Eşsiz Hazine Dinleme Metni

7.sınıf Türkçe dersi için verilen 1.Ünite MİLLİ KÜLTÜR Eşsiz Hazine Dinleme Metni etkinlik sorularından birisi.  Soru şu şekilde:

Eşsiz Hazine  / Atilâ ÇAKIROĞLU

Uzun kış gecelerinden birini yaşıyorduk. Annem, babam ve kardeşimle birlikte Zehralara gidecektik. Zehralar yakın aile dostlarımızdandı. Hemen her yıl birkaç defa, biz onlara giderdik, onlar da bize gelirlerdi. Hele kış geceleri bir başka olurdu bu ziyaretler. Sobanın başına toplanır, kestane pişirir, mısır patlatır, masallar anlatır, çeşitli oyunlar oynardık.

Zehra’nın dedesi ile ninesi pek çok masal, bilmece ve tekerleme biliyorlardı. Her gittiğimizde bize ilginç şeyler anlatır, bilmeceler sorar, tekerlemeler söylerlerdi. Biz de onlardan öğrendiklerimizi arkadaşlarımıza anlatırdık.

Yemekten sonra hazırlanmaya başladık. Babam satranç takımını, annem örgüsünü ve şişlerini yanına aldı. Hava soğuk ve karlı olduğundan sıkıca giyinip yola çıktık. Karda yürümenin zevkini tada tada ZehraIarın birkaç sokak ötedeki evlerine geldik. Kapıyı Zehra açtı. Annesi ve babası ile birlikte bizi kapıda karşılayıp “buyur” ettiler.

İçeri girdik, paltolarımızı, eldivenlerimizi ve başlıklarımızı çıkarıp tokalaştık. Küçükler büyüklerin ellerini öptü. Ardından hep birlikte oturma odasına geçtik.

Soba gürül gürül yanıyor, üzerindeki çaydanlıktan buharlar çıkıyordu. Osman dede ve Hatice nine gözlüklerini takmış, biri gazetesini okuyor, diğeri örgüsünü örüyordu. Bizi görünce ikisi birden doğrulup:

– Aman ne iyi ettiniz de geldiniz çocuklar, diyerek hepimizi ayrı ayrı kucaklayıp öptüler. Biz de onların ellerini öptük, oturduk.

Biraz hoşbeşten sonra babamla Ahmet amca satranç oynamaya başladılar. Biz onları seyrederken Fatma teyze çaylarımızı getirdi. Daha sonra kestane pişirdik, mısır patlattık, babamların oyunu sona erince de Osman dedenin yanına giderek bize masal anlatmasını istedik.

Osman dede bizi kırmadı, anlatmaya başladı:

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde,

Bir Keloğlan yaşarmış masalların içinde.

Bir de ineği varmış bu kel başlı çocuğun,

Besili mi besili eşi yok mu hiç onun.

 

Keloğlan hiç kıyamazmış ineğini kesmeye,

Ama onun kötü komşuları göz koymuşlar ineğe.

Gidip hemen birlikte bulmuşlar Keloğlanı,

Demişler: “İnat etme Keloğlan keselim şu hayvanı.

 

Yıllardır ne yavru ne de bir tas süt veriyor,

Üstelik bütün gün çuvallarca yem yiyor.

Kavuralım etini beraberce yiyelim,

Davul yap derisinden sen çal biz dinleyelim.”

 

Dayanamamış sonunda “peki” demiş Keloğlan,

Yatırılıp kesilmiş o güzelim hayvan.

Kebap yapılıp eti ziyafetler çekilmiş,

Davul olmuş derisi bir güzelce gerilmiş.

 

Keloğlan başlayınca davulunu çalmaya,

Bir dev çıkmış davuldan başlamış bağırmaya.

Demiş: “Bunlar dost değil düşmanındır Keloğlan,

Bak gör şimdi onları, ölecekler sopadan.”

 

Almış hemen tokmağı Keloğlan’ın elinden,

Sopa yemiş düşmanlar davuldan çıkan devden.

Ardından bir de altın vermiş Keloğlan’ın eline,

Demiş: “Yeni bir inek al Keloğlan sen kendine.”

 

Keloğlan çok sevinmiş teşekkür etmiş deve,

Gidip bir inek almış yine hemen kendine.

Mutlu olmuş birlikte ineğiyle Keloğlan,

 

Şimdi sıra ninenizde bilmeceye geçelim masaldan.

Osman dedenin anlattığı bu masal çok hoşumuza gitmişti. Ona teşekkür edip bu defa hep birlikte Hatice nineyi dinlemeye başladık. Hatice nine örgüsünü bıraktı, gözlüklerini burnunun ucuna indirip sormaya başladı:

– Çıtır çıtır yenir, ona eğlencelik denir,

Bilin bakalım çocuklar bunun adı nedir?

