<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odevde Odev Odevler Odevi Odevleri BedavaOdev OdevBul OdevYukle Odevindir &#187; osmanlica</title>
	<atom:link href="http://www.odevde.com/odevler/osmanlica/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odevde.com</link>
	<description>Turkiyenin Odev ve Bilgi Portali</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 13:00:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Külfetli Osmanlı Mirası</title>
		<link>http://www.odevde.com/kulfetli-osmanli-mirasi.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/kulfetli-osmanli-mirasi.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 21:41:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Egitim]]></category>
		<category><![CDATA[külfetli]]></category>
		<category><![CDATA[mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorlugu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlica]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlının girmiş oldugu savaşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=355</guid>
		<description><![CDATA[Balkanlar, Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika’nın bir bölümü üzerinde 500 yıldan fazla hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük bir miras bırakmıştır: garez ve nefret. Ancak, Osmanlı’nın dağılışından sonra, daha evvel Osmanlı egemenliği altında olan devletlerin hiç biri içlerinde istikrarı sağlayamamış ve refah içinde yaşayamamıştır. Esasen, bu bölgeler, ya müstebit rejimin altındadırlar ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Balkanlar, Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika’nın bir bölümü üzerinde 500 yıldan fazla hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük bir miras bırakmıştır: garez ve nefret. Ancak, Osmanlı’nın dağılışından sonra, daha evvel Osmanlı egemenliği altında olan devletlerin hiç biri içlerinde istikrarı sağlayamamış ve refah içinde yaşayamamıştır. Esasen, bu bölgeler, ya müstebit rejimin altındadırlar ya da anarşinin eşiğindedirler: Suriye, Irak, Bulgaristan ve Azerbaycan bu bölgelerdeki eski Osmanlı hükmü altındaki birkaç devlete emsaldir. Bölgede, Türkiye’nin başında olacağı bir birlik hatta yeni bir Osmanlı İmparatorluğu aslen bu devletlerin kurtuluşu olacaktır ancak ileri süreceğim tezim şudur ki, Türkiye bölgede lider ülke olabilecek bir çok vasfa sahip olmasına rağmen, geçmişten gelen bu nefret ve kin bu liderliği oldukça zorlaştıracaktır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın dağılmasından sonra 1923’te bölgede kurulmuş yeni bir devlettir. Yeni olmasına rağmen, Türkiye, gün be gün ilerlemiş, refah seviyesini yükseltmiş, iç ve bölgesel istikrarı sağlamıştır. Türkiye’nin halen süregelen bir takım siyasi ve ekonomik meseleleri olmakla birlikte, nitelikleri, Türkiye’nin bölgesel birliğin kurulması halinde bu birliğin başında olmayı hak ettiği açıktır. Bu niteliklerden bir tanesi kültürdür: nüfusun ekseriyetinin Türk ve Müslüman olduğu ve bu ittihâtın “kaslar arasında tabii ahenkli bir medeniyet yarattığı (Kaplan p.19) bir gerçektir. Türkiye, tamamen halkın ve kanunların mühim olduğu tam manasıyla demokratik bir ülke olma yolunda ilerlemektedir. Bunların yanı sıra, Türkiye bilimsel alanda da büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ayrıca Türkiye Orta Doğu ve Avrupa arasında dünyanın en güçlü 3. ordusuna sahip bir pozisyonda yer almaktadır. Bu sebeple Türkiye, şu anda yeni Türk birliğinin en mümkün olduğu ülkedir.</p>
