Akşam namazı niye kısadır?

  • Akşam namazı niye kısadır?

Akşam namazı, üç rekât farz ve iki rekât sünnetten oluşur. üç rekât farz olması Allah(c.c) böyle emrettiği içindir. Sabah namazı iki rekât sünnet ve iki rekât farzdan oluşur ve akşam namazından daha kısadır. Akşam namazının vaktinin darlığı nedeniyle hemen kılınması ve acele edilmesi tavsiye edilir.

Akşam namazının farzı niçin önce kılınır şeklindeki sorulara cevap olarak belki birçok hikmet söylenebilir. Bunlardan biride İslam dininde yeni gün, akşam vaktinin girmesi ile başlar ve nedenle yeni güne farz namazı ile başlanmış olur.

Vakfe nerede yapılır?

  • Vakfe nerede yapılır?

Kelime olarak “durmak” anlamına gelen vakfe, haccın farzlarından biridir. Bir süre Arafat’ta bulunmak vakfe yapmak olarak tanımlanır. Mekke’nin 25 km. güney doğusunda bulunan Arafat’ta vakfe yapılır. Vakfe vakti, Kurban bayramı Arefe günü (Zilhiccenin 9. günü) öğleden sonra ile bayramın birinci günü tan yelinin ağarmaya başladığı an arasındaki zamandır.

Zekât ile fitre arasındaki farklar nelerdir?

  • Fitrenin zekâttan farkı nedir? Zekât ile fitre arasındaki farklar nelerdir?

İslâm’ın beş temel esasından biri olan zekât, dini açıdan belirlenen miktarlara göre zengin sayılan(nisap miktarı) her Müslüman için farz bir ibadettir.

Tam adı Sadaka-i fıtır olan, halk arasında fitre olarak bilinen ibadet ise vacip olup nisap miktarı mala sahip olan Müslümanlar için fitre vermek vaciptir.

Neden Dua Etmeliyiz?

Peygamberimizin tarifi üzere “Dua mü’minin silahıdır.” Silahsız asker nasıl savunmasız kalırsa, duasız insanlar da şeytana karşı öyle savunmasız kalır. Bu yazımızda “Niçin dua ederiz?” sorusunu maddeler halinde cevaplayalım:

● İnsanoğlu çoğu zaman varlık sebebini ve ne kadar aciz olduğunu unutur, şımarır ve de kibirlenir. Bu sebeple Rabbimiz kullarını bildiğinden; bazen imtihanlarla, dünyaya ona kulluk için geldiğimizi ve aslında ne kadar aciz olduğumuzu hatırlatır. Hatırladığımızda da başımızdaki musibetin gitmesi için Rabbimize dua ederiz.

● Bazen bir şeyi çok ister ama ona sahip olma imkânımız olmadığını düşünürüz. Böyle durumlarda da Rabbimize dua ederek o şeyi ondan isteriz. Ancak bazı duaların karşılığı dünyada değil ahirette verilir. Bu, ahirete inananlar için bir kayıp değil; hakikî geleceğe bir yatırımdır.

● Bazen de aklımıza türlü vesveseler gelir ve korkarız. Savaş, kavga, afet gibi durumlarda ise daha büyük korkular yaşarız. Bu durumda da yapmamız gereken, Allah’a dua ederek o korkuyu ve tehlikeyi bizden almasını istemektir.

● Bazı kişiler de vardır ki, ahlâklarının bozulmasından; hidayetteyken sapıtmaktan korkarak sürekli güzel dualarda bulunurlar. Bu kimselerin duaları ise en güzel olanıdır.
     Sonuç olarak beden için gıda ne kadar ihtiyaçsa; ruh için de dua o kadar ihtiyaçtır. Her mü’minin günahkar da olsa, sığınması gereken bir limandır. Zaten bela, sıkıntı, hastalık gelmişse kişiyi Rabbine yöneltmek için gelmiştir. O yüzden dua için kendini layık görmemek diye bir düşünce yanlıştır. Her daim Allah’a yalvarmayı bırakmamalıdır.