Hep birden:

– Çekirdek, diye bağırdık.

Hatice Nine:

– Aferin çocuklar, dedi ve tekrar sordu:

– Karşıdan baktım hiç yok,

Yanına vardım pek çok?

Bu bilmece bizi epey uğraştırdı. Sonunda onun cevabını da bildik.

– Karınca, dedik.

Hatice nine soruyor, biz bulmaya çalışıyorduk. Arada biz de soruyorduk ama ninemiz her sorduğumuzu biliyor, karşılığında yeni bir bilmece soruyordu. Hele son sorduğu bilmece çok ilginçti. Bu nedenle ninemizden sık sık bilmeceyi tekrarlamasını istiyorduk. Hatice nine de her defasında:

– Aktır tarlası,

Karadır tohumu,

Elle ekilir,

Dille biçilir? diyerek bilmeceyi tekrarlıyor, cevabının birbirine yakın dört kelimeden oluştuğunu söyleyerek bize ip ucu vermeye çalışıyordu.

Sonunda Osman dede dayanamadı:

– Aktır tarlası “kâğıt” gerisini siz bulun bakalım, dedi.

Ayşe:

– Karadır tarlası da “mürekkep” olmalı, diye ekledi.

Gerisini hep birlikte:

– Elle ekilir “yazı”, dille biçilir de “okumak” diye getirdik ve Hatice nineden bir “aferin” daha aldık.

Bu bilmeceden sonra Osman dede:

– Şimdi de sıra tekerlemelere geldi çocuklar. Ama bunlar bildiğimiz tekerlemelerden biraz farklı. Söylenmesi hele peş peşe söylenmesi güç olan tekerlemeler, dedi.

Hatice nine:

– Biz bunlara “yanıltmacalar” ya da “şaşırtmacalı tekerlemeler” diyoruz. Bu tekerlemeleri dil sürçmesi yapmadan yani dilimiz dolanmadan söyleyebilmek çok güç, diye ekledi.

Ardından Osman dede:

– Üç tunç tas has kayısı hoşafı, diyerek ilk tekerlemeyi söyledi ve bizden bunu tekrarlamamızı istedi.

Biz hepimiz Osman dedenin söylediği tekerlemeyi tekrarlamaya çalışıyor, bir türlü başaramıyorduk. Bu arada kelimeler ve heceler birbirine karışıyor, ortaya çıkan komik durum hepimizi güldürüyordu. Osman dede ile Hatice nine ard ardına pek çok tekerleme söylüyorlar ama biz dilimiz dolanmadan pek azını tekrar edebiliyorduk. Bunlar öylesine ilgimizi çekmişti ki hemen birer kâğıt kalem alıp yazmaya başladık.

Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi.

Bu duvarı badanalamalı mı, badanalamamalı mı?

Çatalca’da topal çoban çatal sapan yapar, çatal sapan satar.

Daha neler neler, derken saat epey ilerlemiş olmalıydı ki babam:

– Eee! Epey geciktik çocuklar, artık kalksak fena olmaz, dedi ve hazırlanmamızı istedi.

Hakikaten gecenin yarısı olmuş, zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık. Osman dede ve Hatice nineye teşekkür edip hazırlanmaya başladık.

Babam satranç takımını kutusuna yerleştirdi. Annem örgüsünü ve şişlerini çantasına koydu. Vedalaşıp kalktık.

Osman dede ve Hatice nine bizi:

– Bir dahaki sefere size çok daha değişik masal, bilmece ve tekerlemelerimiz var çocuklar, diyerek uğurladılar.

Eve dönerken babama Osman dede ve Hatice ninenin bu kadar çok şeyi nereden ve nasıl öğrendiklerini sorduk. Babam edebiyatımızın ve folklorumuzun zenginliğinden söz ederek bunun bitmek tükenmek bilmeyen bir hazine olduğunu anlattı. Dedelerimizin ve ninelerimizin bu hazineyi yaşatan, gelecek nesillere ulaştıran köprüler olduğunu söyledi. Onlardan öğrendiklerimizi unutmamamızı arkadaşlarımıza ve bizden küçüklere anlatarak bu yüce kültürü canlı tutmamızı istedi.

Babamın anlattıkları bizi hem duygulandırmış hem de gururlandırmıştı. Kardeşim ve ben, bize bu eşsiz hazineyi bağışlayan bütün dedelerimize ve ninelerimize bir defa daha teşekkür edip öğrendiklerimizi arkadaşlarımıza ve bizden küçüklere anlatabilmenin sabırsızlığı ile ertesi günü iple çekmeye başladık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.