Bayrak ve İstiklâl Marşı’nı ortak değer kılan şey nedir?

Bayrak ve İstiklâl Marşı’nı ortak değer kılan şey nedir?

Bayrağımız ve İstiklal Marşımız bizim milli değerlerimizdendir. İlk ortak tarafları bu yönleridir. Her ikisi de vatanımızın ve milletimizin birlik ve beraberliğini gösteren yegane kavramlardır. Ay yıldızlı al bayrağımız bağımsızlığımızı temsil eder. Birçok resmi kuruluşta onun gerek kendisi dalgalanırken kimi kurumlarda da resmi ile odalarda yerini almıştır. Özel resmi törenler yapılırken onun huzurunda ve ona bakılarak yapılır. Çünkü saygımız vardı sevgimiz vardır.

Eşsiz şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne kadar da güzel yazmıştır İstiklal Marşımızı. On kıtası ve mısralarıyla gençlerimizin hafızalarında yer etmiştir. Milli törenlerimizde o okunmadan olmaz. Neden? Çünkü bizim için özgürlüğün, bağımsızlığımızın ve bu ülkeyi bugünlere getirebilmenin ıstırabı anlatılır ve onu okumayla bütün bunlar anılır.

Hem bayrağımız hem İstiklal Marşımız diğer ülkelerde uluslararası müsabakalarda, olimpiyatlarda hep gösterilir ve okunur. Türk sporcular vatanlarını ve milletlerini bu şekilde kanıtlamış olurlar. Ya bu kıymetlerimiz olmasaydı ya da onlara sahip çıkmayı başarmış atalarımız sabır göstermeselerdi ne olurdu? Bu sorunun cevabını düşünmek dahi korkunç. Biz diye bir kavram olmazdı. Bütün dünya nazarında biz bir hiç olurduk. Dünya üzerinde silik bir millet olurduk!

Vatan sevgisiyle ilgili bir şiir veya yazı yazınız.

Vatanımı Seviyorum Çünkü…

Vatan, ortak belli dini ve milli değerleri olan bir milletin yaşamını idame ettirdiği sınırları belli kara parçasının bütününe verilen isimdir. Örneğin Türk Milletinin içinde yaşadığı Türkiye bir vatandır. Vatan bir milletin en büyük zenginliğidir. Bölünmez bütünlüğünü korumak o milletin atalarından aldığı en büyük emanet vatanın kendisi de en büyük mirastır.

Vatanımı seviyorum çünkü; benim dediğim içinde özgür olduğumu hissettiğim dünya üzerindeki benim için en büyük sermeyem. Ana dilim olan Türkçe’yi konuşuyor ve çevremdeki diğer insanlar da aynı dili konuşuyorlar. Bunun büyük bir nimet olduğunun farkındayım. Başka bir vatan sınırları içinde böyle bir özgürlüğe sahip olamayacağımı biliyorum.

Vatanımı seviyorum çünkü; milli ve dini değerlerim diyebildiğim ve bunları rahatlıkla yaşayabildiğim bir ortamım ülkem var. Bu değerlerin benim için Yaradandan verilmiş birer nimet olduğunun bilincindeyim. Kendimi vatanımda yabancı hissetmiyorum. Taşı toprağı dağları havası bana özel bunu duya duya yaşıyorum.

Vatanımı seviyorum çünkü; o bize büyüklerimizden, atalarımızdan ve cephelerde savaşmaktan kormamış cesur ecdadımızdan emanet. Ona nasıl sahip çıkmam onu nasıl korumak istemem ve onu nasıl sevmem! Bütün bunlardan kaynaklı olarak vatanımı seviyorum.

Temel değerler olmasaydı toplumda ne tür problemler meydana gelebilirdi?

Temel değerler olmasaydı toplumda ne tür problemler meydana gelirdi?

Temel değerler kavramını öncelikle açmak gerekmektedir. Temel değerler yani büyüklere saygı, küçüklere sevgi, milli ve vatani değerlere saygı, dini gereklilik gibi sosyal esaslar bu temel değerler içinde sayılabilir. Peki bu gibi değerler olmasaydı toplumda ne tür problemler olurdu?