Rahmet kavramıyla ilgili ayet ve hadisler

  • Rahmet kavramıyla ilgili ayet ve hadisler

Rahmet kavramıyla ilgili ayetler:

– (Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik. Enbiyâ ; 107

– Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. Yûsuf ; 87

– De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Zümer ; 53

– Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük.» Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım A’râf ; 156

Rahmet kavramıyla ilgili hadisler:

– “Resülullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz. (Buhâri, Tevhid 2, Edeb 27)

– “Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: “Allah celle şânühü mahlukâtın olmasına hükmettiği zaman -Müslim’in rivâyetinde: “Allah mahlükâtı yarattığı zaman”- yanında bulunan, Arş’ın gerisindeki bir kitaba şunu yazdı: “Muhakkak ki rahmetim gazabıma galebe çalmıştır.” (Buhâri, Tevhid 15, 22, 28, 55)

–  “Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: “AIlah’ın yüz rahmeti var. Bunlardan biriyle mahlükat kendi aralarında birbirlerine merhamet gösterirler. Doksan dokuz rahmet de Kıyamet günü içindir.” (Müslim, Tevbe 20)

Güzel ahlakla ilgili bir ayet meali ve bir hadis bularak yazınız.

  • Güzel ahlakla ilgili bir ayet meali ve bir hadis bularak  yazınız.

Güzel ahlakla ilgili ayet:

Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır. (Âli İmrân 3:77)

Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve : Gerçekten ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet41:33)

Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin. (Kalem 68:4)

Güzel ahlakla ilgili hadis: 

“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim”

Güzel ahlak büyük günahları suyun kiri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlak ise salih amelleri sirkenin balı bozduğu gibi bozar.

Bir Müslüman güzel ahlakı sayesinde gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadet eden kimselerin derecesine kavuşur.

Ahmet Yesevi kimdir?

  • Ahmet Yesevi hakkında bildiklerinizi yazınız.

Ahmet Yesevi (1093 – 1156): Tam adı, Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs Yesevî’dir.  Orta Asya’da Karahanlılar’ın hüküm sürdüğü dönemde, Türkistan’ın Sayram şehri doğmuştur. Günümüzde Kazakistan sınırları içinde kalan Yesi şehrine gelerek Arslan Baba’ya intisab eder. Menkıbeye göre Arslan Baba, Peygamber efendimizden aldığı manevi bir işaretle, ondan aldığı emanetleri Ahmet Yesevi’ye teslim etmiş, terbiyesi ile ilgilenerek onu irşat etmiştir. Arslan Baba’nın vefatı sonrası Buhara ve Semerkant’ta giderek, Hâce Yûsuf el-Hemedânî’nin (Semerkant’ta Melâmetiyye-Nakşîbendiyye-Kalenderiyye şeyhi) yanında eğitimini tamamlamıştır. Ahmet Yesevi, İslâm şeriat hükümlerini, tarikat adap ve erkânını ile tasavvuf esaslarını öğretmeğe çalışırken Türkistan Türkleri’nin İslamiyet’i kitleler halinde kabul ettiği 10.yüzyılda İslâmiyet’i Türklere sevdirmeyi, Ehl-i Beyt âkidesini yaymayı kendine gaye edinmiştir.

Ahmet Yesevi, tarihte bilinen ilk büyük Türk mutasavvıfı olarak bilinir. İslâm’ı yeni kabul etmiş Türk topluluklarına dinin irfan yönünü tanıtmıştır. Yesevîlik tarikatını kurucusu olarak kabul edilir. Yerli halka ve göçebe köylülere, kendi inandıklarını ve öğrendiklerini, onların anlayabilecekleri bir dille ve alıştıkları yöntemlerle anlatmaya çalışmıştır. İslâm’ı yeni kabul etmiş Türk topluluklarına dinin irfan yönünü tanıtmıştır. Anadolu’daki tasavvufi akımlarının önde gelen isimlerinden olan Mevlana Celâleddîn Rûmî ve Hacı Bektaş Velî üzerinde büyük tesirler meydana getirmiştir. En büyük eseri “Divan-ı Hikmet”tir.

İnsan hakları sözünden ne anlıyorsunuz? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

İnsan hakları sözünden ne anlıyorsunuz?

İnsanlar bu dünyada doğarlar, büyürler ve ölürler. Hayat bu gidişat için ilerlemektedir. Olaylar, yaşantılar ve tecrübeler çerçevesinde devam eden bu hayatta haliyle insan arası bazı çekişmeler yaşanabilmektedir. Yaşanan bu sorunlar karşısında insanların yaptıkları ilk şey hak aramak olmaktadır. İşte insan hakları kavramı bu andan itibaren karşımıza çıkmaktadır. Böyle durumlarda insanlar kendilerini savunacakları fırsatlar kollarlar. Başvurdukları yollar vardır. Bu yöntemlerle aradıkları haklarına sahip olmaya çalışırlar.