<p>Osmanlı’nın dağılmasının üzerinden 80 yıl geçmiş olmasına rağmen, daha evvel Osmanlı egemenliği altında yaşamış bir çok devlet, Osmanlı’nın yönetim biçimi sebebiyle halen Türkiye’ye nefret ve güvensizlik beslemektedirler. Ancak, Osmanlılar Türk’tü, Müslüman’dı ve çeşitli kültürlerin bir birleşimini taşıyan bir kültürü vardı. Yeni Türkiye Cumhuriyet Milleti de Türk’tür, Müslüman’dır ve yine böyle aynı kültüre sahiptir. İşte Osmanlı mirasının külfet teşkil etmesinin sebebi: Osmanlı’nın kimliği ve icraatlarıdır. Osmanlı her zaman genişlemeci bir politika izlemiş ve bir çok devleti fethetmiştir. Bu devletler ve yenileri İstanbul’un fethinden, Fransız İhtilaline kadar, yani Kanuni Sultan Süleyman zamanına kadar, Osmanlı’nın kontrolünde yaşamıştır. “Kanuni Sultan Süleyman kendisini 37 krallığın hâkimi ilan etmiştir” (Jason Goodwin p.1). Neticede Osmanlı kendine yakın olan ve kendi mevcudiyeti için ehemmiyet arz eden toprakları fethetmiştir. “14. yüzyılla 17. yüzyıl arasında Osmanlı, topraklarını Balkanlardan orta Doğu’ya kadar genişletmiş, bölgede dengeyi kurmuş, İstanbul’u fethetmiş ve iki kez Viyana’yı kuşatmıştır” (Huntington p. xl). Osmanlı’nın içinde kendi iradesiyle Osmanlı’ya katılmış Germiyanoğulları’nın yanı sıra, her zaman Osmanlı’ya karşı gelmiş ve iç karışıklıklara sebep olmuş Ermeniler de mevcuttur. “Ermeniler kimden nefret ettiklerini çok iyi biliyorlardı. Karabağ’ın sarp dağlarında, evlatlarını Türkleri öldürmek için yetiştirdiler.” (Kaplan p.63).</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın mirasına sahip ve aynı zamanda bir çok milleti ve devleti, kimisini tatminkar kimisini garez sahibi olarak, halen içinde barındıran bir federasyon gibidir.<br />
Osmanlı, Türk kültürünü bir şekilde İslam ile bağlantılı hale getirmiştir. Bu kültür, Osmanlı Devleti içinde yer alan milletlere müsamaha göstermiştir. Dikkat etmek gerekir ki, çok uzun seneler Osmanlı egemenliğinde olmasına rağmen Türk olmayan milletler kültür alışverişi haricinde ciddi hiçbir değişikliğe uğramamışlardır. Buna sebep Osmanlı’nın hiçbir zaman, bünyesindeki halklara asimilasyon politikası uygulamamasından kaynaklanmaktadır. Peki buna rağmen, bu devletler neden Osmanlı’dan ve günümüzün Türkiye Cumhuriyeti’nden kısaca Türklerden bu denli nefret ediyorlar? Bulgar bir diplomatın sözleri aynen şöyledir : “Ayı, bizi havlayan köpekten koruyandı”. Bu devletler üzerinde uygulanan hiçbir asimile politikası olmamasına ve tarihi bir hazinenin paylaşılmasına rağmen, Türk devletleri bir araya gelebilir durumda değillerdir. “Azerbaycan, Türkiye’nin yalnızca bir Doğu uzantısı değildi. Orası, Türklerin, Rusların ve İranlıların “tokuştuğu” yerdi. 70 senelik totaliter rejim, ki Osmanlı mirasını yıkan öğedir, ve bu kültürel ayrımcılık hükümsüz bir karmaşa halini aldı” (Kaplan p.68). Bunlardan sonra, diğer devletlerin de Türkiye Cumhuriyeti’ne saygı göstermesi beklenemezdi.</p>
