamamış ve refah içinde yaşayamamıştır. Esasen, bu bölgeler, ya müstebit rejimin altındadırlar ya da anarşinin eşiğindedirler: Suriye, Irak, Bulgaristan ve Azerbaycan bu bölgelerdeki eski Osmanlı hükmü altındaki birkaç devlete emsaldir. Bölgede, Türkiye’nin başında olacağı bir birlik hatta yeni bir Osmanlı İmparatorluğu aslen bu devletlerin kurtuluşu olacaktır ancak ileri süreceğim tezim şudur ki, Türkiye bölgede lider ülke olabilecek bir çok vasfa sahip olmasına rağmen, geçmişten gelen bu nefret ve kin bu liderliği oldukça zorlaştıracaktır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın dağılmasından sonra 1923’te bölgede kurulmuş yeni bir devlettir. Yeni olmasına rağmen, Türkiye, gün be gün ilerlemiş, refah seviyesini yükseltmiş, iç ve bölgesel istikrarı sağlamıştır. Türkiye’nin halen süregelen bir takım siyasi ve ekonomik meseleleri olmakla birlikte, nitelikleri, Türkiye’nin bölgesel birliğin kurulması halinde bu birliğin başında olmayı hak ettiği açıktır. Bu niteliklerden bir tanesi kültürdür: nüfusun ekseriyetinin Türk ve Müslüman olduğu ve bu ittihâtın “kaslar arasında tabii ahenkli bir medeniyet yarattığı (Kaplan p.19) bir gerçektir. Türkiye, tamamen halkın ve kanunların mühim olduğu tam manasıyla demokratik bir ülke olma yolunda ilerlemektedir. Bunların yanı sıra, Türkiye bilimsel alanda da büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ayrıca Türkiye Orta Doğu ve Avrupa arasında dünyanın en güçlü 3. ordusuna sahip bir pozisyonda yer almaktadır. Bu sebeple Türkiye, şu anda yeni Türk birliğinin en mümkün olduğu ülkedir.</p>
<p>Osmanlı’nın dağılmasının üzerinden 80 yıl geçmiş olmasına rağmen, daha evvel Osmanlı egemenliği altında yaşamış bir çok devlet, Osmanlı’nın yönetim biçimi sebebiyle halen Türkiye’ye nefret ve güvensizlik beslemektedirler. Ancak, Osmanlılar Türk’tü, Müslüman’dı ve çeşitli kültürlerin bir birleşimini taşıyan bir kültürü vardı. Yeni Türkiye Cumhuriyet Milleti de Türk’tür, Müslüman’dır ve yine böyle aynı kültüre sahiptir. İşte Osmanlı mirasının külfet teşkil etmesinin sebebi: Osmanlı’nın kimliği ve icraatlarıdır. Osmanlı her zaman genişlemeci bir politika izlemiş ve bir çok devleti fethetmiştir. Bu devletler ve yenileri İstanbul’un fethinden, Fransız İhtilaline kadar, yani Kanuni Sultan Süleyman zamanına kadar, Osmanlı’nın kontrolünde yaşamıştır. “Kanuni Sultan Süleyman kendisini 37 krallığın hâkimi ilan etmiştir” (Jason Goodwin p.1). Neticede Osmanlı kendine yakın olan ve kendi mevcudiyeti için ehemmiyet arz eden toprakları fethetmiştir. “14. yüzyılla 17. yüzyıl arasında Osmanlı, topraklarını Balkanlardan orta Doğu’ya kadar genişletmiş, bölgede dengeyi kurmuş, İstanbul’u fethetmiş ve iki kez Viyana’yı kuşatmıştır” (Huntington p. xl). Osmanlı’nın içinde kendi iradesiyle Osmanlı’ya katılmış Germiyanoğulları’nın yanı sıra, her zaman Osmanlı’ya karşı gelmiş ve iç karışıklıklara sebep olmuş Ermeniler de mevcuttur. “Ermeniler kimden nefret ettiklerini çok iyi biliyorlardı. Karabağ’ın sarp dağlarında, evlatlarını Türkleri öldürmek için yetiştirdiler.” (Kaplan p.63).</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın mirasına sahip ve aynı zamanda bir çok milleti ve devleti, kimisini tatminkar kimisini garez sahibi olarak, halen içinde barındıran bir federasyon gibidir.<br />