İnsan hakları demek; bu dünyada yaşama hakkı, gizlilik hakkı, eşitlik hakkı, eğitim ve öğretim hakkı, saygı hakkı, adalet hakkı, özgür olma hakkı, itibar hakkı, mal ve mülk edinme hakkı, seyahat hakkı gibi hakları kapsayan oldukça geniş bir terimdir. Bu haklara dini, ırkı, dili ne olursa olsun herkes sahiptir. Sahip olamadığı yer ve coğrafyalarda da sahip olmak durumundadır.

İnsan haklar evrensel olmasının yanında ülkelere göre değişiklik de gösterebilmektedir. Aslında en güzeli hep hayalini kurduğumuz hakları için savaşmayan toplumlar görebilmek ama bu dünya üzerinde zaman zaman mümkün olamayabiliyor. Savaşlar. Ülkeler arası çıkar mücadeleleri ve güç kavgaları böyle insan haklarının çiğnenmesine sebep olabilmektedir. Yazımızı bütün insanların haklarına kavuşabilmesi temennisiyle bitirelim.

Değerlerin korunmasında hürriyet ve bağımsızlığın önemi nedir?

Değerlerin korunmasında hürriyet ve bağımsızlığın önemi nedir?

Milli ve dini değerlerimiz toplum ve millet olarak bizi biz yapan zenginliklerimizdir. Onları korumak nasıl olur? Onları korumak; onları uygulamak ve yaşamakla olur. böylelikle nesilden nesle aktarılmış olur. işte milli ve dini değerlerimiz ancak bu şekilde sahip çıkıldıkça var olacaklardır.

Ama şöyle de bir gerçek var ki; o da eğer istediğimizi istediğimiz zaman istediğimiz şekilde yapabiliyorsak yani hürsek ve bağımsızsak yapabilir ve yaşayabiliriz. Ancak onlara bu şartlarda sahip çıkabiliriz. Hür ve bağımsız olan bir toplum adet, gelenek ve göreneklerini istedikleri doğrultuda rahatlıkla yaşayabilirler. Herhangi bir dayatma altında olmazlar.

Peki diğer türlü nasıl olurdu? Yani başkalarının boyunduruğu altında olmakla nasıl olurdu?  Böyle bir durumda ancak onların istedikleri inanç değerlerine inanmak, sosyal prensiplerini uygulamakla yetiniriz. Bu da toplumları mutsuz eder. Bir yerden sonra da tatmin etmez olur ya da hakiki benliklerini unutup diğer milletler arasında kaybolur giderler. İşte bu son derece korkunç şeyleri yaşamamak için milli ve dini değerlerimizin korunmasında hem hürriyetimizin hem bağımsızlığımızın yeri ve kıymeti bambaşkadır. Unutulmamalıdır ki toplumlar hür ve bağımsız oldukları müddetçe değerlerine sahip çıkabilirler.

Bayrak ve İstiklâl Marşı’nı ortak değer kılan şey nedir?

Bayrak ve İstiklâl Marşı’nı ortak değer kılan şey nedir?

Bayrağımız ve İstiklal Marşımız bizim milli değerlerimizdendir. İlk ortak tarafları bu yönleridir. Her ikisi de vatanımızın ve milletimizin birlik ve beraberliğini gösteren yegane kavramlardır. Ay yıldızlı al bayrağımız bağımsızlığımızı temsil eder. Birçok resmi kuruluşta onun gerek kendisi dalgalanırken kimi kurumlarda da resmi ile odalarda yerini almıştır. Özel resmi törenler yapılırken onun huzurunda ve ona bakılarak yapılır. Çünkü saygımız vardı sevgimiz vardır.

Eşsiz şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne kadar da güzel yazmıştır İstiklal Marşımızı. On kıtası ve mısralarıyla gençlerimizin hafızalarında yer etmiştir. Milli törenlerimizde o okunmadan olmaz. Neden? Çünkü bizim için özgürlüğün, bağımsızlığımızın ve bu ülkeyi bugünlere getirebilmenin ıstırabı anlatılır ve onu okumayla bütün bunlar anılır.

Hem bayrağımız hem İstiklal Marşımız diğer ülkelerde uluslararası müsabakalarda, olimpiyatlarda hep gösterilir ve okunur. Türk sporcular vatanlarını ve milletlerini bu şekilde kanıtlamış olurlar. Ya bu kıymetlerimiz olmasaydı ya da onlara sahip çıkmayı başarmış atalarımız sabır göstermeselerdi ne olurdu? Bu sorunun cevabını düşünmek dahi korkunç. Biz diye bir kavram olmazdı. Bütün dünya nazarında biz bir hiç olurduk. Dünya üzerinde silik bir millet olurduk!