<p>Osmanlılar her zaman askeriye ve bilime önem verdikleri için dünyanın başat gücü konumundalardı ve saygı gösterilenlerdi. “Daha evvel İtalyan şehir devletlerinde Osmanlı Sultanlarına “Gran Turco denilirken, Osmanlı’nın güç kazanması ve büyümesinin ertesinde Osmanlı Sultanları “Gran Signor” olarak nitelendirildi” (Goodwin p.1). Ancak, İmparatorluklar kurulur, büyür, güçlenir, yavaşlar, düşer ve çöker. Bu zincirin en iyi örneği Osmanlı’dır. “19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başları Osmanlı’nın güç kaybetmesiyle, İngiltere, Fransa ve Italya Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da bir batı hegemonyası kurdular” (Huntinton p.xl). Osmanlı Devleti’nin bünyesinde daha evvel memnun yaşayan milletlerin bir kısmı, Fransız İhtilali’nin etkisiyle milliyetçilik akımlarına kapıldı ve Osmanlı nefreti geliştirdi. “Guillermo bana şöyle söyledi: Türk köleliği hala bizim en büyük milli saplantımız” (Kaplan p.38). Aynı zamanda, birey olarak önemsenme de bu milletlerde geriye baktıklarında Osmanlı için bir nefret sebebi. “Osmanlı’nın yüzyıllar süren hakimiyeti esnasında birey, “ailesi” veyahut bağlantısı olmadığı sürece bir hiçti” (Almond p.28).</p>
<p>Netice olarak, her şeye rağmen, Orta Doğu halen istikrarsızlık ve belirsizlik içindendir ve bunun tek çözümü bir Türk birliğidir. Bölgede, stratejileri sebebiyle tehdit edilmiş ve hükmedilmiş bir çok devlet mevcuttur ve bu sebeplerden bu devletler Osmanlı’ya tepki duymanın yanı sıra Osmanlı’ya güvenmemektedirler. Neticede Türkiye Cumhuriyeti’nin de Türklerin vatanı olması sebebiyle, söz konusu devletlerin söz konusu çekinceleri sabittir ve bu Osmanlı mirası Türkiye Cumhuriyeti için her zaman ödenmesi gereken bir borç niteliği taşımıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/kulfetli-osmanli-mirasi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlica</title>
		<link>http://www.odevde.com/osmanlica.php</link>
		<comments>http://www.odevde.com/osmanlica.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 11:32:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Turkce]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli dilleri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlica]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odevde.com/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlıca Batı Türkçesinin ikinci devri olup 15. asrın sonlarından 20. asrın başlarına kadar devam etmiş olan yazı dilidir. Dört asırdan fazla bir ömrü olan Osmanlıca, şüphesiz hep ayni kalmamış, baştan ve sondan geçiş devirlerinde ve ortada, hudutları kesin olarak çizilemeyen birbirine geçmiş çeşitli iç merhâleleri olmuştur. Fakat iç ve dış bakımından esas vasıfları itibariyle Osmanlıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>  Osmanlıca Batı  Türkçesinin ikinci devri olup 15. asrın sonlarından 20. asrın başlarına kadar devam etmiş olan  yazı dilidir. Dört asırdan fazla bir ömrü olan  Osmanlıca, şüphesiz hep ayni kalmamış, baştan ve sondan geçiş devirlerinde ve ortada, hudutları kesin olarak çizilemeyen birbirine geçmiş çeşitli iç merhâleleri olmuştur. Fakat iç ve dış bakımından esas vasıfları itibariyle  Osmanlıca ismi altında bu ismin çok iyi ifade ettiği bir bütünlük gösterir.</p>
<p>Türkçe bakımından, Osmanlıca’da aşağı yukarı mühim hiçbir değişiklik olmamış, Eski Anadolu Türkçe’sinden sonra günümüze kadar Türkçe’nin başlıca şekilleri hemen hemen hep ayni kalmıştır. Yani gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında belirli bir ayrılık yoktur. Yukarıda da söylediğimiz gibi Türkçe bakımından ancak bu son iki devre ile Eski Anadolu Türkçe’si arasında belirli ayrılıklar vardır.</p>