  1. Toplumlar böyle değerlerle belli bir kimliğe sahip olurlar. Böyle bir kimlik sahibi olamazlardı. Bir milleti karakterize eden milli ve dini değerleridir. Böyle bir üstünlükten mahrum kalırlardı.
  2. Bağımsızlıkları olmazdı.
  3. Belli kendilerine güvenen bir tarihleri olmazdı.
  4. Geleceğe güvenle bakamazlardı.
  5. Başka milletlere kendilerini anlatacak belli bir değer ya da değerlerden bahsedemezlerdi.
  6. Başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamaya mahkum olurlardı.
  7. Toplum yaşantısı oldukça karışık olurdu. Bazı törenlerin yapılışları çok farklı olacağından rayına oturmamış inançlar silsilesi alıp başını yürüyüp giderdi.
  8. Herkes, her aile ya da birey kendi doğrularını bilir ve o doğrultuda yaşamayı tercih eder, bununla birlikte farklı farklı görüş, inanış ve uygulamalar ortaya çıkardı.
  9. Toplumsal hayat içinden çıkılmaz bir hal alırdı.
  10. Söz konusu milli ve dini değerler bir toplumu toplum haline getiren yegane esaslardır. Bu değerler toplumun birlik beraberlik ve bütünlüğünü sağlar. Eğer bunlar olmasaydı belki toplumlar olamayacak dağılmalar söz konusu olacaktı.

Toplumlarda görülen ahlaki değerlerdeki farklılığın kaynağı ne olabilir?

Toplumlarda görülen ahlaki değerlerdeki farklılığın kaynağı nedir?

Toplumlar bazı değerleriyle yaşamakta varlıklarını idame ettirmektedir. Bir toplum dünya üzerinde varlığını devam ettirdiği müddetçe onun inanç, ahlaki değer, gelenek ve görenekleri de beraberinde kendini göstermeye ve uygulanmaya devam edecektir. Fakat bu durum toplumdan topluma farklılık arz etmektedir.

Söz konusu farklılık için birkaç nokta söylenebilmektedir. Toplumlarda atalardan gelen bakış açıları ve genel görüşleri farklıdır. Böyle farklılıklar ahlaki değerlerdeki ayrılığa da yol açmaktadır. Bunlar tamamen toplumların geçmişlerinden günümüze kadar getirdikleri ön kabulleri ve inanışları gereğidir. Tarihleri, önceki nesiller bir önceki ve daha önceki nesillerin yaşam anlayışları bu ahlaki değerleri nesilden nesle aktarıp gelir.

Örnek olarak bazı ülkelerinde 18 yaşını doldurmuş gençler (reşit) baba evinden çıkıp kendine ayrı bir ev tutarak yaşar. Bizde böyle bir kabul yoktur. Çocuklar anne ve babalarına isimleriyle hitap ederler kültürleri bunu gerektirir. Bu durum bizim ahlaki değerlerimizde kesinlikle yoktur. Anne babalara isimle hitap etmek son derece saygısızlık olarak kabul edilir. İşte bu örnekler sadece ikisi. Bunları çoğaltmak pekala mümkündür.

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” vecizesini dinin, örf ve âdetlerimizle ilişkisi bakımından değerlendiriniz.

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” vecizesini dinin, örf ve âdetlerimizle ilişkisi bakımından değerlendiriniz.

Bu güzel vecize Hz Ali (ra) tarafından söylenmiş anlamlı ve hala bize rehberlik yapan bir vecizedir. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” İfadesi oldukça anlamlı bir ifadedir. Bu ifadenin hem dinî hem dini hem örf ve adetlerimize bakan tarafları vardır. Bu her iki değerimizi bir bütün olarak kapsayan ve çizmemizi açıklayacağız.

Dini boyutunu şöyle ifade edebiliriz; söz konusu vecizede bir “öğreten”den bahsedilmiş. Dinimizde öğrenmek ve öğretmek çok mukaddes fiillerdir. İşte bu önemi harika bir şekilde Hz Ali (ra) ifade etmiştir. Tek bir harfin dahi öğretilmesinin karşılığının kırk yıllık hizmetkarlıkla aynı değere denk geleceği vurgulanmıştır. Sonra sözün İslamın dört halifesinin sonuncusu olan Hz Ali tarafından söylenmesi de dikkat çekilmesi gereken dine bakan başka bir yönü.

Örf ve adetlerimize bakan yönü ise; gelenek ve göreneklerimizde büyüğe ve öğretene saygı vardır. Bizim toplumumuzda öğretmene değer verilir. Öğretmelik mesleği eskiden beri saygın bir meslektir. O kadar ki yılda bir günün öğretmenler günü olarak isimlendirilmesiyle kıymetli öğretmenlerimizin toplumumuzdaki yeri ve önemi açık bir şekilde görülebilmektedir. İşte bütün bu hakikatlere dayanarak diyoruz ki “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”

Hasta ziyareti ve misafirperverlik gibi örf ve âdetler üzerinde dinin etkisini konuşunuz.

Hasta ziyareti ve misafirperverlik gibi örf ve âdetler üzerinde dinin etkileri nelerdir?

Dinimiz en son olmasının yanında en mükemmel en hoşgörülü en insancıl kaideleri olan bir dindir. Bu kadar güzel olunca insanlarası ilişkilere de bir hayli önem verilmektedir. Birebir ilişkiler, toplum düzenini kapsayan ilişkilerin tamamı dinimizde yer alan insanların birbirine saygı ve muhabbetini arttıran davranışlardır.