Osmanlı, Türk kültürünü bir şekilde İslam ile bağlantılı hale getirmiştir. Bu kültür, Osmanlı Devleti içinde yer alan milletlere müsamaha göstermiştir. Dikkat etmek gerekir ki, çok uzun seneler Osmanlı egemenliğinde olmasına rağmen Türk olmayan milletler kültür alışverişi haricinde ciddi hiçbir değişikliğe uğramamışlardır. Buna sebep Osmanlı’nın hiçbir zaman, bünyesindeki halklara asimilasyon politikası uygulamamasından kaynaklanmaktadır. Peki buna rağmen, bu devletler neden Osmanlı’dan ve günümüzün Türkiye Cumhuriyeti’nden kısaca Türklerden bu denli nefret ediyorlar? Bulgar bir diplomatın sözleri aynen şöyledir : “Ayı, bizi havlayan köpekten koruyandı”. Bu devletler üzerinde uygulanan hiçbir asimile politikası olmamasına ve tarihi bir hazinenin paylaşılmasına rağmen, Türk devletleri bir araya gelebilir durumda değillerdir. “Azerbaycan, Türkiye’nin yalnızca bir Doğu uzantısı değildi. Orası, Türklerin, Rusların ve İranlıların “tokuştuğu” yerdi. 70 senelik totaliter rejim, ki Osmanlı mirasını yıkan öğedir, ve bu kültürel ayrımcılık hükümsüz bir karmaşa halini aldı” (Kaplan p.68). Bunlardan sonra, diğer devletlerin de Türkiye Cumhuriyeti’ne saygı göstermesi beklenemezdi.</p>
<p>Osmanlılar her zaman askeriye ve bilime önem verdikleri için dünyanın başat gücü konumundalardı ve saygı gösterilenlerdi. “Daha evvel İtalyan şehir devletlerinde Osmanlı Sultanlarına “Gran Turco denilirken, Osmanlı’nın güç kazanması ve büyümesinin ertesinde Osmanlı Sultanları “Gran Signor” olarak nitelendirildi” (Goodwin p.1). Ancak, İmparatorluklar kurulur, büyür, güçlenir, yavaşlar, düşer ve çöker. Bu zincirin en iyi örneği Osmanlı’dır. “19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başları Osmanlı’nın güç kaybetmesiyle, İngiltere, Fransa ve Italya Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da bir batı hegemonyası kurdular” (Huntinton p.xl). Osmanlı Devleti’nin bünyesinde daha evvel memnun yaşayan milletlerin bir kısmı, Fransız İhtilali’nin etkisiyle milliyetçilik akımlarına kapıldı ve Osmanlı nefreti geliştirdi. “Guillermo bana şöyle söyledi: Türk köleliği hala bizim en büyük milli saplantımız” (Kaplan p.38). Aynı zamanda, birey olarak önemsenme de bu milletlerde geriye baktıklarında Osmanlı için bir nefret sebebi. “Osmanlı’nın yüzyıllar süren hakimiyeti esnasında birey, “ailesi” veyahut bağlantısı olmadığı sürece bir hiçti” (Almond p.28).</p>
<p>Netice olarak, her şeye rağmen, Orta Doğu halen istikrarsızlık ve belirsizlik içindendir ve bunun tek çözümü bir Türk birliğidir. Bölgede, stratejileri sebebiyle tehdit edilmiş ve hükmedilmiş bir çok devlet mevcuttur ve bu sebeplerden bu devletler Osmanlı’ya tepki duymanın yanı sıra Osmanlı’ya güvenmemektedirler. Neticede Türkiye Cumhuriyeti’nin de Türklerin vatanı olması sebebiyle, söz konusu devletlerin söz konusu çekinceleri sabittir ve bu Osmanlı mirası Türkiye Cumhuriyeti için her zaman ödenmesi gereken bir borç niteliği taşımıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/kulfetli-osmanli-mirasi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