<p>Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında çok küçük şekil farklarına rastlansa bile bunlar zaman ayrılıklarına dayanan basit değişikliklerden başka bir şey sayılmamalıdırlar. Eski Anadolu Türkçe’si, Batı Türkçesinin eski gramer şekillerini, Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si ise Batı Türkçesinin yeni gramer şekillerini ihtiva eden devrelerdir. Yani, gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında bir devre farkı yoktur.</p>
<p>Devrelerin birbirine geçişi keskin çizgilerle ayrılamayacağı için eski Anadolu Türkçe’si ile Osmanlıca arasında da uzun bir geçiş safhası olmuştur. Osmanlıca’nın başlangıcını teşkil eden ve 15. asrın ikinci yarısı ile 16. asrın ilk yarısını içine alan devirde eski gramer şekilleri, yerlerini henüz tamamıyla yeni şekillere bırakmış değillerdi.</p>
<p>Bu eski şekillerden bazıları Osmanlıca’nın içinde daha sonraları da kendisini muhafaza etmiş, bunlardan klişeleşmiş olarak Türkiye Türkçe’sine geçenler bile olmuştur. Bazı yeni şekiller ise oluşunu ancak Osmanlıca içinde tamamlamış veya kullanış sahasına bu devirde çıkmıştır. İşte geçiş devrindeki normal gelişmeler, ondan sonraki küçük sızıntılar ve bazı yeni şekillerin ortaya çıkışı dışında, Osmanlıca’ya Türkçe bakımından başından sonuna kadar bir durgunluk hâkim olmuş, 16. asırdan günümüze kadar Türkçe gramer şekilleri bakımından belirli hiçbir gelişme kaydetmemiştir.</p>
<p>Osmanlıca’yı batı Türkçe’si içinde bilhassa Türkiye Türkçe’sinden ayrı bir devre hâlinde tutan şey onun dış yapısıdır. İç yapı, yani Türkçe bakımından yalnız Eski Anadolu Türkçe’sinden farklı bulunan Osmanlıca, dış yapı, yani yabancı unsurlar bakımından Eski Anadolu Türkçe’sinden de, Türkiye Türkçe’sinden de çok büyük farklarla ayrılan bir devre manzarası gösterir. Bu devre Türkçe’nin yabancı unsurlar tarafından tam mânâsiyle istilâ edildiği, Türkçe’yi Arapça ve Farsça unsurların son haddine kadar sardığı devredir.</p>
<p>Osmanlıca devrinde Türkçe’yi saran bu Arapça ve Farsça unsurlar, sayısız Arapça ve Farsça kelime ve terkipler olup esas itibariyle isim sahası içinde kalmıştır. Fakat bu sahada o kadar ileri gidilmiştir ki bütün isim cinsinden kelimeler ve cümle içinde isim muamelesi gören bütün kelime gurupları Arapça ve Farsça kelimelere ve terkiplere boğulmuştur. Bu müthiş istilâdan fiil kökleri bile yakasını kurtaramamış, Türkçe’nin basit fiil kökleri yerine Arapça ve Farsça kelimelerle Türkçe yardımcı fiillerden yapılmış birleşik fiiller kullanılarak Türkçe, bugün de yaşamakta olan sayısız yabancı köklü birleşik fiil ile dolmuştur.</p>
<p>Fiil dışında kalan isim cinsinden bütün kelimeler ve isim muamelesi gören kelime gurupları sahasını böylece Arapça ve Farsça kelimelere, sıfat ve izafet terkiplerine kaptıran yazı dilinde umumiyetle Türkçe olarak isim ve fiil çekimi ile cümle yapısı kalmıştır. Fakat cümle yapısı da, Türkçe kalmakla beraber, ağır darbeler yemekten kendisini kurtaramamış, birçok defa esas bünyesi yıkılarak bozuk bir kelime yığınından ibaret olmuştur. Hülâsa, Türk yazı dili Osmanlıca devrinde esas yapısı Türkçe olan fakat Türkçe, Arapça ve Farsça’dan meydana gelen üçüzlü, karışık ve son derece sun’î bir dil manzarası göstermiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odevde.com/osmanlica.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