Bu sosyal hayatın düzenini hareketlerden ikisi hasta ziyareti ve misafirperverliktir. Bu iki hem milli gem dini değerlerimiz üzerinde dinin etkisini şu şekilde ifade edebiliriz.

Dinimiz kardeşlik dini olduğundan her zaman zor ve mağdur durumda olanlara yardım etmeyi tavsiye etmiştir. Hastalar zor durum kalmış aciz olmayı yaşayan insanlardır. Durumları böyle olduğundan hatırlanmayı beklerler. Onları böyle zor durumlarında hatırlayıp ziyaret etmekle onları mutlu ve bir anlamda teselli etmiş oluruz. Dinimiz işte başkalarını mutlu etmemizi onların huzuru için çaba göstermemizi ister ve emreder. Sadece kendi mutluluğumuz için yaşamak İslama uygun bir anlayış değildir.

Misafirperver olmak, misafiri sevmek evimizde misafir ağırlamaktan mutlu olmak demektir. İnsanlar ancak böyle ziyaretlerle birbirlerini anlar, anlaşır ve birbirlerine muhabbet beslerler. Dinimiz de zaten bunları emreder. Eve gelen misafiri üzmek, kırmak kesinlikle dinimizde yoktur. Misafiri memnun olarak uğurlamanınsa mükafatı çoktur.

Selam verme konusunda dinimizin tavsiyeleri nelerdir? Araştırınız.

Selam verme konusunda dinimizin tavsiyeleri nelerdir?

Selam vermek ya da diğer ifadeyle selamlaşmak dinimizin biz müslümanlara öğütlerinden biridir. Özellikle üzerinde durulmuştur. Çünkü selam vermek ve verilen selamı almak kardeşlik dini olan dinimizin en hassas olarak üzerinde durduğu konulardan biridir. Selamlaşmanın bazı ayrıntıları da vardır. Bu ayrıntılara dikkat edilmesinde bu ayrıntıların bilinciyle selamlaşma olmalıdır. Selam verme konusunda dinimizin tavsiyeleri şunlardır

  1. Yolda yürürken denk gelen kişiler birbirleriyle selamlaşmalı. Hangi taraf önce verirse onun sevabı fazla olur. Bu bilgi hadis-i şerif ile sabittir.
  2. Selam vermek önemlidir. ama verilen selamı almak farz derecesinde önemlidir. Yani peygamber efendimiz (sav)’in hadisi ışığıyla zorunludur. Çünkü hem görgü kuralları gereği hem dinimiz gereği verilen selamı almak nezakettir, kulun kulun üzerine hakkıdır. Bu nedenle selam alınmalıdır.
  3. Selam “selamün aleyküm” (Allahın selamı üzerinize olsun) ile verilir “aleyküm selam” (sizin de Allahın selamı üzerinize olsun) ile alınır. Dinimizce bu ifadeler kullanılmalıdır. “Selam” zaten Allah’ın isimlerinden biridir. Selamlaşmada olması gereken Allah’ın ismini dile getirmektir.
  4. Yolda yürüyen oturana selam verir.
  5. Küçükler büyüklere selam verir. Selamla birlikte el öpüp güler yüz de göstermelidirler.
  6. İyi günler, iyi akşamlar gibi ifadeler de kullanılabilir. Fakat dinimiz üçüncü maddedeki şekilde selamlaşmamızı ister. Hele gençlerin argo, anlamsız şekillerde kullandıkları selam ifadelerine kesinlikle dilimizde de dinimizde de yer yoktur.

İçinde yaşadığınız çevredeki değerleri ve bu değerlerin din ile ilişkisini belirtiniz.

İçinde yaşadığınız çevredeki değerleri ve bu değerlerin din ile ilişkisini belirtiniz.

İçinde yaşadığım çevredeki değerler ve bu değerlerin din ile ilişkisi şunlardır:

  1. Selamlaşma: İnsanlar yolda birbirleriyle karşılaştıklarında selamlaşırlar. Bunun için ilk selam veren taraf “iyi günler, selam aleyküm, iyi akşamlar” gibi ifadeler kullanır karşı taraftaki kişi ise “sana da iyi günler, aleyküm selam, iyi akşamlar” gibi ifadelerle verilen selamı alır. Dinimiz de zaten selamlaşmayı öğütlemiş bir dindir.
  2. Cuma günü: dinimizce kutsal olan Cuma günleri “Cuman mübarek olsun” denir.
  3. El öpme: Herhangi bir misafirlikte, ziyarette büyüklerin eli öpülür.
  4. Misafir ağırlama: Misafir dinimizce çok kutsal bir kavramdır. İnsanlar arası sevgi ve kardeşliği pekiştirir. Bu yüzden misafiri memnun uğurlamak elzemdir.
  5. Büyüklere saygılı olma: Bu konuya anne babaya itaat etme de dahildir. Dinimiz bu konuda çok hassastır. Bu hassasiyet Kurandan ayetle sabittir. Büyükanne, büyükbaba vs büyüklere de saygı göstermek hem dinimiz gereği hem de toplum değerlerimiz gereğidir.
  6. Dini bayram günleri: Dinimizin bu özel günlerine ehemmiyet vermek ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü hem Ramazan bayramı hem Kurban bayramını en yakışır şekilde karşılamak gerekir.

Toplumumuzda büyüklere gösterilen saygının kaynağı ne olabilir? Düşününüz.

Toplumumuzda büyüklere gösterilen saygının kaynağı ne olabilir? Düşününüz.

Toplum olarak “saygı” kavramı diğer toplumlara nazaran daha bir hassastır. Saygıda kusur edildiğinde bireyler ve toplum tarafından bu durum “saygısızlık” olarak ifade edilir ve bu davranış yadırganır. Peki üzerinde hassasiyetle durulan büyüklere gösterilen bu saygının kaynağı nedir?

  1. Güzel dinimiz İslamiyet büyüklere saygı göstermeyi bizlere öğütlemiştir. Daha da açarsak onlara hürmetle yaklaşmak, davranmak ve onlarla bu çerçevede konuşmak dinimizin tavsiye ettiği güzel ahlak davranışlarıdır. Bunların içinde anne babaya itaat, el öpme, büyüklerin evlerini ziyaret etme gibi davranışları sayabiliriz.
  2. Milli olarak ya da millet olarak bizim bazı değerlerimiz vardır. Geçmişten getirdiğimiz değerlerimiz. İşte bu kavramların arasında saygı da bulunmaktadır. Genelgeçer (herkesçe kabul görmüş) bir konudur. Herkesçe kabul görmüş kaidelerimizdendir büyüklere saygı.
  3. Tarihimize baktığımızda tarihimiz kaynaklıdır da diyebiliriz. Atalarımızın yaşantılarına baktığımızda hep büyüğe hürmet gösterildiğini görmekteyiz. Ama bu konuda tarih okumayı sevmek ve Türk tarihi, yaşantı ve hayatlarını öğrenmek gerekir.
  4. Toplumsal gelenek ve göreneklerimiz büyüklere saygı hususunda oldukça yaptırım gücüne sahiptir. Toplumumuzun geçmişten getirdiği bu gelenek ve göreneklerimiz büyüklere itaati şart koşmaktadır.

Çanakkale veya Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen bir film izleyiniz. Filmde hangi değerlerin yer aldığını belirtiniz. Daha sonra bu değerlerin toplum bütünlüğüne katkılarını tartışınız.

Çanakkale veya Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen bir film izleyiniz. Filmde hangi değerlerin yer aldığını belirtiniz. Daha sonra bu değerlerin toplum bütünlüğüne katkılarını tartışınız.

Ben önceden Çanakkale Savaşı ile ilgili bir film izlemiştim. İtiraf etmeliyim ki çok etkisinde kalmıştım. Anadolu, Anadolu delikanlıları ve kadınları, gençler, yetişkinler, yaşlılar ve çocukların hali. Etkilenmemek mümkün değil. Her biri ayrı bir hayat hikayesi her biri ayrı bir acı, kahramanlık, gözyaşı ve ıstırap.

Kah kadınların eşlerini Allah’a emanet edip geri dönmeyeceklerini bile bile gönderebilmeleri kah çocuk yaştaki henüz 15-16 yaşlarında erkek evlatların vatan uğruna kendilerini cansiperane feda edişlerindeki yiğitlik. Hangisi anlatılsa hangisine değinilse az kalır.

Yiyeceklerle ilgili erzak toplama, yokluk içinde yaşama kaderinin ortasında şikayetlenmeden sabredebilme gücü, kuvveti. O kadar yiğit delikanlılarmış ki  genç dimağ delikanlılar koşa koşa cepheye gitmeleri öleceklerini bile bile kurşunların önüne kendilerini atmaları beni çok etkiledi. Çünkü onlar da gençtiler, hayalleri, umutları vardı bu hayat uğruna. Belki okuyacak kendilerine bir meslek belirleyeceklerdi belki de farklı bir yol çizeceklerdi. Onlar da gençti önlerinde uzun bir hayat vardı vardı ama öyle olmadı. Kader ve savaş ortamı onları istemsiz bir şekilde böylesi cehennem benzeri bir ortam içinde yaşamaya mecbur bıraktı.